Dilan gözlerini açtığında kimse yoktu. Adar'a bakınmaya başladı. "Adar.." odadan çıkıp aşağıya indi. "Adar." Hiç bir yerde yoktu. Alt kata indiğinde burada 3 oda olduğunu gördü. Spor salonu, sinema yeri ve yan odada Hayriye ablanındı. Ama Adar burada da yoktu. Nedenini bilmediği bir şekilde gözyaşları süzülmeye başladı. Artık yalnızlıktan çok korkuyordu. Bu olanlar onu gerçekten çok etkilemişti.
Ağlamaya devam ederken o yaptıkları iğneler aklına geldi. Başı dönmeye başladı. Şu an tek istediği o iğnenin tekrar yapılmasıydı. Avuç içleri bile terlemeye başlamıştı. Üst kata çıktığında dış kapıdan çıkıp korumaların yanına gitti. "Adar nerede?" Dedi çaresizce. Korumalar birbirine baktı. En sonunda biri konuştu. "Adar bey birazdan gelecek yenge. Siz içeriye geçin gelir." Tam o sırada Adar'ın arabası bahçeye girdi.
Adar Dilan'ı bahçede görünce şaşırsada hemene arabadan inip yanına gitti. Dilan'ın ağladığını görünce yanına gidip "Ne oldu?" Dedi kaşlarını çatarak. "Adar seni bulamayınca çok korktum." Dedi Dilan. Adar'a sımsıkı sarıldı. Adar neye uğradığını şaşırdı. Dilan'ın bu olaylardan çok etkilendiğini fark etmişti.
Adar Dilan'ı eve soktu. "Sadece küçük bir işim vardı halledip geldim." Dilan'ın gözü Adar'ın beyaz gömleğinde ki kandaydı. Adar Dilan'ın baktığı yere bakınca bunu tamamen unutmuştu. Dilan'a dönüp "Hadi sen yukarıya çıkıp duş al üzerini değiştir rahatlarsın. Bende üzerimi değiştiririm o sırada." Dilan biraz daha o kana takılı kaldıktan sonra bir şey demeden yukarıya çıkmaya başladılar.
Dilan hala o iğneden deli gibi istiyordu. Allah kahretsin ki çok istiyordu. Ve git gide isteği artıyordu. Elbisesinin fermuarı aşağıda olduğu için zorda olsa açabilmişti. Banyoda soğuk bir duş alıp rahatlamaya çalıştı ama olmuyordu. Aklından orada geçirdiği kötü anıları çıkmıyordu. Duştan çıkınca havluya sarılıp odaya girdi. İç çamaşırını giyindikten sonra hemen üzerine bir tişört ve tayt aldı. Saçlarını kurutacak hali bile yoktu havluyla üstten kurutup taradı.
Aşağıya indiğinde kahvaltının hazır olduğunu gördü. Adar'da gelmişti yanına. Beraber masaya oturdular. Adar Dilan'a döndü. Zorda olsa artık bu soruyu sormak zorundaydı. "Dilan sana bir şey soracağım." Dedi. Başını 'Sor anlamında' salladı. "Yiğit bana bir şey söyledi. Ve senden doğru olup olmadığı öğrenmeliyim." Dilan az çok anlamıştı. Adar'da sormaktan korkuyor gibiydi. Dilan gözlerini kapatıp konuştu. "Evet. Bana her gün uyuşturucu iğne yaptı." Dedi gözünden yaş akarken. Adar'ın şu an sinirden damarları patlayacak gibiydi. Demek ki o şerefsiz doğru söylüyordu!
Gözlerini açıp Adar'a baktı. Çene kaslarının sertleşmesinden kendini sıktığını anlamıştı. "Ve dayanamıyorum Adar. Elimde değil. Olmuyor..." Adar Dilan'ın göz yaşlarını eliyle sildi. "Sakin ol." Dilan başını iki yana salladı. "Adar o dört duvarın arasında her gün yapayalnızdım. Çok korktum. Her gün umutla beni kurtarmanı bekledim." Adar Dilan'ın gözünden akan yaşı sildi. "Şimdi ben doktor bir arkadaşımı arayacağım gelecek buraya. Kurtulacaksın bu lanet şeyden. Beraber atlatacağız. Tamam mı?" Dilan zorda olsa başını salladı. "Hadi şimdi kahvaltı yap. Kilo vermişsin. Bende arkadaşımı arayıp geleceğim yanına." Dilan'ın iştahı olmasada başıyla onayladı.
Adar'da psikiyatri arkadaşını arayıp hemen gelmesini söyledi. Dilan'ın yanına gelince kahvaltı yapmadığını gördü. Yanına oturup zorda olsa bir kaç lokma yemesini sağlamıştı. İçeriye geçip oturmaya başladılar. Adar'ın telefonu çalınca ayağa kalkıp başka bir odaya girip konuşmaya başladı. Dilan saate bakınca üç olduğunu görüp korkmaya başlamıştı. Elleride yavaş yavaş titremeye başlamıştı. Normalde her gün bu saatte o lanet iğneyi yapıyorlardı. Dilan'ın yine beyninde ki o lanet ses devreye girmeye başlamıştı. Dilan elinde olmadan vücudunun da titremeye başladığını fark etti.
Hemen Adar'a seslendi. "Adar!" Dilan kendini kaybetmiş gibi etrafa saldırmaya başladı. Canı yandığı için etrafı yıkmak yok etmek istiyordu. Kendi içi gibi etrafta yok olsun istiyordu.
Adar salon'a girdiğinde şok oldu. Dilan yastıkları yere atıyor, sephanın üzerinde ki süsleri yere fırlatıyordu. Deli gibi etrafa saldırıyordu. Şu an kendinde değil gibiydi. Adar koşarak yanına gitti. "Dilan! Kendine gel." Diye bağırdı. Ama Dilan onu duymuyor gibiydi. Vücudu tir tir titriyordu. Adar kollarından tutup durdurmaya çalıştı ama başaramıyordu. Dilan'ın gözlerine baktı. "Dilan! Bana bak! Gözlerime bak!" Dilan zorda olsa bakmaya başarmıştı. "Sakinleş. Sakin ol!" Dilan biraz daha sakinleşmişti. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. "Adar... canım çok yanıyor." Diyip yere çöktü. "Kendime engel olamıyorum. İnsanın kendine engel olamaması ne demek biliyor musun? Bilmiyorsun!" Dedi hırsla.
Adar'da Dilan gibi yere çöktü. "Biliyorum. Canın çok yanıyor. Kendine hakim olamadığın için kendine kızıyorsun. Ama geçecek. Bana inan. Geçmesi için her şeyi yapacağım. Her zaman yanında olacağım ama ilk önce sakinleşmelisin." Dilan'ı yerden kaldırıp koltuğa uzandırdı. "Şimdi sen biraz dinlen. Bende buraları toplattırıp geleceğim." Dilan bir şey demeden göz yaşları arasında gözlerini kapattı. Bu yaşadıkları ona çok ağır gelmişti ve dayanamıyordu. Dayanacak gücü kendinde bulamıyordu.
Adar korumalardan birinin yanına gitti. "Hemen şimdi temizlik şirketini arayıp 1 aylığına çalışacak biri bulun. Bugün gelsin." Diyip içeriye girdi. Bir bardağa su doldurup Dilan'ın yanına gitti. "Hadi kalk su iç." Diyip kalkmasına yardım etti. Dilan titreyen parmaklarıya suyu içti. Adar onu geri uzandırdı. Adar'da Dilan'ın yanına oturup Seda'yı beklemeye başladı. Seda'yı uzun süredir tanıyor ve işinde çok iyi biriydi. Dilan'ın bu günleri en kısa zamanda atlatması gerekiyordu. Ve bunun için her şeyini verebilirdi. Yeter ki o iyi olsun.
Çok geçmeden kapı çalmıştı. Adar kapıyı açınca yıllardır görüşmediği Sedayı gördü. Seda gülümseyip Adar'ı öptü. "İşin düşmese aramayacaksın." Diyip güldü. Adar'ın suratının çok kötü olduğunu görünce ciddileşip "Ne oldu?" Dedi. "Dilan. 2 haftadır kaçırıldı ve iki haftadır uyuşturucu iğne yapılıyormuş. Kriz geçiriyor." Seda'nın gözleri büyüdü. Seda birine uyuşturucu iğne yapıldığını biliyordu ama bunun Dilan olduğunu bilmiyordu. "Dilan? Bildiğimiz Dilan mı?" Dedi. Adar çok eskiden Dilan'a olan duygularını çok kısa anlatmıştı.
Adar başıyla onayladı. "Hadi içeriye geçelim." Diyip beraber içeriye geçtiler. Dilan'da birinin geldiğini anlayıp korkuyla gözlerini açıp yattığı yerden doğruldu. Artık tanımadığı herkese korkuyla bakar olmuştu. Seda elini uzatıp "Merhaba Dilan. Ben Psikiyatrist Seda Yıldırım." Dilan Adar'a bakınca başıyla onayladığını görüp elini sıktı. "Merhaba." Dedi ürkekçe. Seda'da oturdu. "Adar bana biraz konuyu anlattı. İlk önce hemşire bir arkadaşımı arayıp kan tahlili yapacağız. Ne kadar dozda verdiklerini öğrenip ona göre tedavinin yönünü belirleyeceğiz. Yolda hemşire arkadaşımı aradım. O da birazdan burada olur." Dedi.
Üçü arasında da sessizlik sürüyorken kapı çaldı. Adar kapıyı açıp hemşireyle beraber içeriye girdiler. Hemşire "Kimden kan alacağız?" Diye sordu. Seda Dilan'ı gösterdi. Hemşire malzemeleri çıkarttı.
Dilan artık iğne bile görmek istemiyordu. Ama iyileşmek için mecburdu. İçinde bir taraf iyileşmek istiyordu bir taraf ise iyileşmemek için direniyordu. Hemşire kanı alırken Dilan korkuyla gözlerini kapattı.
Hemşire işini bitirince eşyaları toplayıp geri çekildi. Seda konuşmaya başladı. "Türkan bu sonuçlar bize 1-2 saat içinde lazım. Sakın aksamasın." Türkan denilen kadın başını sallayıp evden çıktı. Seda'da ayaklandı. "Ben sonuçlar çıkınca tekrar geleceğim. Akşam her şeyi konuşuruz. Ben gelene kadar kendini meşgul etmeli. Asla aklına o yapılanları getirmemeli." Diyip o da gitti.
Dilan çok sıkılmaya başlamıştı. Adar Sedayı yolcu ettikten sonra içeriye geçti. Tam oturmuştu ki telefonu çaldı. Telefonunu çıkarıp açtı. Üniversiteden arkadaşının aradığını gördü. "Adar napıyorsun?" Mete ile Adar Amerika'da ev arkadaşıydı ve araları çok iyiydi. "İyiyim sen napıyorsun?" Diye sordu. "Bende iyiyim. Benim sana işim düştü. Magazin saolsun öğrendik. Dilan ve sen İstanbuldaymışsınız. Benim ve Esra'nın acilen şehir dışına çıkmamız lazım. Esranın yakın bir akrabası ölmüş. Bir kaç gün kalacağız. Kızım Esila'yı da cenaze evine götürmek istemiyoruz etkilenmemesi için. Bir kaç gün bakabilir misiniz?" Adar biraz düşündü. Çünkü Dilan bu haldeyken doğru olur mu bilmiyordu. Sonra arkadaşını kırmak istemedi. "Olur. Sorun yok. Ne zaman gidiyorsunuz?" Diye sordu. "Yarın sabah yola çıkmadan önce bırakırız." Dedi Mete. "Tamam bekliyoruz." Diyip kapattı Adar. Dilan'ın ona baktığını görünce açıklama yaptı. "Arkadaşım Mete aradı. Şehir dışında cenazeleri varmış. Kızını bir kaç günlüğüne bize bırakacakmış." Dilan başını salladı.
Adar ayaklanınca ona baktı. "Hadi kalk yürüyüşe çıkalım." Dilan'ın kafasını dağıtmak istiyordu. Ki Dilan'da aynı şeyi istediği için kabul etti. Dilan kıyafetleri uygun olduğu için spor ayakkabısını giyip hazırdı. Adar'da hazırlanıp yanına gelmişti. Beraber evden çıktıklarında Adar "Arabayla sahile inelim orada yürürüz." Dedi. Dilan'da "Tamam." Diyince arabaya bindiler.
Dilan doktor olduğun için az çok tedavinin nasıl olacağını biliyordu. Kan değerlerine göre durum belirlenecekti. Tek dileği kan değerlerinde ki uyuşturucu miktarının yüksek çıkmaması. En az 1-1,5 ay kadar sürekli tedavi olup 1 yıl kadarda belli aralıklarla tedavi olunuyordu. Dilan bu süreçte ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Mardin'e dönsede belli bir süre mesleğini yapamayacaktı. Hastaların yanında kriz geçirirse meslek hayatını büyük riske atardı. Ve bunu kesinlikle istemiyordu.
Bir anda telefonu çalınınca düşüncelerinden ayrılıp telefona baktı. Telefonunuda dün Adar vermişti. Arayanın Gökhan olduğunu gördü. Dilan hemen telefonu açtı. "Dilan? Adar'ın mesajını yeni gördüm. Nasılsın? İyi misin? Sana bir şey yaptılar mı?" Gökhan'ın sesi çok telaşlı geliyordu. Dilan gerçekleri söyleyemezdi. En azından şimdilik. Buna kendini hazır hissetmiyordu. "İyiyim. Merak etme." Dedi. Telefonun arkasından Pelin'in sesi geliyordu. Dilan gülümsedi. "Pelin'e de söyle. İyiyim ben. Merak etmesin." Pelin Gökhan'dan telefonu zorla alıp konuşmaya başladı. "Alooo. Dilan? Seni çok merak ettik. Yanına geliyoruz hemen." Dedi Pelin. "Ben şimdi evde değilim ama. Yeni evden çıktık." Pelin üzgünce "Tamam o zaman. Ama yarın kesin geleceğiz." Dedi. Dilan "Tamam bekleyeceğim." Dedi. Biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapattılar. Dilan yola bakınca geldiklerini anladı. Beraber arabadan inip yürümeye başladılar.
Açık hava Dilan'a çok iyi gelmişti. Günlerce o kapalı yerden çıkıp temiz oksijen ve deniz havası çok güzeldi çok.
Dilan'la Adar yürümeye devam ederken bir tane yaşlı çiçekçi kadın önlerini kesti. "A be abim. Alasın bu güzel gıza bir çiçek. Bellidir sen bu gıza aşıksın. Gözlerin parıldıyo." Dilan kadının konuşma tarzına gülmüştü. Çok içten konuşuyordu. "O çiçek sevmez Abla." Dedi Adar. Yalana bak. Hangi kadın çiçeği sevmez? Tabi ki bunu söylemeyecektim. "Sever abim sever. Hangi gız çiçek sevmez. Sen pinti misin yoksa?! " Dedi küçümseyerek bakarak. Dilan kahkaha attı. Çiçekçi Dilan'a döndü. "Gız. Bu pintidir. Bırak bu oglanı. Benim oglan vardır. Gadir ben seni ona alam. Kara gaş kara göz var." Adar'a dönüp "Hem bunun gibi pinti değil." Dedi yandan bakarak. Adar Dilan'ın elinde ki evlendiği gün aldığı tek taşı gösterdi. "Geç kaldın Abla evli." Kadın üzülerek baktı. "Geçmiş olsun sana gız." Dedi kadın. Dilan'da güldü. Adar "O zaman ver bakalım kırmızı gül. Kırmızı gül sever." Dedi Adar. Dilan şaşırmadan edemedi. Adar nereden biliyordu ki?
Kadın kırmızı gül buketini Dilan'a verdi. Adar'da parasını ödeyip gittiler. Biraz daha yürüdükten sonra arabaya bindiler. Arabada sessizce giderlerken Adar'ın telefonu çaldı. "Efendim Seda." Demek ki psikiyatrist Seda aramıştı. "Tamam. Biz şimdi eve dönüyoruz sende korumalardan evin anahtarını alıp eve gir." Diyip telefonu kapattı. Büyük ihtimalle sonuçlar çıkmıştı. Kısa zamanda evde olmuşlardı. Dilan sonuçları çok merak ediyordu. Hızlı bir şekilde eve girdiler.
Dilan etrafında toplandığını görünce temizlikçi geldiğini anladı. Salona girince Seda'yı gördü. Yanına geçip oturdu. Adar'da gelip yanlarına oturmuştu. "Sonuçlar nasıl Seda?" Diye sordu Adar. Sonuçları Seda Dilan'a uzattı. Dilan okumaya başladı. "Dilan'ın da gördüğü gibi az dozda verilmiş ama çok etkili olmuş. Bu da demek oluyor ki tedavi kısa ama zor sürecek. Şu an iyi günlerin bile olabilir. Daha kötü günler seni bekliyor olabilir." Adar sözünü kesip "Daha zor günler ne demek?" Diye sordu. "Belki de daha kolay. Tabi kolay geçme ihtimali daha düşük. Bunu zaman gösterecek. Bu Dilan'ın güçlülüğüne, azmine, inatçılığına, direncine bağlı. Bir çok etken var. Sana ilaç tedavisini önermiyorum. Sadece kriz anlarında içebileceğin bir sakinleştirici yazacağım. Onun haricinde düzenli olarak her hafta görüşeceğiz seninle. Bu zamanla bir aya düşebilir. Bunun senin elinde olduğunu unutma. Bugünden zaman kaybetmeyip tedaviye başlayalım mı?" Diye sordu Seda. Dilan'da derin bir nefes alıp "Tamam. Başlayalım." Dedi.
Seda'da memnun bir şekilde gülümseyip nazikçe Adar'ı odadan kovdu.
Dilan ve Seda uzun uzun konuştu. Dilan içinde ne varsa anlattı. İçini dökmek ona çok iyi gelmişti. Seda ona uyuşturucunun tüm zararlarından en ince ayrıntısına kadar bahsetti. Seda ayaklandı. "Bugünlük bu kadar yeterli. Ben kalkıyorum. Zaten her hafta düzenli olarak görüşeceğiz. Eğer bir sorun çıkarsa beni aramaktan çekinme. Numaram Adar'da var." Dilan'da ayaklandı. "Tamam. Çok teşekkür ederim." Dedi içtenlikle. Seda tam kalkacakken Dilan'a döndü. "Dilan? Eğer özel değilse bir şey sorabilir miyim?" Dilan "Tabi sor." Dedi. Seda gözlerini kısarak "Şu an kalbinde biri var mı? Sonuçta Adar'la kağıt üzerinde evlendiniz. Senin Adar'dan öncede bir hayatın vardı." Demek Adar kağıt üzerinde evlendiklerini söylemişti.
Dilan daha önce hiç bunu düşünmemişti. Ama şu an kalbinde eski hayatından kimse olmadığına emindi. Özellikle Kaan'a karşı hiç bir şey hissetmediğine hiç olmadığı kadar emindi. Sadece sevdiğini sanmış. Dilan kesin bir şekilde "Hayır." Dedi. "Yakın zamanda neden olmasın?" Dedi Seda gülerek. Dilan Sedanın ne demek istediğini anlamamıştı. Çokta kurcalamadı. "Neyse kendine iyi bak." Diyip gitti Seda.
Dilan Seda gidince yine bir boşluğa düştü. Birileriyle konuşmak iyi gelmişti ama yine eskisi gibi oldu. Yine içinde bir şeyler içini kemiriyordu. Dilan bunları düşünmemek için salondan çıkıp üst katta ki yatak odasına girdi.
Telefonunun çaldığını fark edip telefonu eline aldı. Bu numara kayıtlı değildi. Telefonu açınca duyduğu sesle içinden bir şeyler koptuğunu hissetti. "Dilan." Bu Baran'dı. Haftalar sonra canından çok sevdiği kardeşinin sesini duymuştu. "Nasılsın?" Dedi Baran. Dilan şaşkınlığı üzerinden atıp cevap verdi. "İyiyim. Sen nasılsın?" Kardeşiyle arasında ki soğuk duvarlar canını çok yakıyordu. Ama elinden de bir şey gelmiyordu. "İyiyim. Seni merak ettim. Annem bir süre daha İstanbul'da kalacağınızı söyledi.." Baran bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyor gibiydi. "Dilan mutlu musun?" Dedi acı içinde. Dilan 'Evet.' Diyemedi. Ama 'Hayır'da diyemedi. "Arya nasıl?" Dedi Dilan. Baran'da cevabını almıştı. "Dilan sana bir şey sordum." Baran diretiyordu. "Mutsuzum Baran. Oldu mu? İçin rahatladı mı?" Diyip telefonu kapattı.
Dilan kendini çok yorgun hissediyordu. Bu günlük bir yorgunluk değildi. Yaşanmışlıkların yorgunluğuydu. Yatağa girip uyuma kararı aldı. Daha fazla düşünmek istemiyordu. Bazen düşünmek insana zarar verebiliyordu. Dilan tam uyuyacakken kapı çalındı. Adar'ın kapı çalmayacağını bildiği için hizmetlilerden biri olduğunu anladı. "Gir." Dedi. Tahmin ettiği gibiydi. "Dilan Hanım yemek hazır." Dedi. "Ben aç değilim. Biraz yorgunum dinleneceğim." Kız başıyla onaylayıp odadan çıktı. Dilan'da gözlerini tekrardan yumup kendini tek huzurlu hissettiği yere bıraktı.