15.Bölüm

1768 Words
Dilan yanağında ki sızıyla gözlerini açtı. Etrafına bakınca bir odada olduğunu fark edip ayağa kalktı ve etrafa bakmaya başladı. İlk önce camın yanına gitti ve ormanlık bir yerde olduğunu fark etti. İki katlı bir villada olduğunu anladı ve aşağıya iyice bakınca bir sürü korumanın olduğunu gördü. Dilan neyin içine düştüm böyle diye düşünüyordu. Hemen kapıya doğru gidip kapıyı açmaya çalıştı. Ama kapı kilitliydi! Dilan kapıyı yumrukladı. "Açın kapıyı!" Durmadan yumruklamaya devam etti. En sonunda kapının kilit sesi gelince Dilan kapının arkasından çekildi. İki tane adam girmişti içeriye. "Niye kapıyı yumrukluyorsun! Derdin ne?" Diye sordu aralarından biri. "Siz manyak mısınız?! Kaçırdınız beni! kaçırdınız! Çok mu normal bir şey!? Bırakın beni!" Adamlar beni hiç takmıyor gibiydi. "Hemen bıraktık." Diyip güldü diğer adam.  Sonra bir anda ciddileşip "Patron birazdan gelecek. O gelene kadar rahat dur." Diyip beni itti ve hızla çıkıp kapıyı kilitledi. Dilan yere düşmüştü ama hızla kalkıp bağırmaya başladı. "Bırakın beni!! Niye kaçırdınız?! Derdiniz ne?!" Adamlar hiç takmayınca Dilan yere çöküp ağlamaya başladı. Çok korkuyordu ama bunu o adamlara belli etmemeliydi. Adar acaba kaçırıldığını farketmiş miydi? Onu kurtarmak için uğraşacak mıydı?  Bir süre sonra kapının tekrardan kilit sesi gelince Dilan göz yaşlarını hızla sildi. O pislik adamlara karşı güçsüz gözükmek istemiyordu. İstediklerini onlara vermeyecekti. Kapı açılınca kapıdan genç, sarışın ve kabul etmek gerekirki yakışıklı bir adam girdi. Ama Dilan sadece tiksinerek bakıyordu. "Demek meşhur Mardin güzeli Dilan Boran sensin. Doğrusu bu lakabı hak etmişsin. Ben Yiğit." Dedi iğrenç gülüşüyle. "Ne istiyorsun benden? Ben ne yaptım size?" Adam ciddileşti. "Her şey senin ve o Adar piçi yüzünden oldu. İkinizede artık bu dünyada yer yok!" Dedi hırsla ve Dilan'a doğru yaklaştı. "'Yakın zamanda bu hayatta değer verdiğin her şey elinden alınacak.' Bu notu hatırlıyor musun?" Dedi Dilan'ın saçıyla oynayarak. Dilan hemen geri çekildi. Dilan şimdi her şeyi daha iyi anlıyordu. O notu bırakan demek bu adamdı. Ama bir ihale için neden bu kadar ileri gidiyordu ki? Adam bir anda "Tuğkan." Diye seslendi. Bir tane adam elinde bir şeylerle gelince. İçeriye üç tane daha adam girdi. Dilan anlamaz ve korkulu bakışlarla bakmaya başladı. Adam'ın elinde iğne görünce Yiğit denilen adama döndü. "Ne yapacaksınız bana." Diyip geri adım attı. Adam sadece gülüp Tuğkan denilen adama başıyla komut verdi. Diğer 3 adam Dilan'ı tutmaya başlayınca Dilan kaçmaya çalıştı. Ama hiç bir şeye yaramıyordu. Sadece uşraşıyordu. Dilan'ın gözünden bir damla yaş düştü. "Ne olur beni bırakın. Ne iğnesi bu?!" Tuğkan iğneyi yapmaya başladı. İğneyi yaparken Dilanın kulağına eğilip "Ben bu hayatta olduğum sürece size rahat yok. Her gün acı içinde kıvranacaksınız." Dedi. Diğer üç adamda Dilan'ı bıraktı. Hepsi dışarıya çıkıp kapıyı kilitledi. Dilan'da yatağa yatıp göz yaşlarını sessizce yastığa akıttı. 2 Hafta sonra Adardan; Artık kafayı yemek üzereydim. Yiğit denen or*spu çocuğu Dilan'ı kaçırdığı günden beri hiç bir iz yoktu. İki haftadır hem kendi ailemi hemde Dilan'ın ailesini oyalayıp İstanbul'da kalacağımızı söylemiştim. Dilan neredeydi? Ne durumdaydı bilmiyorum! İki haftadır ne yemek yiyordum ne de uyuyabiliyordum. O ne durumdaydı bilmiyorum! Ve bilinmezlik beni çıldırtıyordu! Adamların hepsine döndüm. "Bugün sondu artık! Onlarca adam bir piçin yerini bulamıyor mu?! Bu adamı bana bulacaksınız!! Gerekirse İstanbul'da ki tüm evlerin tek tek kapısını çalacaksınız. Eğer bulamazsanız ben sizi öldürmeden siz kendinizi öldürün! Şimdi defolun gidin!" Diye kükredim. Hepsi korkuyla evden çıkmıştı. Telefonu mu çıkarıp Kara'yı aradım. Hemen telefon açılmıştı. "Kara bulamadın mı?" Diye sordum ümitle. "Yok abi. Sanki yer yarıldı yerin dibine girdiler." Adar artık sabrının kalmadığını farkındaydı. "Kara ne yapıp edip bulmalıyız. Başka çaremiz yok. Dilan'ı bulamazsak ben yaşayamam. Onu bul." Dedim çaresizlikle. Hayatımda ilk defa çaresizdim.  Onun kokusu olmadan, bakışları olmadan, gülüşü olmadan, mimikleri olmadan, o güzel naif sesi olmadan ben yaşayamazdım. Dilan nerdesin? Nasılsın? Hiç bilmiyorum. Ve bu benim canımı çok yakıyor. Çok... Dilan'dan; Artık ne yapacağını bilmiyorum. Çok çaresizdim. 2 haftadır her gün bana uyuşturucu iğne yapıyorlardı. Ve ben artık bundan haz almaya başlamıştım. Her gün saat 3'te yapıyorlardı. Ve dün aklıma gelince acıyla gülümsedim. Dün sırf bir saat geç kaldılar diye kriz geçirip vücudum titremeye başlamıştı. Kendime engel olamıyordum. Ne yapmışlardı bana böyle? Artık o iğneyi yaparlarken bile engel olmuyordum. Beynim engel olmama izin vermiyor. Ama engel olmam gerektiğini de biliyorum. Ne yapacaktım ben? Adar ne olur bul beni artık! Gözümden bir damla yaş düştü. Artık dayanamıyordum. Olmuyordu!! Artık kabul etmeliyim ki güçlü kalamıyorum. Ben. Dilan Boran. Güçsüzüm... Bir anda kapı açılınca Yiğit denen adamın girdiğini gördüm. Gülerek yanıma geldi. "Dilancım. Bugün nasılsın güzelim?" Cevap bile vermemiştim bu iğrenç adama. İğneyi bana gösterip "İster misin?" Dedi. Hayır. Hayır. Kabul etmemeliyim. "Evet." Ama kabul etmemeliyim!! Yiğit kahkaha attı. "Zevkle." Diyip iğneyi batırdı. Yanıma yaklaşıp kulağıma eğildi. "Sana bir sır vereyim mi?" Diye fısıldadı. "Adar seni aramıyormuş bile." Kafamı iki yana sallayıp "Yalan söylüyorsun." Dedim. "Sen kendini kandırmaya devam et. O seni hiç hak etmiyor. Biliyor musun? Sana bakınca kardeşim Tuana'yı görüyorum. O da senin gibiydi. Ona ne kadar Adar'ı bırak seni sevmiyor desemde sevmeye devam etti." Yiğit hırsla ayağa kalkıp "Adar şerefsizi kardeşim Tuananın onu sevdiğini bile bile seni seviyordu! Kardeşim sen ve onun yüzünden kendi canına kıydı! Her şeyin sorumlusu sizsiniz! Kardeşim sizin yüzünüzden öldü!" Yiğit çıldırmış gibi bağırıp odada volta atıyordu. Hırsla bana döndü. "Şimdi bedel ödeme sırası sizde!" Diyip kapıyı çarpıp çıktı. Bir anda bu ruh değişimi de neydi? Bu adam gerçekten psikopattı. Demekki ihale falan yalanmış. Adar bana yalan söyledi! Gözlerimin içine baka baka yalan söyledi. Adar bana yalan söylemiş! Adar bana yalan söyledi! Adar bana yalan söyledi! Neden böyle bir yalan söyledi ki? Hayatımda ki herkes neden bana yalan söylüyor? Gökhan acaba beni merak etti mi? Pelin acaba ne halde? Annemle babam kaçırıldığımı biliyor mu?  Adar'dan; Evin kapısı çalınca içki bardağımı sephaya koyup kapıyı açmaya gittim. Gökhan ve Pelin gelmişti. Geri içeriye geçip yeni bir içki doldurdum. "Dilandan bir haber yok mu?" Diye sordu Pelin her zaman ki gibi ağlayarak. Başımı olumsuz anlamda salladım. Gökhan bana döndü. "Hepsi senin suçun! Dilan senin yüzünden kaçırıldı." Diyip bir yumruk attı. Hala cevap vermiyordum. Çünkü haklıydı. Ben cevap vermedikçe o vurdu. Bende bilerek cevap vermedim. En sonunda Pelin araya girip. "Gökhan! Yeter artık! Bırak. Şu an sadece Dilan'ı düşünmeliyiz." Diyip çekiştirdi. Gökhan ve Pelin dışarıya çıkıp gittiler.  Bende her gün olduğu gibi hazırlanıp Dilan'ı aramak için evden çıktım. Evden çıkarken korumalara döndüm. "Bir haber var mı?!" Dedim buz gibi sesimle. Adamlar cevap vermeyince silahımı çıkarıp havaya ateşledim. "Eğer Dilan'ı bulamazsanız bu kurşun havaya değil sizin alnınızın çatına gelecek. Her gün birinizi öldüreceğim! Anladınız mı beni!" Hepsi korkuyla bana bakıp başlarını salladılar. Sinirle Arabama binip Yiğit'in mekanlarından birine sürdüm.  Telefonum çalınca hızla telefonumu aldım. Kara'nın aradığını görünce hemen açtım. "Abi yengenin yerini bulduk!" Dedi. "Ne! Neredeymiş!?" Dedim heyecanla. Günler sonra onu görecek miydim? O hasret kaldığım kokusuna kavuşacak mıydım? "Abi İstanbul'a bir saat uzaklıkta ormanın içinde bir villa. Adamlarından birini yakalayıp öttürdüm." Dedi. "Tamam hemen adresi at. Adamları ara onlarda gelsin adrese. Çabuk olun Kara." Diyip telefonu kapattım.  Mesaj gelince hızla adrese sürdüm. Bulacağım seni Dilan. Bulacağım. Seni, kokunu, sesini, yüzünü, bana sinirlenmeni bile çok özledim be Dilan. Denilen adrese yarım saatte gelmiştim. Adrese biraz uzak durmuştum. Adamlarımda beş dakika sonra gelmişti. "Kalabalık gözüküyorlar. İlk önce silahlara susturucu takın. İçeridekiler geldiğimizi anlamamalı. Dilan'a zarar verebilirler. İlk dışarıyı halledelim." Dedim. Hepsi başıyla onaylayıp hazırlandı. Hızla evin önüne gitmeye başladık. Tüm dışarıdaki adamları gözümü bile kırpmadan vurmaya başladım. Adamlara dönüp "Bu cesetleri kaldırın. Dilan görmeyecek. Kimse Yiğit'i vurmayacak. Onu sağ istiyorum." Dedim kararlılıkla.  Dışarısı bitince eve sıra gelmişti. Evin arka kapısından eve sızdık. Alt kattaki adamları da hallettikten sonra alt kata merdiven vardı. Alt kata inince depo kapısı gibi bir kapı görünce şaşırmıştım. Büyük ihtimalle Yiğit denen şerefsiz buradaydı. Adamlara işaret verip hızla kapıyı açıp girdim. Yiğit burdaydı. Güzel... Hızla diğer adamları öldürüp Yiğit'e yaklaştım. Bana silah doğrulttu. "Demek buldun beni Boran." Gülüyordu. "Dilan nerede?!" Dedim. "Onu hala seviyorsun değil mi?" Diye sordu. "Sana bir daha sormayacağım Dilan nerede?" Dedim ona yaklaşarak. Cevap vermeyince atik bir hareketle elinde ki silahı alıp yere fırlattım. Onu yere yatırıp boğazını sıkmaya başladım. "Söyle!" Dedim hırsla. "Onu sevdiğin kadar neden kardeşimi sevmedin lan! Onun ne suçu vardı!!" Diye bağırdı Yiğit. "Senin kardeşinde senin gibi psikopatın tekiydi. Zamanında onu sevmediğimi, Dilan'ı sevdiğimi bile bile beni sevdi. Buna rağmen vazgeçmedi. Kendine zarar verdi. Dilan'a zarar vermeye kalktı. Dilan'a silah doğrultmuştu. Ben son anda yetişmesem 3 yıl önce kardeşin Dilan'ı öldürüyordu. Ben sana gelip kardeşinin psikolojik destek alması için uyarmıştım. Sen ne yaptın!? Beni umursamadın. Kardeşinin ölümüne sen sebep oldun! Ben veya Dilan değil!" Dedim hırsla. Elimi Yiğit'in boğazından çekmiştim. Derin derin nefesler alıyordu.  Gülüp bana döndü. "Sana bir sır vereyim mi?" Diyip sesini kısarak konuşmaya devam etti. "Dilan'a iki haftadır her gün uyuşturucu iğne yapıyorum. Ve o bağımlı oldu. Dün yapmadım diye kriz geçirdi. Nasıl kardeşimin canı yandıysa sizinde canınız yanacak." Adar'ın duyduklarıyla kan beynine sıçramıştı. Bu kadar ileri gitmiş olamazdı! Olmamalıydı!!  Yiğit'in üzerine atlayıp gözüm dönmüşçesine yumruklamaya başladım. "Ulan şerefsiz! Seni öldürmeyeceğim!! Her allahın günü sana işkence çektireceğim. Ölmek için bana yalvaracaksın!!" En sonunda kolumun tutulmasıyla hırsla yan tarafa baktım. "Abi bırak. Öldüreceksin. Biz depoya alırız. Sen yengeyle ilgilen. Yukarıdaymış." Dedi Kara. Dilan'ı çok özlemiştim. Onsuz bir dakika daha geçirmek istemiyordum. Yiğit'e son bir kez baktığımda yere kan tükürdüğünü gördüm. "Bunu öldürmeyeceksiniz. Ben gelene kadar hiç bir şey yapmayın." Diyip hızla yukarıya çıkmaya başladım.  Kapının kilidini açınca 2 haftadır hasret kaldığım kadını gördüm. Dilan beni görünce hızla ayağa kalktı. Koşarak Dilan'ın yanına gidip sımsıkı sarıldım. Dilan ağlamaya başlamıştı bile. "Geldin." Dedi. İçtenlikle gülümsedim. "Geldim." Birbirimize sıkıca sarıldık. "Geçti artık. Yanındayım." Diyip saçlarını okşadım. "Buradayım sakin ol." Dedim. "A-adar. Gi-gidelim buradan. Lütfen." Başımla onaylayıp elinden tuttum ve bu lanet olası evden çıkardım.  Arabaya binip eve doğru sürmeye başladım. Aklım hala o piçin söylediklerindeydi. Gerçekten yapmış mıydı? Dilan'a sormaya da korkuyordum. Hayatımda ilk defa bir şeyin cevabından delicesine korkuyordum. Ben Dilan sayesinde tüm ilklerimi yaşıyordum. Yan tarafıma bakınca Dilan'ın uyuduğunu gördüm. Ona baktığımda çökmüş gibiydi. Çok zayıflamıştı. Dudakları morarmıştı. Yüzü çökmüştü. Sonra önüme döndüm.  Eve gelince yorgun olduğu için onu uyandırmadım. Arabadan inip onun tarafına geçtim. Kucağıma alıp kapıyı kapattım. Sayıklamaya başlamıştı. "Ne olur. Yapmayın." Diye fısıldıyordu. Bu küçük bedeni neler yaşamıştı? Ona bunları yaşatana misliyle yaşatacaktım.  Korumalardan birine kapıyı açmalarını işaret ettim. Hayriye abla evde ki durumları anneme söylemesin diye kardeşinin yanına göndermiştim. Kapı açılınca içeriye geçip üst kata çıktım. Odaya girip Dilan'ı yatağın üzerine uzandırdım.  Hala üzerinde davet gecesi giydiği elbise vardı. Ama uyandırmak istemedim. O kadar masum yatıyordu ki. Her şey benim suçumdu. Onu ben bu hale getirmiştim. Yıllarca kendimden bile sakındığım kadın benim yüzümden zarar görmüştü. Üzerini örtüp ışığı kapattım. Evden çıkıp korumalara döndüm. "Bu evin üzerinden kuş bile geçmeyecek. Birazdan biraz daha koruma göndereceğim. Dikkatli olun." Diyip arabama bindim. Depoya doğru arabayı sürdüm. Şimdi işimin görülmesi gereken kişiler vardı. Derisini yüzüp kezzaba batırsam içim rahat etmeyecekti. Ona öyle işkenceler edecektim ki ölmek için yalvaracaktı. Bunları düşünerek hızla arabayı sürdüm...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD