savaş kapıda

1538 Words
Şimdiki Zaman ​Pee Chaiya bakışlarını zifiri karanlık ormandan çekip tekrar bana sabitledi. Gözlerinde, çocukluğumda bana dövüşmeyi öğretirken takındığı o "hazır ol" ifadesi vardı. ​"Ama biliyorsun Lara..." dedi sesi rüzgara karışırken. "Göktuğ Bey’in evinde hiçbir zaman sadece 'misafir' ağırlanmaz. Her misafir, kapı kilitlendiği an bir nöbetçiye dönüşür. Ve bu gece, anahtar sende." ​Evin içine girdiğimizde, o tanıdık huzur yerini metalik bir gerginliğe bırakmıştı. Bilgisayar mühendisi zihnim, içerideki havayı bile verilerle analiz ediyordu: Artan nem, hızla kapanan panjurlar ve amcamın o meşhur deposundan gelen hafif jeneratör vınlaması... ​"Pee Chaiya, amcam neden gitti? Bunun bir 'iş seyahati' olmadığını ikimiz de biliyoruz. 'Algoritma başladı' ne demek?" ​Chaiya, mutfak tezgahının altındaki gizli bölmeden, üzerinde karmaşık mühürler bulunan siyah bir çanta çıkardı. "Amcan, hayatı boyunca biriktirdiği tüm 'borçları' tahsil etmeye gitti Lara. O örgüt... Eskiden parçası olduğu o gölge ordu, artık amcanın peşinde değil. Onlar, amcanın elindeki **'Pusula'**nın peşindeler." ​Dizlerim titredi ama yere çökmedim. 12 yaşındaki o küçük kız değildim artık. "Pusula bir cihaz değil," dedim fısıltıyla. "Pusula, benim yazdığım o son protokolün adı." ​Geçmiş ​Amcamın eğitimleri artık sadece fiziksel değildi. O gün depoda, önüme paramparça edilmiş üç farklı bilgisayar kasası koydu. ​"Bunları birleştir Lara. Ama sadece donanımı değil; öyle bir yazılım kur ki, ben dışarıdayken eve kim yaklaşırsa yaklaşsın, senin ruhun bile duymadan sistem onları tasnif etsin. Dost mu, düşman mı, yoksa sadece bir yolcu mu?" ​O gün parmaklarım kanayana kadar kablo bağladım, kod yazdım. Amcam tepemde bir kule gibi dikiliyordu. ​"Neden bunu yapıyoruz amca?" diye sormuştum. "Sen zaten herkesi alt edebilirsin." ​Bana bakıp o nadir, hüzünlü gülümsemelerinden birini sundu. "Ben bir gün eve dönemezsem, evin seninle konuşması gerekecek. Bu sistem senin pusulan olacak; ben yoksam, o sana yolu gösterecek." ​O gece, ilk kez amcamla beraber balık tutmaya gitmedik. O gece ilk kez amcam bana bir silahın emniyetini nasıl açacağımı değil, bir veri tabanının emniyetini nasıl koruyacağımı öğretti. ​Şimdiki Zaman ​Evin alarm sistemi düşük frekansta ötmeye başladı. Ekranlarım otomatik olarak uyandı. Amcamın seyahate çıktığını söylemesinin üzerinden sadece iki saat geçmişti ve "misafirler" çoktan kapıya dayanmıştı. ​Dışarıdaki kameralardan biri, tarlanın girişinde duran siyah bir aracı gösteriyordu. Gelenler ne bir yolcu ne de bir satıcıydı. Bunlar, amcamın bahsettiği o uluslararası örgütün "temizlikçileriydi." ​Pee Chaiya elindeki silahın şarjörünü tek bir hareketle yerine oturttu. "Lara, yönetici koltuğuna oturma vakti geldi. Amcan öldüğünü değil, 'öldürüldüğünü' öğrenmeni bekliyordu belki de... Ama o senin hazır olduğunu biliyordu." ​"Öldürüldüğünü mü?" Kalbim duracak gibi oldu. Tam o an ekranımda yeşil bir yazı belirdi: "Pusula Onaylandı. Hoş geldin, Yönetici Peri Kızı." ​Amcam gitmemişti; beni en büyük sınavımla baş başa bırakmıştı. O koltuk artık benim sığınağım değil, savaş meydanımdı. ​"Chaiya," dedim. Sesimdeki o insani gıcırtı tamamen kaybolmuş, yerine 0 ve 1'lerin soğuk netliği gelmişti. "Kapıları mühürle. Bahçedeki fıskiyeleri aktif et ve içine hazırladığımız yanıcı karışımı ver. Algoritmayı ben yöneteceğim." ​Parmaklarım klavyeye dokundu. İlk komutu girdim: execute_protocol: DEFENSE_LEVEL_5 ​Artık ağlamıyordum. Sadece kodluyordum. Amcamın o sert sevgisi, şimdi her hücremi bir zırh gibi kaplamıştı. ​Ekrandaki termal görüntülerde yedi farklı ısı kaynağı, evin çevresindeki tarlalara birer yılan gibi sızıyordu. Bunlar kasabanın kabadayıları değildi; hareketleri ve ekipmanlarıyla amcamın eski dünyasından gelen profesyonellerdi. ​"Chaiya; saat 2, 4 ve 10 yönünden geliyorlar," dedim, sesimdeki titreşimi sistem filtreleriyle sildim. "Merkezi savunma hattını açıyorum." ​Parmaklarım klavyede bir fırtına gibi esti. Evin dış cephesindeki gizli bölmeler metalik bir gıcırtıyla açıldı. Amcamın o "kablo sevkiyatı" yaptığı depolar aslında birer mühimmat ve teknoloji üssüydü. İlk temizlikçi bahçe sınırındaki görünmez lazer hattını geçtiği an, hazırladığım protokol devreye girdi. ​Bahçedeki fıskiyeler yükseldi ancak fışkırtan su değil, amcamın özel formülü olan yüksek yanıcılığa sahip bir karışımdı. Küçük bir statik kıvılcım komutuyla tarla bir anda cehenneme döndü. Karanlık, kan kırmızısına boyandı. ​Evin etrafındaki alevler düşmanı yavaşlatırken, ekranımda aniden farklı bir kod bloğu açıldı. Bu, "Pusula"nın derinliklerine gömülmüş ve sadece amcamın nabız sensörü durduğunda tetiklenecek şekilde programlanmış bir veri sızıntısıydı. ​Gözlerim yaşarmıştı ama bakışlarımı ekrandan ayırmıyordum. "Lara," diye yazıyordu kod satırlarının arasındaki gizli notta. "Bunu okuyorsan, artık sadece yeğenim değil, benim son eserimsin. Mirasım deponun altındaki mühimmat değil; senin zihnindeki o durdurulamaz algoritmadır. Pusulayı takip et; o seni gerçeğe, ailemizin kanını döken asıl ele götürecek." ​O an anladım; amcam beni sadece korumamıştı. O, beni ailesinin intikamını alacak en ölümcül silaha dönüştürmüştü. Bir bilgisayar mühendisi değil, bir siber suikastçıydım artık. Pusula'nın haritası, amcamın gittiği o "iş seyahatinin" gerçek koordinatlarını gösteriyordu. O ölmemiş olabilirdi ya da ölümü büyük bir oyunun sadece ilk hamlesiydi. ​Dışarıdaki patlamalarla ev sarsıldı. Chaiya, devasa gövdesiyle kapının eşiğinde durdu. "Lara, içerideki sistemi tut! Ben dışarıyı temizleyeceğim ama gözlerin üzerimde olsun," dedi ve fırtınanın içine daldı. ​Gözlerimi ekranlara diktim. Kulaklığım aracılığıyla Chaiya’nın nefes alışını duyabiliyordum. Termal kameralardan onu takip ederken, bir temizlikçinin kör noktadan yaklaştığını gördüm. ​"Chaiya! Saat 7 yönünde, duvarın arkasında! Eğil!" ​Ben "Enter"a bastığım an, evin o köşesindeki basınçlı hava tüpü patladı ve suikastçıyı açık hedef haline getirdi. Chaiya tek bir hamleyle tehdidi etkisiz hale getirdi. Biz artık bir makinenin dişlileri gibiydik. O sahada kas gücüydü, ben ise onun gören gözü ve koruyan kalkanı. ​Son temizlikçi de etkisiz hale getirildiğinde ekranımdaki tüm kırmızı noktalar söndü. Sessizlik geri geldi ama bu seferki sessizlik, bir mağlubiyetin değil, zaferin soğuk sessizliğiydi. ​Chaiya, yüzü is içinde içeri girdi. Bakışlarımız kesişti. "Şimdi ne yapıyoruz, Yönetici?" diye sordu; ilk kez bana bir çocuk gibi değil, bir lider gibi bakarak. ​Boynumdaki pusula kolyesini sıktım. "Pusula'nın gösterdiği yere gidiyoruz Chaiya. Amcamın yarım bıraktığı o algoritmayı ben tamamlayacağım." ​Dışarıdaki alevler dinerken, Bolu’nun o meşhur sisi bir kefen gibi evin üzerine çökmeye başladı. Orman, amcamın bıraktığı cesetlerle ağırlaşmıştı. Chaiya, kapının önünde bir heykel gibi duruyordu. ​"Lara," dedi Chaiya, bakışlarını zifiri karanlığa dikerek. "Amcan bu evi neden en ıssız noktaya kurdu sanıyorsun? Burası sadece bir sığınak değil, bir pusu alanıydı. Ve şimdi pusuya düşen biziz." ​Ekranımdaki yeşil kodlar akmaya devam ediyordu. Pusula Protokolü sadece savunma yapmıyor, aynı zamanda iz sürüyordu. Ormanın derinliklerinde, mülkümüzün sınırları dışında bir sinyal algılandı. ​"Chaiya, dur!" diye bağırdım. "Gelenler sadece 'temizlikçiler' değilmiş. Dışarıda bir sinyal karıştırıcı var. Pusula, amcamın nabız sensörü durduğu andan itibaren bir koordinata veri sızdırmış. Ve o koordinat... şu an tam tepemizde." ​Aniden evin çatısında ağır bir darbe yankılandı. Amcamın o "iş seyahati", aslında bizi buraya hapsetmek için kurulmuş devasa bir kurguydu. "Öldürüldüğünü" öğrenmemi istemişti çünkü bu acı, içimdeki son emniyet kilidini açacak tek anahtardı. ​"Yönetici koltuğuna oturdun Lara," dedi Chaiya, silahını tavana doğrultarak. "Şimdi evi bir silah olarak kullanma vakti." ​"Chaiya, jeneratörü maksimuma çıkar," dedim. "Amcamın 'borçlarını' ödeme sırası bende. Evin temelindeki statik tuzaklar hala aktif. Onları içeri çekmeliyiz ​Ağır çelik kapının elektronik kilitleri yankılı bir sesle boşa çıktı. Kapı, ormanın soğuk nefesini içeri davet edercesine aralandı. ​"Bu delilik," diye mırıldandı Chaiya. "Delilik değil Chaiya; bu, amcamın bana öğrettiği 'Truva Protokolü'. İçeri girmelerine izin veriyoruz ki sistemin tam kalbine, benim oyun alanıma gelsinler." ​İlk gölge kapıdan sızdı. Termal ekranımda mor bir leke gibi görünüyordu; profesyoneldi ama bastığı her parke kulağıma bir koordinat olarak düşüyordu. ​"Şimdi," dedim ve Enter tuşuna sertçe bastım. Evin tüm ışıkları göz alıcı bir beyazlıkla patladı. Gece görüş gözlüğü takanlar için bu tam bir felaketti. ​Tam o sırada ana ekranımda kırmızı bir uyarı yandı: CRITICAL VULNERABILITY: EXTERNAL HACK ATTEMPT ​Biri amcamın özel şifreleme dilini kullanarak sisteme sızmaya çalışıyordu. Bu sıradan bir hacker değildi; bu, "Pusula"yı bizzat yazan kişiyle, yani benimle satranç oynayan biriydi. ​"Lara! Bir tanesi üst kata sızdı!" diye bağırdı Chaiya. ​Gözlerimi ekrandan ayırmadım. Üst kata çıkan suikastçıyı izlerken, hacker'ın bıraktığı son mesajı gördüm: "Küçük Peri Kızı, amcan seni bir kalkan sanıyordu. Ama sen sadece anahtarsın." ​Kapı tekmeyle açıldı. Karşımda duran adamın boynunda o eski "gölge ordusu" dövmesi vardı. Tam tetiği çekecekken komutu gönderdim: execute_sequence: BLACKOUT ​Evin enerjisi kesildi. Elimdeki EMP cihazını aktif ederek adamın tüm elektronik donanımını yaktım. Karanlıkta amcamın sesini duyar gibi oldum: "Düşman cihazına güvendiği an, en zayıf olduğu andır." ​Masanın altındaki ağır metal parçayı kaptım ve adamın üzerine atıldım. Artık sadece kodlamıyordum; amcamın yoğurduğu o silahın ta kendisiydim. ​"Chaiya," dedim kulaklığa, yerdeki adamın üzerinden geçerken. "O hacker... sinyal amcamın 'hiç gitmediği' o eski av kulübesinden geliyor. Hazırlan. Av başlıyor." ​Amcamın "Sistemin en zayıf noktası duygulardır," dediği o son güvenlik sorusu ekranımda belirdi: "Annenin sana söylediği son kelime neydi?" ​Bu bir güvenlik sorusu değil, bir imha komutuydu. Cevabı yazdım ve Enter'a bastım. Orisiz ormanın derinliklerinde bir patlama yankılandı. ​"Chaiya, kapıları aç," dedim kararlı bir sesle. "Bolu'nun en derinlerine, ana trafo merkezine gidiyoruz. Eğer dünyayı onların başına yıkacaksam, önce onları kör etmem gerek." ​Evin kapısından dışarı adım attığımızda Bolu’nun kemik sızlatan soğuğu yüzüme çarptı. Cebimdeki pusula kolyesini sıktım. "İzi takip etme Lara," demişti amcam. "İzin seni nereye götürmesini istiyorsan, oraya git." ​Aniden bir mermi başımın üzerinden geçip ağacı parçaladı. Korkmadım. Gözlerimi kapattım ve zihnimdeki algoritmayı çalıştırdım. "Saat 2 yönü, 50 metre. Toprağın içindeki gizli bölmede," dedim. ​Chaiya hedefe yönelirken tabletimden komutu girdim: execute_protocol: FOREST_GHOST ​Ormandaki gizli hoparlörlerden amcamın sesi yankılandı: "Evime hoş geldiniz beyler. Ama çıkış bileti bende." ​Karanlığın içinde bir patlama daha oldu. Ben artık amcamın mirasını koruyan o küçük kız değildim. Ben, Bolu'nun bu ıssız ormanlarında yazılmış en tehlikeli, en ölümcül kod dizisiydim. ​"Chaiya," dedim dumanların arasından gelen ortağıma. "Yönetici koltuğu rahattı ama saha... saha çok daha eğlenceliymiş."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD