Günlerim birbirine benzer geçiyordu. Uyanıyordum. Hem bahçe hem balkon gibi kullanabildiğim kapımın önünde kahvaltımı yapıyordum. Kahvemi içiyordum ve muhteşem manzara eşliğinde her an çizmeye devam ediyordum. Bu balkonun öyle güzel bir enerjisi vardı ki... İlk uyandığım sabah hava almak için çıktığımda burada bir oturma alanı olması gerektiğini düşünmüştüm. Kendimi çarşıya atıp bana yetecek büyüklükte bir masa sandalye takımı aramaya başladım. Evin havasına çok uygun bir takım bulduğumdaysa peşimde olduklarını unuttuğum Fırat’ın adamları birden ortaya çıkıp ücreti ödeyip masayı alıp ortadan kayboldular. Şaşkın şaşkın etrafıma bakarken hiçbir şey anlamamıştım. Eve döndükten sonra bin bir ısrarla takımın ücretini Asaf’a verince içim rahat etmişti. İşte tam şu an böyle olaylı bir şekilde

