Sadece arkadaş

1358 Words
Gerçek eşim. Diyemezdim tabi ama bana mavi gözlerini dikmişken onu duymazdan da gelemezdim. Beni durmadan sorgulayan biriydi ve cevap vermemek gibi bir seçeneğim yoktu. Bakışlarımı ondan çevirip pencereden dışarıya baktım. Biri kalın perdeleri aralamıştı ve kış mevsiminde olmamıza rağmen aydınlık olan manzaraya baktım. Oysa aklım tamamen başka bir yerdeydi. "Değer verdiğim birisi," dedim sadece. Onun bu konuyu daha fazla deşmesini istemiyordum. Bir an önce kapıyı açıp gitmesini bekledim ama herhangi bir ses duymuyordum. Bakışlarımı da çevirmeye cesaretim yoktu. "Bu yüzden mi benden boşanmak istedin. Sevdiğin adam yüzünden mi?" diye sorduğunda şaşırmadım. Açıkçası mantığı olan her insan bunu çıkarabilirdi. Derin bir nefes aldım ve bana kızgınlıkla bakacağını düşündüğüm adama döndüm ama o sadece meraklıydı. Sanki birazda düşünceli. Yutkundum. "Hayır," dedim içimdeki ağlama isteğini bastırarak. "O, aramızda değil." Evet, benim dünyamda kalmıştı. İstesemde ona ulaşamayacağım bir dünyada. Şimdi onsuz ayakta kalmaya çalışıyordum. Henry tek kelime etmeden sadece kısaca başını salladı ve "Üzgünüm," dedi ardından odadan çıktı. Ne için üzgün olduğunu bilmiyordum. Kalbimde bir sevginin var olduğunu bilmeden benimle evlenmek istemesine mi yoksa bu romana kısılıp kalmamamı. Her ne kadar gerçekten Addie Ruth olduğumu bilmese de ben onun için üzgün olduğunu düşünecektim ve elimden geldiği kadar kısa sürede bu ailenin gerçek annesini bulup onları bir araya getirecek ve yanlarından ayrılacaktım. Gözlerim uykudan kapanırken o adamın bedenime bir şey yapmış olabileceğini düşündüm. Belki de su da uyku ilacı falan vardı. Ne olduğunu tam olarak bilmesemde uyku bedenimi ele geçirirken son düşündüğüm yine eşim olmuştu. "Sence canı yanıyor mudur?" dedi meraklı ve hüzün dolu bir ses. Yatağın yanından geliyordu ve nefes alışverişlerini dinlerken iki kişi olduklarını gözüm kapalı anlayabiliyordum. "Hayır, babam ona o kadar iyi bir tedavi uygulamış ki bir gün boyunca uyumak zorunda kaldı. Kimse için bu kadar güç kullanmadı." Allan'ın sesi kardeşini teskin edercesine fısıltıyla çıkıyordu. Ben uyurken odama girmiş olmalıydılar. Yedi yaşında iki çocuğun az bir sevgi ile korktukları bir insana yakınlaşmaları içimde bir sıcaklığa neden oluyordu. Korkuları sanki geride kalmış gibiydi. Yavaş yavaş gözlerimi araladığımda ikisi de yatağımdan bir adım uzaklaştı. Yüzlerindeki ifadeye bakılırsa hala Addie Ruth'tan korkmayı bırakmışa benzemiyorlardı. "Merhaba çocuklar," dedim uyku dolu bir sesle. Clara önce Allan'a baktı ve erkek kardeşinin başını sallaması ile arkasında tuttuğu ellerini öne çıkardı. Minik ellerinde kış olmasına rağmen açan mavi çiçekler vardı. Onların ne olduğunu bilmiyordum ama odaya harika kokuyu onlar yayıyor olmalıydı. Clara yavaşça yaklaşarak yatağıma çiçeği bıraktı. "Geçmiş olsun bayan Addie," dedi narin sesiyle. Saçları iki yandan örülmüştü ve iri kahvrengi gözleri ile çok tatlı duruyordu. İki çocuğa da sıkıca sarılmak istiyordum. "Teşekkür ederim Clara ve Allan, beni çok mutlu ettiniz. İkinizde iyisiniz öyle değil mi?" Çocuklar önce hızla başlarını salladılar. "Sizin düştüğünüzü görünce çok korktum, " dedi Allan yatağa biraz daha yaklaşarak. "Sonra hemen gidip bahçivana haber verdim. Bu sürede Clara korktu ama hiç ağlamadı. Herkesin sizinle ilgilenmesi gerektiğini söyledi." Gülümseyerek parlak gözlü kıza baktım. "Clara sende abin kadar cesur ve akıllısın. Teşekkür ederim beni düşündüğün için," dedim boğazım düğümlenirken. Bu çocuklar o kadar harikaydı ki sadece sevgiyle sarıp sarmalanmaları gerekiyordu ama ben onlara zarar gelmemesi için elimden geleni yapacaktım. "Kahvaltı ettiniz mi bakalım?" diye sordum gözlerimdeki yaşları geriye iterken. Allan başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır, bayan Addie önce sizin yanınıza uğradık. Belki beraber kahvaltı edebiliriz diye." Bu çocukları deli gibi sevmek istiyordum ama bu romanda fazla yakın bir temas okumamıştım. Çocuklara sıkıca sarılıp, öpücüklere boğarken deli gibi görünmek istemiyordum ama kesinlikle kalbimi sevgiyle dolduruyorlardı. "O halde şöyle yapalım. Allan sen Sarah'a burada kahvaltı yapacağımızı söyle, yiyecekleri buraya getirsin çünkü birkaç gün yüreyebileceğimi sanmıyorum." Doktor yaranın hepsini geçirmişti ama acısı hayalet acısı devam ediyordu. Allan hemen söylediklerimi yerine getirmek için odadan fırladı ve Clara ile beni başbaşa bıraktı. Her zaman benden çekinen küçük kız yatağımın hemen yanında duruyordu. Sonra o iri gözlerini saçlarıma dikti. Dalgalar halinde uzanan saçlarım açıktı. Küçük kız uzanıp saçımı okşadı. "Saçların çok güzel," dedi huşu içinde. Gülümsedim. Bana görede onun saçları daha güzeldi. Addie Ruth bal rengi saçları, amber renkli gözleri ve kısa boyuyla oldukça güzeldi ama hırsları ve içindeki kötülük onu ölüme sürüklemişti. "Bence sen daha güzelsin ama iltifat ettiğin için teşekkür ederim," dedim gülümserken. Sonra başımı diğer tarafa çevirip saçımın bir kısmını üst dudağım ve burnumun arasına sıkıştırıp bıyık halini aldım ve küçük kıza döndüm. "Şimdi nasıl görünüyorum güzel leydim," dediğimde bana bakıp birden kıkırdamaya başladı. Gülerken sesi o kadar güzel çıkıyordu ki odamda bir peri varmış gibi hissettiriyordu. Birden kapı açılınca gülmeyi kesip bana daha da sokuldu. Tehlikenin varlığında bana sığınması kalbimin daha da büyümesine neden oldu. Kapıda Allan ya da Sarah'ı beklerken doktoru görünce bende şaşırmıştım. "Doktor bir sorun mu vardı." Şaşkın bakışlarını kızından bana çevirdi. "Az önce bir kıkırdama sesi duydum ama emin olmak istedim," dedi. Onun bu tepkisinin sebebini anlayabiliyordum. Allan her ne kadar dışa dönük bir çocuk olsa da Clara onun tam tersiydi. Ürkek bir yapıya sahipti ve nadiren gülümserdi. Kahkaha attığı romanda bir kere bile yazılmamıştı. "Biz sadece Clara ile şakalaşıyorduk değil mi Clara?" diye sorduğumda yüzünü hemen saçlarıma gömdü. Bende onun bu temasından memnun kıkırdarken kolumla ona sarıldım. Benim bu hareketimle doktorun bakışlarıda değilti. Şimdi mavi gözlerinde daha yumuşak bir ifade vardı. Bir eli kapının kulpundaydı. O sırada Allan onun kolunun altından geçti . "Merhaba baba," dedikten sonra yanımıza geldi. Kardeşinin bana sarılmış olduğunu görünce o da gelip yatağın kenarına yaslandı. "Sarah kahvaltıyı getireceğini söyledi. Ona bizimde burada yiyeceğimizi o yüzden bizim yiyeceklerimizi de buraya getirmesini söyledim." "Teşekkür ederim Allan çok incesin o halde bekleyelim," dedim. Doktor ne içeri girmek için hareket ediyordu ne de odadan ayrılıyordu. Sadece ifadesiz bir yüzle olup biteni izliyordu. "Burada mı kahvaltı edeceksiniz?" Sorusuna önce başımı sallayarak cevap verdim ama ardından telaşla konuşmaya başladım. "Ben aşağıya inemediğimden çocuklarda burada benimle kahvaltı yapmak istediler. Umarım sizin için sorun yoktur." Doktor bir süre daha bakışlarını bana dikti ve bir şey söylemedi ama bir süre sonra Allan'a döndü. "Allan hemen in ve Sarah'a kahvaltıyı yeşil odada yapacağımızı söyle." Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu ve ekledi. "Her sabah olduğu gibi." Allan ona itiraz etmek için ağzını açtı ama doktorun bakışından sonra sadece başını salladı ve elini tuttuğu kardeşi ile beraber odadan çıktı. Sadece onlarla kahvaltı etmek istemiştim bu adam böyle huysuz olmak zorunda mıydı? "Onlarla kahvaltı etmek istemiştim çocuklara kızmayın lütfen," dedim sert bir sesle. Doktor bir anda bana doğru yaklaşmaya başladı. "Ben onlarla kahvaltı edemezsiniz demedim, sadece burada kahvaltı edemezsiniz dedim." Adama bakarken ne saçmaladığını düşündüm. "Doktor Blake sanırım yorgunsunuz fark etmiş olmalısınız ki her ne kadar yaram iyileşse de aşağıya inecek kadar iyi değilim." "Biliyorum." Adama kaşlarımı çatarak baktım. "Ne yapmaya çalıştığınızı anlamıyorum," dedim huysuz bir halde. Bana doğru eğildiiğinde gözleri oldukça yakınıma gelmiş oldu. Bir an koyu kirpiklerin çevrelediği mavi gözlere bakarken buldum kendimi. "Size yürümeniz gerektiğini söylemedim bayan Addie." "O halde nasıl ineceğim?" diye çıktı soru ağzımdan ama hala gözlerinden bakışlarımı ayıramamıştım. Doktor Blake'in dudaklarının kenarı titredi ve gözlerinden bir parıltı geçti. Bu onun için gülümseme sayılırdı. "Tabi ki kollarımla. Sizin inmenize yardım edeceğim," dedi. Bundan eğlenir gibi bir hali vardı. Ben ise kendimi yatağa daha da bastırdım. O adamın kollarında olmak istemiyordum ama bakışlarından fazla bir seçeneğim yok gibi görünüyordu. "Belki de kendi odamda kahvaltı etmeliyim," dedim son bir kez şansımı kullanarak. Doktor Blake'in dudaklarındaki haraketlilik kendini bir tebessüme bıraktı. "Bence çocukları hayal kırıklığına uğratmayın," dedi ve ben yeniden bir itiraz cümlesi kuramadan kollarını dizlerimin altından geçirip diğer kolunu da belime sardı. Sanki hiçbir ağırlığım yokmuş gibi yataktan bir anda havalanmıştım. Kaşlarını çatarak bana baktı. "Gören size yemek verilmiyor sanır Bayan Addie biraz daha yemek yemelisiniz." Bedenim onun sert bedenine değerken oldukça gergindim. Bu adam beni dinlememiş çoktan odadan çıkarmıştı. "Yeterince yemek yiyorum teşekkür ederim Bay Blake," dedim sinirle. Adam ise benim tepkim karşısında daha da güldü. "Tanrım, görende sizi sırtıma atıp zorla götürüyorum sanacak." Merdivenlerden inerken homurdandım. "Bu cümledeki doğru olan nokta 'zorla' kısmı." Söylediklerim karşısında doktor birden kahkaha atmaya başladı. Onun kahkasının titreşimlerini kendi benimde hissediyordum. "Bayan Addie onca gece yatağıma girmek için çabalayan kadının şimdi bu kadar tutucu davranması çok tuhaf. Bu yaptıklarınız yeni bir oyun mu bilmiyorum ama çocuklarla iyi olduğunuz sürece umurumda değil," dedi ve Sarah'ın ağzı ardına kadar açık kalmış halde dikilirken yanından geçti "Madem arkadaş olmak istiyorsunuz bende arkadaşınız olacağım merak etmeyin başka bir niyetim olmayacak sizin önceden yapmış olduğunuz aksine, "dedi ve çocukların görünce mutlulukla güldüğü yemek odasına adım attı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD