Bahar...
Parayı ödeyememişti.
Ve çözümü… beni vermek olmuştu.
Bir yıllığına. Bir eşya gibi.
Ve şimdi beni almaya geliyorlardı.
Sokağa kendimi attığımda yüzüme çarpan kar taneleri nefesimi kesti. Göz gözü görmüyordu. Kirpiklerime yapışan karlar görüşümü bulanıklaştırırken her adımda dünya biraz daha beyaz, biraz daha boğucu bir hâl alıyordu. Ama duramazdım. Kaçıyordum.
Hızla aldığım nefesleri tutamıyor, soğuğun içinde buhar olup dağılışını izliyordum. Kulaklarım, burnum, elmacık kemiklerim sızlıyor, soğuk tenimi yakıyordu. Üzerime bir şey almaya fırsat bulamamıştım. Boynum açıktı, saçlarım karla ıslanmıştı, parmak uçlarım çoktan hissizleşmişti. Ama içimdeki korku… hepsinden daha güçlüydü.
Can’ın arkadaşı Ercan’ın çalıştığı yer kumarhaneydi. Köksal’ın ne kadar para kaybettiğini öğrendiğim an içimde bir şey kopmuştu. Ama asıl yıkım, o borcu ödeyemeyince verdiği karardı.
Beni vermişti.
Bir yıllığına.
Kapıyı çekip çıktığımda arkamda sadece bir ev kalmamıştı. Güvenim, inancım ve kendime dair ne varsa o kapının ardında kalmıştı.
Dar bir sokağa daldım. Sessizlik kulaklarımı çınlatıyordu. Ayak seslerim karın üzerinde boğuk boğuk yankılanırken içime bir ürperti düştü. Arkama baktım. Onlar. Gölgeleri sokak lambasının altında uzuyordu.
“Bizi fark etti! Koş!”
O an bacaklarım kendiliğinden hareket etti. Koşmaya başladım. Nefesim kesiliyor, ciğerlerim yanıyordu. Kar adımlarımı ağırlaştırıyor, sanki beni geri çekiyordu. Ama duramazdım. Durursam yakalanırdım.
Bir anda önüme çıkan far ışığıyla durdum. Gözlerim kamaştı. Her şey bir anlığına bembeyaz oldu. Nefes nefese kalmıştım. Ellerimi gözlerime siper edip arabayı seçmeye çalıştım. Kapı açıldı. İçinden adamlar indi.
Geriye doğru sendeledim. Bacaklarım titriyordu. Çok çabuk bulmuşlardı beni. Ercan arar aramaz evden çıkmıştım ama yetmemişti. İçimdeki ses tek bir şeyi haykırıyordu: Kaçamadın…
Farların önünde bir adam belirdi. Uzun, siyah bir palto giymişti. Genç duruyordu… ama bakışları öyle değildi. O bakışta merhamet yoktu. Soğuktu. Sertti. Tanımıyordum. Bir adım geri çekildim.
“Allah’ım…” diye fısıldadım. “Ne olur yardım et…”
Arkamı döndüğümde başka bir aracın daha durduğunu gördüm. Kaçacak yerim kalmamıştı. Sokak dar, gece sessiz, kar ağırdı.
Adam bir adım attı. “Kaçabileceğini mi sandın?” dedi.
Sesi sakindi ama o sakinliğin altında açık bir tehdit vardı. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atarken gözlerimi ondan ayıramadım.
“Artık bana aitsin, küçük hanım.”