~ BÖLÜM 3 ~

1025 Words
Müdüre hanımın odasına giderken saydığım koğuş kapıları vardı ya hani.. Hah, işte tamda şu anda onlardan birisinin önündeydim.. Gardiyan Serap belinden çıkarttığı bir tomar anahtar arasından birisini seçmiş ve koyu gri demir kapının kilidine sokmuştu.. Dört kez çevirdi kapı kilidini..Tam dört kez o 'tak tak' sesi yankılandı soğuk ve boş koridorda.. Sakin görünüyordum belki dışarıdan, yada yanımdaki bu kadının sorularına normal bir şeyden bahsedermiş gibi cevap vermemdende öyle sanılıyor olabilirdim.. Ama içim. Ah içimde neler oluyordu bir bilseniz.. Deli gibi korkuyordum, deli gibi burada nasıl yaşayacağımı, nasıl buraya ayak uyduracağımı düşünmekten beynim sanki uyuşma derecesine gelmişti.. Ellerimin titremesini engellemek için üzerimdeki tşörtü, parmaklarım arasında var gücümle sıkıyordum.. Hala leş gibi kokan saçlarımın altındaki kulaklarım hem uğulduyor, hemde alev alev yanıyordu sanki.. 'Allahım sen bana yardım et..' diye fısıldadım büyük kapı ardına kadar açılırken.. Serap gardiyan ise beni duymuş gibi bıyık altından bir gülüş atmış ve sonrada çoşkulu bir sesle beni içeriye itmişti.. 'Ananı-babanı öldürürken Allah gelmedi mi aklına..Hadi geç geç yabancılık çekme, artık yeni evin burası..' Yere doğru tökezleyerek girdiğim koğuş kapısı arkamdan büyük bir gürültüyle kapanırken, yavaşça başımı kaldırmış ve nerden baksan on çift gözün üzerimde olduğunu görmüştüm.. Ağır bir şekilde bedenimi dikleştirirken, duvar boyunca sıralanmış demir ranzaların üzerinden bir kaç kız daha aşağıya atladı.. Benim yaşlarımda olduklarını tahmin ediyordum ama, adımlarını bana yönelten iki kızı görünce nerden baksan benden üç dört yaş büyük olduklarına dair bir tahmin yürüttüm.. "Bakın kızlar, aramıza bir yavru kuş kondu.." diyerek yaklaşan siyah saçlı kızın söyledikleriyle herkes yüksek sesle kahkaha atmaya başlamıştı. Üzerinde dizleri aşınmış koyu mavi bir kot pantalon ve son zamanlarda baya bir moda olduğunu bildiğim siyah yüzücü atletlerinden vardı.. Ceplerine soktuğu ellerinin üst bilek kısımları eski olduğu belli olan faça izleriyle doluydu.. Dalmış olmalıyım ki, gözümün önünde diğer kızın parmaklarını şıklattığını sonradan farkedebildim.. Onun ise küt saçları koyu kahveydi ve tepemde dikilmiş bedenini üzerime eğerek, kirli saçlarımdan bir tutamı havaya kaldırdı ve yüzünü ekşi birşey yemiş gibi buruşturdu.. "Iıyyy bildiğin kan kokuyorsun kız sen, kimi deştin böyle.." sesi o kadar çırtlak çıkmıştı ki, bu sefer suratını buruşturan bendim.. Sorusuna cevap vermedim.Sanırım uzun bir sürede vermiyecektim. Ellerimi nereye koyacağımı bilemez bir halde, beni inceleyen insanlara kaçamak bakışlar atarken, siyah saçlı olan kız köşedeki ranzanın alt kısmını işaret ederek yeniden lafa girmişti.. "Öküzün trene baktığı gibi bakmayı bırakta kaldır kıçını..Şu yatak boş, artık senindir." Başımı sallayarak bacaklarımı hareket ettirirken, diğer kızlardan bir kaçının 'Allah kurtarsın' dediğini duymuştum.. Allah kurtaracak olsa, burada ne işim olur dedim içimden.. Ulaştığım yatağa bedenimi külçe gibi bırakırken, bu sefer peşimden beni takip edip yatağın etrafını daire şeklinde çevirmişlerdi.. Sekiz kız saymıştım ama sanki daha fazla yatak varmış gibi geliyordu ve neredeyse hepsinin üzerinde kullanıldığını belli eden desenli örtüler ve yastıkları vardı.. Bana verilen yatak gibi çarşafsız ve yastıksız olmayan yataklardı yani. "Bence önce bir banyoya girsin, sonra alalım ifadesini.Sezen'in dediği gibi ağır bir kan kokusu almıyor musunuz sizde." Konuşan kıza çevirirken bakışlarımı, diğerlerininde başlarını salladığını görmek utanmama neden olmuştu.. Üzerime giyecek temiz kıyafet, yada temizlenecek sabunum olsaydı keşke.. "Utandırmayın lan kızı, sanki sizin boklu götlerinizi görmemişiz gibi.." Beni karşılayan siyah saçlı kızın sözlerine bir kaç kız gülerken, diğerleride bu durumdan hoşnutsuz bir şekilde suratlarını asmıştı.. "Kalk bakalım, sana banyonun yerini göstereyim." "Yanımda hiç kıyafet yok benim.." derken bile tırnak etlerime işkence yapmaktan vazgeçmiyordum.. Sözlerimden sonra tepemdeki gruptan uzaklaşan bir kaç kız geri dönmüş ve ben ne olduğunu anlamadan suratıma pantolon ve tşört benzeri bişeyler fırlatmışlardı.. "Artık kıyafetin var.." Kucağımda sımsıkı sarıldığım giysilerle oturduğum yataktan kalkmış ve siyah saçlı kızı takip etmiştim.. Yine koğuş içinde kapısı olmayan bir odaya girmiş ve eski banyo perdeleriyle çevrilmiş iki bölmeli duşun önüne gelmiştik.. Duvarın bir köşesinde yer tuvaleti vardı ve benim kan kokumdan şikayet eden insanlar, bu bok kokusunu almıyor muydu inanın deli gibi merak ettim.. İçerisi bildiğin lagam kokuyordu..Tuvalet taşında ve zemindeki koyu kahve renkleri görmek, midemden boğazıma kadar acı safra yükselmesine sebep oldu.. Bu kadar kadının kaldığı bir koğuş, bundan daha iyi olabilirdi zannımca.. Kucağımdaki kıyafetleri tek tek duşun iç kısmında duran duvara çakılmış çivilere asarken, siyahlı kollarını gögsünde bağlamış beni izliyor ve hala yanlız bırakmıyordu.. "Sağol, gerisini ben hallederim.." Arkamı dönmüş çeşmenin altındaki kovaya suyu açmıştım ki, gittiğini sandığım kızın yeniden konuşmasıyla boş bulunarak yerimden sıçradım.. "Sema abla.." "Ne.?" "Diyorum ki adım Sema, sende bana Sema abla diyeceksin..Kapişş.?" Tek gözünü kırparak benimle konuşmasına sadece başımı sallayarak cevap verdim..Kulağıma dolan suyun sesi, beni kendine çekermiş gibi çağıl çağıl kovayı doldurmaya devam ediyordu.. Ama kız hala gitmiyordu.. Birbirmizle bakışmamızı gözlerini kaçıran ben son verirken, bu sefer kısık sesle konuşmasına anlam verememiştim.. "Burada herşey Serap gardiyandan sorulur, eğer rahatça yaşayıp gitmek istiyorsan onun sözünden çıkmayacaksın..Haaa eğer dik başlılık yaparsan..." diye devam ettiği cümlesine ara verdiğinde adımını bana doğru atmış ve daha çok dibime girmişti.. "İşte o zaman yeryüzündeki cehennemin burası olur yavru kuş.." Hiç bir tepki vermedim.. Ben dört yıldır cehennemi yaşadım demek istesemde sustum.. Sessizliğimi onay olarak algılamış gibi sırıtmış ve başını sallayarak yanağıma iki kez avuç içini vurmuştu yavaşça.. Arkasını dönüp giderken hala sırtına bakıyor ve sıktığım dişlerimin gıcırdamamasını ümit ediyordum.. Parmak uçlarımın seğirdiğine yemin edebilirim.. Size bir sır vereyim mi..? Eğer birini öldürdüyseniz ve o bedenin sizin heryerinize bulaşan kanının metalik kokusuyla kusmadıysanız, o kanın ardından gelen yağ kalıntıları, hırıltılar ve kanı boşaldıkça seğiren et yığını ve diğer herşey.. İşte tüm bunlardan sonra içinizde sanki herkesi öldürebilecek bir hisle doluyorsunuz.. Çünkü o işi daha önce yaptınız ve yenisinde kendinizi bir usta gibi hissedeceğinize emin oluyorsunuz.. O bıçağı sapladığınız bedenin ne hale geldiğini biliyor ve yeni birine daha yaptığınızda alacağınız tepkiyi daha öncesinden bildiğiniz için korkunuzu bastırıyorsunuz.. Tamda şu anda.. Sırtını dönmüş giden bedeni izlerken, elimde kesici bir şey olsa neler yapacağımı geçiriyordum aklımdan.. Vede tam şu anda buraya girerkenki korkumdan eser kalmaması, sanırım aynı ezilmişliği ve aynı zulmü görmeyi yeniden ve asla kabullenmiyeceğimdendi.. "Dik dur.." dedim kısık sesimle kendime.. Taşmaya başlamış kovaya akan çeşmeyi kapattıktan sonra, kireç bağlamış eski tasla buz gibi soğuk suyu tepemden aşağıya boşalttım.. "Eğilirsen tepene binecek olan çok Gizem, dik dur ki bu sefer ezen sen ol..Ettiğin yeminleri unutma, kardeşini unutma." Suyu tepemden dökerken bedenimden akan kanın görüntüsü, içerideki bok kokusundan o kadar güzel göründü ki gözüme.. Yüzümde oluşan gülümsemeyi bir başkası görse, delirdiğimi düşünürdü heralde.. Ama ben delirmediğimi biliyordum. Tam aksine yeniden doğuyordum, yeni bir ben yaratıyordum acılardan..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD