Birinci Bölüm
Arazi yanık kokuyordu. Ateşle acımasızca lekelenen toprak insanların acıları kadar kapkara ve cansızdı. En önemlisi ise verimsizdi. Toprağı ve çevreyi yakan bu tehlikeli ateşi insanoğlu zar zor durdurabiliyordu. Öyleki bu ejderha ateşi üç gün sonra anca durdurulabiliyordu. İnsanoğlunun kaynakları kısıtlıydı. Savaş yüzünden ekonomi berbattı. Yenilikler kısıtlıydı, yoktu, gelişmek ise mucize isterdi. Hepsi de yirmi yıldır kesintisiz bir biçimde insanlara saldıran ama insanların nüfus varlığını bir şekilde korumaya çalışan ejderhalar yüzündendi. Hırs ve intikam. Geri dönülemez bir yoldu, yanlış ve bir o kadar da tehlikeli bir yoldu. Eğer o yola saparsanız kendinizi kaybediyordunuz. Hatta sevdiklerinizi bile diri diri yakıyordunuz.
Nephelae Cross, ejderhaların insanlardan aslında ne istediklerini bilmiyordu ama insanoğlunu tamamen yok etmediklerine göre insanlardan bir şeyi vermelerini istiyor olabileceğini düşünüyordu. Bir Oxion Bilimcisi olarak bunun kanısına varmıştı kendince. Onların zalim olduklarını düşünmek istemiyordu, Nephelae. Onların da içlerinde masumiyetin varlığına hala inanmak istiyordu. Çünkü her canlı biraz masumiyet taşır. Her canlı kötüdür, diye bir şey asla olamaz. İnsan dışı bir tür olan ejderhalar neden sebepsiz yere ortalığı yıksın ki? Nephelae ejderhaların amaçsızca saldırılarını mantıksız buluyordu çünkü ona göre böyle bir şey yoktu.
Oxion Bilimcisi'nin diğer adı Ejderha Bilimcisi demektir. Bilimciler ejderhalar hakkında en çok bilgiye sahip kişilerdir. Nephelae'nin bu bilime çocukluğundan beri ilgisi vardı ve bu ilgi oldukça yüksekti. Herkesin aksine ejderhaları anlayabildiğine inanıyordu, onlarla ne kadar doğru düzgün konuşamasa da yine de onları anlayabildiğini düşünüyordu. Bu inancı, düşüncesi sayesinde onları daha çok seviyordu. Nephelae'ye göre ejderhalar insanlardan bir şey istiyorlardı ve insanlar onlarla uzlaşmak yerine onlara ateşli silahlarla zarar veriyorlardı. Genç kadın, bunu engellemek için her şeyi yapmaya çalışıyordu ama kimse ona ve onun dediklerine inanmayacaktı. İnanmayacaktı çünkü insanların artık gözleri dönmüştü. Savaşa savaşla karşılık vermek istiyorlardı, barışın ise konuşarak değil savaşarak sağlanacağını düşünüyorlardı. Genç kadın her şeye rağmen aklına gelen en mantıklı ama bir o kadar da tehlikeli şeyi yapacaktı. O da ejderhaların inine gitmekti.
Genç kadın, birkaç bilim arkadaşıyla savaşta vurularak ölen ejderha cesetini incelerken dikkatini tümüyle yapacağı işine vermişti. Ellerine eldivenleri geçirdi ve ejderhanın yarasını kontrol etti. Mor Oxion -mor ejderha- beş insan yaşındaydı. Bir insana göre bu yüze isabet ediyordu. Yarası çok derindi ve genç kadının daha önce hiç görmediği kurşuna benzeyen şey ejderha derisinden içeriye oldukça fazla girmişti. Normalde ejderhaların derileri dünyanın en kalın derisine sahipti. Bir Tokia'nın -dünyanın en sert derisine sahip hayvanın- derisinden daha kalındı ki Tokia'nın derisini deşmek dünyanın en zor işiydi. O yüzden çok çok derine batan bu kurşun oldukça şüpheli gelmişti genç kadına. Ayrıca yaşadığı ülkede ejderhalara bu kadar derinden yara açacak bir kurşun yoktu, aslında tüm ülkelerde olmaması lazımdı.
"Baksana Nephelae, kurşun gövdesinde de var."
Tuana'nın sesiyle ona dönen Nephelae hemen gövdedeki kurşun izine dikkatle bakmaya başladı. Eline aldığı aleti kurşunun açtığı yarığa koydu ve düğmesine basınca et iki yana yavaşça ayrılarak kurşunu ortaya çıkardı. Yarığın iki yana açılmasıyla anında yeşil gaz Nephelae'nin yüzüne yayılırken ejderhanın oldukça fazla gazının olduğunun kanısına vardı. Ejderhalar öldükten sonra ilginç bir şekilde seson gazı adı verilen zehirli bir gaz salınımı yapardı. Birçok Oxion bilimcisi bunun sebebi hakkında farklı görüşler belirtse de Nephelae için bu tam bir savunma aracıydı. Çünkü gaz bir insanın derisini eritecek kadar kuvvetliydi ve eğer Nephelae'nin yüzünde renksiz ve kalın olan siperliği olmasaydı genç kadının yüzü erirdi.
Birkaç saniye sonra genç kadın ve arkadaşı siperliklerini yüzlerinden çektikten sonra ikisi birden gülmeye başladı. Diğer bilimciler onları sessizlikle izlemekteydi.
"Bu gazla nasıl yaşadı bilmiyorum." dedi Tuana. Seson gazı oldukça fazla yayılmıştı. Öyleki kocaman odayı eğer havalandırmalar olmasaydı bir sis gibi kaplayabilirdi. Tuana yüzünü buruşturdu ve birkaç adım geriye gitti. "Kovmuşlardır bunu kesin."
"Aynen öyle." diye cevapladı Nephelae onu. Tuana da tıpkı genç kadın gibi ejderhalara karşı ilgi besleyen ve onları çok seven birisiydi. O daha çok ejderhaların genetik yapısına bakıyordu. Yine de iki kadın gayet iyi anlaşıyorlardı. Yıllardır bilimciler farklı milletlerden bu ülkeye gelseler bile aynı binada çalıştıkları için birbirlerine bağlılardı. Bu yüzden arkadaşsız kalan bir bilimci yoktu.
Genç kadın tekrardan ejderhaya baktı. Kurşuna bakarken midesine girmiş olduğunu görmek onu dehşete uğratmıştı. Deriyi delip geçse bile ejderhaların iç organlarını koruyan zamia tabakasını asla delemezdi. Bu ejderhada bir şeyler olmalıydı veya insanların teknolojileri oldukça gelişmişti. Bu kurşunun sahibi insanlardan başkası olamazdı.
Zamia tabakası derinin altında bulunan zar gibi olan ama görünüşünün aksine oldukça sert olan bir tabakaydı, görevi ise organları dış kuvvetlerden korumaktı. Kurşunun bu zarı deşmemesi lazımdı. Aslında genç kadın buna şaşırmamalıydı. Neticede kurşun iç organlara kadar girebildiyse bu tabakayı da deldiğini gösteriyordu.
"Kurşunları çıkartıp komnalojiaya -silahlarla ilgilenen kurşun bilimine- gönderin."
Tuana kurşunu çıkarması için birisini gönderdi. Nephelae'nin tanımadığı acemi olduğu belli bilim insanı kurşunu çıkartmak için genç kadından izin isteyince Nephelae izin verdi ve işini iyi yapsın diye oradan uzaklaştı. Normalde genç kadın işine nasıl başladıysa öyle bitirmesi gerektiğini düşünüyordu ve her zaman öyle de yapardı. Ama çaylaklara da uygulamalı görevler verilmezse hayatta gelişemezlerdi. Nephelae eldivenlerine bulaşan kırmızı renkteki ejderha kanına kısaca baktıktan sonra eldivenleri çıkarttı ve çöp kutusuna attı. Siperliği de eldivenlerin bulunduğu çöp kutusunun yanındaki bir diğer çöp kutusuna attıktan sonra genç kadın, odadan dışarıya çıktı ve önlüğünü çıkarıp odanın kapısının kenarında duran askılıklardan birisine astı. Genç kadın Tuana'nın peşinden geldiğini fark edince onu bekledi.
"Nephelae bu kurşunlar cidden beter." derken yüzündeki şaşkınlığın aynısından genç kadında da vardı. "Gelişmekte olan bir ülkedeyiz. Bu kurşunlar buradan gelmiş olamaz. Daha lavaboratuarlar bile çok gelişmiş değil."
Haklıydı. Normalde bu binaya gelen ejderhalar ölü olarak gelirdi ama nadiren de olsa gelen yaralı ejderhaların çoğu gelişmemiş sağlık sektörü yüzünden ölüyordu. Devlet tüm yatırımını bilime adamak zorunda kalırken halk sefalet çekiyordu. Gerçi yaptıkları yatırım o kadar azdı ki Oxion bilimcileri de kendi kendilerine yetinmek zorunda kalıyorlardı. Gelişmiş ülkelerden elbette davet geliyordu Oxion bilimcilerine fakat Nephelae başka ülkelere gitmek istemiyordu. Bazı bilimciler gitmek istese bile gidemiyordu. Şu savaş yıllarında bir ülkeden diğer ülkelere gitmek oldukça zordu.
Kısacası bu kurşunlar böyle bir ülkenin teknolojisine aykırı bir şeydi. Ejderhaların hiç saldırmadığı bir kıtadan geliyor olmalılardı. Gelişmiş ülkeler bunları rahatça üretemezdi. Neticede savaş vardı, böyle bir zamanda bir şey üretmek oldukça zordur. Oxionlara uzak ama insanlara yakın bir kıtada bu kurşunlar üretiliyor olabilirdi.
"Ejderhalar, Kiton kıtasına gidemezler çünkü oradaki topraklar oldukça alçak ve ormanlar oldukça fazladır. Bu yüzden ejderhalar oraya inemezler. Acaba kurşunlar oradan mı geliyor?"
Tuana birkaç saniye boyunca düşünceli bir şekilde genç kadına baktı ve "O kıta buraya oldukça uzak. Ejderha nasıl gelmiş olabilir ki?" diye.
Nephelae aklından geçen düşünceyi çekinmeden ona söyledi.
"Farkındaysan kurşun kanatlarına denk gelmemiş. Sen gövdesinde bir kurşun buldun ben ise göğsünde. Frejya kasının -kalbi çepeçevre saran ve kalp durduğu an kasılıp gevşeyerek kalp masajı yapan kasın- birkaç parmak altında olduğu için oldukça şanslı bir ejderha. Eğer o kasa gelseydi ölmesi kesindi. Ama oraya gelmedi ve bir ejderha gövdeden yara aldığı için hemen hemen ölmez. Kanada ve Frejyaya gelmediği için birkaç gün yaşayabilir diye düşünüyorum."
"Beş yaşında olmasına rağmen güçlü bir ejderha."
"Aynen öyle."
Oxion bilimcileri için yapılan yer altında duran minik lavaboratuardan dışarıya çıkmış, ince uzun koridorda düşünceli bir şekilde iki genç kadın yürürken yeryüzüne çıkmak için özel araçlara doğru ilerlemeye karar vermişlerdi. Ejderhaların ateşleri kuvvetliydi ve yeryüzüne büyük bir ölçüde etki etmekteydi. Bu yüzden insanlar yerin altında kaçmış ve oraya bir şehir kurmuşlardı. Araştırma merkezi de yer altındaydı tabi.
İki kadın özel araçlara bindiklerinde ikisi de koltuklara oturdular ve gideceklerin yerin adreslerini arabada mevcut olan tablete yazdılar. İnsansız olan araç kişiyi veyahut kişileri istenen yere götürebiliyordu. Bu teknolojiyi oldukça hızlı geliştirmek amaçlanmıştı geçmişte ve sonuç başarılıydı. Teknolojide bazı yenilikler insan evladının korkuları sayesinde oldukça çabuk gelişmişti ve bu araç güzel bir örnek niteliği taşıyordu. Ejderhalardan kurtulmak adına ateşe dayanıklı, güçlü binalar da yapılıyordu artık. İnsanoğlu yavaş yavaş güçlenecekti, Nephelae buna inanıyordu. Ama bazen ejderhalar gelişmeye çalışan insanları durduruyorlardı ve bu yüzden birkaç yıl sonra ancak insanlar süper güç olamayacak olsalar da iyi bir gelişme sağlayabileceklerdi. Nephelae camsız aracın beyaz yüzeyine bakmaya başladı.
Araba ilk önce Tuana'nın evinde durmuştu. İki kadın kısaca vedalaştıktan sonra araba bu sefer Nephelae'yi bırakmak için meclis binasına yönelmişti ve birkaç dakika sonra meclis binasının önünde durmuştu. Nephelae yavaşça araçtan indi ve yerin altında yapılan küçük meclis binasına bakmaya başladı. Genç kadın meclise önemli bir karar sunacaktı ve hatta bu karar tarihi yerinden oynatacak, yirmi yıldır süren bu eziyeti sona erdirecekti. Nephelae meclisin kararını kabul etmeyeceği ihtimalini düşünerek buraya gelmişti. Cevap ne olursa olsun bu kararını sunacaktı.
Nephelae ayakta daha fazla beklemeden meclis binasına doğru ilerleyip hızla binaya giriş yaptı. Bilim konseyine üye olanlara özel verilen kartı meclisin tamamen camdan yapılma ikinci kapısına okuttuktan sonra kapı yavaşça iki yandan açıldı. Genç kadın kapının açılmasıyla doğru asansöre ilerledi ve yuvarlak tuşa basarak zaten giriş katta olan asansörün iki yandan açılmasını sağladı. Nephelae asansörün içine girdi, üçüncü katı tuşladı. Binaların kat sayıları artık beşi geçmiyordu. Beşten yukarı olan katlar en riskli katlar haline gelmişti.
Asansör üçüncü kata gelince durdu ve kapılar iki yandan açıldı. Nephelae içinde gittikçe büyüyen gerginlik ve heyecanla hızla asansörden çıktı. Katta hiç pencere yoktu çünkü ne kadar pencere yapılırsa yapılsın karşıya güneş ışınlarının aydınlattığı yeşillik yerine kapkara bir toprak manzarası belirecekti. Bu yüzden pencere artık gereksiz görülmüştü.
Asansör ve asansörün karşısındaki kocaman kapı arasındaki koridorun uzunluğu kısaydı ve koridora herhangi bir halı serilmemişti. Koridor bomboştu. Bu kat beyaz bir zemin ve beyaz bir duvardan ibaretti sadece. Nephelae heyecandan nefes alışverişlerini düzenlemek adına birkaç saniye boyunca bekledikten sonra tam karşısındaki meclis odasının kapısına doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı.
Meclise ulaşmak öyle kolay değildi, herkes öylesine bu binaya giremezdi. Bu binaya girmek için önemli bir meslekten veyahut kurul ya da meclis üyesi olmak zorundaydınız. Meclis binasına önemli Oxion bilimcilerin oluşturduğu kurulun üyesi olan Nephelae rahatlıkla girebiliyordu.
Genç kadın büyük kapının önüne geldiğinde kapıyı çaldı ve 'gel' komutu gelmesini bekledi. Birkaç saniyenin ardından gelen komutla birlikte genç kadın kapıyı açtı, bir yandan da gittikçe yükselen heyecanını bastırmaya çalışıyordu.
Meclis odasında yaklaşık yüz küsur üye vardı. Bu yüz küsur meclis üyesi başlarını çevirip genç kadına baktıklarında Nephelae gerilmişti. 'Buraya gelme amacını hatırla, Nephelae.' dedi genç kadın içinden. 'Buraya fikrini beyan etmek için geldin, sakın kendini rezil etme.'
Nephelae bedenine dolan ufak bir cesaret kırıntısına tutunarak yavaşça odaya girdi.
"Profesör hoş geldiniz. Umarım güzel haberleriniz vardır."
Meclis binasının başkanı Nephelae'nin tam karşısındaki sandalyede oturuyordu, önünde ise küçük bir kürsü vardı. Nephelae başkana bakmak için başını hafifçe havaya kaldırdı.
"Maalesef başkan." dedi sesini normal tutmaya özen göstererek. "Pek güzel haberle gelmedim sizlere ama kurtuluşumuza kapı açabilecek bir fikirle geldim."
Meclis başkanı Nephelae'ye birkaç saniye boyunca şaşkınlık ve merak içerisinde baktı. Sonra ise bulunduğu kürsüden ayrılıp Nephelae'yi kürsüye çağırdı. Genç kadın kürsüye sakin adımlarla ilerlerken diğer meclis üyelerinin de en az meclis başkanı kadar meraklı olduğunu biliyordu. Genç kadın kürsüye çıktı ve meclis üyelerine teker teker baktı. Kürsüden neredeyse tüm meclis üyeleri gözüküyordu ve bu manzara genç kadını germekten başka bir şey yapmamıştı. Birden fazla kişiye bir fikri tane tane beyan etmek sandığından daha zormuş. Daha öncesinde hiç kürsüye çıkmamıştı. Genelde arka planda kalmıştı. Zaten bilim kurulunun başkanıyla meclis başkanı daha çok kürsüye çıkıp konuşurdu. Üyeler arada sırada söz isteyerek konuşabilirdi tabi.
Genç kadın derin bir nefes aldı ve heyecanını bastırmaya çalışırken bir yandan da konuşmaya başladı. Daha fazla beklerse meclis üyeleri sıkılabilirdi.
"Ejderhalar bize yirmi yıldır saldırıyorlar. Ama bunun bir sebebi olmalı. Ben bunu her zaman savundum." Nephelae'nin sesi meclis odasında yankılandı. Genç kadın daha fazla heyecan yapmamak adına yankılanan sesine değil, konuşmaya odaklandı. "Ben bir çözüm buldum. Dilerseniz birkaç arkadaşımla birlikte ejderhanın inini tespit edip oraya gidelim. Bir konuşalım, dertlerini anlayalım."
Nephelae konuşmasını bitirdiği an yükselen kahkahalarla birlikte genç kadın bir an başını yere eğmek istedi ama son anda bunu yapmaktan vazgeçti. O yanlış bir şey yapmıyordu. O bir hayvan olarak bildiği kinci ejderhalarla iletişim kurmayı öneriyordu. Savaşarak hiçbir şey çözülmezdi. Genç kadın bunu vurguluyordu.
Ejderhalar hakkında bilinen bilgiler oldukça kısıtlıydı. Uzun ömürlü oldukları, vücut organlarının işlevleri ve bir hayvan oldukları biliniyordu. Ejderhanın dilleri bilinmiyordu ama Nephelae biraz da olsa dillerini biliyordu. Dilleri insan dillerine benzemiyordu, hırıltılı bir ses tonuyla çeşitli sesler çıkararak melodik bir şekilde konuşuyorlardı. Tabi genç kadın bunu meclise söylemedi. Bu onun küçük sırrıydı.
Nephelae eğer meclis izin vermezse tek başına gideceğini bildiği için dik bir şekilde durdu. Meclisin onayı olmadan da başarabilirdi. Bu ne kadar zor olursa olsun başarabilirdi.
Birkaç dakika sonra kahkaha sesleri kesildi, Nephelae derin bir nefes aldı. Üyelerden birisi söz hakkı almak için elini kaldırdığı vakit Nephelae ona konuşması için izin verdi. Kürsüde kim varsa kürsüde olduğu sürece patron o olurdu. Üye herkesin onu görmesi için ayağa kalktı ve konuşmaya başladı.
"Yalnız onlar hayvan. Nasıl konuşacaksınız?"
Nephelae bilmiş bilmiş konuşan adama bir an gıcık olsa da bunu belli etmemeye çalıştı. Bu soruya olan cevabı hazırdı, bu yüzden hiç beklemeden soruyu yanıtladı.
"Ejderha dili konusunda bir sürü çalışmalar yapıyorum. Kuyruk hareketi, kanat hareketi ve baş hareketi gibi vücut hareketlerinden manalar çıkarmaya çalışıyorum. Güvenin bana, eğer Allah izin verirse güzel haberlerle geleceğim buraya."
Kimse ona güvenmiyordu çünkü doğru düzgün canlı bir ejderha bu yeraltı ülkesine inmenişti. Yine de meclis üyeleri ses etmedi.
"Olmaz, bu çok riskli." dedi meclis başkanı. Nephelae ciddi bir şekilde ona baktı ve "Ama riske girmek zorundayız." diyerek tekrardan konuşmaya başladı. Genç kadın biraz kaşınıyordu ama yapacak bir şey yoktu. Her şekilde macera yaşayacaktı. "İnsanlar dışındaki hiçbir canlı ne zaman bize haksız yere saldırdı ki? Bir sebebi olmalı. Ejderhaların bize saldırmasının bir sebebi olmalı ve bunu çözmek zorundayım. Lütfen anlayın beni."