Ofisinin içinde bir odası vardı. Dinlenmek ve acil durumlarda üzerini değiştirmek için kullanıyordu. Unutulan ya da aniden planlanan organizasyonlar için bir küçük dolabı vardı. İki tane gece elbisesi, iki tane günlük elbise, iki tane ceket-pantolon kombini, bir kot pantolon, üç tişört ve bunları kombinlemek üzere çanta, ayakkabı ve aksesuarlar. Ve tabi ki makyaj malzemeleri... Ama şuan o dolaptan göğüs ve sırt dekolteli, askılı lacivert elbisesini giymesinin ve aynanın karşısında kendisine makyaj yapıyor olmasının nedeni kesinlikle Arslan değildi. Olmamalıydı!
Elindeki kırmızı ruju, elektrik yemiş gibi masanın üzerine attı. Aynaya dönen gözleri şaşkınlıkla açıldı. Deli gibi yoğun geçen bir günün ardından, pamuklu, dizi çıkmış eski pijamaları ile yatağında olması gereken saatlerde Arslan için süsleniyor muydu? Bir de utanmadan güzel olmuştu! Kendine kızmadan edemedi. Saate baktı ve odasına geçti. Gelmek üzere olduğunu düşündü. Ki yerine oturmadan kapısı kabaca açılmış, Arslan içeri damlamıştı bile.
"Gelebilirsiniz Arslan Bey. Kapı çalmanıza hiç gerek yok."
Arslan kızın iğneli sesini duyunca keyiflendi. Ama tabi ki çok kısa sürdü. Hastalıklı bir kıskançtı. Mine, bunu hiç törpüleyememişti.
"Sen, gün boyunca böyle mi dolaştın?"
"Anlamadım?"
Arslan, ellerini başının arkasına atmış, dehşetle sevdiği kadına bakıyordu. Böyle bir kıyafetinin olması bile onu çıldırtmıştı! Ne işi vardı Mine'nin böyle kıyafetlerle ki? Nerelerde giyiyordu? Geçen yemekte giydiği kıyafet de oldukça cüretkârdı. Ama bu... Bu hayal kurmaya lüzum bırakmıyordu. Çünkü Arslan'ın hayaliyle kavrulduğu tepeler, halka açık bir şekilde ortadaydı!
Mine ise Arslan'ın gerilen omuzlarına baktı. Tüm kasları açıkça ortaya çıkmıştı. Titrek bir nefes aldı. İster istemez tek kaşı havaya kalkmıştı. Arslan'ın suratı, kızarmaktan çıkmış morarmaya başlamıştı. Her an yumruklarını göğsüne vura vura, Mine'yi kolunun altına alıp dağa kaçırabilecek potansiyele sahipti şuan.
"Memelerin diyorum, Mine! Gün boyunca disko topu gibi parlıyor muydu böyle?"
"Hayvan! Ne biçim konuşuyorsun sen, benimle ya?"
"O biçim konuşuyorum ben, seninle ya! Şu... Ş-şu kılığa bak! Kızım, sen beni katil mi edeceksin? Seneler sonra iki defa görüştük! İkisinde de unuttuğum her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlayıp, aydınlandım sayende! Maşallah, saklayacak hiçbir şeyin yok gerçekten!"
"Defol, Arslan. Defol git! Ve seni ilgilendirmeyen konulara burnunu sokmayı öğrenmeden de gelme! Hayvan!"
Kadın sinirle arkasını döndü. Tek derdi, Arslan'ı, birazcık sersemletmekti. Ama ilk aşkının doğuştan sersem bir öküz olduğunu unutmuştu.
Mine'nin sırtındaki pencereyi gören Arslan ise iyice zıvanadan çıkmıştı. Tam kadını kolundan tutup, kendine çevirmek için masasına yaklaşmıştı ki... Aralık kapıdan, o küçük odayı ve yerlere saçılmış kıyafetleri gördü. Öfkeyle çatılmış kaşları, şaşkınlık ve keyifle havalandı. Mine'nin, arkası dönükken, sessizce kapıya doğru yaklaşıp itekledi. Dolabın kapağına gelişi güzel atılmış takım elbiseyi, seçmişti gözleri. Koltuğun üzerine atılmış iki farklı elbise ve yerdeki topuklu ayakkabılarda gezindi gördü. Makyaj masası bile karman çormandı. Ve sandalyenin üzerinde pamuklu iç çamaşırları vardı. Dudaklarını birbirine bastırıp, "Acaba bunları çıkartıp, yerine dantellilerini mi giydi? Benim için? Off!" diye düşündü.
Odayı incelemesi sadece birkaç saniyesini almıştı. Mine'nin kendisi için hazırlandığını anlayan tarafı resmen bayram ediyordu şuan. Arkası dönük bir şekilde topuğunu yere vuran kadına baktı. İncelemeye, o topuktan başladı. Gözleri tatlı poposunda ve uzun bacaklarında baya bir dolandı. Topuğu, her yere vurduğunda kalçası sallanıyordu. Bilinçli yapmadığı belliydi ama Arslan'ı bambaşka diyarlara götürmüştü.
Yavaş adımlarla kadına yaklaştı. Elini, karşı koyamayacağı bir hızla karnına dolayıp, kadını kendisine çekti.
"Arslan! Ne yaptığını sanıyorsun?"
"Hımm?"
Sadece mırıldanmıştı, çünkü yüzü, Mine'nin boynuna ve saçlarına gömülmüştü. Şuan aklı burada değildi. Dudaklarını, önündeki ipek tene hemen bastırdı Arslan. Mine, sanki öpülmüyor da ensesinden bir şok cihazıyla işkence görüyordu. Vücudunun her bir kası ihtiyaçla seğirmeye başlamıştı.
"A-Arslan... Dur!"
"I-ıh. Duramam! Duramıyorum!"
İşin kötüsü, Mine'de duramaz hale gelmişti. Bacakları tutmuyordu. Ne kolaydı şimdi kendini Arslan'a bırakmak... Onca sene sonra... Onca kadından sonra... Mankenler, şarkıcılar... Terk edilmek! Hırsla kendisini öne attığında, Arslan, uykudan uyandırılmış gibi tepki vermişti.
"Haddini aşma! Seni buraya çalışalım diye davet ettim!"
Tabi, tabi dedi içinden. Kesin çalışmak için davet etmişti!
"Arslan, bana bak! Vücuduma değil! Ciddi olsana biraz!"
Aslında gayet ciddiydi. Şuan neredeyse tamamı açık memelerle çok ciddi düşünüyordu. Bembeyazdı ve öyle avuçlanası duruyordu ki... Adam, ciddi ciddi ciddi kadını yere yatırıp...
Arslan, kızın üzerine atlarsa nasıl bir tepki alacağını ölçmeye çalıştı. Azıcık bir şansı varsa, onu da kaybederdi muhtemelen. Mine, kendisine karşı koyamadığını tecrübeyle keşfedip, uzak kalabilmek için yarın hemen yurt dışına kaçardı. Yapmadığı şey değildi. Bunu düşünmek Arslan'ı sarstı. Her şey sırasına göre olacaktı.
"Ben... Ben, iyi değilim Mine. Lavabo ne tarafta?"
Adamın gözleri hipnoza girmiş gibi göğüslerine odaklanmıştı. Tamam, Mine, birazcık abartmış olabilirdi. Ama Arslan'da hiç mi kadın görmemişti canım? Görmüştü! Görmüştü tabi! Tatilde, plajda oynaşırken, paparazzilere yakalandığı manken sevgilisini hatırladı Mine. Acımasızca güldü.
"Kapıdan çık, hemen solda."
Bu durumuyla her ne kadar eğlense de, bir yandan da etkileniyordu işte. Kendine kızmadan edemedi. Gurursuz muydu?
Arslan'a karşı neden hiç gard alamıyordu ki? Her zaman, her dediğini sanki emir bekliyormuş gibi yerine getiren, onun etrafında pervane olan aptal bir kadındı işte! Ne zaman, gerçekten kişilikli bir duruş sergileyebilecekti acaba?
İç çekti.
Kendi içinde yaşayıp durduğu dengesizliklere tahammülü kalmamıştı. Kendine bile tahammülü kalmamıştı!