İstenmeyen kişi

1235 Words
Ayağımdaki terlikler yürürken ahşap zeminde ses çıkarsa da mutfağa girdiğimde Sarah hala ocağın başında uyuyordu. İçeri girdiğimde onu uyandırmak istemedim ama masanın üstünde duran tepsiye uzanırken gözlerini açtı ve beni görünce irkilerek sandalyesinden kalktı. "Bayan Blake, neden zahmet ettiniz ben getirirdim," dedi yorgun bir sesle. Gözleri de ses tonunda ki yorgunluğu kanıtlarcasına kızarmıştı. Kaç saattir ayakta olduğunu bilmiyordum. Bu zamanda geçmiş zamanlarda olduğu gibi insanlar çalışansa pek önemi yok gibiydi. Gerçi bu benim zamanımda da öyleydi ya şuan felsefe yapacak vaktim yoktu. "Ben hallederim sen yatmaya gidebilirsin. " Tepsiyi elime aldığımda Sarah'ın bakışlarından itiraz edeceğini anladım. Ama doktorla yalnız kalmam gerekiyordu. Anlatacaklarımı zihnimde bir bir sıralamıştım ve bir an önce konuşmazsam kelimeler benden uzaklaşacakmış gibi hissediyordum. "Senin dinlenmeye ihtiyacın var. Geri kalanı ben yapacağım Sarah," dedim sert bir sesle. Sarah bir şey yapamayacağını anladığında bir adım gerileyip başını salladı. Tepsiyi aldığımda sandviçleri gördüm. Yanında çay dolusu demlik, fincan, süt ve şeker vardı. Elim ağır tepsiyi taşırken titriyordu. Bu kadar ağır olacağını tahmin etmemiştim ama düşüremezdim. Blake ile konuşmam gerekecekti. Bir roman karakteri ile konuşmaktan çekinmek mantıklı değildi ama öyle hissediyordum işte. Gaz lambalarının aydınlattığı koridordan geçip gül odasına girdiğimde Blake'in hareketsiz durduğunu gördüm. Başını koltuğa yaslamış uykuya dalmıştı. Hayır, onun uyumasına müsaade edemezdim. Konuşmam gerekenler vardı. Sonra elimde tepsi yüzünü incelemeye başladım. Saçları dağınık bir halde alnına düşmüş, uykusunda bile çatılmış kaşlarını örtmüştü. Karakteristik burnun gölgesi yorgunluğun izlerini taşıdığı dudaklarına gölge düşürüyordu. Belki de dinlenmesi daha iyi olurdu. Nasıl olsa yarın kahvaltıda konuşabilirdik. Tepsiyi geri götürmek için kapıya doğru döndüm. "Yemeği getirecek misin yoksa beni aç bırakmaya mı karar verdin?" Henry Blake koltukta doğrulmuş mavi gözleri ile bana bakıyordu. Bir an tepsiyi adama fırlatmak geldi içimden ama bunu yapmak Addie Ruth'un dengesiz tavırlarını doğrulamaktan başka neye yarardı. Ağır adımlarla ilerledim - Hızlı ilerlersem tepsidekileri dökme ihtimalim vardı- Eğilip koltuğun karşısındaki sehpaya tepsiyi bıraktım. "Çayını nasıl istersin?" diye sormayı akıl ettiğimde izlediğim eski filmler için kendimi tebrik ettim. Burası kurgu bir dünyaydı ama en azından gerçeklikten biraz olsun esinlenen bir yapıdaydı. "Şekersiz olsun, sütlü." Sesinde bunu bilmem gerektiğine dair bir tını vardı ama umursamadım. Bu karşılaşmada zayıf taraf benimkiydi. Kim olsa bu kadının davranışlarına inanmazdı. En başta ben inanmazdım. İşim gerçekten çok zordu. Çayı koyduktan sonra geri çekildim ve koltuğa oturdum. Bakışlarım yeniden dans eden alevleri buldu. Bedenim de bir titreme vardı ve midem durmadan kasılıyordu. Dikkatimi ona verdiğimi belli etmeden doktorun yemeğini bitirmesini bekledim. Karnı tokken belki daha fazla konuşkan olurdu. Kim bilir benim isteğimi heyecanla karşılayabilirdi. Ben bu tekliften memnun kalacağına emindim. Hızlı bir şekilde yemeğini yedikten sonra çayından son bir yudum aldı. Koltuktan kalktığında bakışları benim üzerimdeydi. "Yemek ve eşliğiniz için teşekkür ederim Bayan Addie," dedi alaycı bir gülümseme ile. Ama gitmesine müsaade edemezdim. Bende birden ayağa kalktım. "Lütfen sizinle konuşmak istiyorum Bay Blake biraz vaktinizi ayırabilir misiniz?" Evet, gayet güzel konuşmuştum. Bana kafası karışmış, kaşları çatık bakarken fazla güzel konuştuğumdan endişelendim. Acaba bu zamandaki insanlar gibi konuşabilmiş miydim? Zaten kötü bir insandım. Birde tuhaf tuhaf konuştuğum için deli damgası yemek istemiyordum. Emindim ki bu romanda bile delilere iyi davranılmıyordu. Doktor bana bakarken kafasının karıştığını görebiliyordum. Neyi amaçladığımı anlamaya çalışıyordu. Yine de koltuğa rahat bir tavırla oturdu "Seni dinliyorum Bayan Addie ama yemin olsun eğer unvanı almakla ilgili tek kelime-" Elimi kaldırıp susmasına neden olduğumda ciddi bir yüz ifadesiyle gözlerime baktı. "Bunu konuşmak istemiyorum." "O halde ne konuşacaksın?" diye sordu ve aniden yüzü telaşlı bir ifadeye büründü. "Çocuklar onlara bir şey olmadı değil mi? Eğer onlara bir-" Derin bir nefes aldıktan sonra tehditlerini engellemek adına konuşmasını kestim. "Hayır, onlarda iyi benim konuşmak istediğim şey sizden boşanmak istiyorum," dedim bir çırpıda. Lanet olsun. Planladığım konuşma böyle başlamıyordu. Önce ona durumumuzun ümitsiz olduğundan bahsedecek. Yeni bir eş bulana kadar çocukların yanında olacağımı dile getirecektim. Şimdi doktorun ifadesiz suratına bakarken içimdeki telaşın coşkun bir dalga gibi yükseldiğini hissediyordum. "Boşanmak mı?" diye sordu inanmayan bir ifadeyle. Kaşları mümkün olabilirmiş gibi daha da çatılmıştı. Bunu duyunca mutlu olacağını düşünmüştüm. En azından Addie Ruth'tan kurtulduğu için rahat hissetmesi gerekirdi ama hayır o sanki ona tam tersini söylemişim gibi bir ifade takınıyordu. "Evet," dedim eteklerimdeki kırışıkları düzeltirken. Bu saçma diyaloğun içinde nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Nefesim sıklaşırken paniğin boğazıma doğru yükseldiğini hissediyordum. "Peki ama çocuklar ne olacak? Onlara annelik yapacağına söz vermiştin Bayan Addie. Sakın ama artık sizin istediklerinizi karşılamadığım için gitmek istediğinizi söylemeyin." Adam öfkesinden burnundan soluyordu. Avına saldırmak üzere olan bir panter gibiydi. Koltuğun kenarlarını tutan ellerindeki boğumlar beyazlaşmıştı. Her an kalkıp odadan gidebilir ya da bana zarar verebilirdi. Bir kurgu kitabının içinde olmam zarar görmeyeceğim anlamına gelmiyordu. Ama onun çocuklar konusunda endişelenmesini anlamlı buluyordum. Bu yüzden hemen beklemeden başımı sağa sola salladım. "Hayır, sanırım yanlış bir noktadan anlattım," dedim yumuşak bir sesle. Böyle ılımlı konuşmam onu biraz olsun rahatlatmış gibiydi. "Bu evliliği onlar için yaptık doğru değil mi?" diye sordum onu da sohbete katmaya çalışarak. Sert bir ifade ile başını sallasa da sonunda "Doğru," dedi. Tam devamını da getirecekti ki ondan önce davranarak konuşmama devam ettim. "Benim demek istediğim Bay Blake daha gençsiniz ve eminim evlenmek isteyecek kadar seveceğiniz bir kadın karşınıza çıkacaktır. O zaman geldiğinde sizden ayrılmayı talep ediyorum. O ana kadar çocukların yanında olacağım." Rahat bir nefes aldım. Sonunda aklımdakileri söylemiştim. O bilmiyordu ama seveceği kadın yakın zamanda karşısına çıkacaktı. Yutkunarak arkama yaslandım. Adamın düşünceli bakışlarından bir şey anlaşılmıyordu. Mavi gözleri alevlerin dans eden ışığının altında hülyalı görünüyordu. İçimde bir korku büyümeye başlamıştı. Ya hemen boşanmak isterse ve beni bu bilmediğim dünya da tek başıma bırakırsa? Artık endişelensem de bir önemi yoktu. Kelimeler çoktan hedefine ulaşmıştı. Tanrım... Bu romanın dünyasında tek başıma kaldığımı düşünmek bile korkudan titrememe neden oluyordu. Kimsem yoktu. Bu evin içinde yaşayan insanlar dışında sığınabileceğim kimsem yoktu. Addie Ruth bir yetimdi. Ben kendi korkularımla boğuşurken adam bana doğru eğildi ve yüzünde gözlerine ulaşmayan bir gülümseme belirdi. "Gerçekten beni bu kadar sadakatsiz biri olarak mı düşünüyorsunuz? Evet, sizinle anlaşmalı bir evlilik yaptık. Bu zamanda çoğu çiftin yapacağı bir durum ama ben diğer erkekler gibi karımı sevmiyorum diye metres tutup onun onurunu ayaklar altına alacak bir adam değilim." Sesi konuşmanın sonuna doğru yüksek ve sert bir hal almıştı. Okuduğum romandan onun başka kadına aşık olduğunu biliyordum şimdi neden böyle sadık bir adammış gibi davranıyordu? Bu tamamen hazırlıksız yakalanmama neden olmuştu. Ama tabi aşkı hissetmeyen bir insan böyle konuşurdu. O zaman geldiğinde tüm tabuları yıkacağından emindim. Addie Ruth gibi benden de uzaklaşacaktı. Gerçi bu durumda ikimizde aynı kişiydik. Ne bilirsem bileyim doktorun huyuna gitmeliydim. "Eminim eşinize sadıksınızdır ama Bay Blake benden nefret ettiğinizi biliyorum ve sizde geçen zamanda birbirimize ne kadar uyumsuz olduğumuzu görmüşsünüzdür. Eminim sizi ve çocuklarınızı canı gönülden seven bir kadın çıkacaktır," dedim. Bu adamın ifadesiz suratına bir şey anlatmak benim için zordu. Bir an ona gerçeği anlatmak istedim ama deli damgası yemeye niyetim yoktu. Adam konuşmam bitince alaycı bir sesle güldü. "Bayan Addie tıpkı sizin çocuklarla ilgilendiğiniz gibi birini mi bulmalıyım? Sizde bu evlilikten önce oldukça ilgili ve şefkatliydiniz," dedi ve oturduğu yerden kalktı. "Aşk ile işim biteli çok oldu," derken gözlerimin içine bakıyordu. "Ama olurda başka bir kadına aşık olursam bundan ilk sizin haberiniz olur Bayan Addie. O zaman çantanızı toparlar gidersiniz. Madem istediğiniz bu. Evimde kimseyi zorla tutamam." Sonra sanki başında şapka varmışta çıkarıp selam veriyormuş gibi hareket etti. "O halde sevgili bayan Addie size ve taş kalbinize iyi geceler dilerim." Odadan çıkarken sert adımları duvarlarda yankılandı. Evet, aklımdaki planı dile getirmiştim ama sanırım Addie ile olan ilişkisini daha da kötü bir duruma sokmuştum. Ne yapacağıma dair bir fikrim yoktu. Burada, onca insanın nefret ettiği bir insanın bedeninde kapana kısılmıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD