Evlilik ile her evin kapısından içeriye farklı hikâyeler girer; kimi huzur getirir, kimi fırtına.Aybora ve Aytolun içinse bu kapı, iki yabancının kader zincirleriyle birbirine bağlandığı eşiği temsil ediyordu.Kimi zaman gurur, kimi zaman inat, kimi zaman da kalbin en derininde gizlenen duygular onları sınayacak.
Onların mücadelesi sadece birbirleriyle değil, aynı zamanda kaderle, geçmişin acılarıyla ve geleceğin bilinmezliğiyle olacak.Fakat ne kadar restleşseler, ne kadar söz düellosuna girseler de aralarındaki bağ, inkar edilemeyecek kadar derin...
Gururla örülmüş duvarların gerisinde gizlenen sarsılmaz çekim ve siyah güllerin arasında kanla mühürlenen bir hakikat onları bekliyor.
.......
"Neden iki alyans?Havuza da kendi isteğinle ikinci defa atlamıştın.İki sayısıyla arandaki husumet nedir?"dedi, Aybora göz ucuyla Aytolun'a bakarak.
"Seni havuzdan çıkardığımda 'kurtuldular mı?' demiştin.Kimlerden bahsediyordun?"
Aytolun yüreğine tüneyen sızı ile birkaç saniye sessiz kaldı.
"Bu konular seni ilgilendirmiyor, birbirimizin özeline girmeyelim.Aynı evde ama farklı dünyalarda yaşayacağız.Kimse kimseye hiçbir konuda karışmayacak."diye uyardı.
"Sen zaten bana karışamazsın. Benim de sana karışmaya niyetim yok. Dediğin gibi, sadece ev arkadaşı gibi yaşayacağız. İşin içinde Hekimoğlu olmasa, ben bu işten bir şekilde sıyırırdım ama onu asla kandıramayız."diyen Aybora gaza biraz daha yüklendi.
"Öte yandan hayatına küçük bir not düşeyim: Hani bana, 'Sana bir Asena tavsiyesi Bozkurt; geçmişteki acıların, gelecek mutlulukların hırsızı olmasın.' demiştin."dedi,kıza yandan bakarak.
"Bence bu tavsiyeyi, bir şifa elbisesi gibi önce kendi yaralarına giydir.Benden de sana bir Bozkurt tavsiyesi Asena: Hayatın, yoluna koyduğu taşlarla kendini inşa et.O taşlara takılıp düşme."
......
On beş dakika sonra villanın önündeydiler. Torpidodan aldığı kumanda ile bahçenin büyük demir kapılarını açıp içeri girdi ve arabayı her zamanki yerine park etti.
İçinden çıktığında ,Aytolun da eşzamanlı olarak arabadan çıktı.Merakla villayı ve bahçesini inceliyordu.
O sırada bahçenin derinliklerinden siyah bir gölge hızla üzerlerine doğru koştu. Gözleri pırıl pırıl parlayan,simsiyah iri bir Alman kurdu, öfke dolu havlamalar eşliğinde Aytolun'a atıldı.Aytolun ürkek bir çığlıkla sıçrayarak Aybora’nın arkasına saklandı. Gözleri büyümüş, nefesi hızlanmıştı.
“Korkma.” dedi, Aybora, omzunun üzerinden ona bakarak.Sesinde güven vardı.Köpek kuyruğunu sallayarak,Aybora’nın önünde durdu ve sevecenlikle sürtündü.
Aybora,sakinleştirmek ister gibi köpeğinin ensesini okşadı.“Tamam, kızım… Hadi, sakin ol.”
Aytolun,kocasının tişörtünü sıkıca kavramış,yan taraftaftan köpeğe bakmaya çalışıyordu.
Aybora hafifçe geriye döndü.Aytolun’un bileğini kavrayıp onu arkasından çıkardı.
“Bir şey yapmaz.Korkmana gerek yok." dedi, sakin ama kararlı sesiyle.
Aytolun, Aybora’nın koruyucu tavrına güvenerek köpeğin karşısına dikildi.Gün ışığında bile parlayan sarıya çalan açık altın tonlarındaki gözlerine baktı.Hayvanlarla telepatik iletişim kurabiliyordu ve zihnini açıp köpeğin düşüncelerine ulaşmaya çalıştı.
Başına aniden bir uğultu doldu.Köpeğin bakışlar buz gibiydi; keskin, tehditkâr ve hoşnutsuzluk doluydu.Gözlerinden duygularını sezebiliyordu.Gözlerindeki kıskanç bakışları anlayınca içi ürperdi.Dişi köpek resmen Aybora'yı kıskanıyordu.
Aytolun,sarı gözlerdeki karanlık ifade ile bir adım geri çekildi.Güçlü kasları, çevik hareketleriyle;hem ürkütücü bir güç hem de sadık bir koruyucu edası taşıyan köpek belli belirsiz bir hırıltıyla kendine bakıyordu.
"Benden hoşlanmadı."dedi,Aytolun.
"Annem ve teyzem hariç kadınları pek sevmez."dedi,Aybora.
"Bayağı belli ediyor."dedi, Aytolun.
O sırada köpek yeniden üstüne atıldı.Aybora saliselik bir refleksle, kolunun üstünden kavradığı karısını hızla arkasına aldı.Korku dolu çığlığını yutan Aytolun, Aybora'nın tişörtüne sıkıca yeniden tutundu.
Omuzunun üzerinden ona dönen Aybora "Korkma yanındayım."deyip köpeğin önünde çömelip kulağına yaklaştı.
"Hera ,sakın ona zarar verme.Dağlar kızı benim kıymetlim.Bir daha onu korkutursan bozuşuruz."diye fısıldadı.
Köpek, Aytolun'a daha kötü bakışlar atarak kuyruğunu kıstırıp kulübesine gitti.
"Ona ne söyledin? Giderken bana daha kötü bakıyordu."dedi, Aytolun.
Aybora'nın grilerinde hin bir ışık parladı.
"O bir cadı ,seni fareye çevrir ,hatta ısırır; ondan uzak durmalısın dedim."
"Komik olduğunu sanıyorsan değilsin."dedi,Aytolun göz devirerek.
Mutfakta öğle yemeği için taze fasulye ayıklayan Cevriye Hanım, araba sesi ve köpeğin havlamasından birinin geldiğini sezmişti.
“Aybora mı geldi?" diye mırıldanarak pencerenin önüne geldi. Perdeleri araladığında,gözlerine takılan ilk şey Aytolun oldu.Mavi gözleri pırıl pırıl açıldı; sevinçle elindeki bıçağı tezgâha fırlatıp, mutfaktan ok gibi fırladı.
Salonda kıvrılıp uyuyan üçüzlerin üstüne dikilerek: "Kalkın ulaaa! Yiğidim yanına bir hatun almış gelmiş!"diye bağırdı.
Annelerinin sesine gözlerini ovuşturarak uyanan üçüzler birbirine şaşkınlıkla bakıştı.
"Kız dedi… Abimin yanında kız varmış." dedi, Fatih.
"Yok canım, hayal görmüştür, dedi Sultan.
"He ya,kesin hayal görmüştür. İçimizden birini evlendirmek için adamadığı adak, dilemediği dilek, atmadığı dayak kalmadı." dedi Mehmet.
Fatih düşünceli bir şekilde
"Ama koşarak bahçeye gitti..." deyince üçü birden merakla pencereye koştular.Aytolun’u görünce cama yapıştılar ve ağızlarından aynı anda
"O neydi gıııııız!"nidaları döküldü.
Ardından sürü gibi bahçeye fırladılar.Onların peşinden meraklanan Fikriye de koştura koştura bahçeye çıktı.
Cevriye Hanım’ın heyecanı durmak bilmiyordu; Aytolun’un önünde durup
"Hoş geldiniz yiğidim! Bu hanım kız kim? diye sordu."gözlerinin içi gülerek.
Üçüzler koro halinde “Hoş geldiniz!” diye tempo tutarken, Fikriye de “Hoş geldin paşam, hoş geldin küçük hanım,” diye ekledi.
Ev halkının merakı doruk noktasındaydı.Aybora ve Aytolun hepsine hoş bulduk dediler.
Tam o sırada Aytolun’un gözleri üçüzlerin bacaklarına kaydı. Streç filme sarılmış bacaklara şaşkınca bakıyordu.Bacak kılları eve dökülmesin diye bacaklarını streç filmle sarmışlardı.Aytolun'un dudağının kenarında küçük bir gülümseme peydah oldu.
Cevriye Hanım kaşlarını kaldırıp Aytolun'u işaret ederek
"Eeee?" dedi.
"Fikriye de kaş oyunlarıyla destek vererek
"Bence de eeee…"dedi.
Üçüzler ise koro halinde ama çekingen sesleriyle
"Bizce de eeeeeee…"dediler.
Aybora hafif boğazını temizleyerek "Hanımefendi şeyim… dedi.
"Neyin? diye üsteledi ev halkı.
"Şeyim işte…"
"Neyin işte?"
Aybora ile Aytolun göz göze geldi. "Karım!"dedi,Aybora koyu sesiyle.
Bir sessizlik oldu,donup kalan ev halkının gözleri kocaman açılmış, birbirlerine bakıyorlardı.
"Karısıymış…"dedi,Cevriye Hanım anlamak ister gibi.Kelimeler idrakiyle buluşunca bir anda çığlık atıp "Karısıymışşşşş!"diye bağırdı.
Üçüzler annelerinin sevinç naralarını taklit ederek birbirine sarıldı.
Fikriye de "Neeegg!"diye seviçle bağırdı.
Ama mesele doğal olarak hepsinin tuhafına gidiyordu.En tez canlıları Fikriye hızla söze atlayıp "Nasıl yani?Sen... evlendin? Hem de bizden gizli saklı.İyi de paşam,sen daha düne kadar “asla evlenmem” diye geziyordun. Birdenbire ne oldu da evlendin?"dedi, merakla.
Cevriye Hanım da kuşkuyla başını salladı.
"Fikriye doğru der.Bu nasıl bi evlilik ki biz şimdi öğreniyoz? Damdan düşer gibi evlilik mi oluvemiş? Ailenden gizli gizli nasıl evlenivedin? Çok sevinsem de bunda bi iş va.Bu işte bi sahtelik vardır. Çabuk işin aslını döküveresin."dedi,sitem ederek.
"Ne sahteliği?Sizin için aslı gibidir mührü mü bastıracaktım?İşin aslı, fotokopisi yok.Dağlar kızı karım.Nikah cüzdanı arabada."dedi,Aybora.
"İyi de sen evlenmezsin ki..."dedi, Fikriye.
Aybora gözlerini kapatıp burnundan bıkkın bir nefes verdi.Gözlerini açtığında zümrüt gözlere bakıyordu.
"Âşık oldum!Görür görmez âşık oldum tamam mı!"dedi ve grileri, zümrütlere saplanıp kaldı.
Ortamı yine bir sessizlik kapladı."Vııışşş!"dedi,üçüzler koro hâlinde.
"Anam anammm âşık oluvemiş!Yok buna hiç inanmam.Sen ondan olmazsın."dedi,Cevriye Hanım.
"Vay anam,vay babam,vay paşam,bence de sen ondan olmazsın."dedi,Fikriye.
Aytolun sessizce olup biteni izliyordu.Aybora burnundan soluyordu."Ee yeter be!"diye kükredi.
Hepsi ürkerek bir adım geri çıktı.
"Siz ne zamandır beni sorgular oldunuz? Aytolun resmi nikahlı karım hepsi bu kadar.Gerisini sorgulamayın."diye uyaran Aybora , Aytolun'un bileğini kavrayıp çekiştirerek eve doğru yürüdü.
"Üçü bir yerde,arabadaki bavulu ve diğer kutuyu alın."dedi, emrederek.
"Delikli küçük kutunun içinde hassas bir şey var lütfen dikkat edin."dedi,Aytolun.
"Geliminin adı da kendi gibi güzelimiş."diyen Cevriye Hanım zevkten dört köşe olarak peşlerinden yürümeye başladı.
Fikriye de onun peşinden yürüyordu.Kapının önüne geldiklerinde "Paşam durrrrr!"diye bağırdı.
"Teyze ne var?"dedi,Aybora dişlerinin arasından.
"Gelin hanım evimize ilk defa girecek.O yüzden senin kucağında girmeli."dedi, Fikriye ciddiyetle.
"Teyze,âşk filmi dozunu azaltmalısın."dedi, Aybora.
"Ne yapayım kendim yaşayamıyorum, bari sizde izeleyeyim."dedi, Fikriye iç çekerek.
"Bak ölümü gör."diye ekledi akabinde.
"Hiç öyle şeylere gerek yok."diye itiraz etti Aytolun.
"Hayır olmaz,ben bunu görmezsem bunalıma girerim."dedi,Fikriye.
"Ah o bunalımın kapısını,pecesini bir bulsam da kapayı vesem,oraya girip girip çıkamasan gari."dedi,Cevriye Hanım usançlı sesiyle.
"Haydi yiğidim kucakla karını,yoksa günlerce ben Fikriye'yi kucaklamak zorunda kalırım."diye ekledi.
"Siz adamı delirtirsiniz."diyen Aybora Aytolun'u birden kucağına aldı.İtiraz dolu gözlerle bakan Aytolun ,bir yerden tutunma ihtiyacı ile kollarını onun boynuna doladı.
O anda gözler güçlü bir çekimle birbirine karıştı.Yeşil gözlerin mıknatısına kapılan griler,bu çekimle irkildi.
Aytolun ise grilerin gizeminde savruluyordu.Kapının eşiğine gelen Aybora ayaklarılarını çıkardı.Sonrasında ise Aytolun'u tek koluyla kavrayıp onun spor ayakkabılarını çıkarmaya başladı.
Aytolun'un alnında şaşkınlık çizgileri belirdi.Gülümsemeden edemedi.Kıkırdamamak için alt dudağını ısırıyordu.Aybora uzun kirpiklerini kısmış,göz ucuyla kendine bakıyordu.
Ayakkabıları çıkardığında içeriye adımladı.
"Yiğidim besmele çekiveren!"diye bağıran Cevriye Hanım kendisi de besmele çekerek dua etmeye başladı.
"Ufff çok yakışıyorlar, Allah'ım konuyu biliyorsun."diyen Fikriye ellerini açıp "Amin!"diye ekledi.
"Yüce rabbim konuyu biliverir emme sana kimseyi beğendiremiyoz."dedi,Cevriye Hanım.
"Aman abla çok şey mi istiyorum?Uzun boylu yani en az 1,85 boyunda,esmer,geniş omuzlu,çok yakışıklı falan olsun istiyorum.Dışarıya vahşi bana yahşi fakat biraz haşin ve sert olabilir.Öte yandan alçak gönüllü,dürüst, ahlâklı,sadık, evine bağlı ve kara gözlü olsun.Gözleri renkli de olabilir ve en önemlisi sırma saçlı olsun istiyorum.Kazara kel bir erkekle evlenirim diye çok korkuyorum."dedi, Fikriye.
"Uuu bu özellikleri,on erkek bir araya gelse oluşturamaz teyze."dedi,arkalarından gelen Fatih.
"Böyle bir damat siparişi versek üretimi yok derler."dedi,Sultan.
"Yedek parçasını da bulamayız."dedi, Mehmet.
"Yakışıklı erkeğe âşık olunup evlenilmez, yakışıklı erkek sadece beğinilir.Akıllı kadınla orta tipli erkeklerle evleniverir."dedi,Cevriye Hanım.
"Anam demek istiyor ki yakışıklılar aldatır."dedi,Fatih.
"Boşuna dil dökmeyin tüm tezlerinizi çürütecek biri yaşıyor bu evde;Aybora Göktuğ.Paşam da aradığım tüm özellikler var.Hatta fazlası bile var.Onun gibi bir bakışıyla herkesi hizaya sokan,asla pısırık olmayan,gücünü zekasından alan özellikleri de olsun,eksik dilek dilemeyeyim."dedi, Fikriye.
"Yiğidim bir istisna bacım,onun gibisi bindebir çıkıverir."dedi,Cevriye.
"Teyze tüm tuşlara basıyorsun ama umarım kel,şişko,bodur elma gibi kısa boylu biriyle evlenmezsin."dedi,Fatih.
"Unna (Onlar) ne biçim sözle bakennn.İnsanlalın kiliğıylan abuk sabuk gonusup durman.Boyunu posunu , gaşını gözünü insan kendimi seçip duru? Bunlalan övünüp durmak ya da yerinip durmak ahmaklık diilde nedir a yovrum ?dedi,Cevriye Hanım.
"Ama kilosu ve kel olması kendi elinde.Saçına sahip çıkamayan bana hiç sahip çıkamaz"dedi,Fikriye.
Salonun ortasına gelen Aybora kucağındaki kızı koltuğun üzerine bıraktı.
Cevriye Hanım Aytolun'un önünde durdu.
"Evine hoşgeldin kızım bizleri şereflendirivedin.İsmim Cevriye."dedi.
Aytolun ayağa kalkıp , onun elini öptü."Hoşbuldum,ben de Aytolun."dediğinde Cevriye Hanım samimice sarıldı.
"Uyyy gurban olduğum rabbim ne güzel bir gelin nasip edivemiş bize."dedi
Ayrıldıklarında"Yuvana hoşgeldin güzellik."diyen Fikriye sarıldı.
Bavulu ve diğer eşyaları yukarı çıkaran üçüzler de geldi salona."Yenge evine hoşgeldin."dediler tek tek.
Sonrasında isimlerini söylediler.
"Ben Fatih."
"Ben Sultan."
"Ben de Mehmet."
"Fatih,Sultan, Mehmet..."diye mırıldanan Aytolun manidar şekilde gülümseyip
"Hoşbuldum.Ben de Aytolun."dedi.
"İsmini çok sevdim,Aytolun ne demek ki?"diye sordu Fikriye.
Aytolun cevap vermek isterken,Aybora daha hızlı davrandı.
“Eski Türkçe'den geliyor.Ay ışığı” ya da “Ay gibi parlayan” demek.Ay'ın dolunay hâlindeki parlak ve güzellik dolu halini simgeliyor."dedi,karısına bakarak.
"Vallaha ismiyle müsemma bir kız Ay gibi parlak ve çoook güzeeel!"dedi, Fikriye.
Fikriye'nin sözlerinden sonra Aybora'nın Aytolun'a bakışları daha da yoğunlaştı.Yanakları kızaran Aytolun manalı bakışlardan gözlerini kaçırdı.
"Peki Aybora ne demek? Bugüne kadar nasıl merak etmemişim.Ayyy isimleriniz de çok uyumlu ikisi de Ay ile ilgili."dedi, Fikriye.
Bu defa da söze hızlı giren Aytolun oldu.
“Ay gibi parlayan güçlü,sert esen rüzgâr, Aniden esen aydınlık fırtına” ya da “ışık saçan kuvvet” anlamlarına geliyor.Lider ruhlu, stratejik düşünen, kararlı ve güven veren bir savaşçı karakterini yansıtıyor."dedi,grilere bakarak.
Kızın, ismini bu kadar ayrıntılı bilmesi ile tek kaşı havalanan Aybora'nın yüzüne memnun bir ifade yerleşti.
"Uuu ikisinin anlamı da çok güzel."dedi, Fikriye.
Cevriye Hanım,Aybora'nın yanına oturdu.İçindeki huzursuzluk yüzünden okunuyordu."Yiğidim tamam bize evliliğinle ilgili bir şey anlatı vermezsin.Vardır bir bildiği deyip bizden habersiz evlenmene sesimi çıkarmam gari.Ama en azından düğün yapı verelim.Konu komşuyu,eşi dostu çağırıp onların şahitliği ile bir de dini nikah kıyı verelim.O nikah kıyılmadan sizi aynı odaya sokmam."dedi.
"Anne asla düğün falan olmayacak.İşime karışmayın!Ama senin bunları söyleyeceğini biliyordum.Ayrıca dağlar kızı da 'kimsenin hakkımda dedikodu yapmasını istemiyorum.İnsanların imalı bakışlarını falan çekemem ve birdenbire ortaya çıkan gelin yüzünden ailenin itibarına da leke sürülsün istemem.O yüzden nikahı duyurmak için insanların içinde dini nikah kıyalım.'dediği için akşama nikahımız var."dedi,arkasına doğru yaslanarak.
Ev halkı yeni bir şaşkınlık dolu heyecanın kapsama alanına girdi.
"Oy nenemm oy! Neyi nasıl yetiştiriverem.Fiş taksak hazırlanamayız."dedi,Cevriye Hanım.
Fikriye masadaki telefonuna doğru koştu."Allah'ım acilen kuaförümden randevu ayarlamam lazım.Ayyy ne giyeceğim doğru düzgün kıyafetim yok!"dedi,panikle.
"Biri teyzeme gelinin kendi olmadığını söylesin."dedi, Aybora.
"Bacım, gelin sen değilsinnn!"diye bağırdı Cevriye Hanım.
"Ama gelin adayıyımmm!"diye cevapladı Fikriye.
Üçüzler"Nikah varmııışş!"diye bağırıp,deli dana gibi sağa sola koşturarak evi toplamaya başlamışlardı bile
"Karun'u çatlatacak kadar zenginiz ama 'ev işi sizin eğitiminiz arasında' diyen dünyanın en katı,sert abisi bizde olduğu için her işe biz koşturuyoruz."dedi, Fatih.
"Yiyiğidim niye önceden söylemessin a yorum.İki ayağımızı bir papuca sokuveren."dedi, Cevriye Hanım.
"Herkes sakin olsun.Panik ve heyecanını kınına koysun.Kimsenin bir şey yapmasına gerek yok.Oragnizasyon şirketiyle konuştum.Onlar her şeyle ilgilenecek.Zaten abartılı bir şeye gerek yok."dedi,Aybora.
"Ee uşağım konu komşunun da haberi va mıdır? Tüm akrabalarımız Muğla'da unlar nasıl gelivesin?"
"Anne, akraba memnun etme derdinde değilim.İçine sinsin,memnun ol diye bir şeya kalkıştım abartma istersen.Dedem ve anneannem de uçakla gelecek.Konu komşu da davet edildi."dedi, Aybora.
"Oyyy en azından anamla babam geliveriyomuş.Yosam anamın dilinden ömür billah gutulamazdım."dedi, Cevriye Hanım.
"Anacığım rahat ol.Sen sadece giyinip nikaha katılacaksın.Ayrıca biz açız yemek var mı?"dedi,Aybora.
"Ahh telaşaden aç mısınız diye sormayı unuttum. Hazılarım yiğidim bir şeyler.Siz gelmeden önce taze fasulye ayıklıyodum ama o uzun sürer.Başka bir şeyler hazırlayı veren."
"Kahvaltı yapmadık.Üçü bir yerde kahvaltı hazırlayın!"diye emretti Aybora.
Üçüzler koro hâlinde"Emrin olur abiciğim!"diyerek mutfağa koşturdu.
Nikah işini organizasyon şirketinin yürütecek olmasına çok seviniyorlardı.
"Çok şükür,sonunda zengin olmanın nimetlerinden biz de fayladalanacağız."dedi,Sultan.
"Unla şimdi güzelcene hazılayı vemezler,ben gidip işe el koyam."diyen Cevriye Hanım mutfağa doğru yürüdü.
Aytolun tebessüm ederek olup biteni izliyordu.Ev halkının doğallığı,samimiyeti, gözlerinden dökülen sıcaklık ile ruhu dingin bir huzurla dolmuştu. Mecbur kaldığı bu evlilikle birlikte nasıl bir aileyle yaşayacağını doğal olarak merak etmişti.Hadi kötücül ve insafsız insanlarla aynı çatı altında yaşamak zorunda kalırsam diye düşünmeden edememişti.Oysa Aybora’nın yakınları ona sanki öteden beri tanıdığı kimselermiş gibi gelmişti.Hani insanın gönlüne ilk bakışta işleyen, kanını kaynatan, bir dostun yahut akrabanın sıcaklığını taşıyan insanlar vardır ya; işte o hisle dolup taşmıştı yüreği.
"Ben de gidip annene yardım edeyim."diyerek ayaklandı.
Aybora,bileğinden kavrayıp çektiği gibi yerine geri oturttu."Sen burada kalıyor yardım falan etmiyorsun."
Aytolun bileğini çektiği gibi kurtardı.
"Yüzbaşı bana hükmetme sevdandan kaçarak uzaklaş!Koskoca kadın benim için yorulacak ben de burada boş boş oturacak mıyım?"deyip gitmek için iki adım atmıştı ki,Aybora yeniden bileğinden kavrayıp yanına oturttu.
"Ne diyorsam o! Mutfakta metre kareye düşen kişi sayısı fazla,sen kalabalık etme.Ayrıca bu evde ben ne istersem o olur.Sen de buna alışsan iyi olur."
"Senin bu kaba saba,hadsiz hudutsuz dallarını tek tek budayacağım meşe kütüğü!"dedi,Aytolun burnundan soluyarak.
"Kuş kadar canıyla Yüzbaşı Göktuğ'u tehdit etti anamın acer gelini."diyen Aybora ayağa kalktı ve omuzunun üzerinden geriye dönüp umursamaz bir bakış attı.Kapıyı açıp terasa çıktı akabinde.
"Her şeyden bağımsız bu kız acayip ilgimi çekmeye başladı.Beni tehdit ediyor,kafa tutuyor,karşımda korkusuzca konuşuyor,dikleniyor falan.Önemli ayrıntı tüm bunları ,tek bakışıyla herkesi hizaya sokan Aybora Göktuğ'a yapıyor.Eli maşalı cadıya baksen.İyi de tüm bunlar niye hoşuma gidiyor?"diye düşünürken cebinden çıkardığı sigarayı yakıp koltuğa oturdu.
O sırada Aytolun da terasa çıktı.
"Bahçede dolaşacağım,umarım o kıskanç itin bana bulaşmaz."dedi.
"İt mi? Kıskanç mı?"dedi, Aybora kaşları havalanırken.
"Evet kıskanç it."
"O bir it değil kurt, benim dişi kurdum."dedi, Aybora zümrüt gözlere bakarak.
"O itin psikolojik sorunları var.Benden uzak dursun.Şu an başı boş , bahçede dolaşımıyordur umarım."
"O bir kurt!Ayrıca bana ait şeylere zarar vermez.Şu an uyuyordur."dedi,Aybora.
Aytolun'un dudağının kenarında alaycı bir çizgi belirdi.
"Pardon sana ait şeyler derken?"
"Bana aitsin işte.Hem de bilimin kalemiyle üzerime tapulusun.Bu deneyle ispatlanmış bir gerçek.Senden altı yaş büyüğüm ve DNA'mı kopyalayarak sanki parçam olarak doğmuşsun."dedi,Aybora mağrur şekilde.
Aytolun kollarını göğsünde kavuşturdu.
"Sen bayağı komik adamsın he,ek meslek olarak stendapçılık falan da yapıyor musun?Bilim ne derse desin önemli olan ruhtur.Ruhum özgür,başına buyruk ve kimseye bağlanmaz.Ve ben hiçbir erkeğe ait olacak bir kadın değilim!"dedi, üstüne bastırarak.
"Sadece bir cümlene katılıyorum,senin zaten erkeklerle hiçbir işin olamaz çünkü sadece bir adamın yani benim kapsama alanımdasın."dedi,Aybora.
Aytolun'un yüzü alaycı bir gülümsemeyle aydınlandı.
"Daha yolda gelirken bu evlilikten kurtulmamız lazım falan diyordun.Şimdi de kalmış,yok bana aitsin,yok DNA'ma entegre olmuşsun gibilerinden cart curt bir şeyler söylüyorsun.Kafan güzel herhalde."dedi.
Aybora eğleniyor gibi rahat ve sesli bir nefes çekti ve elindeki sigarayı küllüğe bastırdı.
"Şöyle ki: Evlilikten kurtulmamız gerektiği fikri, düşüncelerimi ifade ediyor.
Oysa diğer meseleler;DNA uyumumuz, hayatımın merkezine düşmen, yalnızca benim kapsama alanımda olman ve kimsenin sana dokunamayacak olması gerçeklerin ta kendisi.Bunları birbirine karıştırmayalım; zira düşünce ayrıdır, gerçek ayrıdır."dedi,dikte eder gibi.
"Sana daha ayrıntılı açıklayayım: Doğru, gerçek ve hakikat, malûmun olduğu üzere farklı kavramlardır.
Doğru test edilir.
Gerçek ispat edilir
Hakikat ise asla sorgulanmaz!
Bir Göktuğ olmanda hakikatın ta kendisi.
Aytolun hafif bir esintinin savurduğu saç tutamını kulağının arkasına yerleştirdi.Yüzünde, Aybora'nın sözleriyle dalga geçtiğini belli eden küçümser bir tebessüm vardı.
"Yüzbaşı,önemli olan insanın iç dünyasıdır.Düşüncelerim bahsettiğin hakikata asla boyun eğmeyecek.Sana daha önce de söyledim alnıma yazıldın, kalbime değil.Kalbim alın yazıma asla secde etmeyecek.Hakikat diye bahsettiğin,sana ait olma saçmalığı senin farazi fantezilerinden ibaret."dedi.
Aybora duruşunu dikleştirdi.Bir özel harekat subayı olarak sadece konuşmasıyla değil duruşuyla da karşısındakini etkisi altına almayı iyi bilirdi.
"Senin kalbinde olmak gibi bir derdim asla yok bunu kafana iyice sok! Ben başka bir şey diyorum,sen başka bir şey diyorsun. DNA'larımızın eş olması benim düşüncem değil.Kaderin oyunu.Mesleğim söz konusu olduğu için kabul ettim bu evliliği.Zira hayatıma bir kadın almak beni her anlamda kısıtlar.Sen de görevin için kabul ettin.Bu evlilik ikimiz için de mecburiyetten ibaret."dedi,kısa bir es verip.
"Ve asıl demek istediğimi özet geçiyorum; Sonuç olarak nikâhlı karımsın ve benim karım olarak kaldığın sürece, etrafına çizdiğim kırmızı çizgilerin içinde yaşayacaksın.Hiçbir erkeğin o çizgileri gerek sözüyle,gerek gözüyle,gerek eliyle,gerek ayağıyla çiğnemesine asla izin vermem! Mizacım böyle ve bu konudan taviz vermem!"dedi,net ve sert şekilde.
Onun sözlerine göz deviren Aytolun
"Birlikte yaptığımız en iyi şey kavga etmek.Ama ben senin egoist sözlerini daha fazla çekemeyeceğim.Bir çekici çağırsak o bile çekemez.Ben kestirmeden bahçeye ineceğim deyip birden terası çevreleyen trabzanların üzerine çıktı.
"Delirdin mi?"İn şurdan,burası birinci kat yüksekliğinden fazla."diyen Aybora bir an bile düşünmeden yanına atıldı.
"Yoo delirmedim, zaten deliyim."diyen Aytolun dengeli bir şekilde birkaç adım attı.Kollarını iki yana açtı.
"Kendimi sağ taraftaki mermer merdivenlerin üzerine bıraksam ölme ihtimalim bile var değil mi? İkimizi de bu evlilik saçmalığından kurtarayım mı?"dedi,tek bacağını aşağıya doğru sarkıtarak.
Aybora'nın kalbi yerinden fırlayacak gibi hızlandı.“İn şuradan!” diye haykırdı, ama Aytolun sırıtıp, inadına ileri doğru iki adım attı.
O anda Aybora’nın bakışları sertleşti. Sanki bir çeşit hesaplamalar yapıyordu.İki kat yüksekliği… Düşme açısı…Aytolun’u koruma manevrası…Tüm bunlar bir saniyenin içinde zihninden geçti. Aralarında sadece yarım metre vardı.Trabzanların üzerine sıçrayıp elini uzattı, Aytolun’un belini kavradığı gibi hiç tereddüt etmeden kendini boşluğa bıraktı.
Hava kulaklarının dibinde uğuldadı, rüzgâr ikisinin saçlarını savurdu.Şoke olan Aytolun’un çığlığı boğazına düğümlendi.
Bir an için yerçekimi ikisini yutmuş gibi oldu;Aybora, eğitimin verdiği soğuklılıkla gövdesini kızın altına çekip kendi bedenini kalkan yaptı. Onu sıkıca kavrarken kolları bir çelik kafes gibi sardı. Askeri reflekslerle ağırlık merkezini kaydırdı. Dizlerini hafif kırıp çarpışmayı yumuşatmaya çalıştı.Ve ardından GÜM! diye duyulan ses ile bahçedeki siyah güllerin üzerine çarptılar.
Siyah güllerin yaprakları, çarpışmanın şiddetiyle etrafa saçıldı. Aytolun’un çığlığı boğazında dondu.Sırtı toprakla buluşan Aybora'nın yüzü buruştu ağzından kaçmaya çalışan iniltiyi yuttu ama göğsünden ince bir akıntı hâlinde kan sızdı.
Aytolun ise onun göğsünde, tek bir çizik bile almadan duruyordu.
En başından hesapladığı gibi altta kalmış,kendi bedenini kıza siper etmişti ama göğsünde bir yanma, bir açılma vardı.Aytolun’un sütyeninin içinde taşıdığı küçük işlemeli hançer, metal kınından kayıp sivri ucu, Aybora’nın göğsüne, kalbinin üzerine denk gelmişti.Hem de kızın daha önce dikiş attığı yara izine.
Aytolun, onun boyun girintisine düşen başını kaldırdı.Gözlerinde öfkesini ve yaşadığı korkuyu yutan muzip bir bakış vardı.
"Bu eserinizle ne anlatmak istediniz bay şovmen? Ben blöf yapmam direkt eyleme geçerim demek istedin galiba."dedi, umursamaz bir bakış takınarak.
"Kimse benimle oyun oynayamaz! Buna cüret eden de sonuçlarına katlanır demek istedim.Bir de, deli kadınların dilinden cesur adamlar anlar demek istedim."dedi,Aybora.
"Ama benim ne yapmaya çalıştığımı asla anlayamayacaksın."dedi, Aytolun keyifli sesiyle.
"Yoo çok iyi anladım;Hiçbir formülün içine sığmayan kestirilemezliğini göstermeye çalıştın.Her an, kendini yeniden icat eden, aklın sınırlarını zorlayan deli dolu yanını sergilemeye çalıştın.Düzenin içindeki kaosun imzasıyım demek istedin."
"Doğru anlamışsın da eksik kavramışsın yüzbaşım.Ben gücümü sadece sana meydan okuyarak göstermem.Senin gibi her yönden kudretli bir erkeği kendime meydan okuturak gücümün derinliğinin çok daha iyi farkına varıyorum.İşte bu stratejik zekânın ta kendisidir.Ondan aldığım haz paha biçilemez."dedi, Aytolun keyifli sesiyle.
"Ama atladığın bir nokta var dağlar kızı,ben,çizdiğin kudretli adam kalıplarının çerçevesine bile sığmam.Bir hayalet komando olarak sıradanlığın kalbini delip geçen olağanüstülüğüm.Kime kafa tuttuğunu aklından çıkarma derim."dedi, Aybora bir komutan ciddiyetiyle.
"Laflara bak laflara sanki ejderyası var."dedi, Aytolun dudak bükerek.
"Belki de vardır...Ejderyam yoksa bile dağ keçim var.Ejderyadan daha ikonik."diyen Aybora elini,kesilen yerin üstüne koydu.
Kanlı parmaklarına bakarak,hem yaramı sarıyor hem de yara açıyorsun.Kader kalbime hep seninle dokunuyor.Açtığın yara ve sardığın yaranın kalbimin üzerinde olması kaderin işi...Kader bizimle çok kötü bir oyun oynuyor..."dedi, esrarlı sesiyle.
Aytolun onun imalı sözlerini,içinde derinlemesine ölçüp tartıyordu ama bunu yüzüne yansıtmayıp umursamaz gibi bakıyordu.Umursamadığını göstermek için de konuyu hızlıca değiştirmeye karar verdi.
"Siyah güllerin içine düştük.Hani her çiçeğe bir anlam ithaf edilir ya,ben öyle şeylere çok inanmıyorum ama siyah gülün manasını merak ettim."dedi, Aybora'nın üzerinden kalkmaya çalışarak.
Kalkmasına izin vermeyen Aybora bir kolunu,ince belinin üzerine sıkıca dolarken,konuşmaya başladı.
"Siyah gül kara sevda demekmiş! Sevdanın en karası ,kan ile yazılanı..."deyip parmaklarını yeniden kalbinin üzerindeki kana sürüp , Aytolun'un kalbinin üzerine imzasını attı.