OLAN OLDU

1202 Words
İki gün üst üste aynı yatakta uyandım. Yine aynı yabancılık hissiyle... Bir günde değişen şeyler olmuştu elbette bazı şeyler yaşanmıştı ama yatağına girdiğim adam hala bana tümüyle yabancıydı. Bu kilidi de kırmanın bir yolunu bulmuştum. Minik dedektifim Sıla'dan şimdiye haber gelmiş olmalıydı. Tek yapmam gereken gerçek dünyaya yani telefonuma erişim sağlamaktı. Sıla, Serhat Alemdağlı ismini duyar duymaz sülalesinden tut ilkokuldaki karne notlarına kadar bulabileceği her şeyi çıkartmış ve hatta pdf yapıp dosyalamıştır bile. Dün geceyi hatırladıkça elmacık kemiklerime kan nüfuz ediyor, adama söylediklerimi düşünüyordum. Resmen kendimden geçmiş ve yalvarmaya başlamıştım. Aklıma sonlanış biçimi acilen bir eritesi gün hapı kullanmam gerekiyordu ama burada nerden bulacak ya da kimden isteyecektim. Dünden bu yana hiç kadın bir çalışanla hatta bir temizlikçi ile bile karşılaşmamıştım. Sadece erkeklerin dolu olduğu bir kale gibiydi burası. Bir zamanlar okuduğum "Kadınlar Ülkesi" adlı ütopya gibi bu defa sadece erkeklerden oluşan bir mülk. Hızlıca üzerime salaş bir eşofman giyip Serhat uyanmadan odadan çıkıp bu işi halletmem lazımdı. Biliyordum, bilerek içime boşalmıştı. Niyeti ne henüz bilemesem de ilk fırsatta soracaktım ama önce hızlıca bir ertesi gün hapı edinmeliydim. Dolapta bulduğum ilk şeyi üzerime geçirdim. Yakası V şeklinde olan bluzun dekoltesi biraz açıktı ama düşünecek vaktim yoktu. İki kapaklı sürgülü hantal kapıyı sessizce araladıktan sonra kapı bekçim var mı diye şöyle bir göz ucuyla baktım. Herhalde henüz sabahın erken saatleri olduğu kapıya dikilme fırsatı bulamamıştı anlaşılan. Parmak ucumda hareketlerle hemen merdivene yöneldim. Amacım mutfakta bir kadın çalışana denk gelmekti. Alt kata indikten sonra adımlarım normalleşti. Ancak in cin top oynuyordu malikanede. Değil mutfağın yerini tahmin etmek, tek başına bahçeye çıkış kapısını bile bulabilecek gibi değildim. Alt katın tamamını gezdikten sonra mutfak benzeri bir yere rastlayamadım ve tekrar bir alt kata inen merdivenlere yöneldim. Sarı led aydınlatmalarla donatılmış, yine orta çağ filmlerinden fırlarcasına dizayn edilmiş geniş bir odaya açılıyordu merdivenler ama giriş kattan farklı olarak burada bağımlı odalar vardı. Kiler-mutfak vb. kısımların burada olması fikri iyiden iyiye mantığıma yatmaya başlamıştı ki üzerinde eski tip jilelerden bir elbiseyle elinde viledalı genç bir kadına rastladım. "Aaah, merhaba!" dedim heyecanla. Kadın beni görünce utanç ve şaşkınlık karışımı bir tepki verdi. "Buyrun hanımım, bir şey mi istemiştiniz?" dedi o kadar utangaç ve mahcuptu ki kıyamadım. "Lütfen lütfen bana Eylül diyebilir misiniz? Sizin adınız ne?" diye sorduğumda kendisiyle sanki bunca zaman kimse iletişim kurmamışcasına şaşırdı. "Buket.." dedi. Yüzünde hafif bir tebessüm belirmişti. Buket'e sakince yaklaşıp elinin birini tutuverdim. "Buketcim aslında doğru tahmin ettin, senden bir ricam olacaktı. Dünden bu yana karşılaştığım ilk kadın sensin bu evde, hatta inanır mısın mutfağı bile bulamadım." dedim. Buket sevimli bir şekilde kıkırdadı. "Hanımım mutfak malikanenin ek binasında geçişi bulamamışsındır, sen ne isteyeceksen bana söyle ben yapıveririm hemen." dedi. Utanıyordum da söylemeye, kızcağız ne düşünecekti şimdi ya da ne istediğimi bilecek miydi? Bir başkasına sorma ihtiyacı duyarsa daha da yayılacaktı mesele kafamdan bir sürü şey geçiyordu. "Buketcim, sen evli misin?" diye sordum pat diye. Yüzü kızardı hemencecik. "He ya, evliyim evet" dedi. İçim rahatladı. Yanlışlıkla oh deyiverdim zaten. "Buketcim, bana bir ertesi gün hapı gerekiyor.." deyiverdim sessizce hatta fısıltı halinde çıktı diyebilirim. Hemen elleriyle ağzını kapattı. "Hanımım, ben nasıl bulurum? Beyim ne der sonra bana.." deyiverdi. Yüzünde şaşkınlıkla korku arası bir ifade belirmişti. "Lütfen, Buket, bana yardım etmen gerekiyor.." diyerek ince bir sesle ricacı oldum. O da elini elimin üzerine koydu. Kocası malikanenin market işlerine bakarmış, zaten sabah erken saatlerde de alışverişe çıkarmış. "Ondan isteyiveririm artık." dedi el mecbur. Ama sıkı sıkıya tembihlemiştim aman ha bana aldırdığını söyleme diye. Tam işimi hallettim diye içim rahatlamıştı ki yukarıdan patır kütür sesler gelmeye başladı. Üst katta sanki filler tepişiyordu. Şimdi nasıl tekrar sıvışarak yukarıya çıkacağımı düşünmem gerekiyordu. Derken takım elbiseli adamlardan biri paldır küldür aşağı indi koşar ayak. Beni görünce cin çarpmışa benzer bir ifadeyle yukarı doğru seslendi. "Hanımefendiyi buldum, aşağı katta!" Beni mi arıyolardı ki? Fillerin tepişme sesi kayıp koşuşturması mıydı? O zaman Serhat çoktan yokluğumu fark etmişti... Ve böylece telefonu alma planım da yavaşça kendini suya bırakmıştı. Sakince merdivenleri çıkmaya başladım ama çıtırdan bir korku kaplamıştı içimi. Yatak odasından altında sadece bir şortla alelacele çıkan Serhatla giriş katta burun buruna geldim. O kadar sinirliydi ki yüzü kıpkırmızı kesilmiş, alnından terler damlıyordu. Bir hışımla koluma yapıştı. "Nerdesin sen Eylül? Aklımı yitiriyordum!" Kekeleyerek "Biraz geziniyordum, bacaklarımın ağrısı hafiflesin diye.." diyebildim ancak. Tüm çalışanlar bizi izliyordu. Serhat'ın çıplak göğsünden hızlı hızlı nefes alış-verişi belli oluyordu, gerçekten paniklemiş bir hali vardı. Neyden bu kadar korkuyordu ki? "Neden tedirgin oldun bu kadar?" diye sordum. "Neden acaba? Uyandığımda seni yerinde bulamadığım için olabilir mi?" dedi hala kükrüyordu. İçimden derin bir ya sabır çektim. "Neyim ben altın kafesteki bülbül mü?" diye çıkışıverdim. Beni dinlemiyordu, gözleri üzerime geçirdiğim tişörte kaymıştı. Arkasında gördüğü ilk adama seslendi. "Hanımına bir ceket getir, üşüyecek." Göğsümü doğru bir kafa işareti yaptı bana. Ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım. "Ne?" dedim. Yaklaştı, burnundan soluyordu. "Ne olacak bu tişörtle bunca adamın arasında geziyor olman olabilir mi?" dedi. Ne yani yakası açık bir tişört yüzünden beni mi kıskanıyordu yoksa başka bir şey mi anlayamıyordum. "Boş ver şimdi ceketi de, benim yine kısa bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor." dedim. Kaşlarını havaya kaldırdı. "Nedir sabahın bu saatinde kimsenin afyonu patlamamışken bu acele?" dedi. İyice gerilmeye başlamıştım ki tam önünde durduğumuz kapı zili çalmaya başladı ve dikkatlerimizi dağıttı. Geldim geleli görmediğim kadın personellerden biri hızlı adımlarla kapıya doğru yaklaşıp kapıyı açtığında içeriye lacivert İtalyan kesim takım elbisesiyle oldukça karizmatik, hemen hemen Serhatla yaşıt görünen, sportif yapılı bir adam girdi. Serhattan biraz kısaydı. Serhat kadar çekici ve yakışıklı değildi ama kendine has bir tarzı vardı. İlk bakışta boynuna doğru uzanan dövmenin beyaz gömleğin altından çıkışı dikkat çekiyordu. "Selam, ağabey" dedi. Gerçekten kardeşler miydi yoksa saygıdan kaynaklı mı ağabey diye hitap ediyordu tam anlayamamıştım. Eğer kardeşlerse Serhat kadar tekinsiz görünmeyen bir tipti karşıdaki adam. Bir iş ilişkileri varsa da biraz daha aydınlık tarafta kalan bir yüze benziyordu. Serhat sadece kafasıyla selam vermekle yetinmişti ama kaslarından onun gelişiyle gerildiği belli oluyordu. Genç adam Serhatla selamlaştıktan sonra gözlerini bana çevirdi. Uzun ve rahatsız edici bir süzüşten sonra yaklaştı. İlginçtir Serhat da bana doğru bir adım attı ama herhangi bir şey yapmadı. Adam takım elbisesinin düğmesini ilikleyerek elime doğru uzandı ve kavradığı elimi yavaşça dudaklarına götürüp bir buse kondurdu. "Sen o olmalısın... Sayın Savcım tanıştığıma çok memnun oldum, ben Cihan Alemdağlı. Serhat'ın küçük kardeşi ve aile avukatıyım." şaşırmıştım ve ifademden de açıkça belli oluyordu. Elimdeki ıslaklığı görmezden gelerek yavaşça çektim. "Memnun oldum Avukat Bey. Ağabeyiniz ailede bir meslektaşım olduğundan bahsetmemişti." "Merak etmeyin, ben dilediğiniz kadar kendimden bahsedebilirim." dedi. Serhat kıpkırmızı kesilmişti, sinirden kuduruyordu. Ne oluyor bu evde, sen o olmalısın falan ne demekti.. Sürekli bir gizli kapaklı imalar artık çok sıkılmaya başlamıştım. Serhat'ın bir boşluğundan yararlanıp telefonumu almam lazımdı ve bence bu en iyi zamandı. Serhat'a yaklaştım. Kulağına kimsenin duymayacağı şekilde "Telefonum.." diye fısıldadım. Bana dönüp elini yüzüme götürerek okşadı. "Olur tabi ki hayatım, sen biraz odamıza çıkıp dinlen. Telefon görüşmelerini yaparsın odada şarja takmıştım. Kahvaltı hazır olunca ben gelip seni alırım." dedi.. Bu tiyatro niyeydi şimdi? Neyse telefonum odadaydı ve bu garip ortamdan uzaklaşma fırsatı doğmuştu. Veda bile etmeden hızlı adımlarla merdiveni çıkmaya başladım. Odada yatağın üzerine bırakmıştı telefonumu. Telefonu elimden aldığımda Sıla'dan tam 67 mesaj geldiğini gördüm. Demek ki uğraşmış ve birden çok şey bulmuştu. Mesajları açtığımda karşıma çıkan gazete kupürlerini seçmekte zorlandım. Olamazdı. Alemdağlı... Alemdağlılar. Evet onu tanıyordum ve o da beni çok iyi tanıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD