Göz kapaklarımı zorlayarak açmaya çalıştım ama açamadım. Kolumda bir sızı vardı. Başım zonklayarak ağrıyordu. “Mama... Mama… bitte…” Birinin “uyanıyor” dediğini duydum. Annemin kollarındaydım. Uyanmak istemiyordum. “Leila?” Fırat’ın sesini duyunca birden yattığım yerden sıçradım. Kolumdaki sızı daha da keskinleşince acıyla bağırdım. “Dur dur... Be careful, you’ve got an IV needle in your arm.” Kolumda iğne mi vardı? Koluma baktım. Etrafıma baktım. Oteldeki odamdaydım ama doktoru buraya çağırmışlardı demek ki... Başucumda serum askısı vardı. Odada garip bir alkol kokusu vardı. Fırat yatağımın ayakucuna oturmuş dikkatle bana bakıyordu. “Şimdi daha iyi misin? Bir yerin acıyor mu?” “İyi ben...” Kolumdaki sargıya ve alnımdaki banta dokundum hafifçe. Düştüğümde yaralanmış olmalıydım. “

