Kelepçeli ellerimi iki dizimin üzerine dayamış, bitmek bilmeyen yolun sona ermesini bekliyordum artık.
Karşımdaki demir oturakta oturan ve ellerindeki tüfeklerin dipciklerini yere dayamış iki askere arada sırada kaçamak bakışlar atarken, bundan sonrası için ne bir kurtuluş hayalim vardı vardı nede bir ümidim.
Bitmiştim ben.
Hayatım, hayallerim yerle yeksan olmuştu artık.
Pişman mısın diye soracak olursanız.?
Asla.
Asla pişmanlık duygusu yoktu içimde, kalbimde.
Yaşımın küçüklüğüne rağmen erken büyümüştüm ben.Erken büyüttüler sağolsunlar.Sadece hala ve hala aklımın almadığı, bir açıklama getiremediğim tek soru vardı.
'Neden ben.?'
Neden bana bunu reva gördüler.Neden babam ve diğerleri bana başka gözle baktı..?
Neden bir babanın kızını okşadığı gibi saçlarımı değilde, iğrenç elleri başka yerlerimi okşadı.
Halam olacak sıfatsızın söylediği gibi kötü tohummuydum yoksa..Bir bakışımla, bir gülüşümle erkekleri yoldan çıkaran bir orospumuydum sahiden..
İsteyerek yatmışım ya altlarına, neden acı çığlıklarım duyulmasın diye hep ağızımı kapattılar o zaman.
O adamın sesini duyar gibi oldum sonra.
'Gel kız yanıma, bak ben gelirsem biliyorsun neler olur.." diyen sesi.
Tüm tüylerim ayağa kalktı.Tıpkı onun o fısıldayan sesini her duyuşumda olduğu gibi.
Midemden boğazıma kadar yükselen acı safranın tadını yok etmek için derin derin nefesler alırken, yanağımdan kayıp giden bir kaç damlayı hemencecik sildim kelepçeli ellerimle.
Bitti artık dedim içimden, kabus bitti.Ölmeden çıkarsam bu dört duvarın ardından, diğerlerinide bitiricem yemin olsun.
Ben onlara yalvarırken nasıl duymazdan gelip abandılarsa üzerime, bende her birinin azraili olucam Allahım şahidim olsun.
Araba yavaşlayamaya başladığında askerlerde silahlarını omuzlarına geçirmiş ve başlarını kapıya çevirmişlerdi.
Sanırım gelmiştik.
Dışarıdan bir kaç kişinin konuşma sesleri gelirken, askerlerden birinin cevap vermesini ümit ederek içimi kemiren soruyu sormuştum onlara..
'Asker abi kardeşime ne olucak şimdi..Kime verirler onu..?'
Birbirlerinin yüzüne bakarken, sonunda biri acıyan bakışları altından konuştu..
'Çocuk esirgeme kurumuna verirler büyük ihtimal, merak etme devlet sahip çıkar kardeşine..'
Dolu dolu gözlerime inat kocaman gülümsedim karşımdaki adama..
'Çıkar tabii.' dedim gülümserken, şaşırdıkları belli oluyordu suratlarından..
Ellerimi havaya kaldırıp bileklerimdeki demir prangaları gösterdim sonra,konuşmaya devam etmeden önce..
'Baksanıza bana ne güzel sahip çıktı devlet baba..Kardeşimede sahip çıkan olur elbet..'
Birbirleriyle kesişen gözleri yere indi sonra..Ve arabanın demir parmaklıklı kapısı büyük bir gürültüyle açıldı..
Ellerinde evraklar olan başka bir asker yanındaki siyah üniformalı kadına birşeyler söylerken, ayağa kalkmış ve tek basamaklı merdivenden aşağıya inmiştim..
Elindeki dosyayı kadına uzatan asker beni sağsalim teslim ettiğine dair bişeyler söylerken, ben gözlerini yüzümden ayırmayan kadına bakıyordum sadece..
'Yeni evine hoşgeldin Gizem Yazıcı..' dedi kadın kolumun biraz aşağısından tutup başka bir kapıya yönlendirirken..
Sanki son kez bakıyormuş gibi baktım gökyüzüne..
Dört insan boyu kadar duvarların üzerindeki dikenli telleri ve belirli konumlarda bekleyen jandarmaları o arada farkettim..
Kendi evim böylesine korunaklı olsaydı, başka eve ihtiyaç duyarmıydım ki ben..
???
Parmak izim alınmış ve elime bir numara verilerek dört resmim çekilmişti..
Anadan üryan soyulmuş ve saçlarımın içine kadar dikkatle bakılmıştı..
Dört tane demirlikli büyük kapı ve 12 tane komple demirden oluşan koğuş kapısı saydım geçtiğimiz koridorlardan..
Bu süre zarfında isminin Serap olduğunu öğrendiğim gardiyan abla ona göre birkaç ama bana göre binbir tane soru sordu.
Kaç yaşında olduğumdan tutunda, nasıl cinayet işlediğimden, arkamda bana kol kanak gerecek birileri var mı'dan tutunda, kaç kişinin bana...!!!
Ne kadarda rahat soruyordu.
Sanki gelmiş bir başkasının dedikodusunu yapıyordu bana, o kadar rahat ve kendinden emindi ki.
Buraya gelirkenki boşvermişliğim yerini korkuya bırakmaya başlamıştı bile..
Ne bileyim kadında çözemediğim birşeyler vardı.
Dört beş gardiyanla karşılaşmış ve her birinin bana acıyan bakışlarına maruz kalmıştım..
Ben gelmeden dosyamı okuyabileceklerini zannetmediğim için, yanımdaki kadından dolayımıydı bu halleri tavırları kestiremiyordum..
Sadece dışarıdan dünyayı izliyordum.
Tüm hislerim alınmış gibi konuşuyor ve yönlendirdikleri yere ilerliyordum.
'Aklın yerinde değil mi, bak böyle boş boş bakman pek normal gelmedi bana..Gerçi ananı babanı öldürmüşsün bendekide soru..' diyerek devam ettiği konuşması, kahverengi bir kapının önünde son buldu..
Büyük harflerle 'MÜDÜR' yazan levhaya ilişen gözlerim, 'girin' diyen sesle odağını yeniden bulmuştu..
Yanımdaki kadının yönlendirmesine itaat ederek geçtim kapıdan..
Kırk -kırk beş yaşlarında var mıdır bilinmez, orta boylu bir kadın oturuyordu odadaki büyük masada..
İçerisi dışarıdaki güneşe rağmen karanlıktı ve mobilyaların koyu rengi sanki dahada kasvetli gösteriyordu odayı..
Başını ağırca kaldırıp bana uzunca bir süre baktıktan sonra, gözleri koluma geçen parmaklara indi..
Yay gibi gür ve siyah kaşları çatılırken, bedenini koltukta dikleştirip arkasına yaslandı..
Güzel bir yüzü vardı..Ensesinde topuz yaptığı siyah saçlarının arasındaki beyazlar bile, ayrı bir hava katıyordu kadına..
'Hayırdır Serap, pençelerini geçirmişsin yine..' dedi kolumdaki parmaklarını işaret ederek..
Yanımdaki kadının tutuşu biraz daha sertleşirken, yüzümü buruşturdum canımın acısıyla..
'Aman müdürüm, bilirsiniz bunları boş bırakmaya gelmez..Heleki gelen iki can almış olunca..'
Tüm bedenimden bir ürperti geçerken, boştaki kolumu diğer omzumun üzerinde gezdirdim..
Unutmak istediğimden değilde olurda birgün unutmak istesem bile, anladım ki izin vermiyeceklerdi..
Kafama vura vura, gözüme soka soka hatırlatacaklardı..
Neden demeden, niye mecbur kaldın demeden..
Karşımdaki kadın Serap'ı duymamış gibi ağır bir şekilde koltuktan kalkıp bize doğru geldi ve yüzümden gözlerini ayırmadan direk benimle konuştu..
'Kaç yaşındasın kızım..'
Kızımm.?
Bana kızım diyenlerden artık o kadar tiksiniyordum ki..Dişlerimi sıkarken zorla cevap verdim.Ama diğer yandan, birbirine çat çat vuran çeneme hakim olamıyordum..
' 15 '
' Başına gelenler için çok üzgünüm, artık burada kalacaksın ve buranın belirli kuralları var.Senden tek istediğim buraya ve diğer mahkûmlara uyum sağlamaya çalışman..Biliyorum senin için hiç kolay olmayacak...' diye devam ediyordu ki, dudaklarımdan firar eden o kelimeye mani olamadım..
'Bilemezsiniz '
Sustu..
Hiç bir şey demeden uzun uzun mavi gözlerimin içine baktı..
Bir an neredeyse yutkunacak sandım, ama o boğazını temizlemiş ve konuşmasına devam etmişti..
'Zamanla alışırşın, alışmak zorundasın..Yoksa yok olur gidersin bu dört duvarların arasında, yok etmeye çalışacak çok insanla tanışacaksın merak etme..O yüzden sana tavsiyem, beladan uzak dur..' dedi ve Serap denen kadına baktı dik dik..
Serap sanki başını daha çok dikleştirdi ve tek kaşı yavaşça havaya kalktı..
Aralarında benim anlayamadığım bakışmalar dahada uzayacak zannederken, müdüre hanım arkasını dönmüş masasının başına yeniden geçmişti..
'Her hangi bir sıkıntın yada derdin olursa bana haber göndermekten çekinme, gardiyan ablaların sana yardımcı olacaktır..' dedikten sonra elini havada salladı ve çıkmamızı işaret etmişti..
Kolumdaki el etimi koparacakmış gibi beni çekiştirip dışarıya çekerken, ardımızdan müdüre hanımın kapısını büyük bir gürültüyle çarpmayıda ihmal etmemişti..
Çıkan sesle yerimde sıçrarken, gardiyan Serap'ın dişleri arasından söylediği cümleye anlam verememiştim..
'Hadi bakalım Gülcan müdüre benim borum mu ötecek, yoksa senin mi..İşlerimize soktuğun o burnunu boka gömmezsem, banada Serap demesinler..'
Ne demek istediğini o gün anlayamamıştım..
O sözlerin anlamını öğrendiğimde ise, artık ben, ben olmaktan çoktan çıkmış olacaktım..
Kendimi korumak için kana buladığım ellerimden, artık istesemde hiç silinmiyecekti o kırmızı renk..
İşin aslı ne biliyor musunuz ?
Gün gelecek ben o uğursuz rengi her gördüğümde büyük bir haza, büyük bir mutluluğa erecektim..