Dilan uyandığında koltukta olduğunu fark etmişti. Dün gece yaşananlar aklına gelince yine sinirlenmişti. Banyoya girdikten sonra inat edip 2 saat çıkmamıştı. Sonra banyodan çıktığında Adar'ın uyuduğunu görüp koltukta yatmıştı.
Hemen kalkıp banyoya girdi. Güzel bir duş aldı. Tam duştan çıkmıştı ki yanına kıyafet almayı unuttuğunu fark etti. Eskiden olan alışkanlıklardan vazgeçmek çok zordu. İnşallah Adar uyanmamıştır diye içinden geçirmeye başladı. Banyonun kapısını açıp kafasını uzattığında Adar'ın uyuduğunu gördü. Hızlı ve sessiz adımlarla dolaba yürüyüp kendine iç çamaşır ve elbise çıkardı. Aklında ki plan hemen banyoya gitmekti. Tam arkasını dönüp gidecekken Adar'ın uyandığını görüp istem dışı çığlık attı.
"Kapat gözlerini!" Diye bağırdı.
Adar kafasını çevirip konuşmaya başladı. "Kızım psikopat mısın? Sabahın köründe ne diye çığlık atıyorsun? Senin o biçimsiz vücuduna bakmam. Odada böyle gezen sensin." Dilan hızla banyoya doğru yürümeye başladı. "Keyfimden değil. Kıyafetlerimi almayı unutmuşum." Diyip banyoya girdi ve kapıyı çarptı. Arkasından Adar'ın sesini duymuştu. "Sende iyi alıştın kapı çarpmalara!" Onu sinir ediyordu ve bu hoşuna gidiyordu. Dar kesim vücudunu tam saran dizin biraz altında siyah elbiseyi ve topuklu ayakkabılarını giydi. Saçını kurutup maşa yaptı. 1 saate yakın sürmüştü işi. Tam çıkacakken banyonun kapısı hayvan gibi çalınmaya başladı. "Lan! Ne yapıyorsun 1 saattir banyoda!!" Hiç umursamadan kapının kilidini açıp odaya girdi.
Adar'da banyoya girip çıkmıştı. Dilan'a döndü. "Çabuk kahvaltını yap. 10 dakika içinde kapının önünde olmazsan seni bırakıp giderim." Dilan gözlerini devirdi. 10 dakika da sadece makyajını yapabilirdi ki zaten bu da zordu ama başarabilirdi. Makyaj masasının önüne oturup makyajını yapmaya başladı. Adar ona anlamazca bakıyordu. "Ne yapıyorsun sen?" Dedi hayretle. "Oradan bakınca ne gibi gözüküyor?" Dedi Dilan. "Ben sana kahvaltı için 10 dakika verdiğimi hatırlıyorum. Makyaj için değil." Dilan cevap verme gereğinde bile bulunmadı.
Makyajını 10 dakika da zorda olsa bitirmişti. O sırada banyodan spor tarzında ki kıyafetleriyle Adar'ı gördü. Daha önce onu hiç böyle spor kıyafetlerle görmemişti. Ya takım elbiseyle ya da gece yatarken eşofmanla görmüştü. Ama böyle çok yakışıklı göründüğünü kabul etmeliydi. Onu çok süzdüğünü fark edip hemen önüne döndü. Saatini, küpesini ve babasının doğum gününde aldığı pırlanta bilekliği taktı. Kol çantasını da alıp. Parfümünü de sıkınca hazırdı.
Bugün oldukça güzel gözüküyordu. Çünkü artık eski ulaşılmaz Dilan'ın gelmesini istiyordu ve başarmaya başlamıştı bile. "Hazırım." Dedi Adar'a dönüp. Adar'da odadan çıkıp aşağıya indi.
Herkes avluda kahvaltı için toplanmıştı. Adar ve Dilan herkese "Günaydın." Demişti. Rojda oğluna dönüp "Hayırdır oğlum? Bir yere mi gidiyorsunuz?" Dedi. Adar başıyla onayladı. "Evet anne. Ben iş için İstanbul'a gidiyorum. Dilan'da İstanbul'da ki eşyalarını alacak." Rojda başıyla onayladı. O sırada Mert avluya geldi. Gözleri kocaman açıldı. "Yenge bee abime göre fazla güzel değil misin sencede?" Dilan'da gülümsemişti. Normalde olsa kahkaha bile atabilirdi. Berzan ağa ve Rojda Hanım olduğu için kahkaha atamıyordu tabi. "Biz kahvaltı yapmayacağız anne. Hadi görüşürüz." Diyip konaktan çıktı Adar. Dilan'da kaynanasıyla kayınpederinin elini öpüp konaktan çıktı. Adar arabada bekliyordu. Dilan'da ön koltuğa bindi.
Sessiz bir yolculuk olmuştu. Artık Dilan çok sıkılıyordu. Mardin'le İstanbul arasında çok mesafe olduğu için uçakla gitmeye karar vermişti Adar. Tabi bunu Adar söylememişti Dilan havalimanına gelince anlamıştı. Havalimanına gelince arabadan indiler. Arabadan inmeleriyle konakta daha önce gördüğü bir koruma yanlarında belirmişti. "Bekir sen arabayı konağa götürürsün." Dedi Adar. Bekir başıyla onaylayıp arabayı sürüp gözden kayboldu. Dilan'da havalimanından içeriye girdi. Adar'a dönüp "Uçak saat kaçta kalkıyor?" Diye sordu. "5 dakika var kalkmasına." Cevabını alınca bu adamın ne kadar rahat olduğunu bir kez daha anladı. Beş dakika da uçağa inşallah yetişiriz diye geçirdi içinden. Adar'la havalimanına girdiklerini gören çoğu göz onlara dönmüştü. Mardin'de ki herkes evlendiklerini duymuştu.
Adar'ın bir uçağa yürüdüğünü görünce Dilan'da o uçağa doğru yürümeye başladı. Uçağa biner binmez bir hostes yanlarında belirdi. "Hoş geldiniz Adar Bey. Her zaman ki yeriniz hazır." Dedi Adar'ı yiyecekmiş gibi bakıp. Adar cevap vermeden yürümeye başlayınca peşinden gitti. Herkesten ayrı business class kısmına geçince göz devirdi. Sanki insanların içinde olsa ne olurdu.
Mardinle İstanbul arası uçakla 2 saat sürüyordu. Ve bu süreçte Dilan çok sıkılacağa benziyordu. Adar cam kenarına oturunca Dilan ayakta dikilmeye başladı. "Adar." Dedi. Adar ne var dercesine bakıyordu. "Beni uçak tutuyor. Cam kenarında oturmazsam midem bulanır." Tabi ki de yalandı. Sırf gıcıklığına yapıyordu. "Sen hasta mısın? Araba tutmasını daha önce duydum da uçak tutması ne?" Dilan ofladı. "Tamam Adar. O zaman ben burada oturacağım. Midem bulanırsa özellikle senin üstüne kusarım." Adar sabır dileyip yan tarafa oturdu. Dilan zafer kazanmışcasına cam kenarına oturdu.
Yine aynı hostes yanlarına geldi. "Adar Bey bir isteğiniz var mı?" Dedi sesini incelterek. 'Sanki isteğimiz olsa biz söyleyemiyoruz.' Dedi Dilan ama tabiki bunu içinden demişti. Hostes sadece Adarla ilgileniyordu. Gözü Dilanı görmüyordu bile. Her ne kadar Adar'la kağıt üstünde de evli olsa insanlar bunu bilmiyordu. Dilan ve Adar'ı gerçekten evli sanıyorlardı. "Yok canım isteğimiz." Dedi Dilan. Kız bir şey demeden Adar'ın yanında durmuştu.
Bu Dilan'ın kaçıncı dilediği sabır, sayısını bile unutmuştu. Kız hiç utanmadan çekinmeden gözlerini Adar'a dikmiş onu dikizliyordu. Adar'da gözlerini kapatmıştı. Uyuyor mu uyumuyor mu anlaşılmıyordu bile. Kız yanlarından gitti ve biraz sonra elinde ikramlıklarla geldi. "Ne alırdınız?" Dedi. Hala bakışları Adardaydı. "İstemiyoruz." Dedi Dilan. Hostes bu sefer Adar'a dönmüştü. Tam Adar'ın omzuna dokunup uyandıracakken Dilan cevap verdi. "Farkındaysan uyuyor. Şimdi başka birilerine ikramlarını(!) ver." Dilan iyi bile dayanmıştı. Çünkü karısı yanında olmasına rağmen hiç utanmadan kocasına bakan kadınlardan oldum olası nefret etmişti.
1 saate yakın zaman geçmişti bile. Daha fazla dayanamayıp Adar'ı uyandırmaya çalıştı. "Adar... Adar." Adar uyanmıyordu. "Adar!" Bu sefer sesini yükseltmişti. "Ne var! Kızım sen bana bela mısın?" Dilan göz devirip konuşmaya başladı. "Şeyyy.. yer değiştirebilir miyiz?" Adar gözlerini kısarak Dilan'a baktı. "Seni uçak tutmuyor muydu?" Dedi. Dilan pot kırdığını yeni fark etmişti. "Evet, tutuyordu. Ama şimdi fark ettim ki artık tutmuyormuş. Bir de ben bu tarafta çok sıkıldım." Adar bugün kaçıncı kez sabır dilemişti hatırlamıyordu bile. Ayağa kalkıp yer değiştirdiler. Dilan tam yerine oturmuştu ki o hostesi gördü. Yan tarafına bakınca Adar'ın tekrar gözlerini kapattığını gördü.
Yarım saat boyunca sadece hostese öldürücü bakışlar atmıştı ki uçak inişe geçmişti bile. Uçak durduğunda tam yerinden kalkıp Adar'ı uyandıracaktı ki Adar'ın çoktan uyandığını gördü. Bu adam nasıl uyuyordu allah aşkına?
Havalimanından çıktıklarında Adar'ın siyah bir arabaya binmesi ile kaşlarını çatıp o da bindi. İnsan bir bu arabaya biniyoruz gel der. Ama nerde o düşünce. "Ben hastaneye gitmeliyim. Sonra evime geçeceğim. Seninle nerede buluşacağız?" Dedi Dilan. "Ben seni arayıp söylerim." Dilan'ın numarası Adar'da yoktu ki. "Numaram sende y.." diyecekti ki sözünü kesti. "Var." Dilan şaşırsa da belli etmedi. "Hangi hastaneye gideceksin?" Diye sordu."Maslak Acıbadem hastanesi." Adar şöföre söyledi.
Yarım saat sonra gelmişlerdi. Dilan hiç bir şey demeden arabadan indi. Gerçekten hastaneyi çok özlemişti. İstemsizce yüzünde bir gülümseme oluştu. Lobiden içeriye girdiğinde onu tanıyan hemşireler doktorlar baş selamı veriyordu. Danışmaya Leyla'nın yanına gitti. "Leyla? Gökhan müsait mi?" Leyla hemen ajandaya baktı. "Şu an bir hastası var ama görüşmesi bitmek üzeredir." Dilan başıyla onaylayıp asansöre bindi. Asansörde tanıdığı kadın bir doktoru görünce biraz sohbet etti. Daha sonra Gökhan'ın odasının bulunduğu kata gelince kadına veda edip Gökhan'ın sekreterinin yanına gitti. "Ayşe, Gökhan müsait mi canım?" Ayşe gülümsedi. "Evet şu an müsait Dilan Hanım." Dilan gülümseyip odaya pat diye girdi.
Gökhan Dilan'ı görünce hemen ayağa kalktı. "Bu saatte beklemiyordum seni. Erkencisin." Dilan'la birbirlerine sarıldılar. "Ee nasılsın? Napıyorsun? Evlilik nasıl gidiyor?" Dedi imayla. "İyiyim Gökhancım. Formundan hiç bir şey kaybetmemişsin. Zorla olan bir evlilik nasıl gidebilir?" Dedi sıkıntıyla.
Bir saate yakın sohbet ettikten sonra Levent'in sonuçlarını incelediler. "Gökhan sonuçlara göre hiç bir sorun gözükmüyor." Dedi sıkıntıyla Dilan. Gökhan cevapladı. "Evet işte. Dünden beri inceliyorum kaçırdığım bir yer var mı diye ama yok. Kafayı yemek üzereyim." Dedi ellerini saçlarına geçirerek. Dilan biliyordu Gökhan çok sinirlendiğinde bu hareketi yapıyordu.
Dilan gözlerini kısıp "Peki en son ne zaman alkol kullanmış. Onun için test yaptınız mı?" Gökhan hayır anlamında başını salladı. "Ben ameliyattan önce sormuştum. Uzun süredir içmediğini söyledi." Dilan Gökhan'a öldürücü bakışlar attı. "Hasta milletine güven olmaz bunu bilmiyor musun? Test yapmalıydın." Dedi. Gökhan başıyla onayladı. "Haklısın."
İkisi beraber Levent'in kaldığı odaya girdi. Levent başını kaldırıp Dilan'ı görünce şok oldu. Çünkü evlendiği gün Gökhan'dan evlendiğini duymuştu. "Dilan?" Dedi şaşkınlıkla. Dilan ve Levent arasında çok değişik bir bağ vardı. Dilan'ın aklı geçen seneye gitti. Bir sabah arabasıyla hastaneye gelirken Levent'i yerde kriz geçirirken görüp arabayı hızla durdurup müdahale etmişti. Levent o günden beri Dilan haricinde hiç bir doktora kendini emanet etmemişti. Dilan onun hayatını kurtarmıştı. Ha birde Dilan'ın zoruyla Gökhan vardı güvendiği.
Dilan normalde hastalarla duygusal bağ kurma taraftarı değildi ama Levent onun için başkaydı. "Nasılsın? Bazı şeyler geldi kulağıma bende hemen geldim." Daha sonra direkt konuya girdi. "Levent sana bir şey soracağım ve tek bir kez soracağım. Ama bana doğruyu söyleyeceksin." Levent sanki soracağı şeyi anlamış gibiydi. "En son ne zaman alkol içtin?" Levent gözlerini kaçırınca Dilan cevabını almıştı.
Gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalıştı. Ama başaramıyordu! Tam o sırada odanın kapısı açılmış Adar girmişti. Ama Dilan hiç bir şeyi farkında değildi. "Levent sen ne yaptığını sanıyorsun! Biz koskoca 1 yıldır senin iyileşmen için neler yaptık! Seninle ne yollar kat ettik! Sonunda ameliyatın zamanı geldi her şey yoluna girdi artık Levent iyileşecek dedim! Her şey bitti dedim! Levent'te bende bu hastalıktan kurtulduk dedim! Ama sen ne yaptın! Gittin içki içtin! 1 ay daha dayanamadın mı!? Şimdi ne yapacağız?! Boşa ameliyat geçirdin! Tekrar seni ameliyat edersek kalbin dayanamayacak! Eğer ameliyat olmazsan en fazla 1 ay içinde öleceksin!" Dilan kendini kaybetmiş gibi bağırıyordu Levent'e. Çünkü Levent kendini bile bile ölüme terk etmişti. "Ben seni tüm hastalarımdan ayırmıştım! İlk defa bir hastamı kardeşim, abim gibi hissettim! İlk defa duygusal bir bağ kurdum! Ama sana teşekkür ederim! Bana hiç bir hastamla duygusal bağ kurmamam gerektiğini öğrettin!" Dilan ağır konuştuğunu farkındaydı ama kendini tutamıyordu. Artık Levent'te sinirlenmişti. "Evet içtim! Senin evlendiğini öğrendiğim gün içtim! Sen beni ne kadar kardeşin, abin gibi görsende ben seni sevdim Dilan. Hem de çok sevdim! Keşke o gün beni kurtarmasaydın da ölseydim. En azından bu kadar acı çekmezdim. Ben.." Levent bir anda nefessiz kalıp tekrar kriz geçirince Dilan şok oldu. "Gökhan! Hemen sakinleştirici iğne getir!" Gökhan koşarak odadan çıkıp getireceği sırada kapının önünde olan biteni izleyen Adar'ı görünce şaşırsada vakit kaybetmeden koşarak iğneyi getirip Dilan'a uzattı. Dilan iğneyi batırdı. Levent'in nabzını kontrol etti.
Kalbi durmuştu! "Hemen defibrilatörü hazırla!" Diye bağırdı Gökhan'a. Eğer Levent ölürse hiç bir zaman kendini affedemezdi. Gökhan defibrilatörü ona uzattığında "180" dedi. "Çekilin." 3 kere 180'e ayarlayıp şok uyguladı. Ama kalbi bir türlü atmıyordu. "200." Gökhan 200'e ayarlayıp uzattı. "Çekilin."
Kalbi atmıyordu!! Kafayı yemek üzereydi. Aleti Gökhan'a uzatıp topuklularını çıkarıp Levent'in üzerine çıktı. Kalp masajı yapmaya başladı.
2 dakika yaptıktan sonra artık ne yaparsa yapsın olmayacağını biliyordu ama pes etmedi. Gökhan üzgünce baktı. "Dilan.. artık olmaz zorlama. Ölüm saatini söylemeliyiz." Dilan gözünden yaşlar akarken hırsla Gökhan'a döndü. "Kes sesini o uyanacak! Onun benden başka kimsesi yoktu! O benim için de olsa uyanacak! Uyanacak.." son kelimesinde sesi kısılmıştı. Ağlamaya başlamıştı bile. "Ölüm saati 12:03" demişti Gökhan. Dilan'ın çığlığı tüm koridoru inletmişti. "Hayır ölemez!!!" Gökhan Dilan'ı Levent'in üzerinden indirdi. Adar'da yanlarına gitmişti. Dilan Adar'ı görünce gözlerini ona dikip hırsını Adar'dan çıkarmaya başladı. "Hepsi senin yüzünden!" Sesi hırslı ama sessiz çıkmıştı. Adar'ın göğsünü güçsüz yumruklarıyla yumruklamaya başladı. "Nefret ediyorum senden! Seni hiç bir zaman affetmeyece.." Bağırırken Dilan'ın gözleri kararmıştı ve gerisi karanlık.