5."Kardelen"

2219 Words
• Nazlı • Elimde ki bezleri masanın üzerine bırakırken derin bir nefes aldım. Bir an hiç bitmeyecek sanmıştım. Biraz soluklanacaktım normalde ama en iyisi bezleri lavaboya bırakıp Efsun ile bana kahve yapmaktı yorgunluğumuzu alsın diye. Gözlerim yerleri silen Efsun'a değince kafamı yana doğru yatırdım. Bir zorunluluğu olmamasına rağmen benimle birlikte saatlerdir burada etrafı toparlıyordu. Efsun gerçekten dost diyebileceğim nadir insanlardandı. Kötü gün dostu dedikleri türden. "Efsun hadi bırak onu da dinlen bende kahve yapayım," dedim ona gülümseyerek. Efsun'un gözleri bana döndü ve o da kafa salladı. "Tamam kuzum bitti zaten," dedi Efsun. Ben mutfağa doğru yönelmiş giderken arkamdan nefes nefese gelen bir ses işittim ve olduğum yerde durup tekrar arkamı döndüm. "Efsuna abla!" diyen kişi Gurur ve Çakır'ın yanında çırak olarak çalışan on sekizlerinde ki Salih idi. Efsun ile ikimiz merakla ona bakmaya başladık. "Ne oluyor Salih ne bu hal?" dedi Efsun endişe ile. Bende elimde ki bezleri yan masaya bırakmıştım. "Efsun abla Gurur abi gönderdi beni. Kardelen ablaya araba çarpmış hastaneye kaldırılmış Çakır abiler oraya gittiler. Gurur abide senin gidip Dilek ablayı almanı oradan hastaneye gelmeni söyledi." "Ne?" Efsun ile ikimizin ağızından aynı anda döküldü o şaşkınlık nidası. "İyi miymiş Kardelen?" dedi Efsun. "Hangi hastane?" dediğim sırada üzerimde ki önlüğü çıkarıp attım. Efsun da aynısını yaptı. "Bilmiyorum ki abla Çakır abiyi aramışlar hastaneden." *** Hastanenin beyaz koridorlarında koşturan Dilek teyzeyi tutmaya çalışırken kadın gözümüzün önünde darmaduman olmuştu. "Dilek teyze dur Allah aşkına," dedi Efsun titreyen sesi ile. Dilek teyzenin ise durmaya niyeti yoktu. Kızının ameliyata alınacak kadar ciddi durumu olduğunu öğrenen bir anne nasılsa Dilek teyze de öyleydi. Ameliyathane yazan koridora girdiğimizde Çakır ve diğerlerini orada gördük. "Oğlum!" diyen kadın koşarak oğluna gitti bir umut. "Kardelen nasıl? İyi değil mi benim kızım?" dedi kadın ağlayarak. Çakır'ın ise yutkunduğunu hareket eden adem elmasından anladım. "İyi olacak annem," demekle yetindi sadece ve kollarından tutup hemen yanda ki sandalyeye oturttu annesini. Çakır'ın ses tonu bana yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hissettirdi kısa bir an. Aklımda ki felaket senaryolarını kafamı iki yana sallayarak def etmeye çalıştım. Herkes endişe ile Kardelen'den gelecek haberi bekliyordu. Dilek teyze iki gözü iki çeşme ağlarken hemen yanında dikilen Çakır dimdik duruyordu ama gözlerinde saf bir korku hüküm sürüyordu. Derin bir nefes aldım ve Dilek teyzenin yanına oturup destek vermek için elini avuçlarımın arasına aldım. O sırada ameliyathanenin kapısı açıldı ve doktor olduğu belli olan bir adam çıktı. Hepimiz aynı anda yerimizde hareketlenip doktorun etrafına toplandık. "Kardelen Emiroğlu, "dedi doktor iç çekerek. Hiç hayra alamet değildi bu. "Durumu iyi. Kendisi narkozun etkisi ile uyuyor," dedi doktor direk göz kontağını Çakır ile kurarak. "Sabaha uyanır," diyen doktorun gözleri kısa bir an ağlayan Dilek teyzeye dönmüştü. "Kaza sırasında omurilik zedelenmesi meydana