Üçü Bir Yerde

1866 Words
Aile bağı, insanın hayattaki en güçlü ve en güvenli limanıdır.Aile, bazen bir askerin zırhı, bazen de en yumuşak yarasıdır. Gün boyu disiplinle, emirle, savaşın gölgesiyle yaşayan bir insan; kapıdan içeri adım attığında annesinin sesiyle, kardeşlerinin şamatasıyla, evin dağınıklığına karışmış sıcaklığıyla gerçek hayata döner. Çünkü aile; rütbelerin söküldüğü, sert bakışların yumuşadığı, insanın sadece “evlat” ya da “abi” olduğu tek yerdir. Dışarıda fırtına ne kadar sert eserse essin, insanı ayakta tutan asıl güç, o kapının ardındaki koşulsuz sevgi ve bir yuvaya ait olma hissidir. ..... Aybora'nın kriptolu telefonu çaldı.Telefonu cebinden alıp ekrana baktığında "Hekimoğlu" ismiyle kaşları havalandı.Biraz ileri gidip telefonu açtı."Dinliyorum komutanım." "Bu gece saat AB.BC'te 1071'de ol.Çok önemli bir konu için toplantı yapacağız."dedi,Asır Poyraz Dağhan. "Emredersiniz komutanım!İstediğiniz saatte istediğiniz yerde olacağım."dedi, Aybora. "Görüşürüz koçum." "Görüşürüz komutanım."deyip düşünceli şekilde telefonu kapattı. Yüzbaşı Aybora Göktuğ ,Asır Poyraz Dağhan'ın da binbaşı kademesine yükselerek yönetim kadrosuna dahil olduğu Hayalet Ordu mensubu bir özel harekat subayıydı.Bu ordu hava,kara ve deniz kuvvetleri komutanlıklarının ortak çalışması sonucu, özel birimlerden özel yetenekli subaylar seçilerek oluşturulmuştu.Aybora'da görünürde bordo bereli bir yüzbaşı olarak görev yapıyordu ama perde arkasında bir hayalet savaşçıydı. Döndüğünü rapor etmek için ve masa başı işleri olan:Karargâhtaki personelin taktik, silah, paraşüt, dağcılık ve dalış eğitim programlarını planlamak;timindeki personelin görev dağılımı, izinleri, performans değerlendirmeleri gibi idari işlemleri halletmek için odasına geçip dosyalara gömüldü. Tim de Kadem'i hastaneye götürüyordu.Şoför koltuğunda Deve Rıfkı vardı.Kaza yeni olmuş havası yaratarak panik içinde gaza abanıyordu. "Dayan Kadem, seni ‘Boynubükoloji Servisi’ne yetiştireceğim!"dedi, ciddiyetle.Arakadan kıkırdaşmalar duyuldu. “O ne lan Rıfkı?Öyle bir servis yok!”dedi,Şahin lakaplı Erkut. “Olsun, icat edeyrum işte!”dedi,Deve Rıfkı sırıtarak. "Kadem,mimik kuş nefes alıyor mu? Oksijen tüpü mü taksaydık?"dedi,Tilki Ferhan.Herkes kahkaha attı. "Tamiratı yaptırayım,yemin ederim ilk seni nefessiz bırakacağım Tilki!”diye bağırdı Kadem. Siber güvenlik uzmanı Baykuş Musa ciddi bir tonda konuşmaya başladı: "Tıbbi olarak konuşmam gerekirse, senin "bilgi işlem merkezinde" kısa devre olmuş gibi görünüyor.Genital bölgede sistem çökmüş.Doktor bilgi ister diye ayrıntılı bir rapor hazırladım."dedi. "Musa robot muyum oğlum ben?"dedi, Kadem "Lan Musa hiç gerek yok öyle alengirli laflara,el freni patlamış diyeceğuz gerisi lafı güzaf."dedi,Deve Rıfkı. "Anca dalga geçin hadi ciddi bir şey olduysa?"dedi,Kadem. "Merak etme Kadem, doktorlar sana yeni model takar belki bluetooth’lu olur."dedi, Erkut.Herkes yeni bir kahkaha attı. "Bluetooth ne işime yarayacak lan?"diye bağırdı Kadem."Mesela biz telefonumuzu açar, seni uzaktan kontrol ederiz. “Titreşim kapalı” moduna alırız, gereksiz sarsıntı olmaz."dedi,Erkut. "Ula bi de Wi-Fi ekletsun, biz cepheden seni canlı yayında izleyelum."dedi,Deve Rıfkı. "Hatta 5G destekli olursa, senin hareketlerini anında merkeze iletiriz. Gecikme olmadan operasyon verisi toplarız."dedi,Baykuş Musa soğuk bir ciddiyetle. "Bir de yerini kaybetmeyelim diye seni Google Haritalar’a işaretleriz, “Kadem – aktif mayın” diye görünür."dedi, Tilki Ferhan.Hepsi kahkahalarda boğuldu. Hastaneye kadar gırgır şamata devam ettiler.Hastaneye vardıklarında triyaj hemşiresi ciddi bir yüzle sordu: "Yaralanma bölgesi neresi?" Timin tamamı"Stratejik bölge!"diye bağırdı. Hemşire bön bön kendilerine bakıyordu.Sonrasında doktorun yanına geçtiler.Kadem muayene olurken tim doktorun kapısında bekliyordu.Muayene bitip kapı açıldığında hepsi merakla doktora baktı. Tilki Ferhan hepsine sözcülük yaparak"Yaşayacak mı doktor bey?"dedi. "Endişelenecek bir şey yok. Ufak bir ezilme oluşmuş, yazdığım kremi kullansın."dedi, doktor.Kadem utangaç bir şekilde teşekkür etti. Hastaneden ayrılan tim yeniden yola koyuldu."Gidip çay demleyeceğim, komutanımı çok özlemişim karşılıklı içeriz."dedi, Erkut. "Koca karargâhta çay yok sanki."dedi,Tilki göz devirerek. "Benim çayımla o çaylar bir mi?Ben de el lezzeti var."dedi,Erkut. "El lezzeti mi? Çayı bir çeşit şifreyle mi demliyorsun abi? Wi-Fi’ye bağlanmadan içilmiyor falan?"dedi,Musa. Neyse bugün epeyce eğlendiniz, karargâha vardığımızda size bir sürprizim var."dedi,Tilki Ferhan. "Senin sürpriz dediğin şeyin altından her zaman bir felaket çıkar, bakalım neymiş?"dedi,Erkut(Şahin). Karargâha geldiklerinde Rıfkı aracı park etti. Tilki hızla kapıyı açıp dışarı atladı. "Komutanım giderken beni ikinci komutan olarak belirledi ve siz sözümü dinlemediniz.Alayınızı şikayet edeceğim.Yandınız oğlum,hepinize geçmiş olsun."diyerek Aybora'nın odasının olduğu bölüme doğru koşmaya başladı. Şok içinde kalan diğerleri"Layynnn!.."diye böğürüp anında peşinden koşmaya başladılar.Ferhan açık kapıdan içeri dalıp uzun koridoru koşarak bitirdi ve sağ taraftaki Yüzbaşı Aybora yazan kapının önünde durdu. Diğerleri koşarak koridora girince onlara eliyle boğaz kesme işareti yapıp kapıyı tıklattı.Aybora'nın "Gel!"diyen tok sesiyle hemen içeri girdi.Diğerleri de kapı kapanmadan yetişip anında içeri daldı.Aynı anda göz kaş işareti yaparak "Sakın!"diye Tilki'yi uyarıyorlardı. Aybora gözleriyle hepsini tarayarak "N'oluyor lan? Hepinizin gözü kaşı ayrı,kıçı başı ayrı oynuyor."dedi,katı şekilde. "Komutanım bir maruzatım var."dedi,Tilki. "Neymiş?"dedi,Aybora merakla. "Siz beni ikinci komutan olarak belirleyip gittiniz ama bunlar hiçbir emrimi dinlemedi."dedi,Tilki üzgün bir ifade takınarak. Tim hep bir ağızdan konuşup itiraz etmeye başladı.Hepsi farklı şeyler söylerken oluşan uğultu odayı doldurdu. Sinirli bir nefes bırakan Aybora"Kes!"diye kükreyip yumruğunu masaya vurdu.Anında susan tim tek sıra halinde hazırola geçti. Aybora ayağa kalkıp önlerine geldi.Kurşun grisi gözlerinde katıksız bir öfke vardı. "Demek,benim belirlediğim komutana itaat etmediniz."dedi, ürkütücü sesi ortamı iyice gerdi. Hepsi başlarına gelecek felaketin kokusunu alıyormuş gibi yutkundu.Kendilerini savunmak istiyorlardı ama hiçbiri sesini çıkaramıyordu. "Bir askerin en önemli şiarı disiplin ve emre itaattir! Ben birinizi ikinci komutan seçtiysem,sorgulamadan emirlerini uygulayacaksınız!Komutanı dinlememek sizi ölüme bile götürür!"diye kükredi Aybora. Hiç kimseden çıt çıkmıyor pürdikkat dinliyorlardı.Aybora'nın gözleri Tilki'ye kaydı."Ferhan, karargâhın doğusunda yüz metre ilerideki boş araziye gidip sıcacaksın.Siz de onun bokuna sabaha kadar tekmil vereceksiniz!Emre itaatsizliğin sonuçlarına katlanın bakalım."dedi, otoriter sesiyle. Timin dehşetle gözleri ayrıldı.Sesleri içlerine kaçtı ve tuhaf şekilde hıçkırmaya başladılar. "Hıg..."dedi,Kadem (Kurt) "Hıg,hıg..."dedi, Erkut(Şahin) "Hıg,hıg,hıg..."dedi,Deve Rıfkı. "Huguuu,huguuu,huguuuu..."dedi,Musa(Baykuş) bilgisayar fan sesi gibi.Siber güvenlik uzmanı olması şaşırma şekline bile sirayet ediyordu. Tilki içten içe gülmekten kırılıyordu.Yerlere yatarak gülmek istiyor ama yapamıyordu.Hepsi öldürecek gibi ona bakıyordu.Aybora gözlerini bir anda Tilki'ye dikti."Sana gelince!"dedi, tehditkar bakışlarla. Yüzündeki sırıtış bir anda silinen Tilki endişeyle doldu."Emrini dinletemediğin için sen de kendi bokuna tekmil vereceksin!"diye gürledi Aybora.Tilki'nin yüzü simsiyah olurken, timin gözleri parladı. "Hıg,hıg." "Hıg,hıg,hıg." "Hıg,hıg,hıg,hıg." "Hıgıı,gııı,gııı,gızzzt."diye hıçkırık formunda gülmeye başladılar.En sondaki, sesi metal dişliler arasında yankılanıyormuş gibi, hafif mekanik tınıyla gülen Musa'dan başkası değildi. Deve Rıfkı,zıpkın yemiş gibi sarsılan Tilki'nin koluna girdi. Hep birden "Komutanım etme eyleme!"der gibi mayıl mayıl , Aybora'nın gözünün içine bakmaya başladılar."Boşuna kedi gibi gözüme bakmayın! Siz aslında dolaylı yoldan benim emrimi çiğnediniz. Derhal emri uygulamaya, marş marş!" diye bağırdı Aybora. Hep bir ağızdan "Emredersiniz komutanım!"deyip koşar adım dışarı çıktılar. Hepsinin hedefinde Tilki vardı."Bizim bir şey yapmamıza gerek kalmadı Göktuğ adalet anında tecelli etti."dedi, Erkut. Deve Rıfkı'nın başlattığı türküyü Tilki'nin etrafını sararak söylemeye başladılar. "Alçaklara kar yağıyor Üşümedin mi Sen bu işin sonunu Düşünmedin mi" Bir taraftan şibidik çalarak tempo tutuyorlardı.Bu şekilde emri icra edecekleri yere geldiler. De haydi Tilki git ortalığa eserini bırak."dedi,Erkut. "Arkanızı dönün lan!"diyen Tilki gidip arazinin ortasına sıçtı. Hepsi burnunu tutarak poka yaklaştı. "Çok tarihi bir eser olmuş.Milyon yıllık sıçan fosili mi yedin bu nasıl bir koku lan?"dedi,Erkut (Şahin) "Ne eseri abi organik madde, biyolojik silah kategorisine girer."dedi,Baykuş Musa. "Ben sabotaj uzmanıyım ama bu kadar tehlikeli bir şeyin yanına yaklaşmam."dedi,Kurt Kadem. "Keşke burnuma hamsi bağlasaydum mis gibi kokaydı."diye yakındı Deve Rıfkı. Pokun karşısına dikilip sırayla tekmil vermeye başladılar.Her tekmilden sonra 'Emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!' diyorlardı. ...... Göktuğ Villası Aybora üçüz erkek kardeşleri, annesi ve teyzesiyle birlikte yaşıyordu.Aslında Muğlalı olan aile Aybora'nın görevi neredeyse oraya taşınıyordu.Geçmişte Aybora'nın abisi şehit olmuştu.Zaten hasta olan babası da onun acısına dayanamamış,arkasından vefat etmişti.Annesi kaybetme korkusuyla travma geçirmiş Aybora'dan ayrı kalamıyordu.Ayrıca 21 yaşında olan üçüzler hiperaktif,ele avuca sığmayan uyanık tiplerdi.Anneleri Cevriye Hanım onlarla baş edemediği için haklarından sadece Aybora geliyor,onları her anlamda eğitiyordu.Teyzesi Fikriye Hanım ise 38 yaşında ve bekardı.Annesiyle hâlâ evlenemedin kavgası yapıp bir süreliğine ablasının yanına gelmişti. ** Üçüzler Fatih, Sultan ve Mehmet, salonu adeta stadyuma çevirmiş maç izliyorlardı. Fatih elindeki cips paketini farkında olmadan koltuklara boca ederken bağırdı:"Goolll! Messi gene yaptı yapacağını! Var ya adam değil, roket bu roket!" Sultan ayakta zıplıyordu, üstünde sadece şort, elinde televizyon kumandasıyla hakeme sövüyordu:"Penaltı değil o be! Göz var nizam var! Hakem gözlük taksın gözlük!" Mehmet ise kanepenin üstüne çıkmış, üzerinden çıkardığı tişörtünü helikopter pervanesi gibi çevirerek tezahürat yapıyordu:"Üçlü çektiriyoruz la, ü-çüüzüüüz!"dedi, odadaki coşku ve stadyum havasını daha da pekiştirmek için. O sırada yatak odasının kapısı “gıcıııııııır” sesiyle açıldı ve Cevriye Hanım usul usul merdivenleri inmeye başladı."Sanki bir şey sarsılıyor."dedi,Sultan. "Yüreğin sarsılıyordur,senin takım iyice boku yedi."dedi,Mehmet. "Anam uyuyor,teyzem güzellik uykusuna yatmış.Bence de kalbin sarsılıyor."dedi,Fatih. O sırada gözleri yarı kapalı, saçları kabarmış bir volkan gibi patlamaya hazır Cevriye Hanım yanlarında belirdi. "Laaan!"Bir kelime. Sadece bir kelime ile üçüzlerin kanı çekildi.Cevriye Hanım gözünü bile kırpmadan yere eğilip “yerli savunma sanayii ürünü” terliğini kaptı. "Bu evin hâli ne bakennn?Her yer kırıntı,mutfak bulaşık dolu vemiş.Her su içtiğiniz de başka bardak alıverirsiniz!"diye bağırdı. Üçüzler cin cücüğü gibi, üç farklı yöne kaçarak dağıldı.Cevriye Hanım elindeki uzun menzilli terliği mutfağa doğru koşan Fatih'in ensesine geçirdi.Yerden hızla iki terlik daha kaptı.Biri ,Sultan'ın totosuna yapışırken diğeri Mehmet'in sırtına kavuştu. "Kadın terlikleri atarken bile isim sıralamasını bozmuyor.Fatih,Sultan, Mehmet dizilimiyle dayak yiyoruz."diyen Fatih aceleyle bulaşıkların başına geçti. Sultan "Çoookk duaya ihtiyacımız var.Namazda,anam bana karışmaz."diye düşünüp seccadeyi serdiği gibi namaza durdu. Mehmet yıldırım hızıyla salonu toplamaya başladı."Kıl yumaklaaaarııı, her bı yandan bacak kılunuzu süpürüveriyom! Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşdasınız ha! Evlenin gari" diye gene bağırdı Cevriye Hanım. "Abimin bacaklarında da kıl var,ona hiç kızmıyon."dedi, Mehmet. "O bir yüzbaşı,kılları eğitimli dökülüvemez.Cıbıl cıbıl yatıyonuz,yatağın içi bağrınızın tıllarıyla doluveriyo."diyen Cevriye Hanım eline geçirdiği yastığı onun kafasına geçirdi. "Ne biliyon bağrımızın kılıdır"dedi,Fatih. "Kıvırcık ula çünkü.Bir aylık kılınızı biriktiri vesem üç tane yün yorgan olu."diyen Cevriye Hanım namaz kılan Sultan'ın yanına geldi. "Bu saatte ne namazı kılıveren baken?Abdestsiz namaz mı olu?"dedi. Sultan'ın gözleri fıldırfış dönüyordu.Selam verdiği gibi koltuğun arkasına atladı. "Hacet namazı kılıvedim,senin ne zaman saldıracağın belli olmadığı için hazırlık olsun deyi hep abdestli dolaşırım."dedi. O sırada salonun girişinde saçlarında bigudi yüzünde kil maskesi ile Fikriye Hanım belirdi.Ablasının hâli pür melaline yakınarak "Bacım… bacım bacım…Bacım...bacım bacım."demeye başladı. Hava gelsin diye mutfak penceresini açan Fatih Aybora'nın arabasını park ettiğini gördü.Kafasını telaşeyle içeri çekerken pencereye vurdu."Abim geldi laynn!"diye bağırdı. "Sıçtık!"diye bağıran Mehmet cips kırıntılarını koltuğun minderinin altına itekledi. Sultan kitaplıktan kaptığı Kur'an'ı Kerim'i alıp hatim indirmeye başladı. Bir yandan kahkaha atarak gülüyorlardı. "Oh olsun yiğidim gelivedi."dedi,Cevriye Hanım. Fatih aceleyle bulaşığı bitirdi.Yumurta pişirirken yaktığı tavayı temizleyemeyip gizlice çöpe attı. Fikriye ise tehlike kokusu yansıtan bir müzik mırıldanıyordu "TA-ta-ta TA-ta-ta TA-ta-ta TA-ta-ta Dırırin-dırırin-drinDırırin-drırin-drin" Üç dakika içinde hepsi koşarak dış kapıyı açıp önünde sıralandılar.Aybora da kapının önüne geldi.Kapıdan içeri adımını attığı anda, askeriyenin keskin ve soğuk havası omuzlarından kayıp gitti.Evindeydi, huzurlu hissettiği yerde.Daha arabadan inerken açık camdan taşan kardeş kahkahaları, mutfaktan yükselen yemek kokusu ve annesinin telaşlı sesi; ruhunun en yorgun yerlerine usulca dokunmuştu. Üniformasının görünmez ağırlığı hafifledi, bakışlarındaki sertlik yumuşadı. Bu evde otoritesini korusa da,bir evlattı ve bir ağabeydi. Üçüzler ciddi bir ifadeyle dikilmeyi bırakıp birden boynuna atladılar. “HOŞGELDİN ABİ!”dediler yüksek perdeden. "Hoşbuldum."dedi, Aybora ılık sesiyle. Fatih çöktüğü gibi, postallarının ipini çözdü.Sultan hızla, terliklerini önüne koydu. Cevriye Hanım hemen boynuna sarıldı. "Uyyy gurban olduğum yiğidim,evine hoş gelivedin!"dedi. "Hoşbuldum anacığım."dedi, Aybora kollarıyla sıkıca sararak. Ayrıldıklarında teyzesi sarıldı. "Hoşgeldin paşam."dedi, gülümseyerek. "Hoşbuldum teyze."diyen Aybora'da ona sarıldı."Hazırlanıp hemen çıkacağım."diye ekledi. "Daha yeni gedin ,heme nereye gediveren?"dedi,Cevriye Hanım. "İşim var."diyen Aybora merdivenleri çift çift çıkarak,sadece kendine ait olan üçüncü kata geldi.Duş alıp,üzerine siyah bir kot pantolon ve siyah bir gömlek geçirdi.Saatini,cüzdanını ve telefonunu alıp aşağıya indi.Cevriye Hanım elinde bir tabak yaprak sarmayla bekliyordu. "Yine uzun süre gidivemiyecen değil mi?"deyip tabaktaki sarmaları Aybora'nın ağzına tıkıştırmaya başladı. "Anne geri geleceğim , döndüğümde yerim."dedi,Aybora. "Senin gedip gelivemen belli mi olu hiç,hepsini bitirip get."dedi,Cevriye Hanım. "Döndüğümde dedim."diyen Aybora gözlerini üçüzlere çevirdi. "Üçü bir yerde, döndüğümde olmadığım süre zarfında yaptıklarınızı annemden dinleyeceğim."dedi. Üçüzler endişeyle birbirine baktı. Evden çıkan Aybora arabaya atlayıp bir saat içinde bir dağın altındaki mağaraların revizyonu ile yapılmış, mühendislik harikası yeraltı üssüne geldi.Burası Hayalet Ordu'nun gizli karargahıydı.Bu karargâhta hayatını altüst edecek kararı öğreneceğinden habersizdi. .
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD