Şimdiki Zaman
Pee Chaiya bakışlarını zifiri karanlık ormandan çekip tekrar bana sabitledi. Gözlerinde, çocukluğumda bana dövüşmeyi öğretirken takındığı o "hazır ol" ifadesi vardı.
"Ama biliyorsun Lara..." dedi sesi rüzgara karışırken. "Göktuğ Bey’in evinde hiçbir zaman sadece 'misafir' ağırlanmaz. Her misafir, kapı kilitlendiği an bir nöbetçiye dönüşür. Ve bu gece, anahtar sende."
Evin içine girdiğimizde, o tanıdık huzur yerini metalik bir gerginliğe bırakmıştı. Bilgisayar mühendisi zihnim, içerideki havayı bile verilerle analiz ediyordu: Artan nem, hızla kapanan panjurlar ve amcamın o meşhur deposundan gelen hafif jeneratör vınlaması...
"Pee Chaiya, amcam neden gitti? Bunun bir 'iş seyahati' olmadığını ikimiz de biliyoruz. 'Algoritma başladı' ne demek?"
Chaiya, mutfak tezgahının altındaki gizli bölmeden, üzerinde karmaşık mühürler bulunan siyah bir çanta çıkardı. "Amcan, hayatı boyunca biriktirdiği tüm 'borçları' tahsil etmeye gitti Lara. O örgüt... Eskiden parçası olduğu o gölge ordu, artık amcanın peşinde değil. Onlar, amcanın elindeki **'Pusula'**nın peşindeler."
Dizlerim titredi ama yere çökmedim. 12 yaşındaki o küçük kız değildim artık. "Pusula bir cihaz değil," dedim fısıltıyla. "Pusula, benim yazdığım o son protokolün adı."
Geçmiş
Amcamın eğitimleri artık sadece fiziksel değildi. O gün depoda, önüme paramparça edilmiş üç farklı bilgisayar kasası koydu.
"Bunları birleştir Lara. Ama sadece donanımı değil; öyle bir yazılım kur ki, ben dışarıdayken eve kim yaklaşırsa yaklaşsın, senin ruhun bile duymadan sistem onları tasnif etsin. Dost mu, düşman mı, yoksa sadece bir yolcu mu?"
O gün parmaklarım kanayana kadar kablo bağladım, kod yazdım. Amcam tepemde bir kule gibi dikiliyordu.
"Neden bunu yapıyoruz amca?" diye sormuştum. "Sen zaten herkesi alt edebilirsin."
Bana bakıp o nadir, hüzünlü gülümsemelerinden birini sundu. "Ben bir gün eve dönemezsem, evin seninle konuşması gerekecek. Bu sistem senin pusulan olacak; ben yoksam, o sana yolu gösterecek."
O gece, ilk kez amcamla beraber balık tutmaya gitmedik. O gece ilk kez amcam bana bir silahın emniyetini nasıl açacağımı değil, bir veri tabanının emniyetini nasıl koruyacağımı öğretti.
Şimdiki Zaman
Evin alarm sistemi düşük frekansta ötmeye başladı. Ekranlarım otomatik olarak uyandı. Amcamın seyahate çıktığını söylemesinin üzerinden sadece iki saat geçmişti ve "misafirler" çoktan kapıya dayanmıştı.
Dışarıdaki kameralardan biri, tarlanın girişinde duran siyah bir aracı gösteriyordu. Gelenler ne bir yolcu ne de bir satıcıydı. Bunlar, amcamın bahsettiği o uluslararası örgütün "temizlikçileriydi."
Pee Chaiya elindeki silahın şarjörünü tek bir hareketle yerine oturttu. "Lara, yönetici koltuğuna oturma vakti geldi. Amcan öldüğünü değil, 'öldürüldüğünü' öğrenmeni bekliyordu belki de... Ama o senin hazır olduğunu biliyordu."
"Öldürüldüğünü mü?" Kalbim duracak gibi oldu. Tam o an ekranımda yeşil bir yazı belirdi: "Pusula Onaylandı. Hoş geldin, Yönetici Peri Kızı."
Amcam gitmemişti; beni en büyük sınavımla baş başa bırakmıştı. O koltuk artık benim sığınağım değil, savaş meydanımdı.
"Chaiya," dedim. Sesimdeki o insani gıcırtı tamamen kaybolmuş, yerine 0 ve 1'lerin soğuk netliği gelmişti. "Kapıları mühürle. Bahçedeki fıskiyeleri aktif et ve içine hazırladığımız yanıcı karışımı ver. Algoritmayı ben yöneteceğim."
Parmaklarım klavyeye dokundu. İlk komutu girdim:
execute_protocol: DEFENSE_LEVEL_5
Artık ağlamıyordum. Sadece kodluyordum. Amcamın o sert sevgisi, şimdi her hücremi bir zırh gibi kaplamıştı.
Ekrandaki termal görüntülerde yedi farklı ısı kaynağı, evin çevresindeki tarlalara birer yılan gibi sızıyordu. Bunlar kasabanın kabadayıları değildi; hareketleri ve ekipmanlarıyla amcamın eski dünyasından gelen profesyonellerdi.
"Chaiya; saat 2, 4 ve 10 yönünden geliyorlar," dedim, sesimdeki titreşimi sistem filtreleriyle sildim. "Merkezi savunma hattını açıyorum."
Parmaklarım klavyede bir fırtına gibi esti. Evin dış cephesindeki gizli bölmeler metalik bir gıcırtıyla açıldı. Amcamın o "kablo sevkiyatı" yaptığı depolar aslında birer mühimmat ve teknoloji üssüydü. İlk temizlikçi bahçe sınırındaki görünmez lazer hattını geçtiği an, hazırladığım protokol devreye girdi.
Bahçedeki fıskiyeler yükseldi ancak fışkırtan su değil, amcamın özel formülü olan yüksek yanıcılığa sahip bir karışımdı. Küçük bir statik kıvılcım komutuyla tarla bir anda cehenneme döndü. Karanlık, kan kırmızısına boyandı.
Evin etrafındaki alevler düşmanı yavaşlatırken, ekranımda aniden farklı bir kod bloğu açıldı. Bu, "Pusula"nın derinliklerine gömülmüş ve sadece amcamın nabız sensörü durduğunda tetiklenecek şekilde programlanmış bir veri sızıntısıydı.
Gözlerim yaşarmıştı ama bakışlarımı ekrandan ayırmıyordum. "Lara," diye yazıyordu kod satırlarının arasındaki gizli notta. "Bunu okuyorsan, artık sadece yeğenim değil, benim son eserimsin. Mirasım deponun altındaki mühimmat değil; senin zihnindeki o durdurulamaz algoritmadır. Pusulayı takip et; o seni gerçeğe, ailemizin kanını döken asıl ele götürecek."
O an anladım; amcam beni sadece korumamıştı. O, beni ailesinin intikamını alacak en ölümcül silaha dönüştürmüştü. Bir bilgisayar mühendisi değil, bir siber suikastçıydım artık. Pusula'nın haritası, amcamın gittiği o "iş seyahatinin" gerçek koordinatlarını gösteriyordu. O ölmemiş olabilirdi ya da ölümü büyük bir oyunun sadece ilk hamlesiydi.
Dışarıdaki patlamalarla ev sarsıldı. Chaiya, devasa gövdesiyle kapının eşiğinde durdu. "Lara, içerideki sistemi tut! Ben dışarıyı temizleyeceğim ama gözlerin üzerimde olsun," dedi ve fırtınanın içine daldı.
Gözlerimi ekranlara diktim. Kulaklığım aracılığıyla Chaiya’nın nefes alışını duyabiliyordum. Termal kameralardan onu takip ederken, bir temizlikçinin kör noktadan yaklaştığını gördüm.
"Chaiya! Saat 7 yönünde, duvarın arkasında! Eğil!"
Ben "Enter"a bastığım an, evin o köşesindeki basınçlı hava tüpü patladı ve suikastçıyı açık hedef haline getirdi. Chaiya tek bir hamleyle tehdidi etkisiz hale getirdi. Biz artık bir makinenin dişlileri gibiydik. O sahada kas gücüydü, ben ise onun gören gözü ve koruyan kalkanı.
Son temizlikçi de etkisiz hale getirildiğinde ekranımdaki tüm kırmızı noktalar söndü. Sessizlik geri geldi ama bu seferki sessizlik, bir mağlubiyetin değil, zaferin soğuk sessizliğiydi.
Chaiya, yüzü is içinde içeri girdi. Bakışlarımız kesişti. "Şimdi ne yapıyoruz, Yönetici?" diye sordu; ilk kez bana bir çocuk gibi değil, bir lider gibi bakarak.
Boynumdaki pusula kolyesini sıktım. "Pusula'nın gösterdiği yere gidiyoruz Chaiya. Amcamın yarım bıraktığı o algoritmayı ben tamamlayacağım."
Dışarıdaki alevler dinerken, Bolu’nun o meşhur sisi bir kefen gibi evin üzerine çökmeye başladı. Orman, amcamın bıraktığı cesetlerle ağırlaşmıştı. Chaiya, kapının önünde bir heykel gibi duruyordu.
"Lara," dedi Chaiya, bakışlarını zifiri karanlığa dikerek. "Amcan bu evi neden en ıssız noktaya kurdu sanıyorsun? Burası sadece bir sığınak değil, bir pusu alanıydı. Ve şimdi pusuya düşen biziz."
Ekranımdaki yeşil kodlar akmaya devam ediyordu. Pusula Protokolü sadece savunma yapmıyor, aynı zamanda iz sürüyordu. Ormanın derinliklerinde, mülkümüzün sınırları dışında bir sinyal algılandı.
"Chaiya, dur!" diye bağırdım. "Gelenler sadece 'temizlikçiler' değilmiş. Dışarıda bir sinyal karıştırıcı var. Pusula, amcamın nabız sensörü durduğu andan itibaren bir koordinata veri sızdırmış. Ve o koordinat... şu an tam tepemizde."
Aniden evin çatısında ağır bir darbe yankılandı. Amcamın o "iş seyahati", aslında bizi buraya hapsetmek için kurulmuş devasa bir kurguydu. "Öldürüldüğünü" öğrenmemi istemişti çünkü bu acı, içimdeki son emniyet kilidini açacak tek anahtardı.
"Yönetici koltuğuna oturdun Lara," dedi Chaiya, silahını tavana doğrultarak. "Şimdi evi bir silah olarak kullanma vakti."
"Chaiya, jeneratörü maksimuma çıkar," dedim. "Amcamın 'borçlarını' ödeme sırası bende. Evin temelindeki statik tuzaklar hala aktif. Onları içeri çekmeliyiz
Ağır çelik kapının elektronik kilitleri yankılı bir sesle boşa çıktı. Kapı, ormanın soğuk nefesini içeri davet edercesine aralandı.
"Bu delilik," diye mırıldandı Chaiya. "Delilik değil Chaiya; bu, amcamın bana öğrettiği 'Truva Protokolü'. İçeri girmelerine izin veriyoruz ki sistemin tam kalbine, benim oyun alanıma gelsinler."
İlk gölge kapıdan sızdı. Termal ekranımda mor bir leke gibi görünüyordu; profesyoneldi ama bastığı her parke kulağıma bir koordinat olarak düşüyordu.
"Şimdi," dedim ve Enter tuşuna sertçe bastım. Evin tüm ışıkları göz alıcı bir beyazlıkla patladı. Gece görüş gözlüğü takanlar için bu tam bir felaketti.
Tam o sırada ana ekranımda kırmızı bir uyarı yandı:
CRITICAL VULNERABILITY: EXTERNAL HACK ATTEMPT
Biri amcamın özel şifreleme dilini kullanarak sisteme sızmaya çalışıyordu. Bu sıradan bir hacker değildi; bu, "Pusula"yı bizzat yazan kişiyle, yani benimle satranç oynayan biriydi.
"Lara! Bir tanesi üst kata sızdı!" diye bağırdı Chaiya.
Gözlerimi ekrandan ayırmadım. Üst kata çıkan suikastçıyı izlerken, hacker'ın bıraktığı son mesajı gördüm: "Küçük Peri Kızı, amcan seni bir kalkan sanıyordu. Ama sen sadece anahtarsın."
Kapı tekmeyle açıldı. Karşımda duran adamın boynunda o eski "gölge ordusu" dövmesi vardı. Tam tetiği çekecekken komutu gönderdim:
execute_sequence: BLACKOUT
Evin enerjisi kesildi. Elimdeki EMP cihazını aktif ederek adamın tüm elektronik donanımını yaktım. Karanlıkta amcamın sesini duyar gibi oldum: "Düşman cihazına güvendiği an, en zayıf olduğu andır."
Masanın altındaki ağır metal parçayı kaptım ve adamın üzerine atıldım. Artık sadece kodlamıyordum; amcamın yoğurduğu o silahın ta kendisiydim.
"Chaiya," dedim kulaklığa, yerdeki adamın üzerinden geçerken. "O hacker... sinyal amcamın 'hiç gitmediği' o eski av kulübesinden geliyor. Hazırlan. Av başlıyor."
Amcamın "Sistemin en zayıf noktası duygulardır," dediği o son güvenlik sorusu ekranımda belirdi: "Annenin sana söylediği son kelime neydi?"
Bu bir güvenlik sorusu değil, bir imha komutuydu. Cevabı yazdım ve Enter'a bastım. Orisiz ormanın derinliklerinde bir patlama yankılandı.
"Chaiya, kapıları aç," dedim kararlı bir sesle. "Bolu'nun en derinlerine, ana trafo merkezine gidiyoruz. Eğer dünyayı onların başına yıkacaksam, önce onları kör etmem gerek."
Evin kapısından dışarı adım attığımızda Bolu’nun kemik sızlatan soğuğu yüzüme çarptı. Cebimdeki pusula kolyesini sıktım. "İzi takip etme Lara," demişti amcam. "İzin seni nereye götürmesini istiyorsan, oraya git."
Aniden bir mermi başımın üzerinden geçip ağacı parçaladı. Korkmadım. Gözlerimi kapattım ve zihnimdeki algoritmayı çalıştırdım. "Saat 2 yönü, 50 metre. Toprağın içindeki gizli bölmede," dedim.
Chaiya hedefe yönelirken tabletimden komutu girdim:
execute_protocol: FOREST_GHOST
Ormandaki gizli hoparlörlerden amcamın sesi yankılandı: "Evime hoş geldiniz beyler. Ama çıkış bileti bende."
Karanlığın içinde bir patlama daha oldu. Ben artık amcamın mirasını koruyan o küçük kız değildim. Ben, Bolu'nun bu ıssız ormanlarında yazılmış en tehlikeli, en ölümcül kod dizisiydim.
"Chaiya," dedim dumanların arasından gelen ortağıma. "Yönetici koltuğu rahattı ama saha... saha çok daha eğlenceliymiş."