Bölüm 2 - Tedavi

1268 Words
'Ne halt yiyorsun lan sen!' kükremesi ile saçları savrulan kız sakince bakışlarını kendini yaklaşan adama çevirmişti. 'Atlamak için hazırlanıyorum.' 'Dalga mı geçiyorsun benimle!' 'Hayır, kamera yok demek ki dizi veya film değil, e seyircisiz de tiyatro olmaz, ki bu çatıda hiç olmaz. Demek ki gerçekleri söylüyorum' 'Sen oradan in ben sana ensendeki soğuk gerçeği hatırlatacağım' 'Bu tarafa inersem anlatamazsınız sanırım' diyerek kız aşağıyı gösterdiğinde Aren burnundan sertçe soluğunu bırakıp kıza bir kaç adım daha yaklaşmıştı. 'Bana bak kızım, benimle nerede tanıştın, neden altıma girdin, şimdi neden buradasın zerre umurumda değil. Şu ana kadar ne istemeyen birine dokundum ne de bir masumun günahına girdim. Eğer bana hamileyim hikayesi uyduracaksan deneme bile, kafam milyon olsa da kendini bilen bir adamım. Şimdi son olarak söyleyeceğim bir şey var, eğer ki mülküme leke sürer ve soyadım bu yüzden basına düşerse geberip gittiğin eşek cennetine kadar gelir ve sana orada azap çektiririm.' kız yeşil gözlerini olasılığı dışında açmış Aren'in söylediklerini ise şokla dinlemişti. Adamın bakışları sinirli hal aldığında ise genç kız gözlerini kısıp işaret parmağını havalandırdı. 'Bana bak kendini beğenmiş parası ile ego bulan ahmak. Ben senin ne altına aldığın biriyim ne de hamileyim diye sana yapışacak kadar düşük karakterliyim. Ayrıca senin gibi bir aptal ölüyor olsa bana dokunamaz. Ön yargılarını alıp kaldırdıkları yerine montele. Çünkü hayatımda ilk ve son kez gördüğüm sen istediğin yere kadar beni takip edebilirsin ama ben buradan bu akşam atlayacağım! Anladın mı beni!' Aren kızın yüzüne daha da sinirli bakarken kaşını havalandırmıştı. 'Ne yani sen madem benimle yatmadın otelimin tepesinde ne halt yiyorsun?' 'Egon gözüne katarakt getirmiş herhâlde, ne biliyim ben buranın senin olduğunu, ayrıca senin kim olduğunu bile bilmiyorum, senin ismini geçtim ben otelin adına bile bakmadım' 'Git başka yerden at kendini' 'Buradan atlayacağım' 'Bana bak küçük hanım, bu bina ve bu otel bana ait, benim için bir sadakatsizlik, iki iş gelir. İşime buradan manyağın biri atladı diye engel koyduramam. Çok istiyorsan in oradan seni kimsenin başına bela olmayacağın bir yerden ben atayım, hiç olmadı kafana sıkarım' 'Bana küçük hanım deme! Bir ismim var' 'Ne ismin?' 'Hera' 'Mükemmel, Hera, in oradan' 'İsmini söyle' 'Niye?' 'E sen benimkini öğrendin' 'Evet öğrendim ama öğrenmemi isteyen sendin' 'Şimdi de senin ismini öğrenmek istiyorum kas kafalı' 'Aren' 'Peki... Aren sana neden güveneyim, ben buradan inince belki de Bakırköylük yapacaksın' Aren yanağını dişleyerek derin bir nefes almıştı. 'Benim sözüm senettir. İstediğin ölmekse ve ben söz verdiysem öldürürüm.' 'Ne kadar saçma. Otelin adı çıkmasın diye uğraşıyorsun ama kendi adının çıkmasından çekinmiyorsun.' diyerek Hera duvardan indiğinde Aren kaşı ile çatı kapısını işaret etmişti. 'Zaten ismi çıkmış biri neden korksun?' 'Kaçakçı mısın ki?' diyerek Hera merdivenlere adımını atmış Aren'e bakmıştı. 'Hayır, aslında o da var ama genel olarak katilim. Aren Rollas.' genç adamın cümlesi ile Hera arkasına bakmaya kalkışmıştı ki bileğinin burkulması ile Aren'in yakalaması bir olmuştu. 'Has...troloji... ' Aren kızın şaşkın haline bakarken gülmek istese de yüzündeki o durgunluğu geri plana bir an bile atmamıştı. 'Sen ölümden dönersin ama ben söz verdim Hera, öldürmeden geri çekilmem' 'Sözü senet olan adamsın sen' 'Öyle derler' diyerek Hera'nın ayakları üzerinde dengede durmasını sağlamış ardından merdivenleri inmeye tekrar başlamıştı Aren. 'Ben vazgeçersem sen vazgeçmiş sayılmıyorsun ki' kızın arkadan gelen sesine aldırış etmemeye çalışsa da Hera öylesine kendinden emin konuşuyordu ki Aren bir an olsun lafını ondan esirgemek istemiyordu. 'İlk önce sana ölecek uygun bir yer bulalım, daha sonra kararlarını gözden geçir. E çatıya kadar çıkan biri kararından vazgeçemez sanırım.' 'O da doğru' diyerek Hera son basamağıda indiğinde Aren özel garaj kapısına ilerleyerek Sencar'a da gelmesini işaret etmişti. Üçü birden arabaya bindiğinde ise Aren bakışlarını yavaşca dikiz aynasına çevirdi. Sencar bir an olsun gözünü yoldan çekmiyordu sonuçta. 'Niye öleceksin?' 'Yaşamam oksijen israfı' 'Ailende mi böyle düşünüyor?' 'Bilmem, belki de' 'Nasıl yani?' Aren'in sorusu ile Hera bakışlarını dışarıdan çekmiş ve adama dönmüştü. 'Annem ben iki yaşında iken bizi terk etti, yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum. İki ay önce babam kalp krizi geçirirken abim hastaneye götürmeye çalıştı, direksiyon kontrolünü kaybetti, ikisi de öldü. Başka kimseyi tanımıyorum, anlayacağın o sorunun cevabını verebilecek kimse yok' 'Ve sende sorunu kendin cevaplıyorsun' 'Aynen öyle' 'Güzel seçim, ailem var ama bende oksijen israfı yaptığımı düşünsem kendimi öldürürdüm.' 'Seninki ego israfı, yerinde olsam çevrendeki kızların yakışıklı olduğunu söylemelerine inanmam' 'Ben gördüğüme inanırım küçük hanım. Söylenene değil, Sencar söylerse o farklı' diyerek Aren derin bir nefes alıp dışarıya bakmış ardından tekrar kıza dönmüştü. 'E nasıl bir ortamda ölmek istersin bayan oksijen israfı?' 'Yaşama şansım var mı doktor bey? Sizce fotosentez yapabilir miyim?' Aren başını sağa sola sallayarak yamuk bir gülüş göndermişti genç kıza. 'Hiç sanmam bayan oksijen israfı, şayet yaşamak isterseniz fotosentez yapılacak bir ormana sizi bırakabilirim' 'Burnun' Hera'nın kelimesi ile Aren kaş çatarak elini burnuna götürmüştü. Parmağını geri çektiğinde ise elinin üzerinde kalan kızıllığa dikkatle baktı. Şu yaşına kadar dövüşme harici burnu kanamamıştı adamın, hatta o zaman bile sert bir yumruk yemesi halinde kanardı. 'Sencar, kenara çek' diyerek burun kemerini sıktığında anında araba durmuş ve Sencar'da koltuğundan uçar gibi inerek adamın kapısını açmıştı. 'Abi iyi misin?' 'İyiyim aslanım' mırıldanmasından sonra bu kez diğer kapı açılmış ve Hera adamın dibinde bitmişti. Dizlerinin üzerine çökerek Aren'in elini yavaşça çektiğinde adamın bakışları da onu buldu. 'İzin ver' diyerek Hera cebinden çıkardığı peçete ile kanı almış daha sonra Aren'in nereden çıktığını bilmediği bir su şişesini ensesine yerleştirmişti. 'Kılcal damarların ince mi?' 'Sert bir yumruk yemediği sürece burnu kanamayan birisi Aren bey.' Sencar anında cevap verirken Hera başını sallayarak adamın uzun kirpiklerinin ardındaki göz bebeklerine bakmıştı. 'Ben kaçmam, istediğin zaman öldürürsün ama önemli bir şey olabilir. İlk önce senin tükettiğin oksijeni kurtaralım olur mu?' 'Ceren hanımı ara Sencar' diyerek Aren adama baktığında onun kuşkulu gözlerini görse de aramak için uzaklaştığını da fark etmişti. 'Hasta mısın?' yanında hala diz çökmüş halde duran kıza baktı bu kez Aren. 'Değilim' 'Hasta olduğunu biliyorsun. Ama onun bilmesini istemiyorsun.' diyerek Hera, Sencar'ı işaret ettiğinde Aren kızın kolunu anında yakalamıştı. 'Bir daha bu cümleyi bana karşı kurma, üstelik çevremde biri varken. Sakın.' 'Canım acıyor' Hera inlemesi ile kolunu tutarken Aren anında bırakmış bakışlarını Sencar'a çevirmişti. Ceren hanımın ona en ufak bir şey anlatmayacağını biliyordu. Bu yüzden rahatça aramasını söylemişti zaten. 'Aren bey, ofisine uğramanızı rica etti. Önemli bir şey olduğunu düşünmüyormuş ama garantiye almalıymışsınız' 'Ofise gidelim o zaman Sencar' tekrar arabaya yerleştiklerinde Aren çatık kaşlarla dışarıyı süzmeye başlamıştı bile. Yanındaki kızın bir şeyler bilmesi hoşuna gitmiyordu. Hoş sırf kız olduğu için değil Aren hakkında bir şey bilinmesini sevmiyordu. Nefret ederdi insanların kendisini yorumlamasından. Evet mükemmel bir adam değildi, bunu da kabul edebilecek erdeme sahipti ancak kendini de sadece kendi yargılardı. Ayrıca onu her ayrıntıya kadar tanıyan bir insan babası olsa bile Aren'e göre açık kapı bırakmak gibi bir şeydi. Normalde hakkında söyleneni kabul etmezdi ama karşısındaki kadın öylesine kendinden emin bakmıştı ki gözlerine itiraz etmek istememişti. Belki de artık tek başına bazı yükleri kaldırmaktan yorulmuştu. Durdukları iş merkezinin park alanı ile Aren dışarıya adım attığında arabadan inen Sencar'a baktı. 'Sen dur Sencar, sen gel' diyerek genç kızın gözlerinin içine baktığında Hera tek kelime etmeden Aren'in yanına ilerlemiş, Sencar ise başını usulca sallayarak arabaya tekrar yerleşmişti. İki beden de iş merkezinin içine girdiğinde en ufak bir ses çıkmıyordu. Ta ki gelen asansörün boş olması ve kapılarının kapanmasına kadar. Aren, Hera'yı köşeye sıkıştırıp dik dik gözlerine bakmıştı. 'Biraz sonra duyacaklarının eğer ki bir kelimesini başka yerde duyarsam senden bilirim.' 'İnsanları güvenmeyi öğren bay ego' diyerek Hera diklendiğinde Aren kaşlarını çatmıştı. 'Anladın mı dediğimi?' 'Anladım herhâlde. Salak değilim ben merak etme' 'Salaksın, o yüzden uyarıyorum' asansörün kat sesi ile Aren geri çekilip tek kaşını kaldırmış ardından dışarı adımını atmıştı. 'Salak değilim!' diyerek Hera adamın koluna elini uzatmıştı ki bileğinden yakalanması ile şaşkınlıkla gözlerinden ateş saçan adama baktı. O an umurunda olan tek şey spotlardan yansıyan ışığın adamın derin gözleri ile nefesi kesilmişti sanki.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD