Cennetin Çocukları

2808 Words
Tekvir Suresi 8.Ayette der ki:"Diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günahı yüzünden öldürüldüğü sorulduğunda… Bu sure kıyametin kopuş aşamalarını anlatıyor.Kız çocuklarının diri diri gömülmesi rabbimin ne kadar gücüne gitmiş ki ,daha kıyamet kopar kopmaz bunun hesabının sorulacağını vurguluyor. Cahiliye müşrikleri kız çocukları doğduğu zaman büyük bir utanç duyar,yüzleri kapkara olurdu.Kız çocuklarını, büyüdüklerinde kötü yola düşer ya da besleyemem bahanesiyle götürüp diri diri gömerlerdi. Bu ayet, bin dört yüz yıl öncesinin karanlığını anlatıyor ama gölgesi hâlâ günümüze düşüyor,günümüzü de anlatıyor. Bugün kız çocukları belki toprağın altına gömülmüyor, ama hayalleri, hakları ve umutları birer birer gömülüyor. Eğitimden mahrum bırakılarak, küçücük yaşta evliliğe zorlanarak, susturularak, hor görülerek…Onların sesi kısılınca, aslında toplumun vicdanı kısılıyor. Çünkü her yok edilen kız çocuğunun hakkıyla birlikte, yarınlarımızın ışığı da söndürülüyor.Ve dünyanın en büyük en iğrenç suçu olarak ,şeref yoksunu yaratıkların şehvetlerine kurban olarak gömülüyorlar. Bugün o ayetin sorusu yeniden önümüzde: “Hangi günahı vardı?” ..... Yeraltı üssünün ağır çelik kapıları yavaşça açılırken, loş koridorda, yürüyen Aybora ve Aytolun’un ayak sesleri yankılanıyordu. Çıkışa varmadan önce onları bekleyen iki kişi vardı: Binbaşı Asır ve Zoya. Aybora elinde tuttuğu,Aytolun'a ait bavulun kulpunu biraz daha sıktı.Aytolun'un elinde ise küçük delikli bir kutu vardı.İkisi de arkada bıraktıkları bekar hayatlarının gölgesiyle boğuşuyordu. Asır’ın gözleri önce Aybora’ya sonra Aytolun’a kaydı. Yüzünde ciddi ama sıcak bir ifade vardı. "Evet veda zamanı geldi.Aslında buna veda demeyelim.İstediğin her an görüşeceğiz canım.Sadece sizi uğurlamak istedik.Sen benim için en kıymetli bağ olan can bağından kardeşimsin.Ufaklık, abin her zaman arkanı kollayacak,başın sıkıştığında hep yanında olacak.Her düştüğünde elinden tutarım,arkanda dağ gibi ailen olduğu sakın unutma."dedi, Aytolun'a bakarak. Gözleri dolan Aytolun sıkıca ona sarıldı."Abiciğim şu hayatta koşulsuz güvendiğim tek erkeksin.Varlığın bana güç ve güven veriyor.Benim için bambaşka bir dünya inşaa ettiniz."derken boğazı düğüm düğüm oldu. "Seni gülerken görmek en büyük mutluluğum."diyen Asır,alnından öptüğünde ayrıldılar. Aytolun sıkıca Zoya'ya sarıldı. "Bir kız kardeşim olsaydı ancak bu kadar sevebilirdim."dedi,Zoya gözleri nemlenirken. "Bir ablam olsaydı ancak bu kadar sevebilirdim.Benim için sevgi, mutluluk,aile ve tüm erdemli kavramların karşılığısınız."dedi,Aytolun. Ayrıldıklarında ,Aybora "Allah'a ısmarladık komutanım."deyip Asır'la tokalaştı. "Hadi bakalım selametle, kendine ve kardeşime iyi bak."dedi,Asır onun omzuna dokunarak. "Allah'a ısmarladık başkanım."dedi, Aybora Zoya'ya bakarak. "Güle güle gidin, Allah'a emanet olun.Yeni hayatınızda mutluluklar dilerim.Genetik Eşik projesi sizi bir araya getirdi.Bu sadece sizin için değil bizim için de zor bir karar oldu.Kendi isteğiniz dışında evlendiniz. Ama şunu unutmayın: Bazen kalpler, zorunluluktan doğan bağların içinde gerçek bir yol bulur.DNA uyumunuz yaşantınıza da yansıyacak ve zamanla birbirinizi tamamladığınızı fark edeceksiniz.Sadece biyolojiniz değil ruhlarınız da yaren çünkü.İleriki zamanda evlenmenize sebep olduğum için bana teşekkür edeceğinize eminim."dedi,Zoya tebessüm ederek. "Herkese selam söyleyin Remziye anneanneme,Dursun dayıma, Nebahat teyzeme,Ceyhun enişteye,Gece timine, özellikle Hüma ve İlter'e."dedi, Aytolun. "Başımız üstüne canım.Onların meseleden haberi yok.Projeyi gizli tutuyoruz.Senin eğitimde olduğunu söyleyeceğiz.Bir süre sonra Aybora ile görev evliliği yaptığını söyleriz."dedi,Zoya. "Bizim de önemli bir görev için acilen Trabzon'a dönmemiz lazım.Sizden sonra da biz çıkacağız."dedi,Asır. Aytolun "Görüşmek üzere."dediğinde otoparka açılan kapıdan çıkıp Aybora'nın cipine doğru yürümeye başladılar. Aytolun , Aybora'nın elindeki bavula doğru uzanıp "Bavulumu kendim taşırım."dedi. "Bence taşıyamazsın,incecik bileğin çat diye kırılır.Ben de seninle uğraşmak zorunda kalırım."dedi, Aybora. "Beni çıt kırıldım kızlarla karıştırma."diye çıkıştı Aytolun. "Konunun çıt kırıldımlıkla alakası yok.Bavul herhangi bir kadının kaldıramayacağı ağırlıkta.İçine öküz ölüsü mü koydun?"dedi, Aybora. "Belki bir gün onu da yaparım,şimdilik yanımda yürüsün bakalım."diyen Aytolun bavulun yan taraftaki kulpuna yapışıp çekmeye başladı. "Bastı yine inatçı tuşuna."diyen Aybora Aytolun'un bavulu tutan,elini çekip ; bileğinden kavradı ve çekiştirerek götürmeye başladı. "Yeşil hareleri öfkeyle dolan Aytolun"Bırak!"diye çıkıştı. Aybora umursamadan,seri adımlarla cipin yanına geldi.Bavulu ve Aytolun'u elindeki delikli küçük kutuyu bagaja yerleştirdi.Aytolun sesini çıkarmadan ön koltuğa geçip oturdu.Aybora da bindiğinde aracı çalıştırdı ve yola koyuldular. Yeraltı üssünün derinliklerinde motorun homurtusu yankılanıyordu. Siyah zırhlı araç, tünelin sonuna geldiğinde dışarı açılan devasa geçitin önünde beklemeye başladı.Araç kontrol odasından onay sinyali alındığında, geçidin üzerindeki kartal kanatlı yıldız sembolü kızıl bir ışıkla parladı. Metalin sürtünme sesi dağın gövdesini titretti. Yavaşça ayrılan paneller, sislerin arasından dış dünyaya açılan gizemli bir kapı gibi geriye çekildi. Aybora hızla ileri atıldı. Lastiklerin raylardan çıkışıyla birlikte motor kükredi ve dağın gölgesinden dışarı fırladı.Geçit arkasından tekrar kapanırken, dışarıdan bakan bir yabancı sadece sıradan bir kayalık yüzey görebilirdi. Gazı kökleyen Aybora iki tarafına kızıl çam ağaçları sıralanmış yoldan hızla ilerliyordu."Biraz yavaş sürer misin? Ormanı ve dağı izlemek istiyorum."dedi,Aytolun. Aybora bıkkın bir nefes verip kademeli şekilde hızını düşürdü.Aytolun başını cama yasalayıp enfes manzarayı seyre koyuldu.Bir süre gittiklerinde, ağaç dallarıyla yapılmış haymanın altında elma satan bir adam fark etti.Elmayı çok seviyordu ve gözleri parlayarak elmalara bakıyordu. Kızın elmalara baktığının farkında olan Aybora aynı zamanda, otuzlu yaşlardaki genç ve yakışıklı satıcıyı da inceledi. "Elma alacağım arabayı durdur."dedi,Aytolun. Aybora 200 m gidip öyle durdu. "Arabada kal ,ben gidip alırım." "Kendim almak istiyorum."diye karşı çıktı Aytolun. "Galiba sen beni tanıyana kadar,çokkk sabır çekeceğim;ben arabada oturacağım,karım da gidip adamın tekiyle muhatap olup elma alacak öyle mi? Birinci seviyeden delirme sebebi."diyen Aybora arabadan çıkıp satıcıya doğru yürümeye başladı. Aytolun,ağaçları izlemeye devam etti.Saha ajanı olmak için eğitim alıyordu ve içine doğan bir hisle etrafı bir Asena gibi irdelemeye başladı.O anda sık ağaçların arasından bir kıpırtı fark etti.O yöne daha dikkatli baktı.Ve sonra o korkunç görüntüyü yarım yamalak gördü. Bir adam, küçücük bir kız çocuğunu köşeye sıkıştırmış, pantolonunu indiriyordu.Bir taraftan da ağzını kapatıyordu. Aytolun'un kanı dondu. Çocukluk kabusları zihnini delip geçti. Ellerinin titremesine izin vermedi. Bir öfke seliyle arabadan fırladı. Çimenleri, dalları yararak koştu.Yanlarına geldiğinde,adam başını kaldırıp bakamadan Aytolun ona öyle bir tekme savurdu ki yere yuvarlandı. Korkudan delirmiş gibi bakan çocuğu hızla arkasına aldı. Sonra tüm gücüyle adama saldırdı. Yumruk üstüne yumruk, tekme üstüne tekme… Öfkesi, yıllardır boğazına düğümlenen o sessiz çığlıklarla birleşmişti.Bağırıyordu, haykırıyordu:“Piç kuruları!Şahsiyetsiz puştlar!Hayvan bile olamayacak aşşağılık yaratıklar!Ellerinizi çekin kız çocuklarından, kadınlardan! İğrenç zihniyetinizi,elinizi,kolunuzu,gözünüzü,her şeyinizi çekin üzerimizden! Çocuklar hayatın gülüşü, nefesi, en temiz yanı!Ve siz! Siz onları kirletmeye kalktıkça, biz sizi yerle bir edeceğiz!" Adam inleyerek yere kıvrandı ama Aytolun’un yumrukları durmadı. Yıllar önceki çaresiz çocukluğunun intikamını alıyordu bir taraftan. Her darbesiyle içindeki buz çözüldü, zincirler kırıldı. Adam sendeleyip doğrulmak istedi. Aytolun’un yumruğu burnuna indi, kan fışkırdı. Sonra ayağını kaldırıp adamın kasıklarına indirdi. Adam çığlık çığlığa inledi. Ormanın sessizliğini delip geçen o ses, sanki bütün kirli ruhlara bir uyarı gibiydi.Aytolun, artık sadece o adamı dövmüyordu. Yıllardır içinde susturduğu bütün çığlıkları, bütün öfkeleri, bütün yaraları kusuyordu. “Bu topraklarda Rabia Naz’ın ahı var!Leyla’nın, Ceylan’ın, Şule Çet'in,Özgecan’ın,Ceren Özdemir'in,Irmak Kupal'ın,Eylül Yağlıkara'nın,Narin Güran'ın!Ve nice isimsiz kız çocuğunun gözyaşı var!Ne yaptılar size ha? Kimisi küçücük,kimisi üniversiteli,hepsi ana kuzusu! Hepsinin hayalleri vardı.Evinin önünde oynayan,parkta oynayan çoçuklardan ne istediniz? Okulundan eve dönen genç bir kızdan ne istediniz?Onlar cennetin çocukları,hepsinin ahı olup sizin gibi yaratıkları yerle bir edeceğiz! Çocukları ve kadınları rahat bırakın!"diye haykırdı. Adam kıvranıyordu. Ama Aytolun hırsını alamıyordu.O sırada sesleri duyarak koşup gelen Aybora elinde elma poşetiyle sahneye daldı.Gördüğü manzara karşısında donakaldı.Kan ter içinde, gözlerinden ateş saçan Aytolun bir puştun pestilini çıkarıyordu.Onu ilk kez böyle görüyordu: Yıkılmaz, kudretli, zincirlerini kırmış bir savaşçı gibi. Elindeki elma poşeti düştü."Dağlar kızı!"diye seslendi.Aytolun adama bir tekme daha savurdu. "Dağlar kızı!.."diyen Aybora,tek koluyla karısının belinden sarıp adamın üzerinden aldı.O anda göz göze geldiler.İkisi de kendi içinde geçmişin acısını yâd ediyordu.Aybora gözlerinin önünde taciz edilen bir kız çocuğuna yardım edememişti çünkü çok küçüktü.Aytolun ise iğrenç dillerin ve ellerin dokunuşlarına maruz kalmıştı. Acıları yarendi.Sanki o acı ikisinin gözünde köprü kurdu ve ikisi de birbirine sarılma ihtiyacıyla doldu.Aytolun, Aybora'nın kollarına atlayıp hüngür hüngür ağlamak istiyordu.Aynı şekilde Aybora da Aytolun'u bağrına basıp ağlama demek istiyordu ama yapamıyorlardı. Aytolun arkasını dönüp gözyaşlarını sildi.Yeniden Aybora'ya döndüğünde "Karışma! Bu yaratığı öldüreceğim!"diye haykırıp birkaç saniye nefes nefese çocuğa baktı. Hızla yanına gelip sımsıkı sarıldı.İkisi birden hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.On yaşlarındaki kız öyle bir sokuldu ki Aytolun'a, Aytolun'un yüreğinden binlerce ah koptu. Doğrulmaya çalışan adamın kafasına tekme geçirip yeniden yere yapıştıran Aybora,boğazına bastı.Sen kimin eline düştüğünü bilmiyorsun.Seni var ya iğrenç zihniyetinden s..."diye küfür savurdu. Biraz ileri gidip telefonunu çıkardı ve timindeki siber güvenlik uzmanı Baykuş Musa'yı aradı.Musa telefonu açtığı gibi "Emredin komutanım!"dedi. "Baykuş sana bir fotoğraf atacağım,bu puştun iki dakiakada GBT'sini çıkar." "Hemen komutanım." Aybora adamın yüzünün fotoğrafını çekip Musa'ya attı.Musa dakikalar içinde geri döndü. "Komutanım bu piç, iki tane kız çocuğuna cinsel istismar suçundan içeride yatmış ama birkaç seneyle sıyırmış.Komutanım yalvarırım onu bana verin." "Rıfkıyla birlikte, atacağım konuma gelin.Rıfkının çük mezarlığı koleksiyonuna yeni bir mal var."dedi, Aybora. Deve Rıfkı vatan hainlerini ve böyle aşşağılık piçleri öldürdükten sonra erkekliğini kesip alıyordu.Aldığı organlardan kendine bir mezarlık yapmıştı.'Bu puştlar erkek değil ,erkek olarak toprağa giremezler.Erkek olmak bu organla asla ölçülemez ama sembolü.'diyordu. Çük mezarlığı sözüyle, Musa bilgisayar fan sesi gibi gülmeye başladı. "Koşa koşa geliyoruz komutanım."dedi, heyecanlı sesiyle. Aybora telefonu kapatıp konumu attı.Çabucak arabanın yanına gidip bagajdan aldığı halatla geri döndü ve adamı sıkıca ağaca bağladı."Benim attığım düğümü zaten çözemez ama eşeği sağlam kazığa bağlayalım."deyip attığı tekmeler ile adamın bacağını kırdı.Adamın acı dolu inlemeleri ormanı doldurdu. "En sevdiğim ses itin,piçin inleme sesi."deyip kız çocuğunu kucağına aldı ve tepesini şefkatlice öptü.Sonrasında Aytolun'un bileğini kavrayıp gidiyoruz."dedi. Aytolun bileğini hızla geri çekti."Hayır ben gelmiyorum.Bu iğrençliği sindirmem mümkün değil.Bu şerefsizi öldüreceğim!"diye haykırdı. "Hayır ölmeyecek,sürünecek,beni öldürün diye yalvaracak.Ölüm ona kurtuluş olur.Madem içeri girip girip çıkıyor,biz de kendi adaletimizi kendimiz sağlarız.Zira adaletin olmadığı yerde hak ve hürriyetler kelepçeli gezer."dedi,Aybora. Aytolun hâlâ isteksiz bakıyordu."Gidiyoruz!"diye karşısındakine başka tercih bırakmadığını bildiren otoriter bir sesle uyardı Aybora. Ve hiç düşünmeden boştaki koluyla Aytolun'u bileğinden kavrayıp yürümeye başladı.Aytolun"Bırak!"diye çırpınmaya başladı."Bana bak inatçı cadı ikimiz de aynı ordudayız ve ben senin kaç kademe üstünüm,o yüzden emirlerime kayıtsız şartsız uyacaksın! Senin karşında komutanın var."diye uyardı Aybora. Aytolun cevap vermedi.Kavga çıkarıp çocuğu daha fazla germek istemiyordu.Arabanın yanına gelen Aybora, çocuğu kucağından indirdi.Arka kapıyı açıp Zehra'nın binmesine yardımcı oldu.Aytolun da çocuğun yanına oturmak istedi.Açık kapıdan girerken Aybora'ya olan sinirinden dolayı hızlı hareket etti ve başını kapı üst pervazına çarpacakken,Aybora saliselik bir refleksle elini onun başı ve pervazın arasına tampon yaptı.Yaptığı hareket, Aytolun'un hoşuna gitse de belli etmedi. "Bu kadar ince düşünme üşütürsün."dedi,arabaya binerken. "Bir asker olarak koruma refleksiydi.Başka manalar çıkarma."dedi,Aybora. "Sen ve mana zıt anlamlısınız zaten."dedi, Aytolun. Aybora gidip yeniden elma aldı ve döndüğünde Aytolun'a uzattı."Yıkattım yiyebilirsiniz."dedi. Aytolun Zehra'nın derdindeydi.Çocuğun nasıl bir travma yaşadığını tahmin edebiliyordu ve onun kafasını dağıtmak için bir şeyler düşündü. "Canın ismin nedir?"diye sordu. "Zehra."dedi,çocuk kısık sesiyle. "Kendin gibi çok güzel bir ismin var.Al bakalım."deyip bir tane elma uzattı. "Okula gidiyor musun?"dedi,akabinde "Dördüncü sınıfa geçtim."dedi,Zehra. "O zaman masal okuyorsundur?" "Evet çok severim.Hatta bu kıpkırmızı elmayı görünce masallardaki üç elma geldi aklıma.Masallarda gökten hep üç elma düşüyor.Niye hep elma düşüyor ve üç tane düşüyor,çok merak ediyorum."dedi,Zehra. "Bak şimdi elma Türk kültüründe ve farklı kültürlerde özel anlamlara sahiptir.Ayrıca Türk kültüründe üç sayısı kutsal kabul edilir.Türk masallarında ve halk hikâyelerinde elma, kahramana sağlık, şifa veya aşk getiren büyülü bir meyve olarak anlatılır.Üç Elma motifi ise insan hayatının üç temel ihtiyacını aşk, sağlık ve mutluluğu temsil eder. İki kişinin bir elmayı paylaşması aynı kaderi paylaşmalarına sebep olur.Birlikte yenen elma, aşkın ve evliliğin simgesi olarak kabul edilir."dedi,Aytolun ılık sesiyle. "Neymiş, neymiş? Âşk insan hayatının temel ihtiyaçları arasında mıymış?"dedi,Aybora alayvari bir tonlamayla. "Seni ilgilendiren bir durum yok zaten.Ruhu olanlar için geçerli bir ihtiyaç.Âşk ruhun gıdasıdır.Sen ruhunu aldırmış robot gibi bir komandosun."dedi,Aytolun. "Olduğum hâlden mutluyum,âşk gibi bir saçmalık bana yaklaşamaz bile."dedi,Aybora. Zehra'nın gözleri ikisinin üzerinde mekik dokuyordu."Size bir şey sorabilir miyim?"dedi." "Sorabilirsin canım."dedi,Aytolun. "Hani masallarda lambadan cin çıkıyor ve 'Üç dilek hakkın var,dile benden ne dilersen.' diyor ya,üç dilek hakkınız oldaydı ne dilerdiniz?" Aytolun hiç düşünmeden"Öncelikle hayatımın bir kısmını hiç yaşamamış olmayı dilerdim.Bir de güven ve mutluluk dilerdim."dedi." Abi sen?"dedi,Zehra. O anda griler ve yeşil hareler dikiz aynasında buluştu. "Bir dağ keçisi,bir dağlar kızı,bir de acem kızı dilerdim."dedi,Aybora. Dikiz aynasında buluşan gözler birbirine kördüğüm gibi bağlandı.İkisi de göz göze geldiklerinde yüreklerine akan sızıya bir anlam veremiyordu. "Tamam tüm dileklerinizin gerçek olması için dua edeceğim.Siz hayatımı kurtardınız,Allah bir çocuğun duasını geri çevirmez.Sizi benim için gönderdiğini de biliyorum."dedi,Zehra gözleri dolarak. Onun sözleri ile griler ve yeşiller birbirinden ayrıldı.Aytolun, çocuğa sımsıkı sarılıp alnından öptü. "Zehra sakın söylediklerimi diklate alma! Öylesine,dağ keçisini kızdırmak için söyledim."dedi,Aybora panikle. "Vallaha iş işten geçti,dilekler söylendi ve ben onlar gerçek olsun diye içimden dua etmeye başladım bile.Hem iki tane kadın istedin,bu isteğin hiç hoşuma gitmedi.İkinizi karı koca sanmıştım."dedi,Zehra. "Ne ikisi,dağ keçisi de kadın,üçü de aynı kadın ve o kişi yanında oturan baş belası cadı.O yüzden benim için dua etme canım."dedi,Aybora. "Vallaha mı? O zaman senin için daha çok dua edeceğim.Böyle iyi kalpli ve güzel ablayı ancak masallarda bulursun çünkü."dedi,Zehra kıkırdayarak. "Yaktın beni Zehroş."dedi,Aybora. Aytolun kaşlarını çatmış hâlde bakıyordu. "Bilim ile alnıma yazıldın,yüreğime değil yüzbaşı.Merak etme kalbime senin gibi bir kötülük yapmam."dedi,Aytolun. "İnşallah becerebilirsin."dedi,Aybora. .... Zehra'nın evini bulup çocuğu ailesine teslim etmişlerdi.Evin önünde oynarken kaybolan,iki saatir deli gibi aradıkları çocuklarına kavuşan aile sevinç gözyaşlarına boğulmuştu.Aybora ve Aytolun aileye meseleyi anlatmış,her türlü destek olacaklarını,Zehra ile yakından ilgileneceklerini söyleyip ayrılmışlardı.Villaya doğru yavaşça yol alıyorlardı. Aybora Aytolun'a yandan bir bakış atıp konuşmaya başladı."Aillemle birlikte kalmak istemezsen,sana ayrı bir ev ayarlarım.Bizim villaya yakın bir yerde oturabilirsin.Annemin ağır bir travması var.Abim uzun zaman önce şehit oldu ve zaten hasta olan babam da onun acısına dayamayıp arkasından vefat etti.Ve üç tane serseri kardeşim var.Annem onlarla başa çıkamıyor.Annemi şu an için yalnız bırakamam. Sen başka evde oturmak istersen oturabilirsin.Ben iki evde de kalırım.Zaten bana göre gerçek bir evlilik değil.Bir yolunu bulup bu çocuk meselesinden de kurtulmamız lazım bacım."dedi, ciddiyetle. Aytolun ," bacım" sözcüğü ile gülecek gibi oldu ama kahkahasını zorla durdurdu. "Öncelikle kimsenim benim için düzenini değiştirmesine gerek yok.Ailenle birlikte otururum.O insanlarla en azından canım sıkılmaz.Bir tomrukla tek yaşamaktan çok çok iyidir.Şunu da kafana sokman lazım ki ,istesen de benimle gerçek evli olamazsın.Ama çocuk konusunda seninle hem fikirim.Abimi asla kandıramayız bunu da unutmamak lazım tabii dayıcığım."dedi,Aytolun."bacım" kelimesine misilleme olarak. Aybora, "dayı" kelimesiyle yüzünü buruşturdu."Ne! Dayı mı? Ne dayısı?Tomruğu tercih ederim.Ayrıca ailemin yanında dayıcığım falan deme,onların bu evliliğe inanması lazım.Senin de dediğin gibi işin içinde Hekimoğlu var, her yerde gözü kulağı vardır."dedi. İkisi de suspus olup bir çıkar yol bulmak için düşünmeye başladılar.Aybora burnundan usançlı bir nefes bıraktı ve multimedya tuşuna bastığında, sevdiği türkülerin yüklü olduğu MP3 çalmaya başladı ve Acem Kızı türküsünün nağmeleri arabayı doldurdu.” .... Çırpınıp da şan ovaya çıkınca Eğlen şan ovada gal acem gızı. Uğrun uğrun gaş altından bakınca Can telef ediyor gül acem gızı. Seni seven oğlan neylesin malı, Yumdukça gözünden döker mercanı. Burun fındık ağzı gahve fincanı, Şeker mi, şerbet mi bal acem gızı. .... Türkünün sözleri ile gözleri buluştu.Aybora'nın esrarlı bakışları, Aytolun'un küçük burnu ve dudakları arasında usulca mekik dokuyordu.Kızın dudakları minik ama dolgun kıvrımlarıyla, sanki ateşten bir mühür gibiydi; baktıkça insanın kalbine iz bırakıyordu. Aybora kapılmamak adına hızla çekti bakışlarını. "Bu türküden nefret ediyorum,derhal kapat!"dedi,Aytolun. "Ben çok seviyorum.Seninle alakası yok,seni tanımadan önce de fırsat buldukça dinlediğim bir türküydü."dedi, Aybora. Aytolun geçmişin acı hatıraları ile burnundan soluyordu."Sana kapat dedim!"deyip multimedyaya okkalı bir yumruk geçirdi. Aybora şaşkınlık içinde, arabayı sola kırarak durdu ve hemen Aytolun'un yumruk attığı eline tutup bir şey olmuş mu diye baktı.Ortadaki parmak boğumları yüzülmüş,hafiften kanıyordu. Griler kudurmuş bir öfkeyle dolarken,o gözlerin sahibi "Lanet olsun!"diye kükreyip avucunun içiyle direksiyona vurdu. "Ne halt ettiğini sanıyorsun ,elinin hâline bak!"diye yeniden bağırdı. Geçmişin kancasına takılı kalan yaslı yüzün küçük dudakları güçlükle açıldı. "Sana kapat demiştim.Hem elimden sanane!"diye hırçınlaşan Aytolun elini, Aybora'nın avucundan çekti. Aybora arabadan inip bagajdaki ilk yardım çantasından pamuk, oksijenli su,ağrı kesici merhem ve sargı bezi alıp geri döndü.Ne yapacağını anlayan Aytolun hızla elini arkasına sakladı. Pamuğa oksijenli su döken Aybora tek hamlede onun elini yakalayıp, arkasından çekip çıkardı. "Bırak istemiyorum!"diye çıkıştı Aytolun. "Ben istiyorum ve bu da eylemin mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelir.O yüzden boşuna çırpınıp kendini yorma."dedi, Aybora net şekilde. Aytolun direnmenin nafile olduğunu anlayıp elini çekiştirmeyi bıraktı.Aybora avucunda küçücük kalan zarif ele pamuğu sürmeye başladı. Oksijenli su yüzünden canı yanan Aytolun"Ah!"deyip refleks olarak elini geriye dogru çekti. Kendi canı yanmış gibi içi sızlayan Aybora'nın grileri hızla yeşillere kaydı.Aytolun gözünü kaçırdı.Bir erkeğe zayıf yönlerini göstermekten nefret ediyordu.Aybora yaralı ele döndü.Kızın canı yanmasın diye nefesini üfleyerek sürüyordu oksijenli pamuğu. Hareketi ile,Aytolun'un kaşları havalandı.Böyle şeylere tav olacak kız değildi ama Aybora yapınca hoşuna gidiyordu. Yarayı temizleyip, merhem sürüp,tek kat saran Aybora gözlerini yeşillere dikti.Bakışları, gündüzün ortasında aniden karanlık geceye açılan bir kapı gibi insanın içini ürpertiyordu. O gözlerde kaybolan Aytolun irkilerek kendini geriye doğru çekti. Çünkü adamın bakışında yalnızca öfke değil, sessiz bir hâkimiyet ve tehditkâr bir soğukluk vardı. "Bana bak dağ keçisi bir daha kendine zarar verirsen sonuçlarına katlanırsın!"dedi,Aybora komutan edasıyla. "Pardon,anlamadım...Bana hiçbir şey yapamazsın!"dedi, Aytolun alayvârî bir tonlamayla. "Ben yaparım diyorsam konu kapanmıştır.Vereceğim pahalı bir eğitimle bunu kanıtlarım.Kendine cahilce zarar vermenin bedeli daha ağır olduğu için,eğitimin pahalı olması takdir bile edilir."dedi,Aybora dikte eder gibi. Aytolun küçümser bir bakış attı."Ne yaparsın mesela? Bilmiş laflarla tehdit gemisi yürümez."dedi. "Öperim!"dedi, Aybora cüretkarca ve hiç çekinmeden. Grileri, yakut rengindeki küçük dudaklara dokundu.Aytolun'un zümrütleri büyümüş, şaşkınca bakıyordu. "Ne yaparsın? Ne yaparsın?" dedi, sinirli sesiyle. "Diyorum ki ,caydırıcı cezalar suçu önlemenin en etkili yoludur.Sana dokunmamı asla istemediğini biliyorum.O yüzden ayağını denk al!" "Kendime ne yaptığım beni ilgilendirir ve bunu suç olarak nitelendiremezsin." "Yoo beni de ilgilendirir.Beni ilgilendiren meseleleri sadece ben belirlerim.Kimsenin hayatıma tahakküm etmesine izin vermem."diyen Aybora arabayı çalıştırıp gazı kökledi. Bir süre gittiklerinde "Alyansa da alıp takmamız lazım.Hiç sevmediğim saçma sapan işler."dedi,Aybora. "Hiç takmak istemiyorum ve onu parmağımda pranga gibi taşımak benim için çok zor olacak ama ben iki tane alyan istiyorum."dedi, Aytolun esrarlı şekilde. Aybora'nın tek kaşı şaşkınca havalandı."Takmak istemediğin hâlde iki tane alyans istiyorsun...Bu düşüncen ve havuza ikinci defa atlama saçmalığın aynı kaynaktan besleniyor değil mi?"dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD