Bilinmezlik sürprizlere gebedir. Bu şaşmaz bir şekilde yeryüzündeki her faniyi ziyaret eden ve edecek bir gerçektir. Kapı açılmadan, ardında neyin ve kimin beklediğini göremezsiniz ve camı açıp içeriye havanın akmasını sağlamadan soğuk ya da sıcak olduğuna karar veremezsiniz. Güneş aldatıcıdır, tıpkı bilmediğiniz bir şey hakkındaki peşin hükümleriniz gibi. Miran ve Berçem, birbirlerine hakkında öyle çok kafa yormuşlardı ki haklarında düşündükleri şeyler saatler geçtikçe, buluşmaları yakınlaştıkça daha da çirkinleşiyordu. Miran, hırçın bir adama dönerken, Berçem ürkek bir kuş gibi her an yere düşme korkusu yaşıyordu. Oysa, birbirlerini gördükten sonra içlerine bir tohum ekilecek, yeşermesi zor bir yerde filiz vermek için her şeye rağmen direnecekti... Ne yağmurun, ne toprağın koca bir ağaç olana kadar bu tohumdan haberi olmayacaktı.
BERÇEM
Kalbim...
Neyin korkusunun etkisindesin? Hayatın bundan sonra daha berbat olur sanıyorsan elbette yanılıyorsun. Tanımadığın bir adamın karısı olasın da, zahmetsiz şekilde hayata kalabilen bir kadına dönüşmesin diye seni gelin eylemdir bir çırpıda. Sormadılar, fikrini almadılar, korkuyor musun diye bile düşünmediler. Bundan büyük bir zulme uğraşmazsın kalbim. Korkmayasın, bundan sonrası ya ölüm olur senin için ya da sadece nefes almakla yetinip olan her şeye razı geldiğin bir hayat... Korkma, artık en fazla bir tabuta ve bir avuç toprağa gireriz.
Hızla atan kalbimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Göğüs kafesimden çıkıp gitmek istercesine beni zorluyor, bütün vücudumu uyuşturuyordu. Dedemin yas süreci geleneklere göre dolmuştu. Günlerce, bilmediğim bir adamın karısı olacağım günün kaygısı yoğunlaşarak zihnimi ele geçirmiş ama en nihayetinde de o korku dolu gün gelmişti. Kendilerini öyle büyük görüyor ve bana bu içtikleri kaderi bir lütuf olarak sayıyor olmalılar ki beni gelin olarak alacak aşiretten bir kişi bile gelmedi evin kapısına.
Narin ve annesi Fatma Teyzenin benim yanımda uzun bir süre kalmaları sayesinde son birkaç güne kadar hayatımı devam ettirebildim. Narin, intihar edebilme ihtimalimi benden önce düşünmüş ve ciddiye almıştı. Annesi, arada bir kendi evlerine gitse de o benim yanımdan bir an bile ayrılmadı.
"Birazdan gelecekler diye düşünüyorum. Sence kalabalık şekilde mi gelirler yoksa seni almak için birini mi gönderirler?" diye sordu. Benim kadar stresliydi. Onun tek arkadaşı ben, benim tek arkadaşım ise o olduğundan bu ayrılık bize zor geliyordu.
"Bilmem, beni görmek için bile gelmediler. Birini gönderirler sanırım, o kadar önemsediklerini sanmam."
"Söylentileri duydun mu?"
"Evden çıkmıyorum, sen de benimle birlikte günlerdir buradasın. Ben duymadım ama sen duymuş gibisin. Yoksa yine genç kızlar ve anneleri arasında şanslı olduğuma dair dedikodular mı boy gösterdi? Gideceğim zaman yakınlaştı için tabii akıllarında yeniden tazelenmiş olmalıyım."
"Yok, öyle sayılmaz. Denilene göre evleneceğin adam Miran'ın karısı kısırmış. Ne ettilerse çocuk verememiş. Gittiğinde şaşırıp kalmayasın diye söylerim Berçem. Öyle iyi niyetinden yüce gönüllülüklerinden değildi ya zaten seni gelin istemeleri. Bunu öğrenince aklımdaki taşlar yerine oturdu. Bir evlat isteyecekler senden ilk fısatta."
Ne kadar sakin görünsem de içim buz kesmişti. Gözlerimi Narin'in gözlerinden kaçırdım ve camdan dışarıya, yola doğru baktım.
"Beni böyle mi görüyorlar? Sadece bu işe yarayacak biri..."
Gözümden bir damla yaş yanağımda bir yol çizip çenemden üzülürken Narin kolumu tuttu ve beni kendime getirmeye çalıştı:
"Gözünü seveyim etme eyleme kendine bunu! Bardağın dolu tarafına bakmaktan başka şansın yoktur bilirsin. Alnıza yazılmış bir kere, elden ne gelir? Bilirsin kendin de, bu topraklarda kimsesiz kalınca bir kız bu kadere mahkumdur. Şansın yaver gitti ki bir aşirete gelin gittin. Leşberin birine gitseydin mevsimden mevsime gelen parayla geçinmek için didinirdin."
"Ellerine bir evlat ver, bir torun ver rahat et dersin Narin. Nasıl izin vereceğim? Kaç yaşında olduğunu bilmem, bir evlat sahibi olmak bu kadar önemli hale geldiğine göre yaşlıdır da benden."
Narin, neyden bahsettiğimi anladığında gözlerini o da benden kaçırdı ve pencereden yola baktı. Aklına geldikçe kaşları çatıldı. Onu, yüzleşmek istemediği bir gerçekle karşı karşıya bırakmıştım belli ki. Üzerine konuşmadık, düşünmeyi bile bıraktım.
"Korkma, Miran Bey denilene göre çocuk veremeyen karısına bile pek bir nazik davranırmış. Seni de el üstünde tutar eminim."
"Karısı kim bilir hangi aşiretin kızıdır. Ben ise aciz ve kimsesiz biriyim... Bana hoşgörülü davranacağını inanır mısın hiç? Cehenneme dönmediği sürece yeterlidir benim için. Zaten daha ne kadar kötü olabilir ki?"
"Dur hele! Hemen isyana koşmasın ayakların. Bunda da vardır bir hayır elbet."
Zorla da olsa gülümsemeye çalıştım ama bu o kadar yarım bir gülümsemeydi ki dudaklarım bile gerilip gerilmediğinden emin olamadılar.
Toprak yolda birkaç zaten siyah, uzun araba yolu toza dumana katarak eve doğru geliyordu. Üzerimde düzgün sayabileceğim en uygun kıyafetim vardı.
"Geliyorlar Berçem!"
Narin benden önce ayaklandı ve kapıya doğru gitti. Onun aksine yavaşça yerimden kalktım. Yolladılar habere göre de hiçbir şeyi getirmememi, bunlar için kendilerinin hazırlık yaptıklarını söylemişlerdi. Bir tek ben ve çaresizliğimi bu evden çıkıp öylece başka bir kişinin hayatı güzelleşsin diye başka bir yere gidecektik.
Narin duran arabaların sesini hafif bir ayaklarının üzerinde zıplama ile dinledi. Çok geçmeden kapı tıklatıldı. Fatma Teyze'nin geç kaldığını düşünüyordum ama dışarıdan sesi geliyordu. Bu beni rahatlatmıştı, önemsediğimi hissettirmişti.
Narin tıklatılan kapıyı açtı ve karşımızda bir kadın duruyordu. Arkasında üç tane siyah araba arka arkaya dizilmişti ve Fatma Teyzenin eline de tutuşturulmuş, beyaz satenden ve beyaz işlemelerden bir bohça vardı.
"Hangisidir?" diye sordu yaşlı sayılabilecek kadın.
"Berçem, Zehra Hanım'ım. Tanıştırayım."
Zehra Hanım, bir müddet bana baktı. İlk gördüğünde şaşırdı, neredeyse dudağı kırılacak ve gülümseyerek ti ama baktıkça memnuniyetsizlik sanki artmış gibiydi.
"Şaşkın ördek gibi bakar bu kız. El öpmesini bilmez misin sen kızım?"
Narin, bana yakın olan eliyle beni hafifçe iterken Zehra Hanım da bana elini uzatıyordu. Yanına gittim ve uzattığı elini öptüm. Yüzüne bakmaktan çekindiğim için elini öptükten sonra başımı hiç kaldırmadım. Baştan aşağıya süzüldüğümü farkındaydım.
"Bohçayı ver Fatma, üzerini değiştirsin. Böyle götüremem onu konağa. Rezil oluruz ele güne. Saçını da doğru düzgün toparlayın. Yol yordam bilmez belli."
Dedikleri yüzünden canımın acısına yenik düşünüp öylece kalmıştım. Şaşkınlık içindeydim ve bu kadar büyük bir eleştiriyi de hiç beklemiyordum. Narin benim halimden anlayınca benim yerime bohçayı aldı ve koluma girip beni içeriye götürüp, odaya soktu.
"Kendine gel ne olur Berçem..."
"Bana neler dedi görmez misin? Şaşkın ördek bile oldum. Ne pasaklılığım kaldı ne de yol yordam bilmediğim."
"Bir kez görsünler marifetlerini, hepsi sana hayran kalacak. Senin gibi eli lezzetli olan biri daha yoktur bu memlekette. duymazlıktan gelesin Berçem."
Bir yandan bohçayı acıyor ve içindekileri bana doğru uzatıyordu. Beyaz bir elbise çıkmıştı içinden, bir adet beyaz ayakkabı... Elbise uzun kolları olan, dizlerimin altında biten bir eteğe sahipti. Narin'in yardımıyla üzerime giydim, ayakkabılarımı da çıkarttıktan sonra üzerimden çıkan eski kıyafetlerimle üzerimdekilerle karşılaştırdım.
"Kaderin de senin kadar güzel olsun kardeşim..."
Narin saçlarımı örmüş, ucuna da toka takmıştı. Eski halimden daha iyi gözüktüğü reddedilme şekilde görünüyordu. Birlikte odadan çıkıp yeniden yanlarına gittik.
"Güzel, daha iyi. Gittikçe daha iyi olacaksın ama seni uyarayım. Atabey olmak zordur, Atabeyler'den birinin karısı olmak işe daha zordur. Ne dersem onu yapacaksın... Şimdi hadi bakalım, düş önüme de gidelim."
Narin' e sarıldım, kulağıma eğildiğinde fısıldadı:
"Gözyaşını kimseye gösterme, derdini dipsiz kuyulara anlat ama kimseye söyleme..."
Bu tavsiyesini neden verdiğini biliyordum. Birinin kumaşı olarak oraya gidiyordum ve kendimden başka kimsem yoktu. Güvenileceğim biri, tutunabileceğim tek bir dalım yoktu...
Fatma Teyzenin elini öptüm ve her şey için teşekkür edip helallik istedim. Saçlarımı sevip bir anne şefkatiyle sarıldıktan sonra arabalardan birinin kapısını, bekleyen adamlardan biri açtı. İçeriye bindiğimde, ardımda bıraktığım eve son bir kez döndüm. Evin önünde benim gitmemi bekleyen Fatma Teyze ve Narin'e Zafer Amca da son anda katıldı. Geç kaldığı için buruk bir gülümseme ile araba camının arkasındaki bana baktı ve dudaklarını birbirine bastırdı. İçini rahatlatmak için gülümsedim. Araba hareket ettikçe ve tekerlekler döndükçe bedenim ve ruhum birbirinden ayrılıyor gibiydi.
"İmam nikahı kıyacağız gittimiz gibi, akşamına da düğün eyleyeceğiz bilesin. Cümle alem bir Atabey olduğunu öğrendiği vakit hareketlerin seni değil bizi temsil eder bir hale gelecek."
"Peki hanımım."
"Hanımım değil! Anne diyeceksin... Sen bana torun vereceksin, konakta gelin olacaksın... Çalışanlar gibi hitap etmek de nereden çıkmışım?"
"Peki anne."
"Ha şöyle! Neyseki pek bir güzelsin, şu pespaye halini de halletikmiydi tamam!"
Cevap vermedim, kendimi pazarlanmış bir şey gibi hissediyordum. Paramparça ölüyordum sanki ve her bir parçam diğer bütün parçalarımı sertçe kırmaya devam ediyordu.
Yol boyu sessiz kaldım. Ben sessiz olduğum için de Zehra Hanım tek kelime etmedi. Ancak konağa yaklaştığımızda bana doğru döndü ve tepkilerime dikkat etmem gerektiğini, hemen el öpmem gerektiğini söyledi. Başımı yavaşça salladım. Çekingenliğim onun hoşuna gitmişti, bunu bakışlarında görebiliyordum.
Büyük bir konağın önünde durdu araba, iri kapı bizi görür görmez açıldı. Arabayı kullanan kişi Zehra Hanım'ın kapısını açarken, bir başkası da gelip benim kapımı açtı. Arabadan indiğimde bacaklarım titriyordu. Beni neyin beklediğini bilmiyordum, nasıl biriyle evlenmek üzere buraya getirildiğimi bilmiyordum.
Zehra Hanım, bana eliyle konağı gösterince titreyen bacaklarıma zihnime yalvardım ve adım atmalarını sağladım. Kapının tam önüne geldiğimde başımı kaldırmaya korktuğumdan başım aşağıda içeriye girdim. Kimsenin yüzüne bakmadım ancak ellerini öpmem gerektiğini bildiğimden cesaretimi toplayıp başımı kaldırdım.
Ferman Ağa olduğunu gülüşüyle belli eden adam bana elini uzatınca tuttum ve öptüm.
"Hoş gelmişsin kızım."
Kelimeler kalbimin atışı yüzünden uçup gidiyordu.
"Hoş geldin kızım, ben Süleyman Atabey. Artık amca diyeceksin." diyerek uzatılan eli de öptüm. Kendisinin Şehri Yenge olduğunu söyleyen kadının da elini öptüm.
Başka kimseyi avluda görmediğim için bir kenara çektim ve önlerinde beklemeye başladım. Tek kelime etmedim.
"Nerede?" diye sordu Zehra Hanım ve Ferman Ağa keskin bir sesle bağırdı.
"Miran!"
Çok geçmeden adım sesleri giderek yakınlaşmaya başladı. İki kişinin bir birine giren adımlarını sesi tam arkamdan geliyordu. Giderek yaklaştılar ve sonra durdular. Bir tanesi, birkaç saniye duraksadıktan sonra sağ tarafıma doğru ilerledi ve Şehri Yengenin yanına geçti. Gözüm istemeden ona kaydığında bana şaşkınlık içinde baktığını gördüm. Kekeleyerek konuştu:
"B-ben Civan, Miran'ın amcaoğluyum. Hoş gelmişsin..."
Hiçbir şey demeden başımı salladım.
Keskin bir ses arkamdan yükseldi:
"Ben Miran!"
Tok bir sesle arkamdaki varlığı ağır bir gerçeklik gibi belirdi. Yavaşça ve titreyerek arkamı döndüğümde kendi adımlarımın çıkarttığı sürtünme sesini duyabiliyordum. Başımı kaldırmadan cevap verdim:
"B-ben Berçem." diyebildim.
"Kaldır başını, Atabeyler başını önüne eğmez!"
Dediğini yaptım ve başımı kaldırıp ona baktım. Çatık olan kaşları gevşerken benim de birbirine bastırdığım dişlerim birden rahatladı...
Tanımak için önceden tanışmak mı gerekir? Yürek kendine yakın olacak olanı bilmez mi? Miran, Berçem'in toy bir masumluğu olduğunu görür görmez hissetti. İkisinin hissettiği ama bir kişi hariç diğerlerinin göremediği bir bağ oluştu gözlerinin arasında. Şilan, bu bağı görmüş ve önce korkmuş sonra da kıskançlıkla dolmuştu. Bunca yıl kendisine aşık edemediği kocasını, toy ve hiçbir şey bilmeyen bir köylü kızına kaptırmak istemediğine o gün, onları balkondan seyrederken karar verdi. O karar vere dursun, kaderin herkesten gizlediği bir planı vardı. İlk bakışma ile başlayan bu süreç, kime ne yapacaktı? Kimi neye evirecekti? Sadece kader biliyordu. Ama şimdilik net ve herkesin bildiği bir gerçek vardı ve o da Berçem'in birkaç saat sonra bir Atabey Gelini olacağıydı. Miran ile karı koca olup olmayacakları ise yine sürprizlere gebe bir muammaydı...