Bölüm 3: Gerçekle Yüzleşme

1091 Words
LEILA Eylül 2025, Mardin Türkiye Gözlerimi otobüsün camına dikmiş kaç saattir bakıyordum bilmiyorum. Kilometrelerce yol gitmiştik. Ben sadece boş boş dışarı bakmıştım. Sanki hiçbir şeyin farkında değil gibiydim. Otobüs yavaşça terminale giriş yapıp park etti. Yanımda oturan Maria yavaşça omzumu sıvazladı. “Hadi geldik kızım.” Yol boyunca ikimiz de sessiz sessiz ağlamıştık. Maria’nın gözleri şişmiş, burnu kıpkırmızıydı. Muhtemelen ben de aynı haldeydim. Arabadan inip muavinin küçük çantalarımızı çıkarışını izledik. Çantaları teslim alıp çıkış kapısına doğru ilerlerken Maria duraksayınca ben de duraksadım. “Tam 26 yıl önce bu zamanlarda buradan annenle yürüyordum. Şimdiyse...” Sarsıla sarsıla ağlamaya başladığında hızla ona sarıldım. Almanya’dayken o beni toparlamak için güçlü durmaya çalışmıştı. Şimdi ise artık kendini tutacak kadar gücü kalmamış olmalıydı. Geçmişin hatıraları şu an kalbini tüketiyor olmalıydı. Ben de tükenmiş hissediyordum. “Keşke hiç gelmeseydik buraya. Keşke onu buraya getirmek için ısrar etmeseydim.” “Şşş... Maria... Senin sayende buradayım. Annemin iyi ki senin gibi bir dostu varmış. Yoksa ben şimdi ne yapardım?” Omuzlarımı sıvazlayıp geri çekildi. Çantasından çıkardığı mendille gözlerini silip toparlandı. “Hadi gidelim canım.” Terminalden çıkıp bir taksi tuttuk. Taksici ne İngilizce ne de Almanca konuşabiliyordu. Azıcık Türkçe bildiğimi sanıyordum ama adamın konuşması çok fazla yereldi ve anlaşmakta sıkıntı yaşadık. Son anda aklıma gelen fikirle polis memurunun telefonuma gönderdiği mesajı ona gösterdim. Kafam öyle darmadağındı ki en basit şeyleri düşünmekte bile zorluk yaşıyordum. Kısa süre içinde taksici durduğunda hastaneye geldiğimizi anladım. Havaalanındaki döviz bürosundan aldığımız Türk parası ile ücreti ödeyip arabadan indik. Çantalarımızla hastanenin kapısına geldik. Şimdi ne yapacaktık? Gidip annemin cansız bedenini nasıl arayacaktım? Aklım mantığım almıyordu. Benim güzel annem artık yok muydu? Derin bir nefes alıp gökyüzüne baktım. Benim annem sessiz sakin ama çok güçlü bir kadındı. Ben de güçlü olmalıydım. Gidip ona karşı son görevimi yerine getirmeliydim. Arkamı dönüp hızla hastanenin kapısından içeri girdim. Danışmaya gidip derdimi anlatmaya çalıştım. Neyse ki görevli İngilizce biliyordu. Bana gitmem gereken yeri tarif etti. Maria ana dilinden başka dil bilmediği için sessizce beni takip ediyordu. Asansör ile morg katına indiğimizde içimi bir ürperti kapladı. Hızlıca gidip görevliyi buldum. Bacaklarım sanki biraz oyalansam beni taşımayacak gibiydi. Görevli ile bir tercüman yardımı ile anlaştık. Önce naaşın gerçekten anneme ait olup olmadığını resmen netleştirmek için onu teşhis etmem gerektiğini söylediler. Dışarıdan nasıl görünüyorsam yüzlerindeki acıma ifadesini görebiliyordum. Maria’ya durumu kısaca özetlediğimde bana istersem benim yerime girebileceğini söyledi ama güçlü olmak zorunda olduğumu biliyordum. Bunu kendi başıma yapmazsam onu kaybettiğime asla inanamayacak ve hayata dönemeyecektim. “Ben girerim Maria.” Çekingen adımlarla annemin bulunduğu yere doğru ilerledim. Onu kaybettiğimi bilsem de şu an bir yanlışlık olması, burada yatan kişinin annem olmaması için içimden dualar ediyordum. Görevli yüzüme baktı ve onayımı aldıktan sonra saygılı bir şekilde örtüyü aşağı indirdi. Yüzünü gördüğüm an büyük bir sarsılma yaşadım. Benim güzel annemin yüzü yara bere içindeydi. Toparlayabilmek için yüzünü bir sürü yerinden zımba ile tutturmuşlardı. Çok acı çekmiş olmalıydı. Yüzü böyleyse bedeni nasıldır diye düşündüm ama görevliye sormaya cesaret edemedim. Bakmaya kalbim dayanmayacak gibiydi. Ta kalbimden kopup gelen feryatla yere çöktüğümde görevli hızla annemi tekrar örttü. Yanıma eğilip destek oldu. Türkçe bir şeyler söylüyordu ama anlamıyordum. Gerçi o an hangi dilde konuşursa konuşsun anlamazdım, biliyorum. Bu hayattaki tek varlığım beni acı bir şekilde bırakıp gitmişti. Ölümün her türlüsü acıydı ama böyle beklemediğin yerden vurulmak çok derinden acıtıyordu. Görevli beni güçlükle kaldırıp dışarı çıkardı. Sanırım küçük bir baygınlık da geçirmiştim. Kendime geldiğimde koridordaki sandalyedeydim. Bileklerimi ovup kolonya koklatıyorlardı. Maria endişeli bir şekilde “İyi misin?” diye sordu. Kafamı usulca salladım. “Benim içimde hala küçük de olsa bir umut vardı ama...” Başımı iki yana salladım. Yoktu. Gitmişti. Dikkatlice sandalyeden doğrulduğumda yanımıza doğru gelen polis memurunu gördüm. Ben kendime geldikten sonra bankosuna dönmüş olan görevlinin yanına gitti. Bir şeyler konuştular. Bizimle ilgili olduğunu biliyordum ama hızlı konuştukları için konuyu tam olarak anlayamadım. Memur birkaç dakika içinde olduğumuz yere doğru yaklaştı. Uzun boylu, delici bakışları olan bir adamdı. Dağınık saçlarını öylesine eliyle arkaya yatırmış gibi bir havası vardı. Hafif uzun saçlarından birkaç tutam tel alnına dökülmüştü. Yorgun görünüyordu. Direkt olarak Almanca konuşmaya başlayınca ses tonundan telefonda görüştüğüm polis memuru olduğunu hemen anladım. Belki de dilimizi bildiği için onu bu vakaya vermişlerdi. Umarım bize yardımcı olabilecek iyi biri çıkar diye düşündüm. “Başınız sağ olsun tekrar. Gerçekten acı bir durum. Elimizden geldiğince hızlı bir şekilde sizi bu evrak işlerinden kurtarmak, acınızı yaşamanıza müsaade etmek için uğraşacağıma emin olabilirsiniz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Birkaç soru sorabilir miyim Bayan Leila?” “Teşekkürler. Tabii ki...” “Öncelikle annenizin Türkiye’ye geliş amacı neydi? Sadece turistik mi yoksa aynı zamanda burada ziyaret edeceği birileri var mıydı?” “Bana tatil için demişti ama İstanbul ve belki bir tatil beldesine gideceğim demişti. Buraya geleceğini bilmiyordum,” dedim ağlamaklı sesimle ve Maria’ya döndüm. “O da benim gibi başını salladı. Bana da tatil için gittiğini söyledi. Hatta birlikte gelmeyi düşünüyorduk ama ben ailevi sebeplerden ötürü gelemedim. Keşke yalnız bırakmasaydım onu...” Maria hala ara ara ağlama krizlerine giriyordu. Toparlanması için omzunu sıvazladım sakince. “Seninle ilgisi yok Maria... Bu nasıl bizim başımıza geldi, anlayamıyorum. Kazanın nasıl olduğuna dair bir görüntü veya iz var mı? Araç sahibi nerede? Tutuklu mu?” Polis memuru hafifçe boğazını temizledi. “Olay yeri incelendi. Resmi raporun çıkmasına birkaç gün kalmış olmalı. Biraz uzun sürebiliyor. Çıktığında sizi arayacağız. Arabanın şoförü de yaralı olarak kurtuldu. Kaza sırasında başını çarpmış. Şu an tedavisi devam ediyor. İfadesini almak için toparlanmasını bekliyoruz.” Sakince başımı salladım. Dikkatsizlik veya arabanın teknik durumlarının sebep olduğu bir kaza olabilirdi pekâlâ... Ama ölüm dediğimiz şeyin bu kadar ucuz olması kabul edilebilir miydi? “Bunun haricinde yaralı şoförün yapılan tüm tetkiklerini ve kan tahlili sonuçlarını topluyoruz. Aynı zamanda annenizin sağlık durumunu öğrenebilmemiz için de otopsi yapıldı. Sonuçları bekliyoruz. Olayı her yönden inceleyip en doğru sonuca ulaşma amacındayız.” Başımı sallayarak onayladım. Ben de olaya dair ne varsa bilmek istiyordum. Polis memuru konuşurken aklıma annemin buraya gelmeden bir hafta kadar önce kan tahlillerini yaptırdığı geldi. Elinde belge var mıydı varsa neredeydi? Hiçbir fikrim yoktu. “Annemin eşyaları, valizi?” Olaydan sonra toparlayabildiklerimizi karakola aldık. Oradan imza karşılığında teslim alabilirsiniz. Polis memuru tam yanımızdan uzaklaşmak için bir adım atmışken geriye doğru dönüp baktı. Bir süre yüzümü inceledi. Bakışlarında “bir şey söylemek istiyorum” der gibi bir hava vardı. Bakışlarımız bir süre birbirimizde takılı kaldı. “Bu arada ben Komiser Fatih Kuyucu. Merkez karakolda görev yapıyorum. Karakola geldiğinizde mutlaka beni arayın.” Tavrında değişik bir şeyler olan garip bir adamdı. Usulca başımı salladım. Maria pür dikkat adamı izliyordu. O da bir gariplik hissetmiş gibiydi. Polis Fatih işinde nasıl bir adamdı bilmiyordum ama halinde ve tavrında içimi huzursuz eden bir şeyler olduğunu hissedebiliyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD