Aslında aklından geçenleri bilmek isterdim. Ben ortalığı toparlarken Emre tek ayağı üstünde seke seke yanıma gelip sinirlerimi ani bir şekilde yerinden zıplatıyor. Elimdeki eldivenlerden kurtulup panikle ona bir sandalye çekiyorum. “Ne yapıyorsun sen?” “Nur, ayağım o kadar da kötü durumda değil. Lütfen sakin ol.” “Hani acıyordu?” Şebeklik yaparak sinirimi geçirebileceğini düşünüyor olmalı ki sırıtarak şöyle diyor: “Kalbim kadar değil.” Hiç de sakinleşmiyorum. Kaşlarım çatılı hâlde oturmasını izliyor, o arkasına yaslanırken kollarımı göğsümde bağlıyorum. “Önlük sana yakışmış.” Bir an ne söylediğini anlamayarak şaşırsam da sonra burada ne yapmakta olduğumu hatırlıyorum. “Beni sinirlendirdin,” diyorum istifimi bozmadan. “Gerçekten de bu kadar önemsiyor musun sağlığımı?” Neden he

