Genç adamın gözleri kısıldı, bu kız delirmiş olmalıydı. Bu odada söylediği kişilerin hiçbiri yoktu, yaklaşıp kolundan tuttu. "Burada o kişilerin hiçbiri yok! Benimle dalga mı geçiyorsun?" Kolundan tutup kapıya çevirdiği an bir genç kız göründü kapıda.
Gözleri ikisine kaydı, Eylül hızla yanına yaklaştı. Yalvarır bakışlarıyla gözlerine bakıp işaret parmağını pencere önündeki masaya uzattı. "Orası benim masam." dedi.
Diğer kızın gözleri genç adama döndü, anlam vermeye çalışıyordu. Kafasını hızla iki yana sallayıp Eylül'e döndü. Deli olmalıydı. "Buranın sana ait olması mümkün değil, o masada 3 yıldır sadece ben çalışıyorum."
"Ne?" dedi Eylül, gözleri dehşetle büyüdü. Bir oyun olmalıydı her şey, arkadaşları bir araya gelip bir şaka yapıyor olmalıydı.
Kafasını yavaşça iki yana sallamaya çalıştı, hafızasından şüphe etmeye başlamıştı. "Burası.." dedi zorlukla. Zihni karmakarışıktı. "Benim masam."
Gözlerini yavaşça odada gezdirdi, kar küresine kaydı bakışları. İçerisinde küçük bir melek figürü vardı, pembe renkti. Hızla eline aldı, "Bunu arkadaşım işe başlarken bana hediye etmişti."
Bakışlarını karşısındaki kişilere çevirdi, hızla elinden çekti genç kız. "Bu kız kardeşimin hediyesi!" yaklaşıp masasının en özenli köşesine yavaşça yerleştirdi.
"Hayır.." dedi Eylül, "Hayır." Kafasını şiddetle iki yana salladı. "Hayır." diye yineledi.
Yavaşça bir adım geriye gitti. Gözlerini odada ve masalarda gezdirdi. Daha dün buraya gelmiş, yoğun işlerin arasında gününü tamamlamış, arkadaşlarıyla sıkıldığı bir anda buluşup karşılıklı kahve içmişti.
"Bir şaka olmalı." Ayakları uyuştu, geri geri gidip sandalyelerden birine yavaşça oturdu. Kafasını iki elinin arasında bastırıp gözlerini sıkı sıkı kapattı. Bir kabus muydu her şey?
"Benim işim." diye fısıldadı. Uzun yıllar sınavlara yoğun çalışıp buraya yerleşmişti. Yanılıyor olamazdı, bir yıldır her sabah uyanıp soluğu burada alıyordu. Bir hayal veya rüya değildi, burası onun iş yeriydi.
Gözlerini yavaşça aralayıp ellerini gevşetti. "Müdür.." dedi sessizce. Hızla doğruldu, hızla müdürlüğe gidip yerini kanıtlamalıydı. Ayağa kalkıp çantasını sıkı sıkı tutup odadan çıktı.
Hızlı adımları kendinden emin, sert ve endişeliydi. Koridorları hızla geçip bir odanın önünde durdu, derin bir nefes verip yumruk yaptığı elini yavaşça kapıya vurdu. "Gir." Sesini duyduğu gibi kapıyı itti.
Gözleri ilkin bir masaya kaydı, orta yaşlı adam oturuyordu gerisinde. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı, saçları her daim aynı özenle şekillendirilirdi.
"Müdürüm." dedi Eylül, yüzünü gördüğü anda yüzünde koca bir rahatlama belirdi. Sonunda tanıdık bir sima görebiliyordu. Tebessüm etti, şimdi her şeyi anlayacaktı. Belki de odası değişmişti. İş arkadaşlarıyla birlikte başka birindeydi artık.
"Buyurun." dedi müdür. Eliyle masanın önündeki deri koltuğu işaret etti.
Yavaşça koltuğa oturdu genç kız, her gün düzenli olarak buraya uğrayıp yanına gelir, karşılıklı sohbet eşliğinde kahve içerlerdi. Ufak bir soluk aldı, "Müdürüm birimim mi değişti?"
"Ne?" dedi müdür. Yüzünde sert ve anlam vermeye çalışan bir ifade vardı.
"Odamda yabancılar var, üstelik masamda da başkası çalışıyor."
"Odanda mı?"
"Evet müdürüm."
Koltuğunda yavaşça doğruldu müdür, gözlerini karşındaki kıza çevirdi. "Kimsin?"
"Ne?" dedi genç kız, "Müdürüm Eylül ben. Başının tatlı belası Eylül."
Adamın yüzünde şaşkın bir ifade vardı, "Kurumumuzda Eylül isminde kimse yok, yanılıyor olabilir misin? Ayrıca ben sizi tanımıyorum."
"Ne?" dedi genç kız, gözleri dehşetle büyüdü. "Müdürüm." Diye ekledi. Yavaşça ayağa kalktı, "Eylül ben."
Gözleri dolu dolu oldu, ne oluyordu bugün. "Her gün birlikte kahve içerdik."
"Başkasıyla karıştırıyor olmalısınız."
Kafasını hızla iki yana salladı Eylül, emindi. Bu adam müdürüydü, her gün muhakkak kahve yapıp yanına gider, uzun uzun sohbet ederdi. "Müdürüm.." diye fısıldadı dolu gözleriyle. Arkadaşları, kesinlikle müdürünü de dahil ederek kötü bir oyun oynuyordu.
"Başka bir şey yoksa, çıkabilirsiniz." dedi Müdür, ayağa kalkıp odanın kapısını araladı. Oldukça yoğun bir gündü, oyalanmaya vakti yoktu.
Yavaşça ayağa kalktı Eylül, yaklaşıp önünde durdu. Gözleri dolu doluydu, "Bir oyun.." dedi fısıltıyla. "Hepsi bir oyun." diye ekledi.
Yüzünde buruk bir tebessüm oluştu, bir oyun ise de çok acımasızcaydı. Daha fazla kaldıracak gücü yoktu, son verilmeliydi. "Müdürüm.." Sesi alçaldı. "Şaka mı her şey?" elini hızla ellerinin arasına aldı. Bunca zamanda hep bir abi hep bir baba olmuştu. Niye böyle bir oyuna ortak olup canını böylesine yakıyordu?
"Ne olur gerçeği söyleyin."
Müdürün gözleri dehşetle büyüdü, hızla elini geriye çekti. "Yeter bu kadar saçmalık." İşaret parmağıyla çıkışı işaret etti. "Dışarı çık!" diye gürledi.
Genç kız kafasını hızla iki yana sallıyordu, burası onundu. Bu adam onun müdürüydü. Yanakları yaşla doldu, "Müdürüm.." dedi, müdür hızla masasına yaklaşıp köşedeki telefondan tek tuşa dokundu. "Güvenlik." dedi, sadece saniyeler içerisinde odaya birkaç güvenlik görevlisi geldi.
Müdürün işaret etmesiyle genç kızın iki kolundan tutup odadan çıkardı. Koridorun orta yerinde iki kolunu hızla geriye çekti Eylül, gözlerini yere eğip ağır adımlarla çıkışa yürüdü. Artık burada kalmanın da sorgulamanın da anlamı yoktu. Burada onu tanıyan hiç kimse yoktu.
Bahçeye yaklaştığı anda dizlerinin titrediğini hissetti. Gözlerini yavaşça çevrede gezdirdi, ne çok anısı vardı. Bahçede her öğle arasında arkadaşlarla içtiği kahvelerin izleri, gülüşlerin sesleri yankılanıyordu. Nasıl.. nasıl her şey buhar olup uçmuş, sadece hafızasından kalmıştı?
Yanakları hızla yaşla doldu, ensesinde derin bir sızı hissetti. Uyandığından bu yana ara ara oluyordu. Adım atmak istedi, yapamadı. Yavaşça yere çömeldi, dizlerinin üzerine düştü.
Kafasını yere eğdi, bir el önce omzundan sonra da kolundan sıkı sıkı tutup yığılmasına engel oldu. Bakışlarını yavaşça kaldırdığında, gözleri bir çift yeşil gözle buluştu. "İyi misin?" diye sordu endişeyle genç adam. Güneşin altında beyaz teni parıldıyor, gözleri baharın en güzel rengini andırıyordu.
Zorlukla kafasını iki yana sallamaya çalıştı Eylül, önce bedeni hissizleşti, geriye savrulduğu an güçlü iki el kollarını hızla sırtına bırakıp düşmesine engel oldu. Kafası geriye savruldu, gözleri yeniden bir çift yeşil ile buluşup kendinden geçti.
.....
Gözlerini zorlukla aralamaya gayret ediyordu Eylül, bir hastane odasındaydı. Bitkin bakışları karşısındaki pencereye kaydı, hava kararmıştı. Kaç saattir uyuyordu ki?
Doğrulmaya gayret etti, avuçlarını yastığa bastırsa da oldukça güçsüzdü. Sebebi saatlerdir vücuduna enjekte edilen ilaçlardı. Zorlukla sırtını başlığa dayadı, kafasını geriye yasladı. Bakışları koluna bağlı seruma kaydı. Nasıl gelmişti buraya? En son kurumunun bahçesinde bedenin hissizleştiğini hissetmişti.
Gözlerini yavaşça kapattı, nasıl bir gün geçiriyordu böyle? Sanki bir rüyanın içerisindeydi, hayatı elinden alınmış, uyandığı anda her şey geçip gidecekti.
"Benim.." dedi fısıltıyla. "Benim işim." diye ekledi. Zihninde geçmişi yer aldı, uzun yıllar okul okumuş, sınavlara çalışarak zorlukla buraya yerleşmişti.
"Ne yapacağım şimdi?" diye fısıldadı. Sesi oldukça güçsüz ve çaresizdi. Gerçeği hangisiydi? Sınavı kazanıp kuruma yerleşmesi mi, aslında oraya hiç yerleşmemiş olduğu mu? Neye, kime inanmalıydı bundan sonra?
…
Eylül bundan sonra ne yapacak?
Yorumları eksik etmeyelim, yeni bölümler tüm hızıyla geliyor ❤️