bc

BLACKWATCH: VELGRAD KUŞATMASI

book_age12+
0
FOLLOW
1K
READ
adventure
dark
kickass heroine
drama
tragedy
serious
kicking
scary
city
war
surrender
like
intro-logo
Blurb

# BLACKWATCH: VELGRAD KUŞATMASI

Yıllar önce ordunun en tehlikeli görevlerine gönderilen Blackwatch-7, başarısızlıkla sonuçlanan son operasyonlarının ardından suçlanmış, dağıtılmış ve tarihten silinmişti. Bir zamanlar askerler arasında efsane olarak anılan ekip üyeleri, geçen yıllar içinde birbirlerinden uzaklaşmış ve kendi hayatlarını kurmaya çalışmıştı.

Ta ki Velgrad düşene kadar.

Aylar süren kuşatmanın ardından şehir merkezi düşman kuvvetlerinin elinde kalmış, ordunun yaptığı bütün saldırılar başarısız olmuştu. Velgrad’ın kalbinde bulunan ana komuta üssü ele geçirilmedikçe şehrin geri alınması mümkün görünmüyordu.

Başkan Elias Ward’ın önünde ise son bir seçenek vardı:

**Blackwatch-7’yi yeniden toplamak.**

Aaron Cole, yıllar sonra nihayet sıradan bir hayat kurmayı başarmışken kendisini yeniden eski takım arkadaşlarının yanında bulur. Miller, Jackson, Connor, Viktor, Lewis ve Harris artık eskiden oldukları adamlar değildir. Bazıları geçmişi unutmaya çalışmış, bazıları aile kurmuş, bazılarıysa savaşın dışında hiçbir zaman gerçekten yaşamayı öğrenememiştir.

Görevleri nettir:

**Velgrad’a gir.

Şehir merkezine ulaş.

Ana üssü ele geçir.**

Fakat savaşın içine girdiklerinde hiçbir şey planlandığı gibi gitmez. Sokaklar birer cepheye dönüşür, takım giderek parçalanır ve öldüğüne inanılan bir arkadaşlarının günler sonra yeniden ortaya çıkması, savaş alanındaki en büyük sorunun düşmanın kim olduğu değil, gerçekte ne yaşandığı olduğunu gösterir.

Blackwatch-7 bir zamanlar orduların durduğu yerde başlardı.

Şimdi ise önlerinde tek bir soru vardır:

**Velgrad düşmeden önce Blackwatch’tan geriye kim kalacak?**

chap-preview
Free preview
Bölüm 1 — Geçmiş Kapıyı Çaldığında
Aaron Cole, neredeyse yarım saattir aynı cıvatayla uğraşıyordu. Kamyonetin kaputunun altında biriken sıcaklık çoktan yüzüne vurmuş, ellerindeki motor yağı bileklerine kadar yayılmıştı. Müşteri aracı bırakırken motordan yalnızca “küçük bir ses” geldiğini söylemişti ama Aaron kaputu açtıktan birkaç dakika sonra sorunun küçük olmadığını anlamıştı. Motorun yarısı zamanında değiştirilmesi gereken parçalarla doluydu, diğer yarısıysa sahibinin daha önce uğradığı ucuz tamircilerin bıraktığı hataları taşıyordu. Anahtarı biraz daha zorladı. Pas tutmuş cıvata sonunda gevşediğinde metalden kısa bir ses çıktı. Aaron elini çekip nefes verdi. Tezgâhtaki kirli bezi aldı, parmaklarını kabaca temizledi ve açık garaj kapısından dışarı baktı. Öğleden sonra güneşi yolun karşısındaki dükkânların camlarına vuruyordu. Yaşlı bir adam köpeğini gezdiriyor, biraz ileride bir kadın marketten aldığı poşetleri arabasına yerleştiriyordu. Yol sakindi. Tamirhanenin eski radyosundan düşük sesle bir şarkı çalıyor, Henry ofiste faturalarla uğraşıyordu. Aaron son yıllarda tam olarak böyle günler istemişti. Kimsenin kendisini tanımadığı, sabah işe gelip akşam eve dönebildiği, ertesi günün ne getireceğini aşağı yukarı bildiği günler. Bir zamanlar bunların sıkıcı olduğunu düşünürdü. Şimdiyse sıkıcılığın insan hayatında ne kadar değerli bir şey olduğunu biliyordu. Henry ofisten çıkıp kamyonetin yanına geldiğinde Aaron tekrar motorun üzerine eğilmişti. Yaşlı adam aracın ne zaman biteceğini sordu. Aaron, müşteriye göre yarım saat içinde biteceğini, kendisine sorulursa motorun tamamen değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Henry kısa bir kahkahayla başını salladı. Aaron’ın bu tavrına alışmıştı. Üç yıl önce onu işe aldığında geçmişi hakkında neredeyse hiçbir şey sormamıştı. Aaron da anlatmak için hevesli değildi. İşe ihtiyacı olduğunu söylemiş, Henry tezgâhın üzerindeki anahtar takımını gösterip ertesi sabah gelmesini istemişti. O günden sonra Aaron hiçbir sabah geç kalmamıştı. İlk aylarda fazla konuşmamış, öğle yemeklerini bile çoğunlukla tek başına yemişti. Henry geçmişinde iyi şeyler olmadığını tahmin etmiş fakat hiçbir zaman kurcalamamıştı. Bu, Aaron’ın ona duyduğu saygının en önemli nedenlerinden biriydi. Dışarıdan yaklaşan araçların sesi önce Henry’nin dikkatini çekti. Siyah sedan garajın önünde yavaşlayarak durdu. Birkaç saniye sonra arkasına aynı renkte ikinci bir araç yanaştı. Tamirhane müşterilerinin çoğu böyle araçlarla gelmezdi. Henry bununla ilgili bir şaka yapmaya hazırlanıyordu fakat Aaron’ın yüzünü görünce vazgeçti. Öndeki araçtan iki takım elbiseli adam indi. Arkadaki kapı açıldığında üniformalı bir subay dışarı çıktı. Aaron’ın elindeki bez hareketsiz kaldı. Yıllar geçmişti ama bazı şeyleri tanımak için üniformanın üzerindeki rütbelere bakmasına gerek yoktu. Adamların yürüyüşünden, çevreye bakışından, araçların duruş şeklinden bile kim oldukları anlaşılıyordu. Subay garaja girdiğinde kendisini Albay Adrian Mercer olarak tanıttı. Aaron’ın adını doğrulamasını istedi. Aaron kısa ve soğuk bir cevap verdi, ardından tekrar motorla ilgilenmeye başladı. Onun için görüşme orada bitmişti. Mercer ise gitmedi. Konuşmaları gerektiğini söylediğinde Aaron buna gerek olmadığını belirtti. Albay birkaç saniye boyunca onu izledikten sonra yalnızca iki kelime söyledi. “Blackwatch-7.” Aaron’ın parmakları anahtarın üzerinde sıkıldı. Bu isim yıllardır yüksek sesle söylenmemişti. En azından onun yanında. Aaron bir an için tamirhanedeki bütün seslerin geri çekildiğini hissetti. Radyonun cızırtısı, dışarıdaki trafik, Henry’nin masasında çevirdiği kâğıtlar… Hepsi geride kalmıştı. Kalan tek şey, yıllardır açmadığı bir kapının aralığından gelen eski bir sesti. Başını yavaşça kaldırdı. Mercer’e o ismin burada kullanılmadığını söyledi. Sesindeki değişim Henry’nin de dikkatinden kaçmadı. Aaron, Henry’den birkaç dakika izin isteyip dışarı çıktı. Mercer de arkasından geldi. Siyah araçların yanında konuşurlarken Aaron lafı uzatmadı. Ordudan yıllar önce ayrıldığını, rütbesinin ve herhangi bir yükümlülüğünün bulunmadığını hatırlattı. Mercer bunların hepsini bildiğini söyledi. Aaron bunun üzerine neden geldiklerini sordu. Cevap doğrudan gelmedi. Mercer önce Başkan Elias Ward’ın kendisini görmek istediğini söyledi. Aaron bunu duyunca alaycı bir şekilde gülümsedi. On yıl boyunca kendilerini hatırlamayan insanların şimdi ülkenin başkanını göndermesini komik bulmuştu. Mercer ise aynı sakinlikle durumun değiştiğini söyledi. Sonra Velgrad’ın adını verdi. Bu kez Aaron’ın yüzündeki küçümseme kayboldu. Şehrin adı haftalardır her yerdeydi. Haber kanalları sabah akşam aynı görüntüleri gösteriyordu: göğe yükselen dumanlar, yıkılmış apartmanlar, tankların arasında koşan askerler, tahliye edilmeye çalışılan siviller. Velgrad’ın dış bölgelerinde ilerleme sağlanmıştı fakat şehir merkezi hâlâ düşmanın kontrolündeydi. Özellikle merkezdeki büyük komuta üssü bütün savunmanın kalbi sayılıyordu. Üs düşmediği sürece düşman birlikleri şehir içindeki mevzilerini düzenli şekilde destekleyebiliyordu. Aaron bunların hiçbirinin kendisiyle ilgisi olmadığını söyledi. Mercer şehir merkezine yönelik üç büyük saldırının başarısız olduğunu anlattı. Çok sayıda asker kaybedilmiş, zırhlı birlikler dar sokaklarda ilerleyememiş, bazı birlikler merkeze yaklaşamadan geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ordunun generallere ihtiyacı olmadığını, şehir savaşında daha önce imkânsız kabul edilen bölgelerde görev yapmış adamlara ihtiyaç duyduğunu söyledi. Aaron bu sözlerin nereye gittiğini anlamıştı. Yıllar önce Blackwatch-7’nin uzmanlığı tam olarak buydu. Başka birliklerin girmeyi reddettiği mahalleler, kuşatılmış binalar, kaybolmuş cephe hatları ve şehir içinde birbirinden kopmuş ekipler. Haritalarda birkaç santimetrelik görünen yerlerin gerçekte yüzlerce insanın hayatına mal olduğu operasyonlar. Aaron, Mercer’in uzattığı siyah dosyayı önce almak istemedi. Sonra istemsizce elini uzattı. Dosyanın kapağında herhangi bir isim yoktu; yalnızca kırmızı bir mühür bulunuyordu. Açmadan önce diğerlerini sordı. Miller bulunmuştu. Lewis’le bağlantı kurulmuştu. Harris yoldaydı. Viktor’un yerini bulmak daha uzun sürmüştü ama sonunda ona da ulaşılmıştı. Aaron bu noktada istemeden hafifçe gülümsedi. Viktor’un kolay bulunmaması şaşırtıcı değildi. Yıllar önce bile aynı yerde birkaç haftadan fazla kalabilen biri değildi. Jackson’ın adını sorması biraz daha uzun sürdü. Mercer onunla da temas kurulduğunu söyledi. Bu isim Aaron’ın üzerinde diğerlerinden farklı bir etki bıraktı. Jackson yalnızca eski takım arkadaşı değildi. Blackwatch günlerinde Aaron’ın en yakınındaki kişiydi. Aynı araçta sayısız kez yan yana oturmuş, aynı binalara birlikte girmiş, birinin diğerini kaç kez ölümden çekip çıkardığının hesabını yıllar önce bırakmışlardı. Birlik dağıtıldıktan sonra ise herkes gibi onlar da uzaklaşmıştı. Önce birkaç telefon görüşmesi olmuş, sonra aylar geçmiş, ardından yıllar. Aaron son olarak Connor’ı sordu. Mercer’in ilk kez cevap vermeden önce duraksaması dikkatini çekti. Connor artık evliydi ve sekiz yaşında bir kızı vardı. Aaron bunu duyduğunda birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Connor’ın yıllar önce, bir gün çocuğu olursa üniformayı hemen bırakacağını söylediğini hatırladı. O zaman herkes onunla dalga geçmişti. Connor da gelecekteki kızına savaş hikâyeleri anlatmak yerine kahvaltı hazırlamayı tercih edeceğini söylemişti. Demek gerçekten yapmıştı. Aaron dosyayı kapatıp Mercer’e geri vermek istedi. Gelmeyeceğini söyledi. Mercer dosyayı almadı. Ertesi sabah saat sekizde uçağın kalkacağını, dokuzda Başkan Ward’ın onları beklediğini belirtmekle yetindi. Aaron yeniden gelmeyeceğini söylediğinde Albay onu ikna etmeye çalışmadı. Sadece başını sallayıp araçlara döndü. Siyah otomobiller uzaklaştıktan sonra Aaron garaja girdi ve hiçbir şey olmamış gibi tekrar kamyonetin başına geçti. Henry bir süre onu uzaktan izledi. Sonunda gelenlerin kim olduğunu sordu. Aaron “eski işten” demekle yetindi. Henry, eski işyerinin oldukça pahalı araçlar kullandığını söylediğinde Aaron gülmedi. O gün kalan saatler normalden daha uzun geçti. Aaron motoru tamamladı, müşteriye teslim etti, dükkânı temizledi ve akşam kepengi indirdi. Yine de aklının bir köşesinde yıllardır söylemediği isimler dönüp duruyordu. Miller. Jackson. Connor. Viktor. Lewis. Harris. Bazı isimlerin insanın hayatından çıkması, zihninden de çıktığı anlamına gelmiyordu. Eve döndüğünde televizyonu açması hata olmuştu. İlk kanalda Velgrad görüntüleri vardı. Kamera şehrin batı bölgesinden çekim yapıyordu. Ufukta birkaç bina yanıyor, uzaktaki topçu ateşi karanlığın içinde kısa parlamalar oluşturuyordu. Sunucu merkez bölgedeki çatışmaların yeniden yoğunlaştığını, ordunun son yirmi dört saat içinde önemli kayıplar verdiğini anlatıyordu. Aaron televizyonu kapattı. Bir süre mutfakta oturdu. Önündeki yemek soğuduğu hâlde neredeyse dokunmadı. Gece ilerlediğinde yatak odasına geçti. Dolabın alt çekmecesini açtı, üst üste duran kıyafetleri kenara çekti. En dipte uzun zamandır elini sürmediği siyah kutu hâlâ oradaydı. Kutuyu yatağın üzerine koyarken bir an açmamayı düşündü. Sonra kapağı kaldırdı. Üstte eski bir fotoğraf duruyordu. Sekiz adam kameraya bakıyordu. Yüzleri daha genç, bakışları bugünkünden çok daha hafifti. Miller ortada durmuştu. Connor her zamanki gibi fotoğrafı ciddiye almamış, Harris gülerken ona dönmüş, Lewis elindeki kahveyi bırakmaya bile zahmet etmemişti. Viktor’un yüzünde yine tek bir gülümseme yoktu. Jackson ise kolunu Aaron’ın omzuna atmıştı. Fotoğrafın arkasında birliklerinin adı ve yıllar önce kullandıkları cümle vardı. BLACKWATCH-7 Orduların durduğu yerde biz başlarız. O yıllarda bu söz onlara güçlü gelmişti. Şimdi Aaron’a daha çok genç insanların ölümü anlamadan kurduğu cümlelerden biri gibi görünüyordu. Kutuda eski üniformasından kalan parçalar, sökülmüş arma, birkaç madalya ve metal künyesi vardı. Aaron künyeyi eline aldı. Kenarındaki küçük çizikleri hâlâ hatırlıyordu. Bir görev sırasında taş zemine düşmüş, Jackson da günlerce ona yeni bir tane alması gerektiğini söylemişti. Telefonu titreştiğinde düşüncelerinden sıyrıldı. Numara kayıtlı değildi. Aaron açtı fakat konuşmadı. Karşı taraftaki adamın ilk birkaç kelimesi yeterli oldu. Miller. Sesi eskisinden daha ağır çıkıyordu ama değişmemiş tarafları da vardı. Daha ilk cümlede Aaron’ın göreve gelmeyeceğini söylemesini yasakladı. Aaron istemeden gülümsedi. Yıllar geçmiş olsa da Miller hâlâ emir vermeye alışkındı. Kısa konuşma sırasında Ward’ın onu da çağırdığı ortaya çıktı. Viktor önce reddetmiş, birkaç dakika sonra hazırlanmaya başlamıştı. Bu bilgi Aaron’ı hiç şaşırtmadı. Miller Velgrad’ın durumunun kötü olduğunu söylediğinde Aaron bunun kendi savaşları olmadığını tekrarladı. Miller karşı çıkmadı. Yalnızca kendisinin gideceğini söyledi. Aaron nedenini sordu. Telefonun diğer ucunda birkaç saniye sessizlik oldu. Miller sonunda, on yıl önce yarım bıraktıkları bazı şeylerin hâlâ peşlerini bırakmadığını söyledi. Aaron geçmişin düzeltilemeyeceğini biliyordu. Miller da biliyordu. Belki mesele düzeltmek değildi. Konuşma fazla uzamadı. Miller kapatmadan hemen önce ertesi gün görüşeceklerini söyledi. Aaron buna cevap vermedi. Telefon sustuktan sonra uzun süre fotoğrafa baktı. Sekiz adam. Bir zamanlar herkes Blackwatch-7’nin efsane olduğunu söylüyordu. Başka birliklerdeki genç askerler onların operasyonlarını anlatıyor, bazıları gerçek olmayan şeyleri bile gerçekmiş gibi birbirine aktarıyordu. Fakat fotoğraftaki adamlardan hiçbiri kendisini efsane olarak görmemişti. Onlar yalnızca verilen görevi yapmış, sonra bir gün aynı devlet tarafından suçlu ilan edilip birbirlerinden koparılmışlardı. Aaron fotoğrafı kutunun içine geri koydu. Kapağı kapattı. Ayağa kalkıp dolabın üst rafına uzandı. Uzun zamandır kullanmadığı seyahat çantasını aşağı indirdiğinde üzerinde ince bir toz tabakası vardı. Çantayı yatağın üzerine bıraktı. Fermuarını açtı. Henüz gitmeye karar verdiğini kendisine söylememişti. Ama sabah saat sekizde kalkacak uçağın saatini artık ezbere biliyordu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
2.1M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
856.1K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.1M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
1.0M
bc

A Warrior's Second Chance

read
392.8K
bc

Not just, the Beta

read
365.9K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook