Geleceği değiştirebilir misin?

1535 Words
Beni kahvaltı masasına kucağında getirmesine mi şaşmalıydım yoksa bana gülmesine mi kızmalıydım bilmiyordum. Ama emin olduğum tek şey hala benim davranışlarımın altında başka bir niyet olmasını düşünmesiydi. Bu kadar şüpheci bir insanla arkadaş olmayı başarabilir miydim emin değildim ama her şeyi zamana bırakmak daha iyiydi ve kendi hayatımı kurtarmak adına başka yollarda bulmam gerekecekti. Bunu düşünmek istememiştim ama her romanda olduğu gibi bu romanda da ikinci bir erkek vardı. Bayan Lavender'a hayran olacak ve onu birçok kez doktorun elinden almaya kalkacak gibi. Bu kişi veliaht prensten başkası değildi. Neredeyse doktorla aynı yaştaydı ve babasının sağlıklı oluşundan kılık değiştirip ülkenin kırsal kesimlerinde insanlarla iletişim kurmayı severdi. Prens Jason bu kasabaya da geliyordu. Romanda birkaç kelimeden bahsedilmiş bir olay olmasına rağmen ben onun tüccar sıfatıyla katılacağı bir pikniği anımsıyordum. Orada onun kimliğini bilen suikastçiler tarafından saldırıya uğrayacak ve omzundan yaralanacaktı. Sonraki yıllarda buraya geldiğinde o anıyı anımsarken ormanın kenarında Leydi Lavender ile tanışacaktı. Tanrım, resmen her şeyi biliyordum. Pikniğin hangi zamandaki olduğunda emin değildim ama belki de her yapılan pikniğe katılabilirdim. O adamla arkadaşlık kurmak, hatta onun hayatını kurtarmak eminim kendime sıkı bir müttefik kazanmama neden olabilirdi. Düşündükçe bu plan daha çok aklıma yatıyordu. Doktor bizimle kahvaltıdan sonra hastasını görmek üzere limana gideceğini söyledi ve çocukların başlarından öptü. Her zamanki gibi vedalaştı ama bu sefer gitmekden önce benimde omzuma dokunmuştu. Belki de tahmin ettiğimden daha çok yakınlaşmıştık kimbilir. Ama keşke giderken odama nasıl çıkacağımı da düşünmüş olsaydı. Bir an oturduğum yere sonra kapıya baktım. Ama bacağımı oynattığımda bir şey hissetmedim. Bu adam inanılmazdı. Kaşla göz arası gücünden fazlasını kullanarak acımı daha da hafifletmiş olmalıydı. Üç tabak yulaf, beş baharatlı sosis, iki ekmek yemesine şaşmamak gerekirdi. Çocuklar kahvaltılarını ettikten sonra merdivenleri ağır ağır çıkmış sonunda kendimi odama atmıştım. Daha doğrusu Addie Ruth'un odasına. Burada gözlerimi açalı çok olmamasına rağmen bu şekilde alışmak korkmama neden oluyordu. Bir şeyler öğrenmeliydim. Geri dönmeme yardım edecek bir şeyler ama aklıma gelmiyordu. Yatağa yeniden uzanıp düşünmeye başladım. Bana yardım edecek bir şey yok muydu gerçekten? Leydi Lavender'da birçok sorunla karşılaşmış ama sonunda sevdiği adamla bir arada olacağına dair bir inancı vardı ve kitabın son bölümlerini okumasamda aralarındaki aşk inanılmazdı. Peki bu kadar inançlı olmasının sebebi neydi. Bir dakika... Yattığım yatakta hemen doğruldum. Ona yardım eden biri vardı evet hatırlıyorum. Leydi Lavender kasabaya geldiğinde ruh hali oldukça kötüylü ve yakın arkadaşının zoruyla çingelerin çadırlarını kurduğu çayırlara gitmişlerdi. Tanrım orada adını hatırlamadığım genç bir kadın onların el falına bakmıştı ve Leydi Lavender'a büyük bir bedel öderse istediği aşka kavuşacağını söylemişti. Onlar tam gitmek üzereyken onları yakalamıştı. Belki de hala çingeneler çayırlıkta olabilirdi. Bu düşünceler az da olsa rahatlamama neden oldu. Eğer fal bakan kadını bulabilirsem bana yardım edebilirdi. Çünkü kitapta falcıların özel olanlarının büyü güçleri olduğu dile getirilmişti. Benim gibi çaresizlik içinde olan insanlar tüm ihtimali değerlendirmekten başka bir şey yapamazdı. Günün kalan kısmında sıkıca giyinip kendimi bahçeye attım. Evin ufak ama tatlı bir bahçesi vardı. Bahçivan haftanın belirli günleri geliyor ve bahçeyle ilgileniyordu ama bahçenin arka kısmında oldukça geniş bir alanda elma ağaçları vardı. Bunu ağacın kuru dallarından anlamamıştım. Bunu romanda okumuştum. Okuduğum betimlemeleri bu şekilde görüyor olmak gerçekten beni etkiliyordu. Şalıma sıkıca sarıldım. Hava oldukça soğuktu ve rüzgarda kar kokusu vardı. Kendi zamanımı düşünmeden edemiyordum. Burada şehrin gürültüsü yoktu belki ama sevdiğim insanlarda yanımda değildi. Nefesimi yavaşça verdim ve havaya karışan buharı izledim. Benim hayatımda böyle yok mu olmuştu? Ölü çimenlerin üzerinden eve doğru ilerlerken bana doğru koşan iki yaramazla karşılaştım. "Bayan Addie, Sarah'tan duydum yarın kasaba da piknik düzenlenecekmiş." Allan heyecanla duyduklarını anlatırken Clara sakin bir şekilde yanıma gelmiş ve usulca elimi tutmuştu. Onun minik elini avucuma alıp ikiz kardeşini dinlemeye devam ettim. Aralık ayında piknik mi olur diye düşünürdüm eğer kitabı bilmeseydim ama bu aslında bir nevi av eğlencesiydi ve kışın canları sıkılan kadınlar kar yağmadan eşlerinin peşine takılıp piknik dedikleri şeyi yapıyorlardı. Aslında tek yapılan avdan gelen adamlara yemek ve sıcak içecek hazırlamaktı. Allan heyecanla gitmek istiyordu ve kız kardeşinin sakinca baş sallamasından onunda gitmek istediğini anlamıştım. Çocukların gitmek istemesine sevinmiştim çünkü hiçbir pikniği kaçırmaya niyetim yoktu. Prens Jason benim gizli müttefikim olabilirdi. Çocuklara piknikte ne yemek istediklerini sorduğumda onlarla beraber yürüyerek eve ilerledik. Allan ve Clara'ya akşam yemeğinden sonra Sarah'ın yardımıyla banyo yaptırdım. İki çocuğu banyoda yıkamak zordu ama odanın içinde bakır küvette yıkamak daha da zordu. Clara her ne kadar uslu olsa da Allan bana alıştıkça yaramazlığını daha da gösterir olmuştu. Yine de onlara kızamıyordum. Uzun zaman sonra özgür kalmışlardı. Çocukluklarını doyasıya yaşasınlar istiyordum. Sonunda banyoları bitmiş, güzelce geceliklerini giymiş yataklarına yatırılmışlardı. Ama bende bitmiştim. Sarah belli etmiyordu ama onunda yorulduğunu biliyordum. O yüzden doktor geldiğinde yemeğini benim götüreceğimi söyleyerek onu odadan yatmaya gönderdim. Bir hafta gibi bir süre geçirmeme rağmen artık evin düzenine alışıyor gibiydim. Odalarından çıkmadan önce istedikleri gibi onlara masal anlattım. Daha önce kitap okumadıklarını söylediklerinde şaşırdım. Her ne kadar romanın içinde olsak bile onların eğitim yaşı gelmişti. Acaba doktor bunun farkında değil miydi? Onunla bu konuyu konuşmam gerekecekti. İki çocuk zaten toplum içine karışmakta sorun yaşayacaktı eğitimsizlikleri de daha da onları zorlamamlıydı. İkisinin de uyduğuna emin olduktan sonra -Allan hemen uyuyamamıştı ve isteği üzerine saçını okşamıştım.- Sonunda odalarından sessizce çıktım. Kapıyı kapatmadan önce içeriye, uyuyan iki küçük çocuğa baktım ve onlar için üzülmeden edemedim. "Demek hala buradasın," dedi doktor ansızın arkamdan ve yerimden sıçradım. Hemen çocukların odasının kapısını kapayarak adama döndüm. "Bu kadar sinsice yaklaşmak zorunda mısın?" Doktor tek kaşını kaldırıp bana dik dik baktı. "Sanki gizli bir iş yapan insanlar gibi konuşuyordun." Derin bir nefes alıp sakince verdim. Sinirlerim iyice gerilmişti. "Bak Henry Blake hata yapmış olabilirim evet kabul ediyorum ama göle düştükten sonra aklım başıma geldi. Bu çocuklara değer veriyorum. Senden bir beklentim yok. Sadece onların iyi olmasını istiyorum." Sanki koşmuşum gibi bir süre nefes nefese kaldım. Bu zaman diliminde doktor tek kelime bile etmedi. Kollarını göğsünde birleştirmiş sadece bana bakıyordu. "Bayan Addie değiştiğinizi söylüyorsunuz ama bunu kelimelerinize inanmayı beklemeyin. Evlenmeden önce bana ve çocuklara nasıl davrandığınızı hatırlayın siz olsaydınız bu davranışlarınızdan sonra samimiyete inanır mıydınız" Adamın ifadesiz yüzüne bakakalmıştım. Doğru söylüyordu. Addie onca kötülükten sonra ben ne kadar iyi olduğumu dile getirsem de onun bana inanmaması çok normaldi. Hangi insan sürekli değişen bir kişinin hareketlerini doğru bulabilirdi ki? Derin bir nefes alıp yavaşça verdim. "Haklısınız Doktor ama belki de bunu zamana bırakmalıyız. Hem sizde zamanla benim davranışlarıma göre kararınızı verebilirsiniz. Sizinle ayrılana kadar arkadaş kalmayı tercih ederim ama siz bundan rahatsızsanız bir evin içinde çocuk büyüten iki yabancıda olabiliriz. Eminim asiller arasında sıkça var olan bir durum bu," dedim. Yine istediğimden fazla konuşmuştum ama bu adam insanda öyle bir etki bırakıyordu. Kaşlarını çatıp birkaç saniye beni inceledi. "Haklısın Bayan Addie en iyisi zamana bırakmak. Eğer bu yaptıkların bir rolse eninde sonunda açık verirsin değil mi?" diye sordu alaycı bir ifade ile gülümseyerek sonrasında gül salonuna ilerledi. Bu adamı öldürmekle hak vermek arasında gidip geliyordum. Yine de mantıklı düşünüldüğünde onun haklı olduğunu görebiliyordum. Sarah'ı dinlenmeye gönderdiğim için doktorun beklediği gül salonuna tepsiyi yine ben taşıdım. Odaya girdiğimde onu şöminenin karşısındaki koltukta oturduğunu gördüm. Uzun kaslı bacaklarını uzatmış, başını geriye yaslanmıştı. Gözleri kapalı olmasına rağmen onun uyumadığını biliyordum. Uyuyan bir insan için vücudu fazla tetikteydi. Nitekim ben içeri adım atar atmaz gözleri aralandı. "Akşam atıştırmalığını getirdim," dedim sakince ve tepsiyi sehpaya bıraktım. Çayını nasıl istediğini artık bildiğimden sormadan hemen hazırlayıp ona uzattım. "Teşekkür ederim," dedi fincanı elimden alırken eh en azından kibarlığı elden bırakmamıştı. O sandviçleri birbiri ardına yerken bende yanan ateşi izledim. Aralık ayının soğuğu insanı kemiklerine kadar donduruyodu. Pencereleri titreten rüzgarda sabahtan bu yana esip durmuştu. Bu havada ne pikniğinden bahsediyorlardı anlamıyordum ama ikinci erkek ile karşılaşmam bunlardan birinde olacaktı. Tedbiri elden bırakmamak en iyisiydi. Göz ucuyla baktığımda doktorun yemeğini bitirdiğini fark ettim. Eh karnı tok olduğuna göre ona niyetimi açabilirdim. "Duydum ki yarın bir piknik düzenleniyormuş, çocuklar gitmek için çok hevesli gitsek sorun olur mu?" Doktor bakışlarını ateşten kaçırmadan alaycı bir ifade ile güldü. "Piknik için bir davet aldın mı?" diye sordu birdenbire. Bu soru kafamın karışmasına neden oldu. Balo gibi etkinliklere yazılı davetle çağırıldığını biliyordum ama daha önce pikniğe de bu şekilde çağırıldığını duymamıştım. "Hayır, bir davetiye almadım." Doktor başını ağır ağır salladı. "Son utanmaz hareketinden sonra seni aralarına almak isteyeceklerini sanmıyorum zaten." Son utanmaz hareketim mi? Kitapta böyle bir şey hatırlamıyordum. Aksine Addie Ruth kasabadaki asiller tarafından oldukça sevilirdi. Aralarında en iyi dedikoduyu bilen kişiydi ve kadın erkek demeden hayranlık duyulan bir adamla evlenmişti. Bu bile onun başlı başına davetlere onu konuğu olarak gitmesini sağlıyordu. "Ben ne yapmış olabilirim?" diye sordum farkında olmadan ama karşımda ki adamın keskin bakışlarından kaçamadım. "Ah yapma Bayan Addie, sırf fazla ilgilendim diye Bayan Regan'a kaba davranmadınız mı?" Bir an düşünüyormuş gibi yaptıktan sonra devam etti. "Sanırım onu insanların içinde kocasını çalmaya çalışmakla suçladınız, oysa genç hanımın ciddi bir rahatsızlığından dolayı onu ziyaret ediyordum," dedi ve çayından bir yudum aldıktan sonra fincanı tepsiye koydu ve ayağa kalktığında tepsi de elindeydi. "Ben bunu mutfaya bırakırım sanırım sizin düşünmeniz gereken şeyler var." Konuşmasının ardından odadan ayrıldı. Bu adamın yaşanılan durumdan zevk aldığını bile düşünmeye başlamıştım. Ah Addie Ruth tam bir baş belasıydı. İnsanların nasıl yüzüne bakacaktım. Daha doğrusu ben o olmadığım için bakardım ama onlar bana nasıl davranacaktı. Hayır, şimdi pes edemezdim. Her şeyi planlamışken bunu yapamazdım. Yarın ister davet edileyim ister edilmeyeyim o etkinliğe katılacaktım. Eminim insanlar benimle konuşmayacaktı ama olsun bunu sineye çekip evde kalamazdım. Yarın sıkı bir mücadele için kendimi hazırlamam gerekecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD