Üstümde çok değişik bir sakinlik var. Kafamın içi deliriyor ama sakin sakin duruyorum. İçim deli gömleği giydirilen bir insan gibi çırpınırken dışım sakince duruyor. Yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı kabullendim mi yoksa kusursuz bir sinir krizi öncesi sessizliği mi ayırt edemiyorum.
Bu aralar ihtiyacım olan tek şey derin bir uykuya dalıp sonsuza kadar uyanmamak. Kafamın içindekiler sürekli kalbimi parçalıyor, içime attıklarım mantığımı çürüttü.
Ben beni tanıdıklarından çok daha fazlasıyım aslında. Farkındayım olacakların ve yapacaklarımın. Onlar henüz bilmiyorlardı ama bir denizin fırtına öncesi sakinliğini yaşıyorlardı bu insanlar. Bu insanları tanıdıkça, bu insanların içine girdikçe aslında onlarında bir suçu olmadığını görüyordum. Hayat onlara da adil davranmamıştı ve beni ise karşılarına çıkartmıştı.
Mesela Dilek teyze...
babasız ve annesiz büyümüş, okutulmamış ve halasının evinde çok küçük yaşta tanımadığı bir adamla evlendirilmeye zorlanmıştı. O adamdan iki evladı olmuş ve bir şekilde o adamı sevmeye ikna etmişti kendini. Sonra o adamda öldüğünde kucağında daha konuşmayı bilmeyen kızı elinde ise olanların farkında bile olmayan oğlu ile kalakalmıştı.
Hayat yollarında bu kez çocuklarını büyütebilmek için yorulmuş olan kadın genç yaşta yapayalnız kalmasına rağmen bir yol arkadaşını daha hayatına almamıştı. Oğlu geçim sıkıntısı yüzünden karanlık işlere bulaşmış, bir adamı öldürüp ceza evine girmişti. Yıllar sonra oğlu çıktığında ise kızının yürüyemeyeceği gerçeği ile baş başa kalmıştı.
Efsun...
O çok küçükken babası bir ekmek parası için çalıştığı inşaatta düşüp felç kalmış ve annesi ise o dokuz yaşlarındayken felçli bir adama dayanamayıp kızını arında bırakıp mahalleyi terk etmişti. Söylentilere göre bir genel evde fahişelik yapıyordu. Efsun on beş yaşına gelene kadar hem babasına bakmış hem de okuluna gitmişti. Komşuların getirdikleri ile karnını doyurdukları dönem babası kızına yük olmayı kaldıramayıp yattığı yerden kırdığı bir cam bardak ile kan kaybından ölmüştü.
Efsun yapayalnız kaldığında ise mahallenin bıçkın delikanlısı olan Gurur onu yıllarca uzaktan koruyup kollamış reşit olduğunda ise evlenmiş bir oğulları olmuştu.
Pusat...
Yetimhanede büyüyen Pusat bir yetimhane yangınında on bir yaşında iken canını kurtarmış can havli ile Aysar mahallesine sığınmıştı. Mahalleli onu kendi çocukları gibi bağırlarına basmış onun bunun evinde kalarak bir şekilde büyümüştü. Yirmi yaşlarında bir genç iken mahalleye yeni taşınan Melek ile tanışmış ve evleneceklerine iki aydan az bir süre varken bir hastane odasına Lösemiden kaybetmişti.
Hastalık nedeni ile dökülen Melek'in saçlarını kendi elleri ile kesmiş ama o tutamları atmaya kıyamayıp bir tespihin boncuklarına sığdırmıştı. Düşünülene göre Pusat o tespihi her çevirdiğinde sevdiği kadının saçlarını okşuyordu.
Gurur...
Annesi, babası ve bir abisi vardı Gurur'un. Her şeyi tamdı ama sevgi yoktu. Sevmek ve sevilmek bunlar onun için yabancı kavramlardı. Babasının annesini dövdüğü ve hor gördüğü bir evde büyümüştü. Kendi yaşı da küçük olmasına rağmen yapayalnız kalan Efsun'a uzaktan uzaktan sahip çıkmıştı hep. O sıralar başka biri ile nişanlı olan Gurur Efsun'u bir abi gibi uzaktan kolluyor mahalleliye para verip yemek yaptırıyordu onlar yapmış gibi.
Gurur abisi ve nişanlısını aynı yatakta bastığında ise dünyası başına yıkılmış kanlı bıçaklı olmuştu abisi ile. Abisi Giray nişanlısı Arzu'yu da alıp Mahalleyi terk etmiş ve o sırada Efsun babasını kaybettiğinde ise onu bir daha bırakmamış koruyup kollamıştı. Sonunda ise ikisi kazanmış ve mutlulardı.
Eray...
Şiddet görerek büyüyen Eray için çokta diyecek bir şeyim yoktu. Ne yazık ki o kendi çıkarları doğrultusunda herkesi satabilirdi.
Kardelen...
Babasını hiç tanımayan Kardelen küçük yaşlarda geçirdiği bir hastalık yüzünden ilaçlara bağlı yaşamaya başlamamıştı. Astım hastası olan Kardelen'in kaderi yüzü kadar güzel değildi maalesef. Çabuk güvenen ve çabuk kırılan bir kız çocuğuydu. Kendi içine kapanık olan kızın arkadaş çevresi yoktu çünkü kızın güvensizlik sorunu vardı yaşadığı hayat nedeni ile. Şimdi ise okul yolunda geçirdiği bir kaza yüzünden sakat kalmış hak etmediği kadar şey yaşamıştı.
Ve çözmekte en çok zorlandığım adam... Karahan Emiroğlu, mahallece dile getirilen adıyla Çakır...
Küçük yaşta evin babası sıfatını sırtlanmış kardeşinin ilaçlarını alabilmek ve onu yaşatabilmek için her işi yapmıştı. Annesinin parçalanan ellerini görmeye dayanamayan Karahan bir çıkış yolu ararken hayatına Cemal girmişti. Namı değer Yanık...
Onu illegal işlere sokan Yanık onu ve diğer üç adama işi öğretirken birden koltuğunu Karahan'a bırakıp ortadan kaybolmuştu. Karahan yeraltında parmak ile gösterilen biri haline gelirken tüm Aysar bunun farkındaydı ama kimse dillendirmiyordu. Açlıktan kırılan o mahalle Çakır ve diğer üçlünün bu işleri yapmasının ardından artık aç yatmamaya başlamıştı. O adamlar mahallelerinde ki insanları aç bırakmıyordu ve mahalleli de buna minnet duyuyordu ve hepsi el birliği ile illegal ne varsa hepsini saklayıp üstünü örtüyorlardı.
Karahan Emiroğlu bir kız sevmişti. Hem de çok...
Didem... Mahallenin seslenmesi ile Dido. Çakır'ın Didosu...
Çakır ismini ona ilk Didem vermişti, Dido ismini de ona ilk Çakır'ın verdiği gibi. Çakır onu ölümüne severken kız ona ihanet etmişti ama Çakır yine de ona konduramamış bunu kabul etmemişti. Kız için değersiz laflar sarf eden diğer adamı gözünü kırpmadan öldüren Karahan gözünü ceza evinde açmış ve o anda nasıl bir yanlış yaptığı ile göz göze gelmişti. Onun için gözünü kırpmadan adam öldüren Karahan'ı gözünü kırpmadan aldatmıştı kız.
Ceza evinde yıllarını feda eden adam çıktığında ise Didem'in nişan töreni ile burun buruna gelmişti. Yani Didem adamın varlığına ihanet ederken Karahan onun yokluğuna bile ihanet etmemişti yıllarca. Ayıbı Karahan'a oldu kızın ama Karahan'ın tüm ahını sırtlandı işte.
Herkesin kişiliğini tek bakışta çözen ben Karahan'ı çözemiyordum. Sinir bozucu bir durumdu bu ama yine de çözdüğüm tek bir duygusuna içimden coşku ile seviniyordum.
Bu insanlar yüreği yorgun düşmüş güzel insanlardı ama yolları kötüydü ve yanlıştı.
Beni bağırlarına basanlar belki de yarın benden nefret edeceklerdi. Etsinlerdi, benim bir amacım vardı ve o amaçtan dönmem demek kendime ihanet etmek demekti. Bir gün olurda biri neden yaptı bize derse basitti cevap. Her şeyden vazgeçmiştim ve tutunmaya bir dal arıyordum ve bunu onların dallarını kırıp köklerini koparıp atarak yapıyordum.
Şuan evine getirilen Kardelen için her biri toplanmış kızı bir an için mutlu etmeye çalışıyorlardı. Edemezlerdi... Kız gözlerini duvara dikmiş öylece bakıyordu. Kardeşine gözlerini dikmiş bakan Karahan'ın yanına Eray geldi ve eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı. Karahan'ın gözleri kısıldı ve onun her hareketini izleyen bende dudaklarına odaklandım ne konuştuğunu anlamak için. 'Efkan geliyormuş haber yollamış,' dedi Eray. Bu ismi bir çok kez duydum.
Alp Efkan Korhanlı...
Karahan'ın düşmanı ve ortağı... Babasından kalan işlerin yarısından sorumlu ve diğer yarısına da abisi Ferhan bakıyor.
'Depoya yönlendirin,' diyen Karahan'ın gerildiğini kaskatı kesilen çenesinden anlamıştım. 'Yönlendirdik zaten ama Kardelen'i duymuş geçmiş olsuna gelecekmiş." Bu sessiz fısıltıları kimse duymuyordu ama ben duyuyordum daha doğrusu onlar benim dudak okuduğumdan habersiz rahatça konuşuyorlardı. 'Nereden esmiş? O it boşuna böyle bir işe kalkışmaz,' dedi Karahan.
Eğer Efkan Korhanlı buraya gelirse bu iyi bir fırsattı bu benim için. Ben masum masum parmaklarımla oynarken Karahan'ın bana bakacağını hissettim ve refleks ile gözlerim parmaklarıma indirdim. Bana bakması sorun değildi. Bir şeyler gizlediğimin farkındaydı ve herhangi bir hareketimi kolluyordu açık vermem için. Çok beklerdi!
"Hadi siz gidin artık. Sabahtan beri işinizi gücünüzü bıraktınız buradasınız," dedi Karahan açıkça insanlara gidin diyerek. Efkan geleceği için herkesi evden göndermeye çalışıyordu ve insanlar onu dinleyip kalkmaya başlamıştı bile.
Benim bir bahane bulup burada kalmam lazımdı. Onları yan yana görmeliydim aradığımı bulmalıydım.
"Arat huysuzlanmaya başladı zaten biz gidelim sonra yine geliriz," dedi Efsun yatakta yatan Kardelen'in yanaklarından öperek. "Hadi Nazlı bize gidelim." Efsun bana gülümseyerek bakarken bozuntuya vermedim. "Ben burada kalayım. Dilek teyze yeterince yorgun yemek falan yaparım akşam için," dedim yanımda oturan Dilek teyzenin elini tutarak.
Kadının yumuşak karnını anlamıştım artık. Kadın hamarat ve yardımsever kızları seviyordu her oğlu olan anneler gibi. Kadın için ideal bir gelin adayıydım ve buda benim işime geliyordu. Açıkçası bunu kullanmaktan da çekinmiyordum çünkü bu eve rahat girip çıkmam için ne gerekiyorsa yapmalıydım.
"Güzel kızım benim," dedi kadın beklediğim bir tepki ile. "Nasıl güzel kalbin var. " Kadın elimi sıkarken ben olabildiğince utangaç bir gülümseme yolladım. O sırada Karahan'ın sert sesi aramızda ki gelin kaynanaya doğru giden ilişkimizi bir bıçak gibi kesti. "Hanımefendiyi yormayalım anne. Ben dışarıdan hallederim," dedi Karahan uyaran bakışlarını gözlerime doğrultarak. Bu annemle aranda ki ilişkiyi kes bakışıydı.
"Ay oğlum sana ne? Sen karışma bize. Kızım yapacakmış işte," dedi Kadın son noktayı koyarak. Bu kadın favorimdi. Tam bir Queen havası vardı ve sözünün üstüne söz söylenmiyordu. "Anne," dedi Karahan mırıldanarak ve kafasını iki yana salladı bıkmış bir ifade ile. "Öyle olsun," dedi tek kaşını kaldırıp bana ima ile bakarak. Bu adam ile takışmayı sevmiyorum değildi. Zaten maşallahlı bir adamdı birde uğraşması da keyifliydi.
***
Herkes evden gitmiş ben ise Efkan gelene kadar oyalana oyalana bir kaç çeşit yemek yapmıştım. Dilek teyze Kardelen ile ilgilenirken ben yaptığım çorbayı karıştırmayı bırakıp derin bir nefes aldım.
Evde yankılanan zil sesi ile beklenilen anın geldiğini anladım. Efkan Korhanlı gelmişti!
Üzerimde ki önlüğü çıkardım ve kulağıma kulaklık takıp normal bir şekilde içeriye girdim. Efkan Korhanlı ve onun hemen karşısında Karahan Emiroğlu vardı. Pusat, Gurur ve Eray'da Karahan'ın bir adım arkasındaydı. "Geçmiş olsun Emiroğlu," dedi Efkan elinde ki çiçeği Karahan'a uzatarak. Hala beni görmemişlerdi ve işime gelirdi. Usulca gidip yemek masasını hazırlamak için masanın üzerinde ki kupürlü örtüyü çıkardım.
"Bu ziyaretini neye borçluyuz?" dedi Karahan çiçeği almadan. Efkan hala çiçeği uzatıyordu. "Düşmanım da olsan kötü gününde sevinecek bir adam değilim." Efkan Korhanlı'nın tek kaşı havalanırken ben aralarında ki soğuk dağlarda göz gezdirdim fark ettirmeden.
"Ben alayım onu," dedi Eray Karahan'ın çiçeği almayacağını anlayınca. Çiçeği aldı ve kenara koymak için bana doğru döndü. Onunla göz göze geldiğimiz de gözlerimi başka yöne çevirme ihtiyacı hissetmeden bakmaya devam ettim. Eray ise üzerinde durmadan tekrar adamlara döndü.
"Adam olduğunu düşünmeyen birine bunu yutturamazsın," dedi Karahan gocunmadan. Cidden aralarında bir ortaklık olmasa birbirlerini öldürebilirlerdi.
"Seninle buraya adamlığımı konuşmaya gelmedim!" diyen Efkan sinirlenmişti ama sakin kalmaya çalıştığını gülüşünden anladım. "Buraya kız kardeşin için geldim."
Yürek yemişti bu...
Karahan boynunu sağ omzuna doğru yatırdı. "Sen," diyen Karahan adamın kulağına doğru eğildi ve bir şeyler fısıldadı. Arkası bana dönük olduğu için dudaklarını okuyamıyordum. Efkan'ın yüzünde bir gülümseme peyda oldu. Karahan geri çekildiğinde Efkan boğazını temizledi yüzünde ki gülümsemeyi sildi. "Bak son kez söylüyorum kan dökmek istesem buraya kadar zahmet etmez akşam ki toplantı da sıkardım kafana yoluma bakardım," dedi Efkan ve gözleri bana döndü.
Karahan'ın da gözleri bana döndüğünde ben onların farkında değilmiş gibi masaya yemek örtüsünü seriyordum. Kulağımda ki kulaklık nedeni ile onları duymadığımı düşünüyorlardı.
"Sadece insanlık ettim geçmiş olsuna geldim. Masada olanlar masada kalır, biz o masadan kalkarken insanlığımızı da alıyoruz, bırakmıyoruz orada." Efkan'ın cümleleri kısa bir sessizlik yarattı salonda.
Böyle adamların cümleleri insanın içinde yakmayan mum bırakmazdı ama böyle adam o mumlarla insanların hayatlarını ateşe verip geriye küllerini bırakırlardı.
"Yeter bu kadar muhabbet," dedi Karahan. Gözlerinin bende olduğunu hissediyordum. Ben burada olmasaydım vereceği bir cevabı olduğuna emindim. "Diledin geçmiş olsunu seni tutmayalım," dedi Karahan. "İçeriye davet etmeni beklemiyordum zaten," dedi Efkan alayla.
"Ailemin olduğu çatının altına düşman sokmam ben..." Üzerine basarak kullandığı kelimelerin ardından yutkunma ihtiyacı hissettim. Güzel adamdı Karahan vesselam ama yolu dikenliydi.
"Toplantı da görüşürüz Çakır," diyen Efkan'ın gittiğini örtülen kapıdan anladım. Başıma gelecek olanı tahmin ederek arkamı dönüp mutfağa gitme bahanesi ile kulaklığın takılı olduğu telefona elimi götürdüm ve müziğin sesini açtım. Hazırladığım porselen takımlarını elime aldım Tezgahın üzerinden ve o sırada kulaklığın teki kulağımdan çekildi.
Rolümün hakkını vererek irkildim ve ona doğru döndüm. Karahan elinde tuttuğu kulaklığı kulağına götürdü emin olmak için. Rastgele açtığım ve sesini son anda açtığım o şarkıya o an dikkat kesilmiştim.
Ahmet Kaya diyordu; Benden selam söyleyin o nazlı sevgiliye tutsakmışta ne olmuş diyordu.
Şarkının sözleri yutkunmama sebep olurken Karahan ile göz göze geldik. Lakabının hakkını veren Çakır gözleri ile yüzümde bir gezintiye çıktı.
Bakma işte öyle bakma!
"Bir şey mi oldu?" dedim zorlukla. O ise boğazını temizledi ve kafasını iki yana sallayıp kulaklığı bana uzattı kulağından çıkararak. "Senden beklenilmeyecek bir parça," diyen adamın elinden kulaklığı aldım.
"O ne demek?" dedim yutkunarak ve diğer kulaklığı da kulağımdan çıkarıp cebime sıkıştırdım. "Ahmet Kaya senin için biraz ağır bir sanatçı," diyen adam bana göz kırptı ve salona geri döndü.
Kendine gel Nazlı! kendine gel kızım! Sakın saçma sapan şeyler için amacından sapma!
Adam insanda irade denen bir şey bırakmıyordu. Adam av ben avcıyken onun tarafından avlanamazdım.
***
Emiroğlu ailesinin evinde yenen akşam yemeğinden sonra ben eve gelmiş ve bugün olanları not alıp uyumuştum.
Sabahın ilk ışıkları vurduğunda ise kalkıp erkenden dükkanı açmıştım. İçimden bir ses diyordu ki bugün öğle yemeğine Karahan ve diğerleri gelecekti.
Daha doğrusu Efsun'dan gelen bir ses...
Gurur ile birlik olup sözde bizi Karahan ile yakınlaştırmaya çalışıyorlardı. Masum kızı oynamak hoşuma gitse de Efsun'a Karahan için olumlu yönde sinyaller vermeye başlamıştım. Karahan'a ne kadar yakın olursam o kadar kolay bir şekilde hedefime ilerlerdim.
Öğlen için yemekler hazır olurken gözlerim sürekli bileğimde ki saate kayıyordu. Birazdan burada olurlardı yüksek bir ihtimal ile.
Dükkanın kapısı açılıp içeriye Karahan, Gurur ve Pusat girdi. Yüzüme her zaman ki sıcak gülümsemelerimden birini kondurdum. "Hoşgeldiniz beyler..."
Gurur en az benim kadar sıcak bir gülümseme bana gönderirken Pusat ise ağır abi tavırlarını bozmayıp kafa salladı. Karahan ise beni görmezden gelip direk masaya oturmuştu.
Neyin kafasıydı bu tam olarak?
Benim dükkanıma gelip, benim yaptığım yemekleri yiyecekti ama selamımı almayacaktı. Bu adama bu yüzden bu kadar çok takıyordum ben.
Derin bir nefes aldım ve yanlarına gittim. "Ne alırsınız beyler?" dedim bozuntuya vermeden. "Ne getirirsen getir bacım öldük açlıktan," dedi Pusat çokta ne yediği önemli değilmiş gibi.
"Nazlı, sen bugün ne yaptıysan getir kardeşim doymaz bu ayılar." Gurur söylenir gibi kaşlarını çatıp konuşmuştu. Ben gülmemek için dudaklarımı ısırırken iki adamında öldürücü bakışları ona dönmüştü.
"Peki," dedim ve zar zor gülmemi bastırıp mutfağa ilerledim. Daha önceden hazırlandığım tabakları bir tepsiye dizdim ve mutfaktan çıkıp onların masasına ilerledim. Masaya tabakları dizerken kulağım konuşan adamlardaydı.
Pusat ve Gurur kendi aralarında konuşurken Karahan'ın sessizce durması gözümden kaçmamıştı. Gözlerimi ona çevirdiğimde Elinde çevirdiği bir gazoz kapağına bakıp duruyordu. Önüne tabağı koyarken yerleri yeni silmemden dolayı dengemi kaybettim ve düşecekken beni bileğimden yakaladı. Benim dengemi kurmamı sağlarken onun tutuşu o sırada dükkanın kapısı açıldı.
Bakışlarımız kapıya döndüğünde ben yutkunmadan edemedim.
Didem ve nişanlısı Uğur el ele karşımızda dikiliyordu. Karahan'ın bileğimi tutan eli sıkılaşırken yüzümü buruşturmamak için zor tuttum kendimi.
Didem'in yeşil gözleri Karahan'ın tuttuğu bileğime kaydı.
Yanlış zamanda yanlış insanlar buradaydı. Adam az sonra bileğimi kıracaktı resmen sinirden. Gerçi o benim bileğimi kırarsa bende onun boynunu kırardım...