gelmiş. Şimdilik net bir şey söyleyemem, hasta uyandıktan sonra daha net bir bilgi verebilirim," dedi doktor. "O ne demek?" dedi Dilek teyze korku dolu bir ses ile. Dilek teyze yaşadığı şok nedeni ile bunun ne anlama geldiğini anlayamamıştı ama biz anlamıştık ve herkes kısa bir an nefeslerini tutmuştu. Kardelen yürüyemeye bilirdi... "Dediğim gibi hasta uyansın daha net bir bilgi verebilirim. Geçmiş olsun," diyen doktor yanımızdan ayrılırken herkesin yüzünde bir donukluk vardı. Kardelen eğer yürüyemezse muhtemelen kahrından ölürdü. Neşe dolu ışık saçan bir kızdı o. Ne zaman görsem oradan oraya koşturur dururdu. Umarım Işık saçan Kardelen'in ışığı sönmez. Doktorun arkasından bakan Çakır annesine bile bakmadan saniyeler içinde doktorun arkasından gitmeye başladı. Muhtemelen doktorun dile getirmediğini dile getirsin diye duymaya gidiyordu. *** Saatlerdir süren bir sessizliğin içerisindeydik. Kardelen normal odaya alınmış ve biz ise o odanın koridorunda bekliyorduk. Eray ve Pusat işleri çıktığı için yanımızdan ayrılmış geriye sadece Efsun, Gurur ve ben kalmıştık. Saat gece yarısını gösteriyordu ve hastane koridorunda bir bir ölüm sessizliği vardı. Sonunda duvara bakmak dışında bir tepki veren Dilek teyze gözlerini bizde gezdirdi. "Geç oldu hadi gidin siz," dedi. "Olmaz öyle şey," dedi Efsun itiraz ederek. "Kardelen bizim kardeşimiz uyansın gideriz." Haklı bir sebepti ama onu evde bekleyen bir bebeği olmasaydı. "Annem haklı," dedi Çakır'da saatler sonra ilk kez konuşarak. "Gidin, evde sizi bekleyen bir bebek var." "Olur mu öyle şey Karahan," dedi Gurur çatık kaşları ile. "Efsun gitsin ben kalayım burada." Gitmemekte kararlı olan çift ile derin bir nefes aldım ve araya girme ihtiyacı hissettim. "Sabaha kadar beklemekten başka yapılacak bir şey yok kalsanız bile bir şey fark etmeyecek. Arat evde kim bilir ne halde. Gidin şimdi yarın gelirsiniz yine," dedim ve o sırada benim hemen ardımdan Çakır bana bakarak konuştu. "Gidin derken? Sende gidiyorsun," dedi Çakır bana ithafen. Bana emir mi verdi bu şimdi? "Gitmiyorum. Dilek teyzeyi yalnız bırakmayacağım." "Kim olarak? Dış kapının mandalı olarak yarın herkes ile durumu öğrenirsin zaten kalmana lüzum yok..." Dengesiz herif! Bana taktı anladık onu da burada bari takmasın manyak mıdır nedir. Ne kadar yaklaşmaya çalışıyorum o kadar benden nefret ettiğini belli ediyor. Belli ki bir yerde yanlış bir şey yaptım bu adama ki bana bu kadar taktı. "Sen yokken son bir senedir her şeylerinde ben yanlarında olduğum gerekçesi ile dış kapının mandalı olduğumu düşünmüyorum. Rahatsız oluyorsan bu senin sorunun derin nefes al geçer belki," dedim lafın altında kalmayarak. Belki de bu da böyle bir tiptir. Güzellikten anlamıyordur. Çakır dümdüz ifadesi ile bana bakarken Efsun ile Gurur'un gözleri benim ile onun arasında gidip geliyordu. Dilek teyze derin bir nefes aldı ve bana baktı. "Gurur ve Efsun gidiyor, Nazlı kalıyor," dedi kadın son noktayı koyarak. Parti kur oy verelim Dilek teyze. Çakır kaşlarını çattı ve annesine döndü ben ise boğazımı temizleyip kollarımı göğsümde bağladım. "Nasıl istersen Dilek teyze," dedim en hanımefendi halimle. Çakır'ın morardığına yemin edebilirim ama ona bakmadığım için bunu kanıtlayamam. Tüm bunların üstüne Efsun ve Gurur hastaneden ayrılırken bende Dilek teyzenin yanına kalkmamak üzere oturmuştum. *** Gözkapaklarımda ki batma ve vücudum da ki sızı ile gözlerimi aralarken hastanenin içine vuran güneş ışığından çoktan sabah olduğunu ve benimde uyuyakaldığımı anladım. Ben esnerken olduğum yerde gerildim ve o sırada üzerimden kucağıma düşen ceketi yeni fark ettim. Buram buram deniz ve nane karışımında bir koku burnuma gelirken bu ceketin kime ait olduğunu biliyordum. Gece en son Çakır'ın üzerinde olan ceket bugün ben üşümeyeyim diye benim üzerime örtülmüştü belli ki. Deri ceketi yakasından tuttum iki elimle kafamı omzuma yatırdım. Gülümsememek için kendimi zor tutarken duyduğum adım sesleri ile kafamı yan tarafa çevirdim. Çakır elinde kahve bardağı ile geliyordu ve ben anında imalı imalı yüzüne karşı gülmeye başladım. O sırada o yanıma varmış tuttuğum ceketi çekip almıştı yanımdan geçerken. "Hiç bakma öyle insanlık yaptım," dedi mırıldanarak. Hadi oradan! "İnsanlık ve sen?" dedim bozuntuya vermeden. "Sana bakmadım zaten Dilek Teyze örttü sandım ama sen ondan önce davranmışsın," dedim burun kıvırarak. "Sen daha gitmeyecek misin?" Dedi Çakır çatık kaşları ile elinde ki kahvesinden bir yudum alarak. Onu duymazdan geldim ve yerimden kalkıp gerindim. "Sana ne?" dedim onu umursamayarak ve ona doğru ilerleyip elinde ki kahveyi aldım. "Bana mı aldın teşekkürler, "dedim ve kahveden bir yudum aldım. Sabahları kahve içmezsem kendime gelemiyordum ve şimdi gidip kantinden alamazdım. "Nasıl bir kadınsın ya sen?" dedi Çakır kıstığı gözleri ile. Yüzünde memnun olmayan bir ifade vardı. "Dilek teyze nerede?" dedim onu duymazdan gelerek. Elimde ki kahveden bir yudum daha aldım ve kalktığım yere oturdum. O ise çaprazımda dikiliyordu. "Horlamana dayanamamış gitti boş bir odaya kafa dinlemeye." Ne dedi o? Horlama derken? Anında kaşlarım çatılırken yerimde kıpırdandım. Ben horlamam ki! "Yalan! Horlamam ben bir kere," dedim itiraz ederek. Böyle bir şey olmamıştır değil mi? Ne olur olmasın çünkü Karahan Emiroğlu'nun diline düşmek son isteyeceğim şey. "Anneme soralım," dedi alay edercesine ve karşımda ki sandalyeye oturup kollarını göğsünde bağladı. "Sana nasıl bir kızsın derken ciddiydim." "Horlamam ben!" dedim utançla. Yüzümün kıpkırmızı kesildiğine emindim şuan. Daha önce böylesine bir utanç yaşadığımı hatırlamıyordum. Onunla kısa tartışmamıza son veren hemşirenin yanımızdan geçip Kardelen'in odasına girmesiydi. İkimizde merakla kapıya baktık ve ardından aynı anda yerimizden kalkıp odanın camına yaklaştık. Hastane yatağında hareketsizce yatan Kardelen ve onun başında makineler ile uğraşan hemşire vardı. Sessizce camın ardından onları izlerken iç çektim. Kardelen ile ilk tanıştığımda hevesle bana abisinden bahsederdi. Abim şöyle abim böyle. Dilinden hiç düşürmezdi. Şimdi abisi yanındaydı ve o orada öylece yatıyordu ne olacağı belli olmadan. "Sen bana o gece yemekte dedin ya bana sadece yakınlarım Çakır der diye. Haklıydın ama seni o kadar çok dinledim ki artık seni görmeden tanımaya başladım. Belki de bu yüzden dilim ilk Çakır dedi sana," dedim iç çekerek. Bu büyük bir itiraftı. Kabul etmeliydim ki onu her anlattıklarında ruhum ve aklım ayrı yollara düşüyordu. "Beni kimden dinledin, herkese aynı değilim..." Bana karşı ilk defa sesinde bir alay, kibir, hırs ve ciddiyet yoktu. Düz ama bir o kadar da yumuşak bir ses tonu vardı. "Kardelen, senden çok bahsediyordu. Sen yokken dilinde sürekli bir abim vardı," dedim tekrar iç çekerek. Gözleri Kardelen de olsa dahi beni dinlediğini biliyordum. "Bazen saatlerce seni anlatır kafamı şişirirdi." İstemsizce güldüm. "Baş belası..." Çakır'ın dudakları arasından dökülen iki kelime Kardelen'i ne kadar sevdiğinin kanıtıydı benim için. Onun gülüşü benim de gülümsememi sağladı. Dost olmaya ilk adım diyebilir miydik bu ana? Hemşire Kardelen'in elini tutunca gözlerimi kıstım ne olduğunu anlamak için. Parmaklarının kıpırdadığını fark ettiğim anda yanımda ki Çakır'ın kolunu tuttum sesli bir sevinç nidası ile. "Gördün mü? Parmakları kıpırdadı." Sesimde ki çocuksu sevinç ile. Çakır'ın gözleri kardeşinde gezinirken dudakları kıvrıldı. "Sırf baş belası dediğim için kalktı cadı bana trip atmak için." Biz Çakır ile Kardelen'e bakıp gülümserken hemşire odadan çıktı ve hızla yanımızdan geçip gitti Kardelen'in durumunu bile soramadan. Büyük ihtimalle doktoru çağıracaktı. "Gözlerini açtı," dedi Çakır fısıldar gibi. Parmaklarına odaklı gözlerim Kardelen'in gözlerine tırmandı. Abisinin maviliğini almış gözleri buğulu bakıyordu Kardelen'in. Koridorda doktorun hemşireden bilgi almak isteyen sesi yankılandı ve ardından doktorda yanımızdan geçip gitti o odaya girdi. Doktor gerekli rutinleri yaptıktan hemen sonra Kardelen ile durup kısa bir an konuştu ve daha sonra Kardelen'in bacaklarına elinin götürüp sıktı. Tüm bunlar olurken nefesimi tutmuştum. Yanımda ki Çakır'ın da benden farkı yoktu. Olacağı biliyorduk ama dile getiremiyorduk. Doktor Kardelen'in bacaklarını sıkarken kızın yüzünde mimik oynamadı. Yutkundum ve sadece gelecek olanı izledim. Doktor bu sefer eline hemşirenin uzattı küçük bir çekiç aldı ve hemen ardından Kardelen'in dizlerine hafifçe vurdu. Kardelen de artık neler olduğunu anlamış olacak ki yüz ifadesi değişti ve paniklemiş gibiydi. İçim sızladı kıza... Hemen yanımda ki Çakır geriye adımladı ve sırtı duvara çarptığını duydum. Dolu gözlerimi Kardelen'den Karahan'a çevirdim. Mavi gözleri yaşlarla dolmuş ama yüzünde mimik oynamıyordu. Sanki yüz ifadesi her hangi bir şekilde bir ifade verse hıçkırarak ağlayacak gibiydi. Yanına doğru adımladım ve ben daha dayandığı duvara dayanamadan duvarın dibine çöktü. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve bende hemen yanına duvarın dibine çöktüm. Bir teselli cümlesi lazımdı ona ve bende bir teselli cümlesi verdim içinde ki yangına su olsun diye. "Tıp çok gelişti. En iyi doktorlar götürürüz ve mutlaka bir çaresi vardır. Hem Kardelen güçlü bir kız, onun gücü onu ayağa kaldırır. Olmayacak diye bir şeyde yok. Her gün gece bitip gün doğduğuna göre her zaman bir umut vardır." Teselli verdim vermesine ama Çakır'a işlememiş gibiydi. Öylece odanın camına bakıyor ve galiba insanların 'hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor' dedikleri noktadaydı. "Nefes alıyorum ama aldığı nefes ciğerime dolmuyor. Yorgunluktan mı, acıdan mı, çaresizlikten midir bilmem ama hiç iyi değilim..." dedi gözlerinde denizleri taşıyan adam. Kardelen ondan bahsederken 'O bana abi değil baba' demişti. Bir babanın sırtlanması gereken tüm o acıyı bir abi nasıl sırtlanırdı? Benim sesim dahi çıkamazken beyaz koridordan ayak sesleri duyduk. Ben kafamı yana çevirdiğimde bize doğru elinde bir dua kitabı ile gelen Dilek teyzeyi gördüm. Derin bir nefes aldım ve Dilek teyze bizi öyle yerde otururken görünce kaşları çatıldı ve ardından kahverengi gözleri cama çevrildi. Doktor odadan çıktığında ve 'Nefes alıyor, ileride yürür de vazgeçmezse' deyince geriye Dilek teyzenin acı gözyaşları kalmıştı... *** • Yazardan • Hastaneye getirdiği kızın soy ismini öğrenince Efkan anladı ki Emiroğlu ile yeni bir savaşı başlayacaktı. Savaşacak olması umurunda değildi, savaşırdı elbet o ama onun aklı o kızdaydı. Kardelen... İçinde saatlerdir bitmeyen bir vicdan sızısı vardı ve o sızıyı hissettikçe zorla çıkarıldığı o hastaneye gidip Karahan Emiroğlu'na 'benim içinde olduğum araba kardeşini bu hastane odasına yatırdı' diyecek kadar gözü dönüyordu. Efkan'ın bir raconu vardı. Değil bir kadının canını yakmak masum birine parmağının ucuyla bile dokunmazdı. Abisi Ferhan adamlarından haberi alınca hastaneye gelmiş Efkan'ı yaka paça dışarı çıkarmıştı oradan Karahan görmesin diye. Şimdi ise evinde gram uyku girmeyen gözleri ile boğazı izliyordu oturduğu tekli koltukta. "Abi," dedi Hakan içeriye girerek. Efkan siyah harelerini adama çevirdi merakla. "Kardelen Emiroğlu'nun doktoru yürüyemeyeceğini söylemiş..." Efkan'ın gözleri kendiliğinden kapanırken dişlerini sıktı. Tüm damarlarının gerildiğini hissediyordu. "Berzan'ı çağır bana Berzan'ı," dedi Efkan sakince ve hemen ardından gözlerini açtı. "Buraya çağır!" Efkan'ın sesi birden yükselip duvarlara çarptı. "Onu gebertmeyen adam değil o orospu çocuğunu çağırın bana!" Hakan hızla kafasını sallayıp dışarıya çıkınca Efkan oturduğu yerden kalktı ve telefonunu cebinden çıkarıp tuşladığı numaranın ardından kulağına götürdü. "Buyur abi?" "Karahan Emiroğlu'na haber yolla, onu ziyaret edeceğim..." Konuyu bitiren Efkan adamın bir şey demesine izin vermeden telefonu kapatıp cebine koydu. O sırada odanın kapısı açıldı ve içeriye Berzan ve Hakan girdi. Efkan onlara döndü ve siyah harelerini Berzan'ın üzerinde gezdirdi. "Kız sakat kalmış Berzan." Efkan adımlarını ona doğru atarken iç çekti. "Kızın yaşı yirmi ve kız yürüyemeyecek. O kız oradan geçerken gözlerin neredeydi lan it!" Efkan'ın tıslaması ile Berzan'ın gözleri yere düştü. Ne diyebilirdi ki zaten. "Geber!" diye bağıran Efkan e'leri bastırmıştı bağırırken ve aynı saniye belinden çıkardığı silahı adama doğrultmuş ve tetiği hiç düşünmeden çekmişti. Alnından bir kurşun çıkan adam yere yığılırken Efkan sinirden irice açtığı gözlerini Hakan'a çevirdi. "Git nereden buluyorsan bul bana o kızı iyi edecek doktoru bul! Gerekirse cehennemin dibinde olsun o doktor gelecek buraya!" Alp Efkan Korhanlı masuma yanlış yapanı affetmezdi... ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD