Başlıksız

525 Words
Geldi Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Delal ve Mirza’nın geceden kalan sarhoşluğu dağılıyor, gerçeklerin soğuk yüzü yavaşça gün yüzüne çıkıyordu. Güneş doğarken, ikisi de ayrı yönlere gitmek zorundaydı. Gecenin karanlığında, birbirlerinin kollarında huzur bulan iki âşık, gündüz olduğunda ise kaçmak zorunda oldukları gerçeklerle karşı karşıya kalıyordu. Delal, evine döndüğünde, ailesinin korunaklı duvarları arasında, babasının soğuk bakışlarıyla karşılaştı. Ailesi onun üzerindeki gözetimi hiç azaltmıyordu. Babası, onu törelere bağlı tutmak için her fırsatta nasihatlerde bulunuyor, bu düşman aşirete karşı olan nefretini kızının da hissetmesini istiyordu. Delal ise kalbinde bir çatışmayla yaşıyordu; bir yanda ailesinin kan davalarına olan bağlılığı, bir yanda ise Mirza’ya olan aşkı. O sabah kahvaltı sofrasında, Delal’in babası öfkeyle konuşmaya başladı. Aşiretler arasındaki gerginliğin daha da tırmandığını, düşman aşiretin son dönemlerde yeni bir saldırı planladığını duyduğunu anlatıyordu. “Onlar bizim kökümüzü kazımak istiyor, Delal!” diye haykırdı babası. “Ama biz buna asla izin vermeyeceğiz. Kan, kanla yıkanır!” Delal, babasının bu sözleri karşısında içten içe titredi. Babasının bakışları altında, içinde büyüyen korkuyu saklamak zorundaydı. Çünkü o aşiretin oğluna âşıktı, o kan davasının tam ortasında yer alan bir adama… Bu çatışmanın ortasında kalmak, her geçen gün daha da zorlaşıyordu. Öte yanda, Mirza’nın ailesi de boş durmuyordu. Mirza, eve döndüğünde babasının hazırlık yaptığını gördü. Düşman aşirete karşı yeni bir saldırı planlıyorlardı. Aile büyükleri toplanmış, intikam yemini etmişlerdi. Mirza’nın babası da, kan davasının bir an önce son bulması gerektiğine inanıyor, bu nefretin devam etmesinin ancak düşmanlarını yok etmekle mümkün olduğunu düşünüyordu. Mirza ise bu durumu değiştirmek için ne yapabileceğini bilemiyordu. Delal’e olan aşkı, ona doğru olanı yapmayı söylerken, ailesine olan bağlılığı ve törelerin ağırlığı onu geri çekiyordu. Kalbinde büyüyen bir çıkmaz, her geçen gün daha da keskinleşiyordu. Ailesine sırt çeviremezdi, ama Delal’den de vazgeçemezdi. Bu ikilem, onu yavaş yavaş bir uçuruma sürüklüyordu. O günün akşamında, Delal ve Mirza yeniden buluşacaklardı. Ama bu kez buluşmaları eskisinden daha farklıydı; aralarındaki gerilim her zamankinden daha yoğun, kalplerindeki korku daha keskin hissediliyordu. Delal, o gece Mirza’ya gerçeği söylemeye karar vermişti. Babasının, düşman aşirete karşı yeni bir saldırı hazırlığında olduğunu ve bu kez geri dönüşü olmayan bir kan döküleceğini biliyordu. Onu uyarmak zorundaydı. Delal ve Mirza, her zamanki gizli evde buluştular. Odaya adım atar atmaz, Delal’in gözlerinden korku okunuyordu. Mirza, bu korkunun nedenini anlamaya çalışırken, Delal ona her şeyi anlattı. Ailesinin planlarını, babasının söylediklerini ve yakınlaşan tehlikeyi… Mirza’nın yüzü bir anda karardı. İçinde büyük bir öfke kabarmaya başladı. Ailesinin de aynı planları yaptığını biliyordu. Bir kez daha, töreler ve kan davaları aşklarının önünde bir duvar gibi yükseliyordu. “Bu böyle devam edemez, Delal,” dedi Mirza, derin bir nefes alarak. “Bu kan davası bizi yok edecek. Ailelerimiz birbirimizi öldürmeye yemin etmişken, biz nasıl ayakta kalacağız?” Delal, Mirza’nın gözlerinin içine baktı. “Kaçmamız lazım,” dedi yavaşça. “Bu topraklardan, bu törelerden, ailelerimizden… Hepsinden kaçmamız gerekiyor. Yoksa bu nefret bizi de yok edecek.” Mirza, Delal’in bu teklifini düşünürken, içindeki çatışma daha da büyüdü. Kaçmak, her şeyden vazgeçmek demekti. Ailesine ihanet etmek, töreleri çiğnemek ve geçmişini arkada bırakmak… Ama bir yanda da Delal vardı, hayatının aşkı. O olmadan yaşamak, zaten bir ölüm gibiydi. O gece, karar vermek zorundaydılar. Ya her şeyi göze alıp kaçacaklar, ya da bu kan davasının ortasında kaybolup gideceklerdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD