8.Bölüm

1447 Words
Dilan gözlerini açtığında başında ki ağrıyla yüzünü buruşturdu. Elini başına götürcekken kolunda ki serumu görüp kaşlarını çattı. Daha sonra onu dikkatle izleyen Adar'ı gördü. Bugün yaşadıkları tekrar tekrar aklına gelince hemen yataktan kalkmaya çalıştı. "Levent uyandı değil mi? Ölmedi o değil mi?" Dedi tüm ümidiyle. Adar Dilan'ın yanına geldi. "Dilan.. Levent maalesef ki öldü. Bunu kabullenmelisin." Dedi. "Hayır! Kabullenemem! Kabullenirsem o bana çok kızar! Onun annesiyle babası bile doğduğunda terk etmişti Adar. Onun kimsesi yoktu. Onun hayatında ki tek kişi bendim. Adar o yalnızlığı sevmez ki." Dilan çok çaresizdi. Dilan'ın yine göz yaşları akmaya başlamıştı bile.  Adar Dilan'ın başını göğsüne yasladı. "İnsan hayatında çok sevdiği kişileri kaybedebiliyor. Ama bunlar seni daha güçlü yapacak. Bende yıllar önce kendimden çok sevdiğim birini kaybettim. Ve hayatın gerçekleriyle o zaman karşılaştım. Acı insanı güçlendirir." Dilan başını olumsuz anlamda salladı. "Ben güçlenmek istemiyorum." Dilan Adar'dan ayrıldı.  Sanki Adar'la konuştukça Levent'e ihanet ettiğini düşünüyordu. "Evime gitmek istiyorum." Dedi düz sesiyle. Gözünde ki yaşları elinin tersiyle sildi. Adar da başıyla onayladı. O sırada kapı açıldı. Pelin ve Gökhan geldi. Pelin hemen Dilan'a sarıldı. "Şimdi eve gidip yalnız kalmak istiyorum." Dedi ve Pelin'den ayrıldı. Pelin'le Gökhan anlayışla ayrıldılar Dilan'dan. Adar'la Dilan hastaneden çıkıp arabaya bindiler. Dilan başını cam'a yaslayıp yavaş yavaş göz yaşlarını akıtmaya başladı. Yarın Levent'in cenaze töreni vardı ve o törene katılmadan buradan gitmeyi düşünmüyordu. Adar Dilan'a döndü. "Sabahtan beri bir şey yemedim yemeğe gidelim mi?" Dilan hiç bir şey yemek istemiyordu. "Aç değilim." Dedi kısaca. Bir otel'in önünde durunca Dilan kaşlarını çattı. "Evime niye gitmedik?" Adar Dilan'a döndü. "Canım öyle istiyor." Dilan'ın karşı çıkacak gücü bile kalmamıştı. Arabadan indi. Otele girdiklerinde Adar onu bir yere yönlendirdi. Geldikleri yere bakınca Adar'a döndü. "Sana aç olmadığımı söylemiştim." Otel'in Restoran bölümüne gelmişlerdi. Adar hiç Dilan'ı takmadan bir sandalyeye oturup yayıldı. Dilan hâla ayakta dikiliyordu. "Eğer biraz daha ayakta dikilirsen gelip zorla oturtacağım." Dilan hiç bir şey demeden oturdu. Yine aklı başka yerlere gitmişti bile. Kalp doktoru olunca diğer dallara göre ölüm sayısıda her zaman fazla oluyordu. Çok kişinin hayatını kurtarmıştı ama çok kişide ellerinin arasında ölmüştü. Daha önce hiç bir hastasının ölümünden bu kadar etkilenmemişti.  Adar'ın sesiyle Dilan kendine gelip onu dinledi. "Benim toplantım yarına ertelendi. Yarın cenazeye katılırız. Sonra ben toplantıdayken sen evinde ki eşyaları toplarsın. Sonra geri Mardin'e döneriz." Dilan hiç bir şey demeden başıyla onayladı. O sırada yemekler gelmişti.  Adar ne kadar söylese de Dilan yemek yiyememişti. Dilan yemeyince Adar'da yemedi ve asansörlerin olduğu yere gidip odaya çıktılar. Adar Dilan'a döndü. "Dolap'ta kıyafet var." Dilan dolabı açıp kıyafeti aldı ve banyoya geçti. Banyoya girip soğuk suyla elini yüzünü yıkadı. Kıyafetlerini değiştirdi. Bugün yaşadıkları çok ağır gelmişti. Yüzünü durulayıp odaya geçti. Adar'ın tekli koltukta telefondan bir şeyler yaptığını gördü. Koltuğun yanından çantasını alıp içinden ağrı kesici alıp içti. Daha sonra yatağa uzanıp gözlerini kapattı.  1 Hafta sonra Dilan yatağında yeni uyanmış uzanırken geçen hafta olanları düşünmeye başladı. Levent'in cenaze töreninde sadece Dilan, Adar, Gökhan ve Pelin vardı. Bu Dilan'ın canını çok acıtmıştı. Dilan ve Adar o gün İstanbulda ki tüm işlerini bitirmişti. O günün akşamı ise Mardin'e geri dönmüşlerdi.  Konağa girer girmez Rojda bir şeyler olduğunu anlamıştı. Gelinine ne kadar sorsada 'Sonra konuşuruz Anne' diyip geçiştiriyordu. Daha sonra dayanamayıp geldiklerinin 2.günü oğluna sormuştu. Oğluda detay vermeden üstten konuyu anlatmıştı. Sadece Dilan'ın arkadaşı olan hastasının öldüğünü söylemişti.  Dilan 1 haftadır Adar'la hiç bir şekilde konuşmuyordu. Adar'la zaten aralarında buz gibi bir duvar vardı ama bu olaydan sonra o duvarlar çok daha kalınlaşmıştı. Eğer bu berdel olmasaydı belki de Levent ameliyattan önce o içkiyi içip kriz geçirmeyecekti. Ama bu olaydan sonra en çok kendini suçlamıştı. Bir haftadır ne adam akıllı yemek yiyordu ne de odadan çıkıyordu. Ama artık toparlanması gerektiğini biliyordu. Çünkü bugün Arya ve Baran'ın düğünü vardı.  Dün kına yakılmıştı. Kına için annesi Boran konağına geldiğinde annesiyle hasret gidermişti. Bu bir haftada Arya 2 kere Dilan'ın yanına gelmişti ama Dilan konuşmak istemediğini söylemişti.  Yatağından kalkıp banyo yaptı. Daha sonra saçını kurutmaya başladı. Uzun saçlarına zor da olsa güzel bir su dalgası yapmıştı. Dolabına ilerleyip kıyafet bakmaya başladı. Gözüne balık model siyah elbisesi çarpınca bu elbiseyi çok severek ünlü bir tasarımcıdan İstanbul'da aldığı aklına geldi. İlk önce makyaj yapmaya başladı. Makyajı bitince elbiseyi üzerine giydi. Fermuarın yarısını kapatabilmişti ama diğer yarısını 10 dakikadır uğraşmasına rağmen kapatamıyordu. Ofladı tam o sırada kapı açılmıştı. Adar'ın geldiğini gördü.  Adar'dan yardım isteyip istememe konusunda çok kararsızdı. Ama başka çaresi olmadığı için Adar'a döndü. "Adar fermuarımı kapatabilir misin? Kapatamadım." Adar bir şey demeden Dilan'ın arkasına geçti. Saçlarını omzuna koyup kapatmaya başladı. Sıcak elleri Dilan'ın tenine değince Dilan ürpermesine engel olamamıştı. Sonunda kapatınca geri çekildi. Bu elbiseye babasının düğün günü aldığı pırlantalarla süslü gösterişli kolyesinin çok güzel gideceğini düşündü. Kolye'yi gidip dolabın içerisinde ki şifreli kasadan çıkardı. Adar'a uzatıp "Şunu da takar mısın?" Eskiden olsa özel günlerde fermuar ve kolyeler için Pelin'i zorla evine getirdiği günleri hatırlayınca dudaklarında 1 haftanın sonunda buruk bir gülümseme oluşmuştu. Adar'da o sırada kolyeyi takıyordu.  Adar kolyeyi taktıktan sonra banyoya girdi. O sırada Dilan kendini aynadan süzüyordu. Siyah elbisesi, kırmızı ruju, siyah saçları, uzun boyu ve fiziğiyle çok güzel gözüküyordu. Parfümünü de sıktıktan sonra hazırdı. Adar'ı beklemeye başladı. Çok geçmeden Adar'da hazırlanmıştı ve yanına gelmişti beraber aşağı indiklerinde Arya hariç tüm herkes buradaydı. Mert yengesine gözlerini büyüterek baktı. Dilan'a yaklaştı. Ciddi bir şey söylüyormuş gibi yengesine daha da yanaştı. "Yenge bir şey sorabilir miyim?" Dilan Mert'in ciddiyetle sorduğu soruya "Sorabilirsin." Dedi. "Senin niyetin Arya'yı gölgede bırakmak mı?" Diyip gülmeye başladı. Dilan'da göz devirdi. Birde ciddi ciddi dinliyordu. "Övdün mü yerdin mi belli değil." Dilan'la Mert sohbet ederken Adar yukarı çıktı.  Arya'nın odasına girince kardeşinin beyazlar içinde çok güzel gözüktüğünü görmüştü. Hâla ona çok kızgın olsa da et tırnaktan ayrılmıyordu. Yanına yaklaşıp 3 kere kuşağı bağlayıp açtı. Arya'yı alnından öptü. "Hâla sana kızgınım ama seni çok sevdiğimi biliyorsun. Hep mutlu ol. Bir derdin sıkıntın olduğunda benim burada olduğumu hiç bir zaman unutma." Arya'nın gözünden bir damla yaş düştü. "Abi, ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Yengem ve seni istemediğin bir şeye sürükledik. Ben çok özür dilerim. İnşallah yengemle mutlusunuzdur. Eskisi gibi onu sevemez mi.." Adar Aryanın sözünü kesti. "Hayır Arya. Onu asla eskisi gibi sevmeyeceğim. Sende söyledin eski(!) Çünkü ben kendime bir söz verdim. Kimseyi sevmeyeceğim. Biz Dilan'la mecburen evlendik. Sadece bir birimize alışıyoruz. Bundan fazlası hiç bir zaman olmadı olmayacakta." Adar kendinden emin bir şekilde konuştu. Ama Dilan'ın tüm bu konuşulanları duyduğundan habersizdi. Dilan kendini değişik hissetsede hiç bir tepki vermeden aşağı geri indi. Artık tüm herkes gelmişti. Tam o sırada Arya ve Adar indi. Adar'la Dilan göz göze gelsede Dilan gözlerini kaçırdı. Ailesi de gelmişti. Hep beraber Barlas konağına gittiler. Düğün başlamıştı ve çok kalabalıktı. Halaylar çekiliyor, yemekler dağıtılıyordu. Çoğu kişinin gözü Mardin güzeli lakabını layikiyle taşıyan Dilan'ı baştan aşağı süzüp beğeniyle bakıyorlardı.  Daha sonra Arya ve Baran dansa kalktı. Herkes alkışlayıp izlemeye başladı. Dilan'ın aklına kendi düğün günü gelmişti. Rojda hanım ne kadar ısrar etsede ne Dilan ne de Adar o gün dans etmedi. Baran ve Arya'nın dansı bittiğinde herkes alkışlamıştı. Yavaş yavaş düğünün sonuna gelince takı merasimi başlamıştı. İlk önce Dilan'ın Kayınpederi ve kaynanası kalktı. Altın kemer ve bilezikler takmışlardı. Daha sonra annesi ve babası kalktı Altın gösterişli bir set taktılar. Daha sonra Dilan ve Adar kalktı onlar da Altın bir set ve kalın bir kelepçe altın taktılar. Düğün sonunda Arya ve Baran altınlarla dolmuştu. Artık çok yorulmuşlardı. En son artık tüm herkes gitmişti. Arya ve ailesinin vedalaşma sırası gelmişti. Arya ağlamaya başlamıştı bile. Ağlaya ağlaya ailesiyle vedalaşmıştı. En son Dilan'da gidip Arya'ya sarıldı. "Ömür boyu mutlu olursunuz inşallah." Dedi. Arya'da teşekkür etti. Dilan Baran'a gidip sarıldı. "Her ne olursa olsun sen benim her şeyimsin. Her zaman mutlu olun. Arya'yı üzme." Baran başıyla onaylayıp kardeşinin alnında öptü.  Boran ailesi arabalara binip kendi evinin yolunu tuttu. Eve geldiklerinde herkes avludaydı. Herkesin içinde bir burukluk vardı. Rojda çalışanlara dönüp konuştu. "Yarın Berzan Ağa'nın kardeşi Kadir Ağa, karısı Dilşah ve iki kızı Mizgin ve Leyla gelecektir. 2-3 günde kalacaklar burada ona göre hazırlığınızı yapın." çalışanlar başını salladı.  Herkes odalarına dağılmıştı. Dilan o kadar yorgundu ki ayakta bile gözleri gidiyordu. Dolaptan kıyafet alıp banyoya girip elbisesini açmaya çalıştı. Ama ne yaptıysada açılmadı. Ofladı. Şimdi Avşin veya Dilbaz'a gitse 'Kocan neden açmıyor?' diyeceklerini biliyordu. Bu yüzden mecburen odadan içeriye girdi. Adar'ın yanına gidip "Adar şu kolyeyi çıkarabilir misin?" İlk kolye diyecekti sonra da elbise. Adar boynunda ki kolyeyi çıkardı. Dilan'ın elbisenin fermuarını da açmasını isteyeceğini biliyordu. Bu yüzden o söylemeden açtı. Dilan'da teşekkür edip banyoya girdi.  Üzerini değiştirip odaya girdi. Koltuğa gidip bugüne kadar olan her şeyi düşünmeye başladı. Evlenmeden önce ki hayatını, evlendiğinde olan şeyleri, evlendikten sonra yaşadıklarını. Hayatında çok şey değişmişti. Ama Dilan hayatında çok değişiklik olmasını sevmezdi. Tüm düzeni bozulmuştu. Yarın kesinlikle bir hastaneye gidip iş başvurusu yapacaktı. En azından çalışırken mutlu oluyordu. Bu hayatında ki tek mutluluğunda elinden alınmasını istemiyordu. Şimdi uyumaya karar verip gözlerini kapattı. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD