Cemile'nin Osmani...

1046 Words
Peki sıradaki şarkının Tuncer İşlemecioğlu'ndan Cilveli Boyları olmasına ne demeli? Yok yoook.... bu topraklarda yaşarken radyodaki şarkılara asla güvenemem ben. En iyisi şimdilik kendi yaptığım listelerden dinlemek. Artvin merkez dedik de öyle hayal ettiğiniz gibi çarşılar falan yok burada. İl meydanında birkaç market, yerli üreticilerin dükkanları, çay ofisleri ve ufak bir zincir giyisi dükkanı haricinde pek de öyle gezilmelik bir yer değil. Zaten benim işim de hırdavatçıyla, diğerlerine ihtiyacım yok. Urfa'ya atandığımı öğrenince bir kaç gün sonra abimle gidip bana uygun bir ev bulmaya çalışmıştık. Elbette Emel de bizimleydi. Mazallah kocasının yanağından şap diye öpmezse işi rast gitmez diye bizi yalnız göndermedi koca yürekli kadın. O öptü diye mi bilmem ama işimiz gerçekten rast gitmiş ve kısa zamanda iki oda bir salon temiz bir ev tutmuştuk. Bana kalsa bir göz oda da yeterdi ama, abim "biz gelince nerede kalacağız?" diye o kadim soruyu sorunca mecburen daha büyük evlere bakmıştık. Halfeti merkezde bakırcılar çarşısına çıkan sokağın başında üç katlı bir aile apartmanındaydı ev. En alt katta orta yaşlı bir çift, orta katta evli oğulları kalıyordu. Üst kat ise küçük kızları için yapılmıştı ama kız henüz 14 yaşında olduğu için evlenesiye kadar kiraya vermeye karar vermişler. Haliyle nasibime yazılmış anlayacağınız. Aynı gün gerekli eşyaları da alıp teslimat tarihinde anlaşmıştık. Çünkü iş başı yapmadan üç gün önce gelip evi temizleyecek ve el birliği ile yerleştirecektik. Annem şimdiden erzak hazırlığına koyulmuştu bile. Aslında annemin bir müddet yanımda kalmasını istiyordum fakat bunu evdekilere pek dillendirememiştim. Çünkü nenem annemle her ne kadar anlaşamasa da onun pişirdiği yemekten başka bir şey yemezdi. Bir de Emel'in olmayan el lezzeti işin içine girince, annemin uzun bir süre evden ayrı olması demek; ev halkının açlıktan kıran geçirmesine eş değer sayılırdı. Benim için hazırladığı azıklar gibi eve de en az bir haftalık yemek yapabileceğimizi düşününce bir şansım olabileceği kanaatine varmıştım. Niyetim hem alışma sürecinde yanımda annemin olması hem de yıllardır Artvi'in dışına çıkamayan canım anamın biraz olsun kafa dinlemesiydi. Gidişime günler kala evde bu konu üzerine lobicilik faaliyetlerine başlasam hiç fena olmayacaktı. Arabayı otobüs firmalarının sıra sıra dizildiği sokağın başına bırakıp hırdavatçıların olduğu yere doğru yürümeye başladık. Abime göre bir evin olmazsa olmazı tam teşekküllü bir takım çantasıydı. Onun yanında bir de sanki yeterince boğazından haram lokma geçmemiş gibi, paramız yabancıya gitmesin de babamın emice oğluna gitsin diye ufak tefek beyaz eşyaları buradan alacaktık. Ütü, su ısıtıcı, saç kurutma makinesi bir de tezgah üstüne ufak bir fırın almam gerekiyordu. Ve karaborsacı Tahsin emicenin dükkanı bu iş için adeta bir vahaydı. Alacaklarımızı alıp onlara birkaç günlük dedi kodu malzemesi de bırakınca nihayet işlerimizi tamamlamıştık. Şimdi dönüş vaktiydi. Köyden şehire inip işini görmek hepi topu iki saat sürüyordu buralarda. Bir yandan gücünüz üzülmüyordu aslında. Ama bir yandan da yeni nesiller için imkansızlık demekti bu kısıtlı hayat. Engebeli arzilerin sanayileşmeye engel oluşu sebebiyle, bu topraklarda çay, fındık bir de memurdan başka yetişen bir şey yoktu. - Ayşe oranun havasi buraya benzamaz. Geceleri kuru ayaz eder, gündüz de cehennem gibidur yengem. Sakin ola aldanip da triyasta gibi gezma oralarda. - Sen nereden biyiorsun yengem oranın havasını? Acemi gelinliğini Urfa'da mı yaptın? - Bak şimdi ettuği lafa. Paçi benum ezem gil (teyze) Viranşehir'da durdi ya iki sene. Bekarken gitmişidum. Aha bu mevsimlerdi oradan bileyrum. - Vallahi yenge tecrübenin hası sendeymiş, bilemedim. Affedece misun beni? - Sus deli. - Sustum yengem sustum. Siz çok uzak kaldınız birbirinizden. İsterseniz ben kullanayım da siz arka koltuğa geçin. - Ayşeeee! - Buyur abi. - Abicim o dilinin zembereğini kırmadan düzelt abim. Utandırma yengeni. - Kim, ben mi utandırıyorum? Abi biz bunu utanmaz diye aldık ya, siz her yerde rahat rahat öpüşüp kokuşun diye hani. - Bak saçaklı ben arkaya geçip senin ağzınla burnunu karıştırmadan sus, yoksaaaa İyi be. doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar zaten. Siz gelin benim üstüme böyle, iyice alıştırın kendinizi beni şamar oğlanı etmeye. Gittiğim zaman duvarlara, yayladan inen mallara konuşursunuz artık. Gelirken bu kadar uzun sürmemişti bu yol da. Acaba ben onlara tirip atarken bizimki gene yolları mı şaşırdı? Garipsemeyin öyle hemen. Siz daha Emel'in abim üzerindeki etkisini tam kavrayamadınız sanırım. Bunlar bir keresinde cilveleşirken Trabzon diye Amasya'ya gittiler. Ben söyleyeceğimi söyledim, artık gerisi sizde. Nihayet köye yaklaştığımızı haber veren gediği aştığımızda, abimin telefonundan yükselen kemençe efektli zil sesi doldurdu arabayı. Arayan hangi münasebetsizse tam dalacağım vakit aramıştı. O son iki dakika uyunan uykunun keyfini tatmayan bilemez ne kadar tatlı olduğunu. - He Osman buyur. He, haftaya yolci nasipse. He biz de gideceğuz onla, anam da gelecek he. Daha ne duymak istiysun Osman? Sende mi gel diyeyum? -..... - Hee, yooo hala daha olmaz diyi. Sevmiyi seni Osman, istemeyi. Yüzüne soyledum ayri, telefonda soyledum ayri. Ne edeyum dove dove mi sokayum o kot kafana? -... - Gelun tabii gelun. Gena üçun birini alacasuz nasilsa. Gelene kapi açuk. Tevbe yarebbum tevbe. Ne laftan anlayi, ne dayaktan ha bu uşak Emel. Oy nenem, oy inadi batasica nenem. Saldi ha o oğlani başumuza, düşmeyi yakamuzdan. - Ela dema Hasan Ali, sevdali uşak ne etsun? - Siçturmasun sevdasina da. Kız istemeyi deyruk, Mecnun olsa sikturu çekerdi bu zamana. Abim yengemi de susturunca daha fazla dayanamadan girdim ben söze. - Abi ne diyor yine bu salak ya? Nereye geliyolarmış? - Cemile nene ile akşam çay içmeye gelecelermiş yersen. Sen gideysun ya adini koyacak aklı sira nenemun verduğu o batasica sozun. - Abi ben eve gelmek istemiyorum ya. Hartoma'da kalayım bu gece ne olur. - Yok oyle kaçip gizlanma Ayşe hanum. Çikacasun, sifatlarina sifatlarina istemeyrum diyecesun. Ha baktun laftan anlamayiler o vakit ben sifatlarina edeceğumi bilurum. - Abi babam niye sesini çıkarmıyor hiç ya? Sen olmasan dünden razı vermeye sanki. - Bilmezmiş gibi konuşuk edeysun Ayşe. Anasinun lafindan hangi ara çikti ki şimdi çiksun? Ama ben edeceumu bileyrum o Osmana, dur sen duuurr. Memleketimin her şeyini seviyordum ama insanlarındaki bu yüzsüz, sınırsız inat beni resmen dünyaya geldiğime pişman ediyordu. Kendi yoluma bakmak, kendi yönümü tayin etmek için bile başımı alıp rahatça gidemiyordum. Yıllar önce iki kocakarı arasında alınıp verilen söz yüzünden, iradem dışında bir şeylere mecbur tutuluyordum. İnşallah gittiğim yerde evlenir kalırım da sözlerini en dikenli haliyle yutmak zorunda kalırlar. "Aman laflarına dikkat et, dua saatine gelir, gittiğin yerde oturur kalırsın" diyorsunuz kesin. Ama eminim kendi irademle seçeceğim kişi kim olursa olsun, hem kendi Osmandan, hem de nenesi Cemile neneden beş tabağa yukarıdır. Neyse içime bir korku düştü sizin yüzünüzden. Dilimi ısırayım, götümü de kaşıyayım da Allah beterinden korusun.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD