1 Ay Sonra
Adar'la o kavgalarının üzerinden tamı tamına 1 ay geçmişti. 1 aydır hiç bir şekilde birbirinin yüzünü görmemişlerdi. Adar eve bile gelmemişti.
Seda her hafta düzenli olarak Dilan'ın yanına gelip görüşme yaptı. Dilan kendini artık çok daha iyi hissediyordu. Bir kez daha kriz geçirmişti ama yanında Seda olduğu için kolayca atlatmıştı. Seda iyileşme sürecinin beklediğinden daha hızlı olduğunu söyledi. Dilan'ın yanında olup çok destek verdi.
Peki Dilan ne durumdaydı? Adar gittiğinden beri içi buruktu. Vicdan azabı çekiyordu. Ama en önemlisi kendine bile zor itiraf etse de Adar'ı özlemişti. Bu 1 aylık süreçte anladı ki Adar'ın çekimine çoktan kapılmıştı.
Dilan'a söz vermişti bu tedavi sürecinde yanında olacaktı. Ama sözünü tutmadı. Dilan'ı yalnız bıraktı. Her ne kadar ona kırgın olsada onu özleyen tarafı daha ağır basıyor ve kırgın tarafını parçalıyordu.
Adar olmadığı için daha ne kadar burada kalacaklarını bilmiyordu ama tekrardan Hastanenin sahibi Tuna Amcayla konuştu. Bugün tekrardan hastanede işe başlayacaktı. Zaten Seda'da artık başlayabileceğini söylemişti.
Yataktan kalkıp elini yüzünü yıkadı. Daha sonra dolaba ilerleyip beyaz bluz ve siyah eteğini çıkarıp giydi. Saçlarını maşa yapıp altına da siyah stiletto giydi. Hafif bir makyajda yapıp aşağıya indi.
Burada çalışanlarında artık buraya gelmemesini istedi. Evde başkası varken rahat edemiyordu. Her sabah olduğu gibi kahve makinesinin tuşuna basıp kahvesini hazırladı. Kahvesini de içip evden çıktı.
Arabasıyla hastaneye doğru sürmeye başladı. Dilan belki de eski hayatına geri dönüyordu. Yine İstanbulda, yine hastaneye gidiyor. Yani her şey eskisi gibiydi. Ama Dilan böyle olsun istemiyordu. Daha 2 ay önce en çok istediği şeyi yapıyordu şu an. Ama şu an çok farklı duygular içinde. Hiç bir şey eskisi gibi değildi.
Adar sevdiğini söylemesine rağmen 1 aydır hiç merak etmedi mi? Ne eve gelmişti, ne de arayıp sormuştu. Hiç bir şey yapmamıştı. Dilan oflayarak arabayı sürmeye devam etti.
Hastaneye gelince arabasını valeye verip indi. Direkt olarak yönetim katına Tuna Amca'nın yanına gidecekti. Asansöre binip en üst kata bastı. Bu 1 aylık süreçte Gökhan ve Pelinle de hiç görüşmedi. Çünkü hiç evden çıkmadı. Bol bol telefonda konuştular ama Dilan kimseyle yüz yüze görüşmek istemedi. Bu süreçte Pelin'de yaşadığı her şeyi öğrenmişti. Pelin'in ona geç anlattığı için kırıldığını farkındaydı. Gönlünü zorda olsa almıştı.
Asansör durunca indi. Tuna Amcanın sekreteri yerinde oturuyordu. Yanına ilerledi. "Selin, Tuna Amca odasında mı?" Selin başını dosyalardan kaldırıp Dilan'a döndü. "Evet Dilan Hanım odasında. Sizi bekliyordu." Başını sallayıp odanın kapısını çaldı ve içeriye girdi.
Tuna Amca Dilan'ı görünce gülerek ayağa kalktı. Birbirlerine sarıldılar. "Hoş geldin Dilan Kızım. Nasılsın?" Dedi Tuna Amca. "İyiyim Tuna Amca siz nasılsınız? Bedia Teyzem nasıllar?" Tuna Amcayla karşılıklı oturdular. "O da çok iyi kızım. Babandan öğrendim evlenmişsin. Beni çağırmak yok muydu?" Dedi sitemle. Dilan mahçupça gülümsedi. "Yıldırım nikahı oldu biraz. Birde Mardinde olunca çağıramadık. Kusura bakmayın." Tam o sırada kapı çalınıp Selin girdi. "Bir şey içer misiniz Efendim?" Dilan bir an önce işinin başına geçmek istiyordu. "Saol canım ben içmiyorum." Tuna Amcaya dönerek konuşmaya devam etti. "Tuna Amca beni işe alırsa bir an önce işimin başına döneceğim." Dedi. Tuna Amca şuh bir kahkaha attı. "İlahi Dilan. Tabi ki başlayabilirsin. Hastane senin." Diyip göz kırptı. Dilan'da gülüp son kez Tuna Amcaya sarıldı. "Gerekli evrakları gönderirim imzalarsın kızım." Dilan başıyla onaylayıp odadan çıktı.
Asansöre binip kendi odasının olduğu kata indi. Sekreteri Asyanın hala orada olduğunu görünce yanına ilerledi. "Asya?" Dedi. Asya başını dosyalardan kaldırdı. "Dilan Hanım?" Dedi inanamazca. "Geri döndüm." Dedi Dilan gülümseyerek. "Hoşgeldiniz Dilan Hanım." Dedi Asya gülümseyerek. "Hoşbulduk tatlım. Artık eskisi gibi devam edeceğiz." Asya başıyla onayladı. Dilanda odasına ilerledi.
Eski odasına girince hala eski halinde olduğunu gördü. Bu hastane de en sevdiği şeylerden biri odanın bir tarafı baştan aşağı camdı ve çok güzel bir manzarası vardı. Saatlerce izlese bu manzaradan sıkılmazdı.
Dilan eşyalarını yerleştirip odasına kuruldu. Doktor önlüğünü girince çok özlediğini bir kez daha fark etti. Bilgisayar'ını açıp eski hastalarını kontrol etti. Bazılarını kontrole çağırdı.
İlk günü olduğu için yoğun geçmemişti. Zamanın nasıl geçtiğini her zaman ki gibi anlamamıştı. Çıkış saatine 5 dakika kala eşyalarını toparlayıp odadan çıktı. Asya'nın yanına ilerledi. "Asyacım ben çıkıyorum. Yarın bir çok hastam kontrole gelecek. Yoğun bir gün olacak. Ona göre programı hazırlarsın." Asya başıyla onaylayınca Gökhan'ın odasına ilerledi. Zaten aynı kattalardı. Kalp cerrahisi doktorları aynı katta oluyordu. Kapıyı çalıp içeriye girdi. "Çıkıyor musunuz Doktor Bey?" Gökhan Dilan'ı görünce şaşkınlıkla ağzı açıldı. "Ağzını kapat ağzını." Dedi gülerek.
"Vayy Dilan Hanım. Sonunda depresyondan çıkıp evden dışarıya çıkmışsınız." Ona yan yan baktı. "Hiçte bile. Depresyonda falan değildim. Hem artık bende hastaneye geri döndüm." Gökhanın bir kez daha şaşkınlıktan ağzı açılmıştı. "İşin bittiyse beraber çıkalım." Dedi Dilan.
Gökhan da şaşkınlığını atıp başıyla onayladı ve eşyalarını toparladı beraber odadan çıktılar. Tam koridorun sonuna gelmişlerdi ki Ayazla karşılaştılar. Ayaz gülerek ikisine doğru geliyordu. Dilan istemsizce Ayazdan soğmuştu. Biliyordu Ayazın Adar'la olan kavgasında bir suçu yoktu yılların birikmişliği vardı ama ona eskisi gibide yaklaşamıyordu. "Oo kimleri görüyorum?" Dedi. Gökhan homurdanmaya başlamıştı bile. Dilan Gökhanı koluyla dürttü.
Dilan'a döndü. "Dilancım? Duydum ki bu hastanede tekrardan çalışmaya başlamışsın. Tüm hastane seni konuşuyor." Dedi. Dilan'da tebessüm etti. "Evet tekrardan başladım." O sırada asansör gelince üçüde bindi.
"Bugün de seni almaya kocan gelmiyor mu?" Gökhan Dilan'dan önce cevapladı. "Bu seni ne kadar alakadar eder? Dilan'la senin ne samimiyetin varda özel hayatı hakkında soru soruyorsun?" Dilan ikisinin bu atışmalarına alışık olduğu için başını asansöre dayadı. O gün aklına gelince yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. Adar'ı özlemişti... Ama Adar'da çok derin yaralar açmıştı. Adar onu bir daha affeder mi bilmiyordu. Belki de daha aylarca onu göremeyecekti. Bu düşünce kalbinde bir sızı bıraktı.
Asansörün durma sesiyle indiler. Dilan Ayaz'a dönüp "İyi akşamlar." Dedi. Gökhan'ı da zorla peşinden valenin olduğu yere sürükledi. "Artık aynı hastanede çalışıyorsunuz. Her gün böyle kavga mı edeceksiniz? Bırak ne hali varsa görsün. Sen karışma." Gökhan da göz devirdi. "Ben mi karışıyorum. Yılışık adamın teki. O adamı sevemiyorum. Onda bir şeyler var." Bu sefer Dilan göz devirdi. Sadece Ayaz biraz sivri dilliydi. "Ne olabilir allah aşkına. Kendi halinde bir adam." Gökhan tam konuşacakken vale arabaları getirmişti. "Neyse yarın görüşürüz." Diyip Gökhan'ın yanağını öptü. "Görüşürüz." Diyip güldü Gökhan. Dilan'da arabayı eve doğru sürmeye başladı.
O sırada Pelin'i aradı. Bir iki çalışta telefon açılmıştı. "Peliinn nasılsın?" Dedi neşeli çıkarmaya çalıştığı sesiyle. Pelin oflayarak cevap verdi. "Yıkılmadım ama ayaktada değilim." Dilan kaşlarını çattı. "Ne oldu ki?" Diye sordu merakla. "Daha ne olmasın ki? Bir ton yetiştirmem gereken çizimim var. Bir de yeni bir şirketle anlaşma yaptık. Şirketin ceo'su Berk midir nedir gıcık bir adamın teki çıktı. En ufak bir sorunda başımın etini yiyor." Dilan kendini tutamayıp kahkaha attı. "Ay bu muydu Pelin? Bende bir şey oldu sandım." Pelin ne kadar Dilan'ın görmeyeceğini bilse de göz devirdi. "Ee anlat bakalım senin hayatın nasıl geçiyor." Dedi. "Bildiğin gibi ilerliyor. Bugün hastanede tekrardan işe başladım. Öyle işte." Dedi Dilan. "Hayırlı olsun bebeğim. Senin adına çok sevindim. Allahhh! Berk geliyor. Şimdi kapatmalıyım. Seni seviyorum. Görüşürüz." Tek nefeste konuşup telefonu kapattı. Dilan kendini tutamayıp güldü.
Eve gelince arabayı park edip indi. Çantasından evin anahtarını çıkarıp kapıyı açtı. Eve girdiği an Adar'ın kokusu burnuna gelmişti. Eve mi gelmişti yani!? Niye bu kadar heyecanlanıyorsam diye geçirdi içinden. Normal davranmaya çalıştı.
Salona girdiğinde Adar'ın salonda ki koltukta uyuduğunu gördü. Arkası dönüktü. Yanına ilerleyince bahçe kapısının açık ve estiğini gördü. Dilan bahçe kapısını kapattı ve üst kata çıkıp battaniye aldı.
Geri aşağıya indi. Adar'ın yanına eğildi. Sakalları ve saçı uzamıştı. Doğruyu söylemek gerekirse böyle bile çok yakışıklıydı. Kaşları her zaman ki gibi çatıktı. Saçları yumuşacık gözüküyordu. Elini saçlarına götürmek istiyordu ama uyanmasından korkuyordu. Yavaşça pikeyi açıp üzerine örttü.
Örtmesiyle kolunun sert bir şekilde tutulması bir oldu. Adar yerinden doğrulmuş ve kaşlarını çatmış bir şekilde ona bakıyordu. "Ne yapıyorsun sen?" Dedi buz gibi sesiyle. Kolunu çok sıktığı için Dilan yüzünü buruşturdu. "Bahçe kapısı açıktı. Sadece üzerini örttüm. Kolumu bırakır mısın? Canımı acıtıyorsun." Adar kolunu ittirip bıraktı ve geri uzandı. Gözlerini kapattı. "Bir daha bana iyilik yapma." Dedi sert sesiyle.
Battaniyeyi alıp fırlattı. Dilan hiç bir şey demeden mutfağa gitti. Yemek hazırlamaya başladı. Fırına köfte ve patatesi hazırlayıp koydu. Mercimek çorbası, pilav ve salata yaptı. 1 aydır ilk defa yemek hazırlamıştı. Her zaman bir şeyler atıştırıp geçiyordu. Yemek hazır olunca salona gidip masayı kurdu. Adar salonda yoktu.
Sofra hazır olunca Dilan Adar'ı çağırmaya gidecekti ki. Merdivenden indiğini gördü. Üzerini baştan aşağı süzünce kaşlarını çattı. Takım elbisesini giymiş bir yere gidecek gibiydi. Dilan kaşlarını çatmaya devam ederek baktı. Akşam olmuştu. Bu saatte nereye gidecekti ki. Ve geri dönecek miydi? Adar Dilan'a hiç bakmadan evden çıkıp gitmişti.
Nereye gittiğini söyleme zahmetin de bile bulunmamıştı beyefendi. Dilan sinirle yerinde tepindi. Telefonu çalınca baktı. Pelin'in aradığını görünce meşgule attı. Kimseyle konuşmak istemiyordu şu an.
Telefon tekrar ısrarla çalınca Dilan açtı. "Efendim Pelin?" Dedi. "Hazır mısın bebeğim. Ne zaman geleceksiniz?" Dilan Pelin'in ne dediğini anlamamıştı. "Nereye geliyormuşum?" Dedi merakla. "Ee bizim şirketin bugün lansmanı varya. Bizim şirketin ceo'su Berk Adar'a ve sana davetiye gönderdi." Dilan şimdi anlamıştı Adar'ın neden gittiğini.
Sinirle gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Tamam Pelin. Sen bana davetin yapıldığı yerin adresini mesaj olarak at geleceğim. Birde tam olarak saat kaçta başlıyor?" Diye sordu. "Yarım saat sonra başlayacak." Dilan bir şey demeden telefonu kapattı. Sofrayı daha sonra toplayabilirdi.
Üst kata çıkıp giyinme odasına girdi. Kırmızı, balık model, derin yırtmaçlı, kalın askılı, arka kısmı açık ve göğüs dekolteli bir elbise giydi. Sırf Adar'a inat. Daha sonra topuklu ayakkabısını da giydi. Saçları zaten maşalıydı ama tekrar maşa yaptı. Makyaj yapıp kırmızı rujunu da sürünce hazırdı. Telefonuna bakınca davet yerine yarım saatlik uzaklıktaydı.
Arabasına binip hızla sürmeye başladı. Davete biraz gecikecekti ama çokta umursamadı.
Yarım saatin sonunda davet yerine varınca arabasının anahtarını valeye verdi. Bir sürü magazinci vardı. 'Dilan Hanım neden Adar beyle beraber gelmediniz?' 'Dilan Hanım Adar bey neden sizden önce geldi?' 'Adar beyle aranızda problem mi var?' 'Adar beyin davete beraber katıldığı kadın kimdi?' Dilan'ın aklında sadece son soru kaldı. Adar. Başka. Bir. Kadınla. Mı. Gelmişti. Dilan sinirini belli etmemek için uğraşsada ne kadar başarılı olduğu muammaydı. Sadece gülümsemeye çalıştı.
Davet yerine girdi. Biri kürsüde konuşma yapıyordu. Pelin'i gözleri aradı. En başta bistro masanın önünde onu görünce yanına gitti. Pelin Dilan'ı görünce gülümseyerek ona sarıldı. "Hoş geldin bebeğim." Dedi neşeyle. "Hoş buldum Pelin." O sırada gözleri sadece Adar'ı arıyordu. "Senin ki diğer köşede. Bir tane sarı çiyanla geldi. Ve şu an gözleri senin üzerinde. Birazcık sinirli gibi." Dedi Pelin. Dilan Adar'ın olduğu tarafa bakınca göz göze geldiler. Adar'ın yan tarafına gözü kayınca Pelin'in bahsettiği kızı anlamak hiç zor değildi. Kız Adar'ın koluna elini atmış gülerek bir şeyler anlatıyordu. Kız gerçekten güzeldi. Geri Adar'a bakınca Adar'ın sadece kendine baktığını gördü. Dilan umursamadan önüne döndü. Ama allah kahretsin ki umursuyordu.
Pelin'in dudaklarını dişlediğini görünce "Şeyy.. galiba ufak bir sorunumuz var." Dilan tam ne olduğunu soracaktı ki. O tanıdık kokuyu aldı. Pelin, "Benim küçük bir işim var. Tekrar geleceğim." Diyip yanlarından gitti. Dilan ona arkasından öldürücü bakışlar atmayı da ihmal etmemişti.
Adar arkasından çıkıp Dilan'ın karşısına geçti. Göz göze gelince "Senin burada ne işin var." Dedi düz ve sakin bir tonda. Dilan meydan okurcasına konuştu. "Hatırladığım kadarıyla bende bu davete davetliydim." Dedi kaşlarını kaldırarak. "Ama ben seni çağırmadım." Dedi o da. Dilan sabır dileyip konuşmaya devam etti. "Ben senin söylemlerine göre hayatımı şekillendirmiyorum. Ayrıca sen bana hesap soracağına o yanında getirdiğin kadının yanına git. Yalnız kalmasın." Dedi imayla. Dilan konuşma yapan kişiye döndü. Dinlemese de dinliyormuş gibi davrandı.
Adar yanından ayrılıp o kadının yanına gitti. Beni! Beni yalnız bıraktı. Hiç bir şey demedi. Açıklama bile yapmadı. Dilan sinirden kuduracaktı artık. Adar'ın kendine karşı sorumlulukları vardı. Bunları gerçekleştirmek zorundaydı. Dilan kafasına estiği gibi davranmıyorsa o da davranamazdı. Demek oyunun kurallarını o belirliyor Dilan'da bu saatten sonra onun kurallarına göre oynayacaktı.
Kısa süre sonra Pelin yanına tekrardan geldi. "Sen niye gittin?" Diye sordu sinirle. "Ay napim Dilan. Vallahi Adar bildiğin gitmezsen seni öldürürüm der gibi bakıyordu." Dilan bir şey demeyip önüne döndü. Konuşma yapan kişi kürsüden inip yanlarına doğru geldi.
Elini Dilan'a uzattı. "Dilan Hanım sizsiniz galiba?" Dedi gözlerini kısarak. "Evet de. Siz kimsiniz?" Diye sordu Dilan. Adam gülümseyip cevapladı. "Ben Karan holding'in ceo'su Berk. Adar'ın da yakın arkadaşıyım." Dilan uzatılan eli sıktı. "Memnun oldum Berk bey. Pelin sizden bahsetmişti." Dedi gülümseyerek. Berk kaşlarını kaldırdı. "Nasıl bahsetmişti?" Dedi merakla gözlerini kısarak. Dilan galiba pot kırmıştı. Pelin ona gerçeği söylememesi için imalı bakışlar atıyordu. "Sadece şirkete yeni ceo geldi demişti." Berk başını salladı. "Ee Adar neden burada değil? Beraber gelmediniz mi?" Diye sordu. "Benim işim vardı geç geldim. O da bir arkadaşıyla geldi." Dedi. Berk başını salladı. "Benim gitmem gerek şimdi. Tekrar görüşürüz." Diyip gitti Berk.
Dilan başını kaldırdığında o kadının Adar'ın kulağına eğilerek çok yakın bir şekilde bir şeyler fısıldadığını ve Adar'ın da güldüğünü gördü. Adar kendisine bile böyle gülmemişti. Dilan artık burada kalamayacağını anlamıştı. Pelin'e döndü. "Pelin ben gidiyorum." Dedi. Cevap vermesini beklemeden çıktı.
Valeden arabasını isteyince hemen gelmişti. Arabaya binip eve doğru sürmeye başladı. Dilan kendine bile itiraf edemese de Adar'ı seviyordu. Onu ne ara sevmişti? Ne zaman sevmişti? Dilan eskiden böyle değildi. Her şeyi planlı programlıydı. Adar tüm hayatının düzenini alt üst etmişti. Dilan bile artık kendini tanıyamaz hale gelmişti. Birinin hayatında yokluğunu hissedince o kişinin hayatında nasıl bir yerde olduğunu daha iyi anlıyormuşsun.
Dilan eve gelince hızla arabadan inip eve girdi. Çantasını portmantoya fırlatıp üst kata çıktı. Üzerini değiştirecek hali yoktu. Pikeyi kaldırıp altına girdi. Usul usul göz yaşları akmaya başlamıştı bile. Dilan artık hayatında ki bu kargaşadan yorulmuştu. Hiç mutlu olamayacak mıydı?
Dış kapının açılıp kapanma sesi gelince gözlerini kapattı. Kısa süre sonra Adar'ın kendi olduğu odaya girdiğini anladı. Bir anda belinde hissettiği kollarla neye uğradığını şaşırdı. Vücudu kaskatı kesildi. "Uyumadığını ikimizde biliyoruz." Adar'ın sesi boğuk çıkmıştı. Başını Dilan'ın saçlarına gömmüştü. "Senden son bir şey isteyebilir miyim?" Sanki bugün ki adamla şu an ki adam çok farklı kişiler gibiydi.
Dilan yavaşça başını salladı. Konuşmak istemiyordu. "Bugün seninle uyuyabilir miyim? Yarın bugün hiç yaşanmamış gibi olalım." Dilan bunu hiç beklemiyordu.
Buna Dilanın da ihtiyacı vardı bu yüzden sesini çıkarmadan yüzünü Adar'a doğru döndü. Adar onun yüzünü görünce gülümsedi. "Makyajın akmış. Zaten çok çirkindin, daha da çirkinleşmişsin." Dilan burnunu çekti. Bunun üzerine Adar güldü.
Gözyaşları durmuştu. Yarın şu anı hatırlamayacaklarına göre Dilan elini Adar'ın saçlarına daldırdı. Tam da tahmin ettiği gibi yumuşacıktı. Saçlarını okşadı.
Dilan yüzünde ki gülümsemeye engel olamadı. Belki de yıllar sonra ilk defa kendini bu kadar huzurlu hissediyordu. Adar Dilan'ı kendine çekip sarıldı. Derin derin kokusunu içine çekti. "Adar?" Dilan bu gece ilk defa konuşmuştu. "O kız kimdi?" Diye sordu Dilan. Adar kendini tutamayıp güldü. "Berk'in kardeşi Fulya. Benimde kardeşim gibi." Dedi. Dilan içinde ki biraz da olsa rahatlayan tarafı engelleyemedi. Ama bu kadar da yakın olmalarına gerek yoktu.
Bu konuşmadan sonra da bir daha konuşmadılar. Dilan Adar'ın göğsünde yatıyordu. Adar Dilan'ın saçlarının arasına öpücük bıraktı. Bu an keşke hiç bitmeseydi ama biliyordu ki yarın tekrar eskisi gibi olacaklardı. Dilan kendini en huzurlu uykularından birine bıraktı.