Gölge, beni ekibine kattığı gibi, yapmam gerekenlerden bahsetmeye başlamıştı. Zenginlerin ilgi odağı olacaktım, çünkü ben farklıydım. Onlar benimle ilgilenirken, diğerlerinin onlara ait eşyalarını çalmasına yardım edecektim. Yani yapmam gereken tek şey, oyalamak mıydı? Her neyse kuşağa epey kolay geliyor. Bu yüzden kabul ettim. Birlikte bir kaç defa alıştırma yaptıktan sonra, Gölge, şapkasını takıp, kuşlarını peşine taktı. Birlikte zenginlerin çarşısına gelmiştik. Zengin soylular, buradan İpek kumaş almaya gelirdi. Hazır gelmişken, biraz kumaşta çalabilirdim. Bunu Gölge’ye söylemeden yapacaktım. Sonuçta bir kumaş çalmak, o kadar da zor değil. Her neyse düşününce, biraz zor olabilir dedim. Bu yüzden içimdeki kıyafet tutkusunu br kenara bıraktım. Gölge, onu takip etmemi istedi. Birlikte meydana vardığımızda, şapkamı çıkarıp, bayılmış numarası yaptım. Normalde zenginler çok üstünde durmazdı ama ben tuhaf bir varlıktım ne de olsa. Yanıma yaklaşıp, beni inceleyen, vampirlerden tut, üstümde sinek gibi vızırdayan perilere kadar etrafım tamamen kalabalıkla donatılmıştı. Bu canlılar, bütün çevremi sarmış, “Acaba neyi var? Öldü mü?” Diyeceklerine “ Bu da nedir? Ne kadar da çirkin” diyorlardı. Elbette ki, inciniyordum yine de biraz sonra ceplerini boş görecek olan bu zenginler, benden daha üzgün olacaklardı. Araya kaynayan kuşlar, “Ah bu da nedir?” diyor halka ayak uyduruyorlardı. Bir yandan da ceplerine sızıyor, pahalı saatlerinden tut, mücevherlerine kadar her şeylerini alıyorlardı. Bir süre sonra, hiçbir şeyim yokmuş gibi ayağa kalktım. Daha ne kadar yatabilirdim ki? Planın yalnızca bayılan kısmını anlatmışlardı ve uyanma kısmını da herhalde bana bırakmışlardı. Ayağa kalktığımda, başımda duran halk, birden geriye doğru gitmeye başladı. Hayır yani, niye geri gidiyorsun ki? Sanki birden güç patlaması yaşayıp, şehri aleve vereceğim. Bu canlılar benden daha korkunç görünmelerine rağmen, bilinmedik olmak, beni onlardan daha korkunç yapmıştı. Ayağa kalkıp, hasta numarası yaparak “ Ah ben iyiyim. Sanırım bayılmışım.” diye diye oradan uzaklaştım. Daha sonra Gölge’yi görüp yanına gittim. Beni de alıp, teraslı evimize götürdü. Birlikte, kazancımıza bakarken, Aron konuşmaya başladı. “ Tanrım, patron baksana, daha önce hiç bu kadar iyi kazanç elde etmemiştik” Gölge, Aron’a hak veriyordu. Bana dönüp “ Bu evlat sayesinde. Lok kavmi epeyce, ender olmalı ki, bu kadar kalabalığı bir araya getirip, uzun bir süre orada tutabildik” daha önce, aynı hileyi deneseler bile, hep bilinen yaratıklar bayıldığı için, insanların merakını uyandıran bir şey olmuyormuş. Fakat benim sayemde, sirk gösterisine dönüştü. Dasiy, üzgünüm. Sirk hayvanı değilim aslında ama bir nevi öyle hissettim. Bana ödül olarak ne isteyeceğimi sordular. Bir süre düşündükten sonra, yeni kıyafetler istediğimi söyledim. Ne de olsa, yetimhaneden kaçtığımdan beri sadece bu kıyafetler üstümdeydi. Gölge, beni sırtına alıp, havaya kaldırdı. Daha sonra da “ Hadi, çarşıya gidiyoruz!” Dedi. Hep birlikte gülerek, çarşıya gittik. Orada bana güzel ayakkabılar ve kıyafetler aldı. Yüzümü sürekli gizliyordu. Başkaları alışmasın diye. Daha bu numarayı farklı yerlerde de yapacaktık. Bana bir sürü şey aldıktan sonra, eve gelip, banyo yapmama yardım etti. Güzelce giyinince de, Dion, eşyaları toplamaya başladı. Ona baktığımı fark ettiğinde de “ Hadi, gidiyoruz.” Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Meraklı bir şekilde onlara sorduğumda, sürekli olarak, mekan değiştirdiklerini, yoksa memurların bizi hemen fark edeceğini söylediler. Ben yetimhaneden bu kadar çok uzaklaşmaya pek hevesli olmadığımı fark ettim. Geri de dönmek istemiyordum. En iyisi, gitmek diye düşündüm. Birlikte eşyaları toplayıp, başka bir yere gittik. Orası, genellikle gösterilerin yapıldığı, semtlerdi. Dion, elindeki valizi yere bırakarak “ burdan iyi para gelir” dedi. Nasıl yani, sirki mi soyacaktık? Yoksa tiyatroyu mu? Anlam veremeden, Gölge’ye bakıyordum. Gölge ise bana gülümseyip, başımı okşadı. Daha sonra da, kalacağımız bir pansiyon ayarladık. Birlikte, iki kişi, iki kişi kalacak şekilde, iki oda tuttuk. Ben ve Gölge bir odada, Karga ve Güvercin bir odada olacaktık. Gölge’nin yanında olmak, beni huzursuz hissettirse bile, beni koruyacağından emindim. Yatağa geçip, uyumaya çalıştım. Gölge, bana dönüp “ Aileni hiç görmedin mi? Belki de türünün tek örneği değilsindir. Onları bulmamızı ister misin?” Bunu söylediği anda ağlamak istedim. Fakat ona bakıp gülerek “ Niye onları da mı çeteye alacaksın?” dedim. Gölge, dediğime gülerek “ akıllı çocuksun ama aptalsın da” dedi. Ne demek istediğini anlamadım. Uykumda ağır basmıştı zaten. Bu yüzden onu dinlemeden uyuya kalmıştım. Sabah uyandığımda, iş başı olacağını zannetmiştim fakat Güvercin bana, bugün dinlenme günü olduğunu söyleyip, beni odama tekrar gönderdi. Odamda ne yapabilirdim ki? Yatağıma geçip, tavanı izlemeye başladım. Daha sonra Gölge’ye odaya gelip ne yaptığımı sordu. Gerçekten sıkıcı bir gündü. Gölge, tavanı izlerken, bana sorular sormaya başladı. “ Theo, söylesene istediğin bir meslek veya hayalini kurduğun bir gelecek var mı?” Gözlerimi tavandan çekip, Milo’ya baktım. “ aslına bakarsan aklımda sürü halinde meslek vardı. Fakat ben bu işi sevdim. Ne zaman meydana ineceğiz” Gölge gülüp, yarın meydana göz atmak için ineceklerini söyledi. Daha bir kaç gün, burada öylece takılacaklardı. Önce burayı tanımak lazımdı. Hangi gösteri daha çok kazanıyor, hangisinin müşterisi daha zengin onu öğrenmek lazımdı. Bütün günümü, odada sıkıcı bir şekilde geçirdikten sonra, ertesi gün olmuştu bile. Sabah kalkıp, güzel kıyafetlerimi giydim. Gölge’nin elini tutup, pansiyondan çıktım. Gölge, tam pansiyondan çıkarken, yine kafama kocaman bir şapka geçirdi. Ne de olsa ben gizemli kalmalıydım. Diğer canlılar bana hemen aşina olmamalıydılar. Birlikte, önce sirki izlemeye gittik. Klasik kaplanlar ve ayıların hareketleriyle doluydu. Onları izlerken, ancak beş yaşındaki çocuklar mutlu olabilirdi. Gölge, sirke heyecanlı bir şekilde izleyip, mutlu olduğumu görünce gülmeye başladı. Bazen kendisi de unutuyordu yedi yaşında olduğumu. Birlikte sirki izledikten sonra, çadırdan çıkarken, Gölge elimi tutup: “ çok mu beğendin?” Kafamı onaylar şekilde sallayıp, bana aldığı şekerden yemeğe devam ettim. Daha sonra, biraz gelindikten sonra yani pansiyona geri döndük. O kadar yorulmuşum ki, hemen uyuya kalmıştım. Gölge, çetesiyle dışarıya çıkmış, varlıklı canlıları kontrol ediyorlardı. Ertesi gün, uyandığımda baş ucumda Gölge’yi gördüm. Bana bakıp: “ Hadi gidip biraz tiyatro izleyelim” dedi. Ben bu gülüşün, iş yapma vaktimiz geldiği için olduğunu anlamıştım. Hemen hazırlanıp, tiyatroyu izlemeye gittik. Farkında olmadan, izlemeye dalmıştım. Daha sonra, güzel leydiye katledince kendime geldim. Hemen ayağa kalkıp, bayıldım. O sırada çevremde duran, periler ve cüceler, kafamdan fırlamış şapkaya basarak “ Bu şeytan mı? Nedir bu böyle? Elf değil, değil mi?” Elf olanlar, onlardan olmadığımı söylüyor, cüceler de bana bakarken, Karga’nın ceplerinden altın çaldıklarını fark etmeden, ne olduğumu bulmaya çalışıyorlardı. Orda bulunan orkları soymak çok zahmetli olsa da, karşısındaki varlığın belirsiz, haline bakıp, ne olabileceğine, daha doğrusu ne olabileceğime dair tartışıyorlardı. Gölge, isminin hakkını vererek, orkları da soymuştu. Birlikte tekrar pansiyona gitmiştik. Bir kaç gün pansiyondan ayrılmadık. Sonuçta, peşimize düşebilirlerdi. Bir kaç gün sonra, oradan ayrıldıktan sonra, başka bir gösteriyi izlemeye gittik. Bu defa konum değiştirmeden, yalnızca sokak değiştirerek devam ettik. Ben bayılıyordum. Etrafımdaki zenginler, meraktan etrafımı sarıyordu. Gölge ve kuşlarda onları soyuyorlardı. Soyulduğunu fark eden olsa bile, kimin yaptığını bilmiyor, peşine de düşmüyordu. Bir kaç yer öyle geçti. Sadece bir kaç yer değil, bir kaç yıl da geçmişti böylece. Sabah uyanıp, Gölge’nin tuvaletten çıkmasını beklerken, az daha altıma ediyordum. Kapıya vurup, ona lanet etmeye başlayınca, sonunda çıkmayı aklına getirebilmişti. Artık on iki yaşındaydım. Beş yıl sonra, bırakın bayılmak, artık ben de ellerimi ceplere sokuyor, uyanık goblinleri soyuyordum. Bir profesyonel hırsıza dönüşmeme çok kalmamıştı. Aynanın karşısına geçip, saçlarımı düzeltiyorken, Dion yanıma gelip, yeni bir işimiz çıktığını söyledi. Bu sefer, tezgahımı açan bir esnaftım. Gelen geçen, soylu ama saf kadınları tuzağa çekecek bir facıydım. Bir iki elf kadının geldiğin görünce, hemen Dion, karşıma geçil konuşmaya başladı. “ Sen Tanrı tarafından seçilmişsin. Hayatımdaki her şeyi bildin. Geçen sefer dediğin gibi çıktı. Teşekkür ederim” diyip gidiyor, daha sonra Aron gelip, aşağı yukarı aynı şeyleri söylemeye başlamıştı. Daha sonra Elf kızlar merak ederek yanıma gelip “ Sen gerçekten falcı mısın? İyi bakar mısın?” Şapkamı çıkarınca, benim tuhaf bir canlı olduğumu anladılar. Yüzüne bakıp, “ sen gerçekten Tanrı tarafından kutsandın mı?” Gücü olanların kutlandığını düşünüyorlardı. Lilith gibi çirkin bir kadın, madem Tanrı tarafından bu kadar sevilip, kutsanmışsa, niçin böyle bir yüzle lanetlenmiş gibi yaşıyordu ki? bunu düşününce kutsanma işinin saçma ve yalan olduğunu anlıyordum yine de karşındakileri kandırmam gerekiyordu. Onlara fal bakmayı teklif ettim. Fiyatını uçuk bulsalar bile, ödeyecek kadar zengin ve meraklıydılar. Hemen ödemesini yapıp, gelecekleri hakkında bilgi istediler. Elimden geldiğince, olasılıklı cevaplar verdim. “ birisi seni çok üzecek ama toparlandığında, şimdikinden daha güçlü bir kız olacaksın” bu dediğime inanıyor, diğerine de “ Seni seven birisi çıkacak karşına, belki sen de seveceksin” diyordum ve o da inanıyordu. Bunlar nasıl elftiler böyle. Bunların Zeki olması gerekmiyor muydu? Her neyse daha on beş yaşlarındaydılar ve bana yüklü miktarda para vermişlerdi. Kızlardan birisinin gerçekten, falı tutmuşa benziyordu. Ertesi gün, sevdiği çocuğun ona açıldığını, bunun benim sayemde olduğunu söyleyip, bir sürü kişi getirmişti. Orman perileri de vardı aralarında. Ciddi anlamda onları öldürmek istiyordum. Yine de, paranın geleceği yerden sabır eksilmez. Sabrettim. Paramı verdiklerinde ise orman perilerine olan nefretim yok olup gitmişti. Bugün de böyle bir soygunlukla günü kapatmıştım. Sürekli, şehir değiştirmek ve kılıktan kılığa girmek, bizim için hayat felsefesi olup çıkmıştı. Arada zevkine resim çizer, sokakta satardım. Onlardan da güzel gelir elde ederim. Gölge bilmese bile, bir gün ben gidecektim. Kendim için güzel bir gelecek hayali peşindeydim.