İnsanı en çok güvendikleri yıkardı. En çok yapmaz dedikleri sırtından bıçaklardı. Her insan bir gün ihanet ederdi ve yalnızca gerçek sevdikleri insanı öldürebilirdi. Düşman art arda kurşunları sıksa da isabet ettiremezdi o ihanet kurşunlarını. Dost ise tek bir kurşunda öldürürdü. Çünkü dost nereden vuracağını iyi bilirdi. Çakır lakabı ile İstanbul'un en küçük mahallerinden bir olan Aysar'a ün salmış Karahan adımlarını uzun koridorda hevessizce attı. Beş yıl sonra bu cezaevinden çıkacak olması çokta bir şey ifade etmiyordu onun için. Buradan çıktığında annesi çok sevinirdi kesin ama onun ruhu yastaydı. Buradan çıkacak olması demek beş yıl önce uğradığı ihanet ile yüz yüze gelmek demekti.
Sonunda bu uzun duvarların bittiği yere, büyük demir kapıya gelince kapıda duran askerlerden biri paslanmış kapıyı açtı. "Geçmiş olsun," dedi asker ona. Karahan kafasını salladı teşekkür edercesine ve yıllar sonra ilk özgür adımını attı bu kaleden. Karşısında gördüğü üçlü ile o sert ifadesinin yerini hafif bir gülümseme aldı. Çocukluğundan bu yana ve gençliğin en deli çağlarında olan tek insanlardı bu adamlar. Gurur, Pusat ve Eray. "Kardeşim," dedi Gurur gülümseyerek ve kollarını açtı Karahan'a doğru gelerek. Karahan kardeşim dediği adama sarılmak için elinde ki çantayı bıraktı. Karahan ve Pusat sarılırken diğer iki adamda yanlarına gelmiş onlarda sarılmıştı özlemle.
Karahan, Gurur, Pusat ve Eray ölüme bile birlikte gider asla birbirlerini bırakmazdı. Doğduklarından bu yana yedikleri içtikleri ayrı gitmemişti.
"Hadi oyalanmayın Dilek teyze bekliyor," dedi Pusat elinde ki tespihi çevirirken. Cam olan tespihin her bir tanesinde sevdiği kadının saç tutamlarını taşıyordu. Nişanlısı Melek altı yıl önce Lösemiden ölünce Pusat bu tespihi yanından ayırmamıştı. Sevdiğinin saçları dökülmeye başladığında Pusat kıyamamıştı o saç tutamlarına ve alıp bir tespihin içerisine koymuş bir daha da hiç bırakmamıştı elinden bu tespihi. "Kadın bütün mahalleye lokma döktü sevinçten," dedi Eray yerden Karahan'ın elinden bıraktığı küçük çantayı alarak. "Bütün mahalle gelişini kutluyor vallahi," Diyen bu kez Gurur'du. Siyah arabasına doğru ilerledi ve sürücü koltuğa oturdu. Hemen yanına da Karahan oturunca diğerleri arkaya geçti. "Çok abartmasa bari." Karahan böyle demişti ama biliyordu ki annesi kutlama diye bir düğün yapacaktı.
Karahan aklını uzun zamandır kurcalayan şeyi soracaktı ama duyacağı şeyi az çok tahmin ediyordu ve kaldırabilir miydi bilmiyordu. En son arkadaşlarına sorduğunda mahalleden gitmiş olduğuydu.
"O mahallede mi?" dedi Karahan donuk bakışlarını yoldan ayırmadan. Hayatından beş yılın alınmasına sebep olan o kadın. Gurur ve Pusat aynadan bakıştılar. Ne demeliydiler? Gerçeği söylemeseler bile eninde sonunda öğrenecekti. Sonuçta şuanda mahallede onun nişanı vardı ve görmesi büyük bir ihtimaldi. "Döndü mahalleye aylar önce, " dedi Gurur. "Çakır, Dido bu gece nişanlanıyor abi." Pusat'ın dediği ile arabanın içerisinde soğuk yeller esmeye başlamıştı. Karahan hiçte şaşırmamış gibi donuk bakışlarını sabit tuttu. Didem'in gerçek yüzünü yirmi beş yaşında iken beş yıl önce görmüştü zaten. Kendi aptallığı ile bir şerefsizin kanı ellerine bulaşmış Didem ise kendisi sebep olduğu halde Karahan'a sırtını dönmüştü. Karahan kanıyordu. Sevdiği kadının böylesine bir ihanet etmesine kanıyordu. Evleniyordu, hem de Karahan'ın hayatından beş yıl çalmışken. Ses etmedi Karahan arkadaşlarına, susmayı seçti.
Yarım saatlik yolculuğun ardından sonunda Aysar'a girmişlerdi. Karahan mahallesinin her bir köşesini özlemle inceledi. Mahallede ki eski evler tadilat görmüş gibiydi. Sokakta ki insanlar dönüp Gurur'un arabasına bakıyor ve camlar filmli olsa da içinde oturan Karahan'ı görmeye çalışıyorlardı. Üzerlerinde Didem'in nişanına gidecekleri için şık elbiseler vardı.
Garipti hayat...
Bu Akşam nişanı olacak kız için elini kana bulayıp cezaevine giren adama geçmiş olsuna gidip, annesinin şükür için döktüğü lokmadan yiyecekler sonrada adamın hayatından beş yılını çalan o kızın düğününe gidip nişan şekerlerinden alacaklardı.
Hayat mıydı suçlu olan yoksa sevgisizlikten ihanet etmeyi kendilerine borç bilmiş insanlar mı? Belki de suçlu olan hak etmeyecek insanlara karşılık beklemeden kendinden çok seven insanlardır.
"İşler ne durumda?" dedi Karahan kafasında ki düşünceleri kovmak adına. En azından kafası dağılırdı. "Her şey yolunda. Sen gittikten sonra zorlandık ama hallettik," Dedi Pusat elinde ki tespihi çekerken. "Hatta bugün bir sevkiyat olacaktı. Sen bugün bir dinlen iyice de dönersin yakında," dedi Pusat.
"Ben de geleceğim bu gün. Yokluğum da çakallar yer edinmiş kendine," diyen Karahan ile Gurur ve Pusat nereden bildiğini anlamak için birbirine baktılar. İkisi de birbirinin söylemediğini gözlerinden anlamıştı. Son seçenek Eray kaldığında ikisi de ona bakmış ve Eray'ın gözlerinin kaçırması ile onun söylediğini anlamışlardı. "Çakır, annenle Kardelen senin yolunu bekledi yıllarca bari bu gece kal yanlarında," diyen Gurur her an Eray'a dalacak gibi bakıyordu aynadan arka koltuğa. Ses etmeyen Karahan ile bunun bir faydası olmadığını anladılar.
Araba müstakil ve çiçeklerle süslenmiş evin önünde durunca camdan gören Kardelen'in salonda sabırsızlıkla bekleyenlere, "Abim geldi! Diye coşku ile bağırması ile herkes kendini dışarıya attı. Kuşkusuz ki içlerinden en mutlusu Karahan'ın annesi Dilek idi.
"Oğlum geldi! Oğlum!" Dilek sevinçle arabadan inen oğluna koştu ve oğluna göre kısa boyu ile oğlunun boynuna sarılıp sıkıca sarıldı. "Çok şükür ya rabbim sana." Dilek mutluluk gözyaşları ile ağlarken Karahan annesini tek kolu ile sarmış diğer kolunu da kardeşi için açmıştı. Kardelen abisine hızla adımlarla gitti ve kolunun altına girdi. Kardelen babasını hiç tanımamıştı. Onun babası abisiydi.
Karahan, kardeşi ve annesinden ayrılınca bu kez Efsun sarıldı ona. Efsun, Gurur'un eşiydi ve dört senedir evlilerdi. Ve iki yaşlarında bir oğlu vardı ikisinin Arat adında. Gurur anlatmıştı bunları görüş günlerinde Karahan'a. Efsun lisenin ilk yılları taşınmıştı bu mahalleye ve Gurur ile de yirmili yaşlarda sevgili olmuşlar son dört yıldır da evlilerdi.
"Hoş geldin Çakır abi," dedi Efsun. Efsun 27 yaşında ve Karahan'dan dört yaş küçüktü. Liseden beri Efsun ona abi derdi hep. Lakabını da eksik etmezdi. Mahallelinin ona Çakır demesinin sebebi esmer tenine göre masmavi olan gözleriydi. Tüm mahalle bir kere çocukluğundan bu yana alışmıştı ona Çakır demeye. "Hoş bulduk yenge hanım," dedi Karahan gülümseyerek.
***
Karahan ve diğer herkes içeriye girdiğinde salon dolup taşmıştı. Tüm mahalle sırayla gelmiş 'geçmiş olsun' demiş ve gitmişlerdi mahallenin diğer ucunda ki düğüne. Mahallenin diğer ucundan bir ucuna gelen o coşkulu müzik sesleri Karahan'ın içini acıtıyordu ama dışında yaprak oynamıyordu. Her dans müziği çaldığında dönüp Karahan'a bakıyordu herkes. Salonda gürültülü bir sohbet varken Karahan kendini onlardan soyutlamış sessizce elinde ki çayı içiyordu. "Şöyle bir hava alalım," dedi birden Karahan. O oturduğu yerden kalkarken üç arkadaşı birden ayaklandı onunla. "Ama oğlum," dedi Dilek endişe ile. Bu gece bu mahallede oğlunun hayatını yakan o kadının nişanı varken oğlunun dışarı çıkmasını istemiyordu Dilek. "Çıkmasan annem. Daha özlem bile gideremedik," dedi Dilek endişe ile. Annesinin neden böyle yaptığını anlamıştı Karahan ve annesinin içi rahat etsin diye eğilip alnına bir öpücük kondurdu. "Artık buradayım annem. Bir hava alayım geleceğim tamam mı?" dedi Karahan annesine. Dilek oğlunun yıllarca o dört duvar arasında olduğunu bildiği için kıyamayıp kafa salladı. "Tamam, ama geç olmadan gel tamam mı?"
"Tamam, merak etme sen," diyen Karahan kapıya doğru gitti yanında arkadaşları ile. Dört adamda evden çıkınca birlikte müzik seslerinin yankı yaptığı sokakta yürümeye başladılar.
"Sevkiyat saat kaçta?" dedi Karahan ellerini kot pantolonunun cebine sokarak. Yanında ki Pusat cevap verdi arkadaşına. "Saat iki de," dedi adam. "Ben içerideyken herhangi bir sorun çıkmadı değil mi iş yaptığımız adamlarla?" diyen Karahan ile Gurur derin bir nefes aldı. "Hayır Çakır'da, "dedi adam sıkıntı ile. "Birkaç kere polis baskını yedik ama araya giren tanıdıklarla temize çıkıp sıyrıldık işin içinden. Biliyorsun seni de onlar sayesinde bu kadar erken çıkardık zaten," dedi Gurur.
Karahan sıkıntı ile çenesini kaşıdı. "O zaman mekânlarda ortaya çıkmıştır, " dedi Karahan ve o sırada kulaklarına gelen o coşkulu müzik sesi kesilmiş yerini slow bir müzik almıştı. Karahan'ın adımları durakladı ve kulağına çalınan müzik ile tüm bedeni acıyla kasıldı. Yanında ki arkadaşları da bir şey söylüyordu ama Karahan algılayamıyordu onları.
"O Nazlı değil mi?" demişti Gurur bir senedir bu mahallenin genç kızlarından biri olan kızı uzaktan görünce. Bir sene önce taşınmıştı Nazlı Aysar'a ve karısı Efsun ve Kardelen'in ise en yakın arkadaşları haline gelmişti. İyi kızdı Nazlı.
Üç adam karşılarından kendilerine doğru dalgınlıkla gelen kıza bakarken yanlarında ki Karahan dünyadan kopmuş sokakta yankılanan şarkıya kulak vermişti. Bu şarkı Karahan'ın lise yıllarında Didem için söylediği şarkıydı. İhtilaldi.
İyi ki o kuyuya indim, İyi ki o şiiri sevdim, İyi ki o sınırı aştım ve İyi ki bana bunu yaptın diyordu o şarkıda. İhtilalinden önce yalnızlığa hayrandım diyordu ve en acısı Didem için söylediği şarkıda Didem o adam ile dans ediyordu.
Karahan kendi iç savaşını verirken bedenine çarpan beden ile bir adım geri sendeledi. Karahan kendine gelmişçesine sirkelenirken gözleri çarpmanın etkisi ile yere düşen kızı buldu.
"Nazlı iyi misin?" diyen Gurur'u duydu Karahan ve ardından boğazını temizledi. Sanırım her ikisi de birbirini fark etmemişti ama Karahan özür dileme ihtiyacı hissetti. Gurur kıza kalkması için yardım edecekti ki Karahan kıza elini uzattı. "Görmedim, kusura bakma," dedi Karahan. Üç arkadaşı da onların gerisinde kalkmış Nazlı'nın Karahan'ın elini tutuşunu izliyorlardı. "Önemli değil, bende dalgındım." Nazlı adamın elini tutup ayağa kalktığında Karahan elini çekti.
Gurur istemsizce ikisini yakıştırırken kaşları havalandı. Şöyle bir boydan süzdü ikisini. Boyları birbirine yakındı ve ikisi de esmerdi. Karahan'ın gözleri mavi iken Nazlı'nın gözleri açık kahve parlıyordu. Güzel mi güzel olurlardı. Didem'den sonra Karahan'ın hayatına bakmasını istiyordu Gurur. Bunu bir karısı ile konuşsundu Gurur.
"Nazlı, nereden böyle?" dedi Gurur gülümseyerek. "Dükkânı biraz geç kapadım da eve gidiyordum," dedi Nazlı. Nazlı'nın kendine ait bir esnaf lokantası vardı. "İyi bakalım," dedi Gurur yan gözle arkadaşına bakarak. Arkadaşının gözleri yine uzaklara dalmıştı onlardan bir haber. "İyi akşamlar," diyen kızın gözleri Karahan'da oyalandı ve daha sonra yanlarından ayrıldı.
"Bu kızcağızda işte yalnız yaşıyor yazık," dedi Gurur Karahan'ın duyabilmesi için. "Ailesini küçük yaşta kaybetmiş." Pusat ve Eray bunları bildikleri için konuşmaya çok kulak asmadılar. Karahan arkadaşına ayıp olmasın diye söylediklerini dinledi. Ve dördü tekrar yürümeye başladılar karanlık sokakta. "Kendi halinde bir esnaf lokantası var. Çokta güzel yemekler yapıyor ha. Bizim Efsun ile yakın arkadaş."
"Hiç görmedim mahallede," dedi Karahan çokta umursamadan. Büyük ihtimalle kız ondan sonra gelmişti mahalleye. Bu mahallede herkes birbirini tanırdı. "Bir sene oldu taşınalı. İyi kız, becerikli de," dedi Gurur. Pusat ve Eray haddinden fazla Nazlı'yı öven Gurur'a anlamayarak baktılar. Neyin peşindeydi acaba yine Gurur.
Çakır ve Nazlı'nın hikâyesi böyle başlamıştı, masum... Ama aşkları sanıldığı gibi masum kalmayacaktı. Çünkü masumluk aysar olana kadardı...