3

1166 Words
Arslan, en sonunda kravatı bağlamakla uğraşmaktan sıkılıp, koltuğun üzerine atmıştı. İlikli olan düğmelerden ikisini açıp, gömleğinin yakasını düzledi. Kısa, sarı saçlarını elleriyle gel geçir taradı ve parfümünü sıktıktan sonra saatini koluna geçirdi. Geç kalmıştı, ki bundan hiç hoşlanmazdı. O günün sonrasında, kime sorduysa, nerede araştırma yaptıysa; Missa'nın ne kadar profesyonel olduğunu, galanın organizasyonundan kesinlikle memnun kalacağını duymuştu. Tek bir negatif düşünceyle bile karşılaşmamış olmak, sonunda Arslan'ı ikna etmişti. Bu akşam da Missa ile bir akşam yemeği yiyip, organizasyonla ilgili toplantı yapacaklardı. Dışı simsiyah, içi krem rengi derilerle döşenmiş, konforlu bir Jeep'i vardı. Gösterişi çok sevmese de rahatlığına düşkün bir adam olmuştu hep. O yüzden, arabasını kullanırken hep keyiflenirdi. Yine öyle oldu. Toplantı yapacakları lokantaya gidene kadar keyifle ıslık çaldı. Bu gecenin hayatı için ikinci bir dönüm noktası olacağından bihaberdi. Lokantaya geldiğinde, arabasını, tanıdığı valelerden birine teslim etti. İçeriye girene kadar, kendisini tanıyıp selam veren insanlarla ayaküstü selamlaştı. Kader, sanki reytingleri zorlamak istercesine, büyük buluşmanın olacağı anı, dakika dakika uzatıyordu. Kendileri için ayrılmış masayı sordu garsonlardan birine. Garson, diğerlerinin çoktan geldiği ve kendisini bekledikleri bilgisini verdikten sonra masanın yerini gösterdi. Adamın işaret ettiği tarafa yönelip, masanın görüş alanına girdiği anda kilitlendi Arslan. Bu saçları, bu omuzları, bu bembeyaz teni nerede görse tanırdı... Unutmamak için, senelerdir, her gece onun fotoğrafları ve anılarıyla uyumuyor muydu ki zaten? Boğazının kuruyup, kalbinin gümbürdediğini hissetti. Arkası kendisine dönük bir şekilde, varlığından habersiz öylece oturan kadına baktı. Oydu... Yüzünü görmesine, sesini duymasına gerek yoktu ki... Bu... Basbayağı Arslan'ın Mine'siydi... Organizasyon şirketi... "Ayrıca... Şirketin sahibi... Mine hanım... Çok... Çok hoş bir kadın..." Sürekli yutkunmaya çalışıyordu. Bu tutukluktan kurtulup, masaya nasıl ulaşacaktı? Ayaklarının ne işe yaradığını unutmuştu üstelik! Birazdan onunla mı konuşacaktı? Seneler sonra... Titrek bir nefes aldı. Geniş göğsü bu nefesle şişip, olduğundan daha da iri göründü. Zaten kocaman bir adamdı. Gerçek anlamda, gerek tanrı vergisi boyu, gerekse yaptığı onca sporun sonucu... Arslan, tam bir Herkül'dü. Mine'nin tam karşısında oturan, Mert ve Suna onu çoktan fark etmişlerdi zaten. Yanındaki koltuk boştu sadece... Yanına mı oturacaktı? Yan yana oturacaklardı! Yıllardır bunun hayaliyle yanarken, şimdi ne yapacağını bilemez hale gelmişti. Ya Mine? O, ne yapacaktı? Arslan'a öfke dolu olmalıydı... Belki de nefret ediyordu. Ya da daha kötüsü... Ne hissettiğini bile hatırlamayacak kadar, unutulmuştu... Bu ihtimal, ilk iki ihtimalden daha çok korkuttu Arslan'ı. Mine'nin kendisine boş gözlerle, öylece bakmasını nasıl kaldırırdı? Tekrar, tekrar ve tekrar yutkundu. "Tatlım, sen deli misin? Daha kariyerinin ilk adımlarını atıyorsun. Bu ülkenin en önemli jönlerinden birisi olacaksın! Basında ciddi ilişkilerle yer alamazsın. Seni, nasıl genç kızların sevgilisi yapacağız biz?" Menajeri Nurhan böyle demişti işte. Ama ne yapabilirdi ki? İlk gördüğü gün aşık olmuştu ona... Arslan, bulunduğu birkaç dizi projesinin üzerine nihayet ilk film teklifini almış ve kabul etmişti. Çapkın bir adamı canlandıracaktı. Birçok farklı ve güzel kadınla sahnesi vardı. Bunlardan bazıları figüran, bazıları filmin kadrosunda bulunan, çok ciddi oyunculardı. O gün sette bir kaza olmuştu. Bir öpüşme sahnesi çekilecekti. Cast ajansının gönderdiği kızın üstüne dekor düşmüştü ve kızın yüzü yaralanmıştı. Üstelik biraz da panik atak bir tipti, hemen hastaneye gitmek istemişti. Mine ise makyajcı kızın arkadaşıydı. Setin bitmesini beklerken yaşanan bu talihsizlik nedeniyle işleri uzamıştı. Oysa tek niyeti, liseden, sevdiği bir arkadaşıyla bir kahve içmekti. İşlerin uzayacağı belli olunca, iki kız vedalaştılar. Arkasını yeni dönmüştü ki yönetmenin bağırtısı ile durdu. Bu kısa rol için gayet uygundu, biraz vakti varsa bu sahneyi onunla çekebilirlerdi, üstelik güzel bir para teklif etmişlerdi. O aralar paraya ihtiyacı olan Mine, düşünmeden kabul etmişti... Sormadan... Yönetmen, sahnenin, bir öpüşme sahnesi olduğunu ona söylediğinde, şok olmuştu. İlk o şaşkınlık ifadesiyle görmüştü Arslan onu. İlk gördüğü an da deli olmuştu zaten... Nasıl olmazdı ki? Hayatında gördüğü en güzel, en ışıltılı şeydi Mine! Onları tanıştırmış, sahneyi birlikte çekeceklerini söylemişlerdi. Mine, işin yabancısı olduğundan, alev alev yanıyordu. Yüzü resmen kan toplamıştı. Makyajcı arkadaşı, onun bu haliyle dalga geçse de... Arslan, daha bir mest olmuştu. Nasıl güzeldi? Bebek gibiydi resmen. Birazdan bu kızı öpeceğini bilmek... Kendini rezil etmeden bu işin içinden nasıl çıkacaktı ki acaba? Mine'nin makyajı bittiğinde, öpüşmeden, yakınlaşarak üç prova aldılar. Arslan'ın bolca sabra ve otokontrole ihtiyacı vardı. Bu küçük vicdansız, bir de misler gibi kokuyordu çünkü. Bağımlısı olsun diye mi göndermişlerdi bu ateş parçasını, Arslan'a? Provalarda Mine hep kasılıyor ve kap katı bir tavır sergiliyordu. "Sakin ol... Merak etme. Yemem seni. Sen ne kadar rahat olursan, çekim o kadar erken biter." Mine'nin yaptığı hatalardan dolayı, yaşadığı mahcubiyetini fark edince kurmuştu bu cümleleri. Her ne kadar Mine'ye bunun sözünü verse de kendisine bu konuda çok güvendiği söylenemezdi. Yiye de bilirdi çünkü. Belli olmazdı. Arslan'ın eğlenen sesini duyan kız, resmen büyülenmişti. Kızın kendisine hayran hayran baktığını elbette Arslan'da fark etmişti. Ama bu önemli bir ayrıntı değildi ki... Zaten bütün kızlar, onu ilk gördüğünde hayran hayran bakıyorlardı. Önemli olan Mine ile konuşup, onu yakından tanıyabilmekteydi. En sonunda arkadaşının ve yönetmenin telkini, Arslan'ın rahatlığı derken Mine'de biraz gevşemişti. Artık kayıt alabilirlerdi. Bu sahne üç farklı açıdan çekilecekti. Etraflarında tonlarca adam varken, herhangi bir sahneden çok da fazla etkilenmeyeceğini düşünürdü, Arslan. Ama bu sefer öyle olmamıştı. Mine ile dudakları buluştuğu an sanki dünyanın geri kalanı yok olmuştu. Tek bir öpücük, bir insana; hem heyecan, hem mutluluk, hem afrodizyak, hem de korku hormonu salgılatabilir miydi? Salgılatırmış. İkisi de sanki dudaklarından elektrik akımı alıyormuş gibi hissediyorlardı. Bu çok normal bir durum sayılmazdı. Arslan, ellerini, kızın belinde sabit tutabilmek adına o kadar üstün bir çaba harcıyordu ki... Anlatılmaz, yaşanırdı. Dünyadan öyle kopmuşlardı ki "Kestik!" komutunu zor duydular. Dudaklarının arasındaki o, yumuşak ve tatlı dudakları bırakmak eziyet gibi gelmişti, adama. Geri çekildikten sonra zar zor nefes aldı. Hemen bir su istemişti. Kameraların ve ışıkların açısını değiştirilirken elini yıkamaya, lavaboya doğru yol aldı. İşini bitirip çıktığında, kızı binanın yanındaki merdivenlerde arkadaşıyla konuşurken gördü. Kendini hemen göstermek istemedi. Açıkçası ne konuştuklarını, Mine'nin bu öpücükten dolayı ne hissettiğini öğrenmeyi umuyordu. "Annen ne diyecek bu işe?" "Şükür ki Türkiye'de değil. Göreceğini sanmıyorum. Muhakkak kulağına gider bir gün ama... Çok tepki vermez bence ya." "İyi bari. Eh... En azından 'Arslan Erkmen'le öpüşmeden öldüm.' demezsin yarın bir gün." "Dalga geçme Defne. Ne bileyim ben? Adam para deyince atladım işte. Sıkışığım bu aralar, biliyorsun." Defne sırıttı arkadaşına. "Ne var kızım? Bu ülkede senin yerinde olmak için adam öldürecek kaç genç kız var, sen biliyor musun?" "Offf... Yeter!" "İtiraf et. Hoşuna gitti?" "Salak mısın, Defne? Gitti tabi! Herifi görmedin mi? Hangi kadının hoşuna gitmez, bu adamla öpüşmek? Ama yani... Buradan çıkıp elektrik faturası ödemeye gideceğim. Boş hayallere kapılmanın da bir anlamı yok bence." "Öpüşmek? Kızım, adam öpmedi ki seni. Bildiğin ağzını yedi. Yönetmen bile, ne yapacağını şaşırdı!" Birlikte kıkırdadılar. Mine'de fark etmişti, Arslan'ın kendisini ne kadar tutkulu öptüğünü. Ama işte... Şimdiden herkesin ilgisini çekiyordu zaten oynadığı dizilerle. Mine ile ne işi olurdu ki? Şöhretinin baharında bir oyuncunun, birkaç günlük eğlencesi olmak istemezdi. Tabi ruhunun diğer deli tarafı öyle düşünmüyordu... Birkaç günlüğüne bile olsa, böyle bir adamla vakit geçirmek... Başını iki yana salladı. Muhtemelen o birkaç gün, Mine'nin sonu olurdu. Adam, aşık olunmak için yaratılmıştı. "Boş versene. Yürü gidelim." Sistemin kurulduğu yere doğru ilerlemeye başladı iki kız. Arslan ise sırtını dayadığı yerde gülüyordu. O da etkilenmişti işte... Bu gece, birlikte, bir şeyler içmenin kime ne zararı olurdu ki?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD