6

1022 Words
"Ben... Seninle konuşmak istediğim çok şey var. Kardeşin şuan kiminle?" "Bakıcısı var." "Rica etsen, bu gece bakmaz mı ona? Konuşmamız bittiğinde saat kaç olursa olsun, seni evine götürürüm. Söz veriyorum." Mine, tereddütte kalmış bir şekilde baktı adama. Ne kalmıştı ki konuşacakları? Çok uzun kalacağını düşünmüyordu. Yine de her ihtimale karşı bakıcı kızı arayıp bilgilendirdi. "Mezarı... Mezarı nerede?" "Dedemin mezarının yanında... Aile mezarlığımıza aldık." "Rica etsem... Beni götürür müsün?" Sesi o kadar masum ve perişan çıkmıştı ki Mine, bir an anlattıklarına pişman oldu. "Ne faydası var ki?" "Görmek istiyorum, Mine. Lütfen..." "Peki..." Arslan bir bardakta kıza uzattı. Bu gece konuşmayı beklediği şeylerle, öğrendiği şeyler arasında dağlar kadar fark vardı. Mine'den ayrıldığı için başlarına neler gelmişti, neler... "Artık biliyorsun. Tekrar olamayız, Arslan. O yüzden bana öyle bakma lütfen. Bu akşam yaşadıklarımızı bir daha yaşamayalım. Onca şeyin üzerine... İmkânsız." Aniden o sakin ve üzgün adam gitmişti. Yerine daha kararlı ve kızgın bir Herkül gelmişti. "Dalga mı geçiyorsun, sen? Ben, seni bıraktığım günden bu yana tek bir sefer bile gerçekten güldüğümü hatırlamıyorum! Öylesine, birkaç aylık bir şey değildi ki bizim yaşadıklarımız! Sen, benim... Gençliğimin en güzel çağısın, Mine. Ben bir hata yaptım. Bunun çok büyük bedelleri olmuş, farkındayım. Ama aynı hatayı ikinci kez yapmayacağım. Hele de bugün duyduklarımdan sonra... Seni, bir daha asla bırakmam! Ne olursa olsun!" Mine, şok içinde bakıyordu Arslan'a. Anlattıkları ters tepmişti belli ki. Nasıl bir bakış açısı vardı bu adamın? "Senin ne söylediğini, kulağın duyuyor mu?" "Gayet, tabi. Bunu çok daha önce yapmalıydım. Seni, çok daha önce bulup yaralarını sarmalı, tekrar kollarıma almalıydım..." Bunu söyledikten sonra, Mine'nin poposunu dayadığı koltuğun kollarına koydu ellerini ve genç kadının üzerine doğru eğildi. Kadın, kendini ne kadar geri çekmeye çalışsa da geriye düşmemek için temkinli olmak zorundaydı. "Arslan... Uzak dur benden! Bana bu şekilde yaklaşamazsın!" Sesi neredeyse çığlık atar gibi çıkmıştı. "Niye? Sende, benim gibi dayanamıyorsun çünkü. Öyle değil mi, bebeğim?" Omuzlarından sertçe itekledi adamı. Normalde asla etkisi olmazdı. Ama konuştukları şeylerden sonra ikisinin zamana ihtiyacı olduğunun bilincindeydi Arslan. Mine'nin kokusunu, derin bir nefesle içine çekerek doğruldu. "Ne dayanamayacağım sana be? Evime götür beni! Hemen!" Yandan bir sırıtma gönderdi adam. "Daha konuşacağımız çok şey var." "Konuşacağımız, hiçbir şey kalmadı! Hem senin konuşmaya değil, başka şeylere niyetin var, belli oldu. Kardeşim bekliyor beni, Arslan. Sen götürür müsün, taksi mi çağırayım?" Arslan, tepeden tepeden eteğe ve derin göğüs dekoltesine baktı. Mine, Arslan'ın bakışlarına maruz kalınca titreyerek örtünmek istedi. Keşke bir ceket alsaydı. Adam, "Küçücük boynunu kırıp atsam mı? Yoksa burada tepeden tırnağa soyup, çiğ çiğ yesem mi?" bakışı atıyordu çünkü. Kendisini olduğundan, çok daha çıplak hissetmişti. "Tabi tabi. Taksiyle git. Kesin gidersin." Bardağını sehpanın üzerine bırakıp, başıyla dışarıyı işaret etti. Mine'de henüz bitmemiş olan bardağını, Arslan'ın bardağının yanına koydu. Araba yolculukları boyunca, Arslan'ın edepsiz bakışları haricinde herhangi bir aksiyon yaşamamışlardı. Tarif ettiği yere gelmeleri aşağı yukarı on beş dakikalarını almıştı. "Teşekkür ederim. İyi geceler." "Nasıl yani? Beni kahve içmeye davet etmeyecek misin?" Mine ters ters suratına baktı adamın. Cevap vermeden kemerini çıkarttı ve arkasına dönüp, yüksek jeepten atlamaya çalışırken, Arslan'a yine müthiş bir manzara sundu. Bu elbise nereden bakarsanız bakın tam bir erotizm malzemesiydi. Arslan, bu akşam Mine'nin üzerine değen her gözü, oyma arzusuyla dolup taştı. İç çekerek kolunu arkaya atıp, arabayı geriye çıkarmaya başladı... Eh kısa günün kârı, en azından Mine'nin evini öğrenmişti. *** "Mine Hanım, gerçekten çok üzgünüm. Roma'da yapılan çekimlerde çok ciddi bir aksaklık olmuş. Benim bizzat gidip ilgilenmem gerekiyor." "Tamamdır, Mert Bey. Önemli değil. Mecburen bu işi Arslan'la halletmeye çalışacağım." Telefonda birkaç saniye sessizlik oldu. Bu durum Mert'in de hiç hoşuna gitmemişti. O yemeğin üzerinden üç gün geçmişti. Ve ne zaman Mine'ye gidecek olsa, bir aksilik çıkmıştı. Tabi ki bunun, Arslan'ın en samimi dostlarından biri olan, asistanı Suna ile bağlantısını henüz çözememişti Mert. Arslan ise üç gündür Sessiz Adam'ı oynuyordu. O konuşmanın üzerine, olanları sindirebilmesi için Mine'ye zaman vermek istemişti. Hem belki kendisini biraz merak ederdi. "Mine Hanım... Eğer kabul ederseniz, döndüğümde size bir özür yemeği ısmarlamak isterim." Mine, gözlerini devirdi. "Şimdiden bir şey söylemeyeyim, Mert Bey. Döndüğünüzde konuşuruz." "Anladım. İyi günler." "Size de iyi günler, iyi uçuşlar. Kolay gelsin." Telefonu kapattıktan sonra asistanını arayıp, Arslan Erkmen'i bağlamasını istedi. Yaklaşık beş dakika kadar sonra telefonu çaldı. "Mine Hanım, Arslan Bey hatta." "Tamam, aktar." Minicik bir sinyal sesinden sonra Arslan'ın sesi kulaklarına doldu. "Missa'dan, Mine Hanım! Beni aramanız ne büyük şeref! Keşke kişisel telefonundan arasaydın. Asistanınla girmek zorunda olduğum o muhabbete gerek var mıydı?" "Asistanımla muhabbete filan girmedin, Arslan. Telefon numaramı almak için böyle ucuz numaralara gerek var mı acaba?" "Ne yani, istesem verecek misin?" "Hayır. Telefon numarama ne kadar geç ulaşırsan, ben o kadar çok kafamı dinlemiş olurum diye düşünüyorum." "Aşk olsun, bebeğim." "Düzgün konuş benimle! Buluşmamız lazım. Mert Bey'le toplantı yapacaktık ama ne hikmetse üç gündür sürekli bir sıkıntı çıkıyor! Galadan sonra bir kutlama partisi yapacakmışsınız. Mert, onu da bizim düzenlememizi istiyor. Menüler ve temalar hakkında konuşmamız lazım." "Tamam, güzelim. Bana gel." "Olmaz." "Sana geleyim?" "Hayır, Arslan. İş toplantılarımı evimde ya da birlikte çalıştığım insanların evinde yapmamaya gayret ediyorum." "Çok yerinde bir karar, bence de. Tebrik ederim, Mine Hanım. Profesyonelliğiniz, gözlerimi yaşarttı." "Arslan. Uzatma. Bugün görüşebilir miyiz?" Telefonun diğer ucunda, Arslan haince sırıttı. Görüşürlerdi tabi. Baş başa olacaklarsa, ne için görüşmesinlerdi? "Tamam, tamam. Haklısın. Bu bir iş sonuçta... Sabah işim var. Akşam dokuz gibi ancak müsait olurum. Şirketin adresini bana konum atarsan gelebilirim." "Uyanık!" "Tatlım, teknoloji çağındayız! İstersen açık adres söyle ama bulmam biraz zaman alabilir. Hem nereye kadar kaçacaksın ki?" Sıkıntıyla nefesini verdi. Akşam dokuz, şirket için tehlikeli bir saatti. Ama geçen günün üzerine, Arslan'la dışarıda görüşmek istemiyordu. Onun ya da kendisinin evi ise kesinlikle mayınlı bölgeydi. Çünkü Arslan'ın gösterdiği yakınlıklara ciddi anlamda bir hassasiyeti vardı. Mecburen şirkette olacaklardı. Asistanın kız kardeşi evleniyordu, bu gün erken çıkacaktı. Evde olmaktan pek bir farkı yoktu. En azından çok üstüne gelirse toplantıyı bitirip, dağılma şansları olduğunu düşündü. "Peki." Başka bir şey demeden telefonu kapatıp, asistandan, Arslan'ın numarasını aldı. Akşama bırakmadan konumu attı. Cevap gecikmemişti. *Profil fotoğrafına bayıldım. Değiştir onu. -_-* Whatsapp profili ile o kadar uzun zamandır ilgilenmemişti ki hangi fotoğrafın olduğunu hatırlayamadı. *Bu seni hiç alakadar etmez.* *Peki, Memati. Öyle olsun, akşam nasılsa görüşeceğiz. ;) * Vücudu ister istemez beklentiyle kasıldı. Akşam görüşeceklerdi. Akşam görüşeceklerse ne olmuştu ki? Sonuç olarak bu bir iş yemeğiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD