23.Bölüm

2371 Words
Dilan sabah gözlerini açtığında Adar'ın ona gülümseyerek baktığını gördü. Dilan'da istem dışı gülümsedi. "Günaydın." Dilan'da karşılık verdi. "Günaydın." Uzun uzun birbirlerine baktılar. "Sabah uyanınca daha bir güzel oluyorsun." Dilan utançla gözlerini kaçırdı. Adar çenesini tutup kaldırdı ve ona bakmasını sağladı. "Seni çok seviyorum." Dilan sabah sabah bu itirafı beklemiyordu.  Dilan'da cevap verdi. "Bende seni seviyorum." Adar'ın gözleri mutlulukla parlamıştı. Adar yavaş yavaş Dilan'a yaklaştı. Dilan'ın heyecandan eli ayağı titriyordu. Kalbi kan pompalamayı unutmuştu. Adarla arasında milimler kalmıştı. Adar onu tam öpüyordu ki vee... Dilan gözlerini açtı. O nasıl rüyaydı yaa. Diye geçirdi içinden. Yan tarafına bakınca Adar'ın her zaman ki gibi uyuduğunu gördü. Banyoya girip kendine gelmek için soğuk suyla elini yüzünü yıkadı. Giyinme odasına giyerek kıyafet bakmaya başladı. Gözüne koyu yeşil elbisesi çarpınca eline alıp giyindi. Siyah topuklu ayakkabısını giyip saçlarını düzleştirdi.  O sırada Adar'ın da uyandığını fark etti. Adar banyoya girince su sesi geldi. Dilan duş aldığını anlayıp hızla makyajını yapıp odadan çıktı. Aşağıya inince Hayriye Ablanın kahvaltıyı bahçeye hazırlamış olduğunu gördü. Gülümseyerek "Günaydın." Dedi. Hayriye Ablada aynı şekilde karşılık verdi.  Dilan sofraya oturup Adar'ı beklemeye başladı. Adar'da gelince kahvaltıya başladılar. Dilan'ın sabah iştahı olmadığı için sadece kahvesini içti. Adar kaşlarını çatıp ona baktı. "Neden kahvaltı yapmıyorsun?" Dilan gözlerini ona çevirdi. "Sabahları yiyemiyorum." Diyip geri bahçeye bakmaya başladı. Adar'ın sert sesiyle geri ona dönmek zorunda kaldı. "Kahvaltını yap." Dilan Adar'ın emir cümlelerinden sıkılmıştı. "Bana emir verme." Adar tam cevap verecekken Hayriye Ablanın sofraya gelmesiyle sustu.  Dilan artık Adar'ın böyle davranmasını kaldıramıyordu. "Size afiyet olsun." Diyip sofradan kalktı ve evden çıktı. Arabasına binip hastaneye doğru sürmeye başladı. Telefonu çalınca bilmediği bir numara olduğunu gördü. Hastalarından biridir diye açtı. "Dilancım nasılsın?" Dilan sesten Gözdenin olduğunu anladı. "İyiyim Gözde. Sen nasılsın?" Dedi. "İyiyim bende. Bu akşam bir şeyler yapalım mı?" Dilan dün Gökhan ve Pelin'e söz vermişti.  Ama eğer kıza hayır derse ikinci kez kızı reddecekti. Böyle de ayıp olurdu. "Dün iki arkadaşıma söz vermiştim. Bu gece çıkacağız. Onlarla beraber çıksak senin için sıkıntı olur mu?" Diye sordu. "Hayır olmaz canım. Eminim arkadaşlarında senin gibi kafa dengidir. Adar'da geliyor değil mi?" Tabi ki hayır! Diyemedi tabi Dilan. "Bilmem işi olmazsa gelir belki daha sormadım." Gözde hemen cevapladı. "Şimdi şirkete gelir zaten. Ben onu ikna ederim canım. Sen bana yer ve saati mesaj at gelirim." Dedi. "Tamam canım atıyorum." Diyip telefonu kapattılar.  Dilan hastaneye varınca arabasını valeye verdi. İlk önce Gökhan'ın odasına uğradı. Gökhan odasındaydı. "Günaydın." Dedi Gökhan. "Günaydın. Biz bu gece çıkacaktık yaa. Adar'ın kuzeni Gözde de gelse sorun olur mu?" Gökhan başını olumsuzca salladı. "Bir şey olmaz." Diyede ekledi. "Tamam sen bana yer ve saati yaz bende Pelin ve Gözde'ye haber veririm." Gökhan "Tamam." Diyince Dilan kendi odasına geçti. Yoğun bir günün ardından Dilan eşyalarını toparlayıp Gökhan'ın odasının kapısına gitti. Tam kapıyı açacakken aynı anda Gökhanda açmıştı. "Ben de tam yanına geliyordum." Gökhan kapısını kapatıp Dilan'a döndü. "Pelin hanım 1 saat önce yeni aylık depresyonundan çıktı. Akşam buluşacağımızı söyleyince şimdiden hazırlanmaya başladı." Diyip göz devirdi. Dilan da gülmekle yetindi.  Beraber asansöre binip aşağıya indiler. "Ee günün nasıldı?" Diye sordu Dilan. "Her zaman ki gibi yoğundu. Annem aradı. İtalyaya yanımıza gel bir kaç günlüğüne diye söyleniyordu. Bayağadır onları boşladım. Bu aralar gidebilirim." Dilan başıyla onayladı. "Eğer bir daha ararlarsa Türkan teyzeme ve Fevzi amcama çok selamlarımı söylersin. Onlar ne zaman Türkiyeye dönmeyi düşünüyorlar?" Diye sordu. "Ellerinden gelse beni de İtalyaya götürecekler. Sevdiler oraları." Tam o sırada arabalar gelmişti. Gökhan Dilan'a sarılıp öptü. "Akşam görüşürüz." Dilan'da "Görüşürüz." Dedikten sonra arabasına binip eve doğru sürmeye başladı.  Telefonu çalınca Gözdenin aradığını fark etti. Telefonu açıp hapörlere verdi. "Efendim Gözde?" Dedi samimiyetle. "Ayy Dilan senin bu kocan beni öldürecek. Sabahtan beri başının etini yiyorum. Ama nuh diyor peygamber demiyor. Sen onu ikna etsen?" Dilan artık Adar'a alışmıştı. Fazla inatçıydı. "Tamam canım ben konuşur ikna ederim." Gözde keyifle güldü. "Saol Dilan. Neyse ben seni tutmayayim görüşürüz canım." Dilan'da veda edip telefonunu kapattı ve eve doğru sürmeye devam etti.  Eve gelince arabasından inip evin kapısını çaldı. Hayriye abla açtı. "Hoşgeldin kızım." Dedi. "Hoş buldum abla. Adar evde mi?" Diye sordu Dilan. "Evet kızım. Yeni geldi odanızda." Dilan başıyla onaylayıp yukarıya çıktı. Odaya girince Adar'ın burada olmadığını fark etti. Su sesinden banyoda olduğunu anladı.  Giyinme odasına girip dolabını açıp kıyafet baktı. Gözüne kestirdiği siyah elbiseyi aldı. Geri odasına dönüp ilk önce makyaj masasına oturup makyajını sildi ve yeni bir gece makyajı yapmaya başladı.  İşi bitince tam arkasını dönmüştü ki çıplak bir şekilde sadece belinde ki havluyla banyodan çıkan Adar'ı gördü. Kaslarından süzülen suyla yutkunmadan yapamadı. Hızla gözlerini eliyle kapatıp çemkirmeye başladı. "Yaa sen ne diye odaya çıplak giriyorsun?! Banyoda giyinsene!" Adar dolaba ilerledi. "Dilan ne zaman odaya girecek diye hesaplayamıyorum. Kusura bakma." Dedi alayla Dilan görmeyeceğini bilsede göz devirip gözleri kapalı bir şekilde zorda olsa kendini banyoya atmıştı.  Maşayı fişe takıp saçlarına su dalgası yaptı. Giyinme odasına geçip elbiseyi ve yüksek siyah topuklu ayakkabısını giydi. Geri odaya döndüğünde Adar'ın üzerini giyinmiş olduğunu fark etti.  "Adar biz bu gece dışarı çıkacağız. Gözdede sana bahsetmiş zaten. Geleceksin değil mi?" Diye sordum. Adar ilk önce beni baştan aşağı süzdü. Her süzdüğünde biraz daha kaşları çatıldı. "İlk önce o üzerinde ki toz bezini çıkar! Sonra gideriz." Dilanın gözü seğirmeye başlamıştı. Dilan kaşlarını çatıp üzerine baktı. Bu elbiseyi Milanodan çok sevdiği bir tasarımcıdan kaç bin liraya almıştı. Ve Adar buna bez parçası diyordu! "Elbiseme hakaret etme! Bez parçası dediğin şeyin yeni kreasyonunu tam 3 yıl bekledim!" Adar inanamazca baktı. "Kafayı yemişsin! Git o üzerini değiştir." Dedi tekrar tekrar. Dilan'da "Değiştirmiyorum." Diye diretti. Üzerinde ki elbise sadece dizinin biraz yukarısındaydı. Yani çok az! Adar odada ki koltuğa oturdu. "Benin için sıkıntı yok. Gitmeyiz olur biter." Dedi umursamazca. Dilan'da meydan okudu. "Sen gelmeyebilirsin ama ben gidiyorum." Tam kapıyı açacakken kilitli olduğunu görüp kaşlarını çatarak Adar'a döndü. "Bu ne şimdi?" Dedi hayretle. "Senin her zaman ki gibi bez parçasıyla geleceğini biliyordum." Adar'ın kendini tanıması bazen hiç işine gelmiyordu. Dilan sabırla Adar'a döndü. "Adar kapıyı açar mısın?" Bu sefer nazik bir şekilde rica etmişti. Adar tek kaşını kaldırıp sırıtınca bu bakışların altında bir sürü mesaj yatıyordu. 'Açmayacağımı ikimizide biliyoruz. Boşa uğraşma.' Kısacasıydı. Dilan oflayarak ayaklarını yere vura vura giyinme odasına girdi. Bu sefer dizlerine gelen siyah bir elbise giydi. Aynadan kendine bakınca bunun çok daha fazla yakıştığını fark etti. İçine sindiği için odadan çıktı.  Adar başını telefondan kaldırıp tekrardan baştan aşağı süzdü. "Yine istediğim gibi değil ama bu seferlik bir şey demeyeceğim." Dilan göz devirip Adar'ı süzdü. Bugün spor giyinmişti. Ve gerçekten çok yakışıklı gözüküyordu. Daha fazla incelememek için kapının önüne geçip ayağıyla ritim tutmaya başladı. Adar anahtarı cebinden çıkarıp kapıyı açtı.  Dilan hiç beklemeden aşağı indi. Hayriye Ablayı salonda görünce "Hayriye Abla biz bugün dışarıda olacağız. Sofrayı hazırlamana gerek yok." Hayriye abla başını sallayıp gülümsedi. "Tamam kızım iyi eğlenceler." Dilan ve Adar beraber evden çıkıp Adar'ın arabasına bindiler. Araba hızla gidiyordu.  Dilan yandan Adar'a bakınca kaşlarını çatarak araba sürdüğünü gördü. Neden herkese, her şeye sert yaklaşıyordu. Bu kadar katı olmak zorunda mıydı? Dilan onu insanlara karşı hep sert görüyordu. Kendi yanında da genellikle sertti ama o sevgi dolu tarafını bir kaç kez de olsa Dilan'a açmıştı. Ve Dilan o tarafını çok sevmişti. Böyle ne kadar sürecekti? Dilan aklına gelen şeyle Adar'a döndü. "Ne zaman Mardin'e döneceğiz?" Adar kendi yöneltilen soruyla Dilan'a döndü. Geri önüne dönüp cevapladı. "Yarın döneceğiz ama 3 gün kalırız. Artık İstanbul'da yaşayacağız." Dilan kaşlarını çatarak dinledi. Hayatlarını nerede sürdüreceklerini hiç Dilan'a danışmadan karar veriyordu. "Bana nerede yaşayacağımızı sorma gereğinde bulunmuyor musun? Bu kadar mı yok sayıyorsun? Bu kadar mı değersizim?" Adar her zaman ki gibi cevap vermemişti bile. Artık Dilan kafayı yiyecekti bu adamla ne yapacaktı?!  Tamam Dilan'da Mardine gitmek istiyordu. Ailesini çok özlemişti. Zaten bu soruyu bu yüzden sormuştu. Ama ona danışmadan Mardine gitme kararı almış. Ki Dilan sormasa belki de gidecekleri zaman söyleyecekti. İstanbul'da yaşamayı Dilan'da istiyordu. Ama Dilan'a danışmalıydı. Bu önemli bir karardı. Ama Adar sanki evli değilmiş gibi tek bir bireymiş gibi davranıyordu. Dilan artık buna bir dur demeliydi. Adar'ı seviyordu. Hem de çok seviyordu. Kendi canından çok seviyordu. Ama böyle yapamazdı.  Gözünden bir damla düşünce Adar'ın görmemesi için cama yüzünü çevirip hızla sildi. Artık Dilan'da çok yorulmuştu.  Araba durunca gelecekleri yere geldiklerini anlayıp arabadan indi. Burası gece club'ü gibi bir yerdi. Dilan ve Adar yan yana club'e girdiler. Her yerin karanlık olmasıyla Dilan kaşlarını çattı. Burası neden böyleydi ki? Dilan zorda olsa düşmemeye dikkat ederek yürümeye devam etti.  Bir anda ışıklar açılınca karşısında Gökhan, Pelin, Seda, Gözde, Mert, Ayaz, Berk, Fulya ve daha bir çok üniversiteden arkadaşı vardı. Hep bir ağızdan "İYİ Kİ DOĞDUN DİLAN!" Diyorlardı. Dilan kolunda ki saatten tarihe bakınca bugün doğum günü olduğunu hatırladı. Her zaman ki gibi unutmuştu.  Adar'ın onu belinden ittirmesiyle arkadaşlarının yanlarına gittiler. Tek tek herkes sarıldı. Dilan mutluluktan göz yaşlarını döküyordu. "Çok teşekkürler." Dedi herkese itafen. Pelin atladı. "Bize değil eniştemize teşekkür et. Her şeyle o uğraştı." Herkesin bakışları Adar'a döndü. Adar bir şey demeyip sadece Dilan'ın gülüşünü izliyordu. Dilan ne kadar kırgın olsa da bu adamı seviyordu.  Kendini tutamayıp sımsıkı sarıldı. Adar Dilan'ın kulağına fısıldadı. "İyi ki doğdun." Dilan'da gülümseyip kulağına fısıldadı. "İyi ki hayatımdasın." Adar bunu beklemediği için vücudu kasılmıştı.  Herkesten uzun süre sarıldıkları için 'Ooo.' Sesleri çıkınca Dilan utançla ayrıldı. Gözde bir kolundan Pelin bir kolundan tutup 3 katlı pastanın önünde durdurdular. "Hadi dilek tut!" Pelinin sesiyle başını sallayıp mumları yanan pastaya eğilip dileğini diledi. 'Hayatımda ki her şeyin hayırlısı olsun.' Dilan Adar'ın kendisi için hayırlı olacağına inanıyordu.  Gözlerini açınca Adar'la göz göze geldi. Mumları üfleyince Herkes alkışladı ve Dilan pastayı kesti. Herkes hediyelerini vermeye başladı. Dilan bu merasimi hiç sevmiyordu. Ama ayıp olmasın diye mecburdu. İlk önce Gökhan sarılıp öptü. "İyi ki doğdun güzellik." Diyip hediyesini uzattı. Hediye kutusunu açınca çok şık zümrütlerle süslenmiş 'Dilan' yazan bir kolyeydi. Dilan sarılıp teşekkür etti.  Sıra Pelin'e gelince o da uzattı. Hediyeyi açınca içinden dekolteli çok şık ve en önemlisi Donna Koran'ın imzalı tasarım elbisesiydi. Hayranlıkla elbiseyi inceledi. "Bu çok güzel Pelin! Çok teşekkürler." Diyip sarıldı. Adar'ın elbiseye homurdanmalarını duysada pek takmadı.  Sıra Mert'e gelince ukalaca konuşmaya başladı. "Sana en büyük hediye benim yenge. Senin için Mardinden döndüm." Diyip saçlarını düzeltti. Sonra "Yinede hediye aldım." Diye ekledi. Dilan gülümseyip tam hediyeyi açacaktı ki Mert'in bağırmasıyla eli havada durdu. "Bu hediyeyi yalnızken açmanı istiyorum. Kimse görmemeli." Dilan gülümseyip başını salladı. Sonra Mert'e sıkıca sarıldı. "Gelmen yeterliydi. Çok teşekkürler." Herkes tek tek hediyelerini vermişti Dilan artık yorgunluktan ölecek gibiydi. Sonunda hediye merasimi bitince Dilan rahat bir nefes aldı. Şarkı çalıyor herkes dans ediyor, yiyor, içiyordu. Bir anda müzik durunca Dilan anlamazca etrafına baktı. "Herkese iyi eğlenceler. Ben şimdi karımı alıp hediyesini vermeye gidiyorum." Bir anda Adar'ın Dilan'ı çıkışa çekiştirmesiyle Dilan ne olduğunu anlayamadan kendini arabada buldu. "Adar nereye gidiyoruz?" "Ayıp oldu insanlara." "Hediyeni orada verseydin yaa." Daha bir sürü şey söyledi Adar'a ama Adar'dan çıt bile çıkmıyordu. Dilan nereye gittiklerini çok merak ediyordu.  15 dakikalık yolculuktan sonra araba durunca Adar'ın inmesiyle Dilan'da indi. Adar Dilan'ın yanına giderek elini tuttu. Dilan şokla ellerine bakıyordu. Adar'ın onu bir yere yönlendirmesiyle geldikleri yeri hayranlıkla inceledi. Denizin önünde ki kumsalda kocaman üstü ve yanları açık baraka vardı, barakanın içinde ışıklandırmalar, mumlar, minderler vardı. Çok güzeldi!  Adar'la beraber oraya gidince Dilan hala hayranlıkla etrafı inceliyordu. "Adar.." sanki dili tutulmuştu. "Burası çok güzel." Yutkunarak zorda olsa konuşmuştu. Adar gülümseyip cevapladı. "Senin kadar güzel değiller." İkiside şu an gözlerinin en derinine bakıyordu. "İyi ki doğdun Dilan Boran. İyi ki hayatımdasın." Dilan gülümsedi. Çünkü konuşacak gücü yoktu. Adar bunu fark edip konuşmasına devam etti.  "Bugün senin doğum günün olduğu için senin için en özel doğum günün olmasını istedim. Bugün ya hayatına tamamen gireceğim ya da bir daha beni asla görmeyeceksin." En son söylediği şeyle Dilan'ın kalbinde ince ve keskin bir sızı oluştu. Dilan bu sözlerle kaşlarını çattı. "Ne demek yani Adar? Yine beni bırakıp gidecek misin?" Gözleri dolmuştu. "Buna sen karar vereceksin." Cebinden kadife bir kutu çıkarıp açtı. Tek taş vardı. Gösterişli ve çok çok güzel bir yüzüktü! Dilan yüzükte ki bakışlarını Adar'a çevirdi. "Seni hala çok seviyorum Dilan. Sen benim hayatımda ki en kıymetli kişisin. Senin için bu dünyayı yok edebilirim. Sadece bana gül, sadece beni sev, sadece bana bak istiyorum. Benimle gerçek bir evliliğin olsun istiyorum. Benimle bir ömür yaşlanır mısın?" Dilan'ın göz yaşları kendiliğinden akmaya başlamıştı.  Aklı Adar'ın 1 ay önce söylediği sözlere gitti. Hepsini tek tek aklına kazımıştı. Aşk nasıl bir şeydi kendi için açıklamıştı. 'Onun kokusu, huzur dolu oluyor, sanki onun kokusunu alınca en yorgun zamanında bile tüm dünyaya karşı gelecek gücü kendinde buluyorsun. Bakışları, sana bakınca kendini çok özel hissediyorsun. Sonra dokunuşları, eli sana değince elinin değdiği yerler cennet bahçesi oluyor. Gülüşü, sanki bu hayatta ki en güzel şey gibi. Ama bu kadar güzelliğin yanında çok büyük korkularıda beraberinde getiriyor. Onu kaybetme korkusu, ona bir şey olma korkusu, onun başka birini sevme korkusu. O korku dünya da eşi benzeri olmayan bir duygu. O yokken bir yarın eksik oluyor. Onu herkesten her şeyden kıskanıyorsun. Tüm hayatını ona adıyorsun.' Bu sözleri aklında tarttı.  Dilan bu sözlerin hepsini fazlasıyla yaşıyordu. Dilan Adar'a aşık olmuştu! Hem de öyle bir aşık olmuştu ki onun için kendinden vazgeçecek kadar.  Adar Dilan'ın göz yaşlarını silince Dilan kendine geldi. Başını usul usul salladı. "Seni seviyorum Adar Boran." Adar Dilan'ın ağzından çıkan kelimelerle dünyaların sahibi olsa böyle hissedemezdi. "Seninle yaşlanmak, seninle yaşamak, seninle her şeyimi paylaşmak istiyorum." Dilan'ın mutluluktan göz yaşları durmuyordu. Adar'ın ise mutluluktan beyni donmuştu. Sonunda kendine gelince "Sen? Beni? Seviyorsun?" Dedi Dilan'ın sözlerini tasdiklemesi için. Dilan başını salladı. "Seni çok seviyorum." Diye tekrarladı. Adar Dilan'a sımsıkı sarıldı. Dilan'da sımsıkı sarıldı. Kaybetmek istemiyorlarmış gibiydiler. Adar Dilan'ın kulağına fısıldadı. "Seni dünyanın en mutlu kadını yapacağım." Ant içiyormuş gibi çıkmıştı sesi. Dilan Adar'a güveniyordu. Başını sallayıp cevapladı. "Biliyorum." Uzun uzun sarıldılar. Birbirlerinden ayrılınca gözlerinin en derinine bakıp gözleriyle konuştular. Artık kelimeler kifayetsiz kalıyordu duygularına.  Adar ona yavaş yavaş daha da yaklaşınca Dilan'ın kalbi göğüs kafesini zorluyordu. İstemsizce gözleri dudaklarına kaydı. Çok geçmeden dudakları birleşmişti. Dilan'ın hayatında ki tüm ilkler Adar'la oluyordu. Şu an olduğu gibi. Birbirlerini özlemle öptüler. Derin derin öptüler. Bu öpüşmede aşk vardı, özlem vardı, şefkat vardı, sevgi vardı... çok şey barındırıyordu. Dilan'ın heyecandan eli ayağı titriyordu.  Adar'ın belini tutup kendine daha çok çekmesiyle öpüşmeleri daha da derinleşti. Dilan elini Adar'ın yumuşacık saçlarına daldırdı. Bu huzur hiç bir yerde yoktu.  Sonunda bir birlerinden nefes nefese ayrıldılar. Dilan'ın kızarmış yüzünü görünce Adar kahkasına mani olamadı. Bu kadını çok seviyordu. Sımsıkı sarılıp kendilerini sonsuzluğa bıraktılar. Sonsuz mutluluk... sonsuz sadakat... sonsuz sevgi... sonsuz aşk... sonsuz güven... ama bilmedikleri bir şey vardı ki. Gelecek çok acımasızdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD