Benim Annem

1005 Words
Ne yapacağım şimdi?" diye fısıldadı. Sesi oldukça güçsüz ve çaresizdi. Gerçeği hangisiydi? Sınavı kazanıp kuruma yerleşmesi mi, aslında oraya hiç yerleşmemiş olduğu mu? Neye, kime inanmalıydı bundan sonra? Zorlukla kafasını iki yana salladı. Aklını yitirecekti, gerçek ve rüyayı neden ayırt etmekte böylesine zorlanıyordu? Bir ses ulaştı kulaklarına, odasının kapısı önce yavaşça tıklandı. Gözlerini yavaşça aralayıp o yöne çevirdi. Biri girdi bakışlarına, bir genç adamdı. Tepki verecek, sorgulayacak gücü yoktu. Ağır ve çekingen adımlarla odaya girdi genç adam, yatağın kenarında durdu. Elinde küçük bir pet şişe vardı, yatağın kenarındaki ufak dolabın üzerine sessizce bıraktı. " Uyanmışsın.." dedi fısıltıyla. Genç kız sessiz ve tepkisizdi. Kimdi bu adam, kimdi de böylesine odaya gelebiliyordu? Umursamadı, gözlerini yeniden tavana çevirdi. "İyi misin?" Diye ekledi genç adam. Merak doluydu, saatlerce bu hastanede beklemişti. Eylül'ün gözleri yeniden ona döndü, dikkati gözlerine yoğunlaştı. Baharın rengiydi, yosunuydu. Zihnini zorlamaya çalıştı, nerede görmüştü bu bakışları? Kurumunun bahçesinde kendinden geçmek üzere iken yere düşmesini engelleyen adamdı. O mu hastaneye getirmişti? "Doktor tam bir tarama yaptı, ciddi bir şey gözükmüyor. Yorgunluktan bayılmış olabileceğini düşünüyor." Ufak soluk aldı genç kız, kelimeleri kurumun bahçesine çaresizce çıktığı amda tükenmişti. Söylediği hiçbir şey fayda etmiyor, kimseyi kurumun bir personeli olduğuna inandıramıyordu. Kafasını geriye bastırıp gözlerini delice sıktı. Bir rüyaysa her şey, hemen uyanmalıydı. Aklını yitirecekti. "Ben Kerem bu arada." diye ekledi tepkisizliğine rağmen genç adam. Köşedeki sandalyeyi yavaşça yaklaştırıp oturdu. "Nasıl hissediyorsun?" diye ekledi. Genç kız umursamadı, göz kapaklarını delice bastırıyor, bu rüyadan uyanmaya gayret ediyordu. "Peki.. konuşmak istediğinde dinlerim." Gözlerini su şişesine çevirdi. Kapağını yavaşça açıp genç kıza uzattı. "Biraz su içmelisin." ufak bir soluk verdi, "Birazdan yiyecek bir şeyler de getireceğim." Göz kapaklarını yavaşça gevşetip araladı Eylül, yine hastane odasında, yine bir yatağın üzerindeydi. Uyanmayı başaramamış, gerçeğine dönememişti. Gözlerini güçsüzce yanındaki adama çevirdi. "Çantam nerede?" diye sordu. Kerem hızla ayağa kalkıp duvarın köşesindeki koca dolabı açtı. Çantayı alıp genç kıza uzattı. Eylül fermuarı hızla çekip telefonunu buldu, hızla açılış tuşuna dokundu. Bastırdı, zorladı, telefon hiç açılmadı. Bastırdı, bastıkça parmağının ucunda sızı hissetti, öfkesi, çaresizliği ile bulduğu tüm gücüyle karşısındaki duvara sertçe vurdu, birkaç parça ile yere düştü. Yanakları yaşla doldu, iki elini kafasının iki yanına bastırıp gözlerini kapattı. "Uyanmalıyım!!" diye gürledi. Sesi sadece odada değil, koridorda delice yankılandı. Kolundaki serumu hızla çekip çıkardı. Ne canını yakışı ne de delice damlayan kanları umursadı. Kerem şaşkındı, ayağa kalkıp engel olmaya çalışsa da yapamadı. Genç kızın gücü çaresizliğinden geliyordu. Serumu da çıkarabilmiş, telefonu da duvara fırlatıp parçalara ayırabilmişti. "Yapma.." dedi genç adam. Hızla duvardaki 'acil' düğmesine dokunup kıza yaklaştı. "Yapma.." diye ekledi. İki eliyle yüzünü avuçladı, gözleri buluştu. Tıpkı bahar mevsiminin en güzel döneminde, çiçeklerin açtığı, ağaçların yeşillendiği manzaralar gibiydi. "Sakin ol.." Diye fısıldadı. Genç kız kafasını iki yana sallamaya çalışıp direnmeye çalıştı. Sakin olamaz, kabullenemezdi. Bir daha nasıl eskiye dönecekti? "Bırak.." dedi zorlukla. Adamın ellerinin arasından yüzünü hızla çekti. "Bırak beni." diye ekledi. Geriye çekilmeye gayret etti, Kerem itiraz edip kollarını sıkı sıkı bedenine doladı. Aynı anda içeriye bir hemşire koşarak girdi. Genç kızın diğer koluna yaklaşıp yeniden damar yolunu açıp serumu bağladı. İçerisine eklenen bir ilacın etkisiyle Eylül yavaşça gücünü yitirdi. Önce kolları, sonra bedeni ve kafası yatağa düştü. Kerem dikkatle yatırıp üstünü örttü. ..... "Anne.." dedi fısıltıyla genç kız. Gecenin bir vaktiydi, dilinde de kalbinde de annesi vardı. Ne çok ihtiyaç duyuyordu varlığına, sesine, şevkatine. Genç adamın gözleri hızla ona döndü, gün boyunca baş ucunda beklemişti. Doğrulup yatağa yakın durdu. "Anne.." Diye tekrarladı Eylül. Gözlerini zorlukla aralamaya çalıştı, bakışları karanlığa rağmen baharın rengiyle buluştu. Ufak ufak soluk alıp, "Annemi istiyorum." dedi. Genç adam kafasıyla onayladı, isteğini yerine getirecekti. "Tamam, seni ailene getireceğim. Ayağa kalkabilecek misin?" diye sordu. Genç kız zorlukla doğrulmaya çalıştı. Gözleri koluna kaydı, serumu çıkarılmıştı. Ayaklarını yavaşça yataktan indirip kalktı. Bir an önce evine, anne babasına sığınmalı, bu kabusu atlatmalıydı. "Adresi biliyor musun?" diye sordu Kerem, çantasını eline alıp, diğer eliyle de kolundan tuttu. Kafasını olumlu anlamda salladı genç kız, ne çok özlemişti ailesini. Yüzlerini işlerinin yoğunluğundan günlerdir görmemişti. Bir an önce annesinin dizine yatmalı, gözyaşlarını silmesine izin vermeliydi. Hastanenin kapısında durdurdu Kerem bir arabayı, kolundan tutup ön koltuğa oturttu. Ön kısmından dolanıp sürücü koltuğuna yerleşti. "Ne taraftan gidelim?" Kafasını geriye yaslayıp zorlukla kaldırdığı parmağıyla soldaki sokağı işaret etti genç kız, kısa süre sonra ailesine kavuşacak, ikisine sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlayacaktı. .... "Burası mı?" diye sordu genç adam. Eylül gözlerini sokağa çevirdi, çaprazda eve yoğunlaştı. İki katlı müstakil bir evdi, çocukluğunun en güzel anılarına şahitti. Derin bir nefes alıp adama sırtını dönüp kapıyı açtı. Çantasını görmedi gözleri, görecek durumda değildi. Arabanın önünden geçip bahçeye girdi, ağır adımlarını iç kapıda durdurdu. Ellerini ceplerinde gezdirdi, anahtarı unutmuştu. Gözlerini yavaşça geriye çevirdi, araba hala kapıdaydı. Umursamadan elini yavaşça zile bırakıp dokundu. Sadece dakikalar içerisinde bir pencerenin ışığı yandı, adım sesleri duyuldu. İki avucunu duvara dayadı Eylül, ayakta durmakta zorlanıyordu. Kapı yavaşça aralandı, bir kadın gözüktü. Orta yaşlardaydı, üzerinde gecelikleri vardı. Kısa kahverengi saçları yataktan çıkmanın etkisiyle dağılmıştı. "Anne!" diye haykırdı Eylül. Hıçkırıklarla kollarını boynuna doladı. "Anne.." Diye yineledi gözyaşlarıyla. Burnunu boynuna gömdü, kollarını delice sıktı. "Anne deliriyorum ben." Kadının gözleri dolu dolu oldu, yavaşça geriye çekilip işaret parmağını genç kızın yüzünde gezdirdi. Gözyaşlarını silmeye çalıştı. "Kızım.." Dedi fısıltıyla. "İyi misin?" Eylül kafasını hızla iki yana salladı, hiç iyi değildi. "Değilim anne, aklımı kaybediyorum." İki eliyle genç kızın ellerini avuçlarının arasına aldı kadın, işaret parmaklarıyla yavaşça okşadı. "Evini mi karıştırdın?" diye sordu. Yüzünde merak ve şaşkınlık vardı, gecenin bir yarısı 'anne' ağlayıp kapısına gelen bu kız kimdi? "Ne?" dedi Eylül. Ellerini yavaşça geriye çekti. "Anne, benim." "Güzel kızım.." dedi kadın, elini yeniden yanağına bıraktı. "Benim hiç kızım olmadı." "Ne?" yüzü soldu, benzi sarardı. "Anne.. ben Eylül. Senin kızın." Kafasını yavaşça iki yana sallamaya çalıştı kadın, hayatının en büyük sınavıydı bu. Hayat ona bir evladı, anneliği çok görmüştü. "Ben hiç anneliği yaşamadım ki." “Anne..” diye tekrarladı inanmak istemeyerek. Gözyaşları delice süzülüyordu, artık yapayalnızdı. Annesi de diğer herkes gibi onu hiç hatırlamıyordu. Geri geri gitti, bir kabusun içerisinde olmalıydı. … Eylül için bundan sonrası nasıl olacak? Ne annesi ne arkadaşları tanıyor, bunun sebebi ne olabilir? Herkesin hafızası neden Eylül’ü silmiş olabilir? Yorumları eksil etmeyelim, yeni bölümler tüm hızıyla gelecek ❤️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD