Dilan sabah gözlerini odaya dolan ışık ile açtı. Uyandığında belinde bir ağrı hissetti. Koltukta yatmak belini ağrıtmıştı. Belinde ki ağrıyı umursamadan banyoya girip elini yüzünü yıkadı. Odaya geri döndüğünde Adar'ın uyanmış telefondan bir şeyler yaptığını gördü. Hiç o tarafa bakmadan dolaba yöneldi. Dolaptan mavi bir elbise alıp banyoya geri girdi. Üzerini değiştirdi, saçını taradı. Daha sonra banyodan çıkıp komidinin üzerinde ki telefonunu alıp koltuğa oturdu. Telefonunda bir sürü bildirim vardı hepsine tek tek bakmaya başladı. O sırada Adar banyoya girdi.
Kapı çalınca Dilan ayaklanıp kapıyı açtı. Dilbaz vardı karşısında. "Hanımağam günaydın." Dilan kaşlarını çatarak cevapladı. "Bana Hanımağam demene gerek yok. Dilan de lütfen. Sana da günaydın." Dilan Dilbaz'ın itiraz edeceğini anlayıp ondan önce konuştu. "Niye gelmiştin Dilbaz?" Dedi. "Kahvaltı hazır Dilan hanımım. Rojda Hanımağam sizi çağırmamı istedi." Dilan başıyla onayladı. "Tamam geliyoruz." Dilbaz başını sallayıp gitti. Dilan'da kapıyı kapatıp yatağa doğru ilerleyip yatağı topladı.
Büyük ihtimalle kahvaltı saati de gelmişti bu yüzden aşağı inmeleri gerekiyordu. Dilan odayı da topladıktan sonra aşağı indi. Kahvaltının avluya kurulduğunu görünce yardım etmeye başladı. Her şey hazır olduğunda kaynanası da gelmişti. "Günaydın güzel gelinim." Dedi gülümseyerek. Dilan'da gülümsedi. "Günaydın Rojda Han.. anne." Dedi. Alışması biraz zor olacaktı ama başka çaresi yoktu. Rojda'da bu haline gülümsedi.
Adar, Berzan ağa ve Arya'da gelince herkes sofraya oturmuştu. Berzan ağanın başlamasıyla herkes kahvaltıya başlamıştı. Dilan'ın pek iştahı olmadığı için çok yiyememişti. Adar'ın sorusuyla tüm bakışlar ona döndü. "Mert bugün mü dönecek?" Dedi. Dilan Rojda'nın yüzünde gördüğü sıcak tebessümle yakın biri olduğunu anladı. "Bu akşam gelecek. Düğününüze çok gelmek istedi ama yetişemedi. Kısmet bugüneymiş." Dedi. Dilan Mert'in kim olduğunu çok merak etsede sormayacaktı.
Şu an aklında ki tek şey çalışmak olacaktı. Çalışma işini halletmeliydi. Tüm gün bu evde kafayı yerdi. Ve işini çok seviyor, yapmak istiyordu. Adar'dan bu konuda izin almayacaktı. Çünkü Adar izin versede vermesede mesleğini yapmak istiyorsa yapacaktı. Kimse buna engel olamazdı. Sadece Adar'a haber verecekti.
Berzan Ağa sofradan kalkınca Rojda Hanım'da onu geçirmişti. Çok geçmeden Rojda Hanım tekrar masaya oturdu. "Oğlum neden takım elbiseni giymişsin?" Dedi Rojda merakla. "Neden olabilir anne. Şirkete giderken eşofman mı giymeliyim?" Rojda kaşlarını çattı. "Nerede görülmüş ilk günden evli adamın işe gittiği?" Adar ayağa kalktı. "Bak bende görülmüş." Dedi ve gitti.
Dilan hiç takmıyordu bile. Hatta canına minnetti gitse en azından odada yalnız kalacaktı.
Kahvaltı toplandıktan sonra Rojda gelinine döndü. "Kızım hadi bir kahve yapta karşılıklı içelim." Dilan "Tamam Rojda anne." Dedikten sonra kalkıp mutfağa gitti. Dilbaz ve Avşin mutfaktaydı. "Buyrun Dilan hanım. Bir isteğiniz varsa yapalım." Dilan gülümsedi. "Yok teşekkürler. Sadece kahve ve cezve nerede?" Dilbaz kahve ve cezveyi uzattı. "Rojda anne kahvesini nasıl içiyor?" Diye sordu Dilan. "Orta şekerli içiyor." Dedi Avşin. Dilan başını sallayıp kahveyi yapmaya başladı.
Kahve hazır olduğunda oturma odasına götürdü. Kahveleri sehpaya koydu. Rojda kahvesi içti. "Çok güzel olmuş kızım ellerine sağlık." Dedi. Dilan gülümsedi ve konuşmak istediği konuya direkt giriş yaptı. "Rojda anne seninle bir şey konuşmak istiyorum." Rojda merakla gelinine döndü. "Konuş kızım." Dedi. "Ben biliyorsunuz ki Doktorum. Ve mesleğime devam etmek istiyorum." Dedi. Rojda gelininin isteğinde bir sakınca görmemişti. "Benim için sorun yoktur kızım. Adar izin verdikten sonra bana söz düşmez." Tabii yaa Adar beyimiz vardı. Dilan gülümseyip başıyla onayladı. Bir süre daha sohbet ettikten sonra Dilan bulaşıkları mutfağa götürdü. Daha sonra odasına gidip dinlenmeye başladı. Evde oturmak gerçekten çok sıkıcıydı. Bu yüzden gözlerini kapatıp uyumaya başladı.
Dilan saate baktığında gözleri şokla açılmıştı. Normalde uykuyu çok seven bir insan değildi ama bu kadar uyumasına kendisi bile şaşırmıştı. Neredeyse akşam olmuştu. Dünün yorgunluğu hala üzerinde olduğu için bu kadar yorgundu. Büyük ihtimalle yemek saati gelmişti. Kıyafetlerini değiştirmek için dolaba yöneldi. Dolabı açtığında burada çok kıyafeti olmadığını fark etti. Bir ara alışverişe gitmeyi aklına not etti. Siyah dar bir pantalon giyip üzerine de v yaka beyaz bir tişört giydi. Saçını tarayıp odadan çıktı. Aşağı avluya indiğinde yemeğin hazır olmak üzere olduğunu gördü.
Tam o sırada kapı açıldı. Berzan ağa, Adar ve bir erkek vardı yanlarında. Erkek olan Dilan'a yaklaşıp ıslık çaldı. Dilan kaşlarını çatmıştı. "Bu kadar güzel bir yengem olacağını bilsem daha önceden gelirdim." Dedi gülerek. Adar ters bakışlar atıyordu. Berzan Ağa'da içeriye gitmişti. Çocuk elini uzatıp "Mert, Bu ailenin en yakışıklı oğlu." Dedi saçlarını düzelterek. Demek Adar'ın bir kardeşi daha vardı ve sabah konuşulan Mert buydu demekki. Dilan'da elini uzattı. "Dilan." Dedi gülümseyerek. Bir anda elini uzatmışken Mert'in ona sarıldığını gördü gözleri ani hareketinden dolayı şaşkınlıkla açıldı. "Yaa yenge böyle samimiyetsiz şeylere gerek yok." Dilan güldü. Mert'de devam etti. "Valla sende olmasan Adar kesin evde kalmıştı. Bu yüzden seni tanımadan çok sevdim yenge." Adar artık dayanamamış konuya atlamıştı. "Gevezelik yapma Mert. Git annemin yanına. Seni merak ediyordu." Mert gülüp sinsice Adar'a baktı. "Yengemle işin mi var yoksa?" Diyip koşarak kaçtı. Adar arkasından öldürücü bakışlar atıyordu. Dilan ise Mert'i sevmişti iyi çocuktu. En azından Adar gibi değildi. Kesinlikle hiç benzemiyorlardı.
"Adar, seninle konuşmam gereken bir konu var." Dedi Dilan. Adar ona dönüp ne var der gibi baktı. "Ben yarın iş başvurusu yapacağım ve mesleğime devam edeceğim." Adar bir adım daha atıp Dilan'la arasında ki mesafeyi kapattı. "Nasıl benim hayatımı mahvedip beni eski hayatımdan uzaklaştırdıysan sen de benim gibi eski hayatına dönemezsin. Asla eski hayatın olmayacağını sana daha öncede söylemiştim." Dilan asla geri adım atmayacaktı. "Sen benim sahibim değilsin! Ben çalışmak istiyorsam buna asla engel olamazsın." Dedi Dilan. "İzle ve gör nasıl da engel oluyorum." Dilan sinirlenmişti. "Göreceğiz." Adar'da onun gibi "Göreceğiz." Demişti. İkiside bir birini kin ve nefretle bakarken öksürük sesiyle Dilan bir adım gerileyip öksüren kişiye bakmıştı ve Mertti. Adar ona sinirle bakıyordu. "Uu Adar çok sinirli. Ben kaçar." Diyip yemek masasına gitti. Adar'la Dilan'da bir şey demeden yemek masasına doğru gitmişti.
Yemekler yenilmiş kahveler içilmişti. Şimdi herkes yukarıda ki sedirlerde oturmuştu. Berzan Ağa uyumaya gitmişti. Rojda Arya'ya döndü. Otoriter sesi ile konuşmaya başladı. "Yarın sabah erkenden çarşıya gidip düğün alışverişine çıkacağız. Erken kalk." Diyip o da odasına gitmişti. Hâla Arya'ya çok kızgın ve kırgındı. Arya'da bunu farkındaydı ve çok üzülüyordu. O da daha fazla oturmayıp odasına gitti.
Mert, Adar ve Dilan kalmıştı sadece. Adar ayağa kalktı. "Yenge şimdi seninde kalkman gerekiyor. Siz yeni evlisiniz işleriniz falan vardır." Dedi kahkaha atarak. Dilan baştan aşağı kızardığını hissediyordu. Kaşlarını çatarak Mert'e baktı. O kadar iyi çocuk diyip bağrına basmıştı. "Mert! kapa çeneni." Diye tısladı Adar. Adar odaya gitmişti. Dilan'da Mert'e kötü bakışlar atıp mutfağa gitti.
Bir bardak su içip yukarıya odaya çıktı. Tam odanın kapısını açmıştı ki inleme sesi duydu. Şokla gözleri açılırken odaya baktı. Adar kapının arkasındaymış ve kapı kolu koluna sert bir şekilde gelmişti. Dilan Adar'ın koluna bakınca sivri tarafına denk geldiği için kanadığını gördü. Yarası derin gözüküyordu. "Kızım ne yapıyorsun sen!? Yavaş açsana şu kapıyı!" Dilan Adar'ın sesi duyulmasın diye hızla kapıyı kapattı. "Senin ne işin var kapının arkasında! Kusura bakma ama Adar bey kapının arkasında mı diye bu kapıyı her zaman yavaş yavaş açamam!" Dilan'ın gözleri tekrardan kanayan yere takıldı. "Kolun çok kanıyor bekle yarabandı getireceğim. Mikrop kapmasın." Dilan normalde yardım etmezdi ama dua etsin ki kendi yüzünden olmuştu. Adar ters ters baktı. "Senin doktorluk taslamalarını çekemem. Gerek yok." Dedi ters ters. Dilan sabır dileyip tekrar Adar'a döndü. "Bekle burada dedim." Dilan sert sesiyle konuşup banyodan pansuman eşyalarını getirdi.
Adar'ın yatağa oturduğunu görüp yanına yatağa oturdu. Temiz pamuk, sargı bezi, makas ve tentürdiyot çıkardı. Önce pamuğa tentürdiyot sıkıp yarayı temizledi. Adar'ın yüzüne baktığında hiç bir kasın bile oynamadığı görüp şaşırsada belli etmedi. "İstanbul'da arabam, eşyalarım ve kıyafetlerim kaldı. Onları bir ara almam lazım. Yakın zamanda günübirlik İstanbul'a gideceğim." Dedi. "İş için yarın zaten gideceğim gelirsin benimle alırsın." Adamda ki rahatlığa bak Dilan İstanbul'a gitmek istediğini söylemese söylemeyi bile düşünmüyormuş bile. Burada ki iş başvurusunu sonraya erteledi. Daha sonra sargı beziyle yarayı sardı. "Tamam." Diyip ilk yardım çantasını banyoya bıraktı. Odaya girip kendine tayt ve tişört alıp banyoda üzerini değiştirdi.
Banyodan çıkıp yatağa doğru gidip yatağın üzerinde ki yastığı alıp dolaptan yorganı alıp koltuğa yattı. Tam uyuyacakken telefonu çaldı. Bu saatte kim arayacaktı ki? Kaşlarını çatarak komidinin üzerinde ki telefonu eline alıp kimin aradığına baktı. 'Gökhan'ın aradığını görüp kaşlarını düzeltti.
Hemen aramayı cevapladı. "Efendim?" Dedi gülümseyerek. "Dilan. Kusura bakma bu saatte rahatsız ettim ama önemli olduğu için aradım. Levent hakkında çok önemli bir gelişme oldu. Leventin ameliyatı bitti fakat kalbinde beklenmeyen reaksiyonlar oluştu. Kriz geçirdi. Ve ne kadar tetkik yaparsak yapalım neden kriz geçirdiğini bulamıyoruz. Sana sonuçları atsam bakar mısın bir durumuna. Çünkü Levent ısrarla seninde bakmanı istedi." Konu hastalar olunca Gökhan aşırı ciddileşiyordu ve işinde çok profesyonel. Dilan kaşlarını çattı. "Tabi bakarım ama şu an durumu nasıl?" Dedi. "Şu an için net bir şey söyleyemem ama sık sık kriz geçiriyor." Dilan sıkıntıyla ofladı. "Yarın ben zaten İstanbul'a geleceğim. Yarım saatliğine hastahaneye uğrayıp Levent'e bakarım o sırada da sonuçlara beraber bakarız." Gökhan "Tamam iyi geceler prenses." Dedi. Dilan güldü. Kendine prenses denmesini sevmiyordu ve Gökhan bilerek yapıyordu. "İyi geceler." Diyip telefonu kapattı.
Bir anda Adar'ın sesini duyunca onun burada olduğunu tamamen unutmuştu. "Kim." Dedi. "Seni ne kadar ilgilendiriyor." Diyip kestirip attı Dilan. "Ne kadar kağıt üstünde de olsa kocanım senin bana açıklama yapmak zorundasın." Dilan ofladı. Açıklama yapmayı sevmezdi. "Gökhan." Adar bu cevaptan hiç hoşnut olmamıştı. "Gökhan eski sevgilin mi?" Dedi alayla. Dilan ateş saçan gözlerle Adar'a baktı. "Saçmalamayı kes." Dedi sinirle. "Neden inkar ediyorsun. Eski eks aşkın bunları duymasın. Çok üzülür sonra. Tabi benimle evlenmek zorunda kalınca Gökhan'dan ayrılmak zorunda kaldın. Yazık büyük aşkınızı böldüm." Dedi Adar. Dilan sinirle ayağa kalktı. "Sınırlarını zorlama artık! Benim hayatım seni zerre kadar ilgilendirmez. He ama çok merak ediyorsan söyleyeyim. Gökhan benim eski aşkım falan değil. O benim kardeşim gibi. Ama sana bir şey söyleyeyim mi? Senin hiç bir zaman sevilmeyeceğin kadar seviyor beni!" Banyoya girip kapıyı çarptı.