Yollar seni gide gide usandım
Ayağıma diken battı gül sandım
Bende seni bir vefalı yar sandım
Di Yörü yörü de zalımın kızı
Kırmızılar giyinmiş alınan oynar
Deste zülüflerin telinen oynar
Di yörü yörü zalımın kızı
Yar beni bırakmış elinen oynar
Elinen oynayan yâri neyleyim
Karahan beş yıl boyunca Didem ile karşılaştığında ne tepki vereceğini düşünüp durdu. İçeride olduğu vakitler Didem'e olan o siniri, öfkesi ve hırçınlığı yavaş yavaş yok oldu. Sevdasıyla birlikte nefretini bile yok etti kendi içinde. Beş yıl sonra o sokağın köşesi Karahan'a cehennem olmuştu. Dido Çakır'da yaraydı. Kabuk bağlamış ama dokundukça ince bir sızı bırakan bir yara. Çakır bu gece Didem'in yanından hiç yara almamış, hiç Didem'i tanımamış gibi geçip gittiğinde arkasından dakikalarca baktığını biliyordu o kadının.
Aysar'ın en kuytusunda, karanlığın gölgesinde kalan o tamirhanede gecenin bir yarısı türkü ile dile gelmiş o sözler yükseliyordu.
Karahan eline baba yadigârı sazı almış beş yıl boyunca o dört duvarda diline dolanan o türküyü söylüyordu. Karşısında oturan Pusat elinde ki tespihi çekiyor sessizce arkadaşına eşlik ediyordu. Ne zaman bir yara açılsa orada hep Karahan ve Pusat olurdu. Onlar dört kişi idi ama yara söz konusu olduğunda iki kişi oluyorlardı. Bu Eray'ı ve Gurur'u dışlamak değildi. Bu sevdası yarım kalan adamların meselesiydi.
Karahan sazın tellerine vurdu son kez ve acısı ile beraber sazı kenara aldı. Küçük masanın üzerinde ki yarımlanmış rakıyı alıp dudaklarına götürdü ve arkadaşına baktı. "Hala parmağında," dedi Pusat'a Karahan. Melek'in yüzüğünü hala parmağında taşıyan adam buruk bir gülümseme sundu arkadaşına. "Olması gerektiği gibi." Pusat iç çektiğinde Karahan da çıkarıp attığı o yüzüğün yerinin sızladığını hissetti. "İnsan toparlıyor ama biliyor musun? İlk zamanlar isyan ediyordum oraya," dedi Pusat işaret parmağı ile gökyüzünü göstererek. "Fakat sonralar tüm o isyanım gitti, çünkü anladım ki bazı şeyler olurdu, tutamazdık ucundan olmasın diye." Pusat çekmeyi bıraktığı tespihi sıktı. "Melek'in isminin yazılı olduğu bir mezar taşı yaptılar Melek öldü dediler. Onlara göre ölmüştü Melek ama o hiç ölmedi aslında. Ölmediğini görmeleri için benim gözümden bakmalılardı o taşa."
"Senin büyük şimdi derdin yoksa benim mi?" dedi Karahan burukça gülümseyerek. Pusat'ta hallerine güldü ve kadehini kaldırdı. Karahan da kadehini kaldırınca kadehleri tokuşturdular. "Yarın Dido ile o adamın eşyaları taşınmaya başlayacakmış o eve," dedi Pusat arkadaşına söylemesi gerektiğini düşünerek. Karahan gözlerini masadan kaldırmamıştı. "Allah mesut etsin," dedi adam sadece. "Düğünde olacakmış yakında."
"Olsun... Yakışır ona beyaz."
"Melek'e de yakışmıştı..."
***
Karahan ve Pusat tamirhanede sabahlamalarının ardından Karahan eve gitmiş bir duş almış ve uyumadan tamirhaneye geri gelmişti. Karahan siyah bir arabanın önünde sorunu anlamaya çalışırken Gurur da elinde ki işi bitirmiş çay koymuştu ikisine. "Çakır gel çay iç sonra devam edersin," diyen Gurur ile Karahan kafa salladı ve o sırada kapıdan içeriye Efsun nefes nefese girdi. "Ay Gurur!" dedi panikle kız. Gurur karısının o haline görünce oturduğu tabureden hızla kalktı. "Ne bu halin?" dedi Gurur endişe ile ve gidip karısının kolundan tuttu. Karahan'da kaşlarını çatmış Efsun'a bakıyor ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Nazlı'nın mekânını dağıtmışlar," dedi Efsun panikle. "Çocuklar söyledi bende hemen buraya geldim," dedi Efsun. "Nasıl ya?" dedi Gurur ve üzerinde ki tulumu çıkarmaya koyuldu. O sırada Karahan da elinde ki bez ile ellerini silip bezi arabanın üzerine bıraktı. "Kim yapmış?" diyen Karahan da üzerini çıkarmak için arka tarafa doğru ilerledi. "Bilmiyorum ki," diyen Efsun derin bir nefes aldı.
"Kimin mahallesin de mekân dağıtıyor lan bunlar!" Karahan sert bir tonda söylenirken arka tarafta üzerini değiştirmiş kendisini bekleyen çiftin yanına gelmişti. "Gidelim bakalım kimmiş bu itler!" Efsun, Karahan'ın Nazlı'ya o kadar kaba davranıpta şimdi tüm o çekişmeleri bir kenara bırakıp yardıma gitmesine şaşırmıştı ama kocası bunun üzerinde dahi durmamıştı.
Gurur biliyordu ki mahalleden her kim olursa olsun birinin yardıma ihtiyacı varsa Karahan giderdi. Ne olduğu, kim olduğu umurunda olmazdı.
Karahan, Efsun ve Gurur Nazlı'nın lokantasına yola çıkınca tüm mahalleli başlamıştı bile dedikoduya. Herkes Nazlı'nın başına geleni konuşuyor birin üzerine bin ekliyorlardı.
Karahan ve diğerleri polis ekiplerinin çoktan geldiği ve camları inmiş olan mekâna girdiklerinde mahalleden bir kaç kişinin de orada olduğunu gördüler. Polisler masada oturan ve titreyen Nazlı'nın önünde ona soru soruyorlardı. Karahan'ın görüş açısını kapatan polis ayak sesleri ile kafası arkaya çevirdi ve o sırada Karahan'ın görüş açısına Nazlı girdi.
Kız oturduğu yerde titriyordu ve yüzü bembeyaz olmuştu. Yüzünde güller o açan kızın yüzü solmuştu.
Nazlı gözlerini gelenlere çevirince Efsun'u gördü ve hızla ayağa kalkıp gözyaşları arasında ona sarıldı. "Çok korktum Efsun," dedi Nazlı titreyen bir ses ile. Efsun ise arkadaşının saçlarını okşadı hüzünle. "Geçti kuzum, bitti bak biz buradayız." Nazlı Efsun'dan ayrıldı ve o sırada Karahan ile Gurur polis memurları ile konuşuyordu.
"Hanımefendinin neyi oluyorsunuz?" Dedi genç polis elini siyah kalın kemerine koyarak. "Arkadaşlarıyız komiserim," dedi Gurur açıklayarak. "Konu nedir? Kim dağıtmış bu mekânı?" Dedi Karahan gözleri titreyen ve kendilerini izleyen Nazlı da. "Anlamaya çalışıyoruz," dedi polis memuru. "Düşmanım yok dediniz ama bu mekân dağıtma normal bir maganda olayı değil Nazlı Hanım. Biliyorsanız söyleyin ki size yardımcı olabilelim, korkulacak bir şey yok." Polis memuru titreyen dudaklarını birbirine bastıran kıza baktı. Karahan ve diğerlerinin de gözleri onda idi.
"Ben," Diyen Nazlı sustu ve derin bir nefes alıp devam etti. "Tekin... Adı Tekin Sungur. Onun adamları dağıttı lokantamı," dedi Nazlı burnunu çekerek. Karahan kollarını göğsünde bağlamış kızı dinliyordu sessizce. "Kim bu Tekin Sungur?" Dedi Polis memuru.
"Ben amcam ile kalıyordum. Amcam onun yanında çalışıyordu, beni görünce bana takmış kurtaramadım kendimi," dedi Nazlı utana sıkıla. "Amcama para vermiş benim için ve amcam da beni onunla evlenmeye zorlayınca Ankara'dan kaçıp buraya geldim," dedi Nazlı ağlamamak için kendini sıkarken. "Bulmuş izimi ve gözümü korkutmak içinde burayı dağıttılar," dedi Nazlı ağlamaya başlayarak. Karahan konuşan kızın her bir mimiğini izlerken Efsun ve Gurur şaşkınlıkla dinlediler kızı. Böyle bir hikâyesi olduğunu kimse bilmiyordu Nazlı'nın. Bilselerdi kıza yardım etmek için ellerinden geleni yaparlardı.
"Peki o halde bir alalım biz bu adamı. Sizinle iletişime geçilecek ve o zamana kadar güvenliğiniz açısından iki arkadaşımız sizinle olacak Nazlı Hanım geçmiş olsun tekrar," Diyen polis dağılmış lokantadan çıkarken Nazlı'nın güvenliği için yanlarında duracak polisler lokantanın önünde etrafa bakıyorlardı. Karahan masada ki peçetelikten bir peçete aldı ve ağlayan kıza uzattı. "Bu Tekin'i ve amcanı tam olarak nerede buluruz?" Dedi Karahan düz bir ifade ile. Nazlı adamın uzattığı peçeteyi aldı ve ona baktı amacını anlamak isteyerek. "Çakır, onlar iyi insanlar değil. Onlara bulaşırsanız daha da kötü olur ve onları tanımıyorsunuz, neler yapabileceklerini bilmiyorsunuz, " dedi Nazlı derin bir nefes alarak.
Karahan, Çakır dememesi için uyardığı kızın tekrar Çakır demesine kısa bir an kaşlarını çatsa da kızın kötü olur diyerek korktuğunu belli etmesi ile yüz ifadesi normale döndü.
"Onlarda bizi tanımıyor," dedi Karahan alayla. "Nerede bulabilirim onları?"
Nazlı, Karahan'ın ciddiyetini anladığında kafasını salladı sadece ve derin bir nefes aldı. "Tekin'i bir otobüs firması var, amcam da yanında güvenlik olarak çalışıyordu."
Karahan'ın kaşları havalandı. Alaylı bir gülüş belirdi yüzünde. Yeraltının sayılı adamlarından olan Karahan'a kendi halinde otobüs firması olan bir adamdan ne zarar gelebilirdi ki?
"Gerçekten çok korkutucu bir işi varmış." Kendisine alayla bakan Karahan'ın dalga geçtiğini anlayan Nazlı gözlerini devirdi. "Bahis mafyası o," dedi mırıldanarak. "Dolandırıcı yani?" Dedi Karahan kollarını göğsünde bağlayarak. "Savunmayı düşünmüyorum," dedi Nazlı derin bir nefes alarak.
Karahan gözlerini Gurur'a yöneltti. "Bir dost ziyareti yapalım onlara," dedi Gurur'a. "Bana uyar kardeşim." Gurur'un yüzünde keyif alan bir ifade vardı. Tüm bu konuşmalar olurken Nazlı gözlerini Karahan'a dikti. İyi bir insan mıydı yoksa kötü müydü bu adam?
Birini öldürerek cezaevine giren biri kötü olur mu? Ya da durmadan laf soktuğu bir kız zor durum da diye rahatsız edeni rahatsız edecek olması onu iyi biri mi yapardı?
"Madem bu adam takık sana, neden gözünü korkutmak için burayı dağıttı ki? Adamları seni direk ona da götürebilirdi," Dedi Efsun anlam vermeye çalışarak. "Götüremezler," dedi Nazlı sıkıntı ile. "En azından şimdilik. Bende bir kayıt var. Kamera kaydı ve ona ait. Kayıtların bir arkadaşımda olduğunu söyledim ona. Beni alıkoyduğu an arkadaşımın onu polise vereceğini söyledim," Diyen Nazlı rahatsızca yerinde kıpırdandı. "O da beni böyle pes ettirmeye çalışıyor," dedi Nazlı.
"Ne var o kayıtta?" Dedi Gurur merakla. Böyle adamların kuyruğunu kıstırması için ciddi bir şey gerekliydi. "Birini," dedi Nazlı ve durakladı. "Birini öldürdü."
Gurur ve Karahan göz göze geldi. Nazlı oturduğu sandalyeden kalktı titreyen bacakları ile. "Evime gitmek istiyorum." evine gitmek isteyen Nazlı'nın kolunu tuttu Efsun. "Yalnız kalma bu gece bize gidelim," dedi Efsun arkadaşını bırakmaya gönlü el vermeyerek. "Hiç itiraz istemiyoruz hadi," dedi Gurur da karısına destek çıkarak.
Nazlı hayır anlamında kafasını salladı. "Gerçekten sadece yalnız kalmak ve dinlenmek istiyorum." Nazlı ret ederken etrafa baktı. "Ne olacak şimdi?"
"Eve git, hallederiz biz..."
Karahan'ın Nazlı'ya kurduğu cümle herkesin garibine giderken Gurur'un kaşları havalandı. Sanırım onların bir şey yapmasına gerek kalmayacaktı Karahan ve Nazlı'nın olması için.
***
Karahan ve Gurur lokanta için kollarını sıvamış saatler süren bir koşuşturmanın ardından eski haline getirmişlerdi.
Onlar lokantayı hallederken Pusat ise Nazlı'nın bahsettiği amcasını ve Tekin'i aramaya koyulmuştu. Polis ekipleri Nazlı'nın verdiği adrese gittiklerinde ikisinden de eser kalmamıştı çoktan. Şimdi ise polisler bir yandan Pusat bir yandan onları aramaya başlamışlardı
Karahan yerde gördüğü çerçevesi kırılmış fotoğrafı eline almış ve incelemişti. Fotoğrafta Nazlı vardı ve gülümsüyordu. Karahan kızın gamzesi olduğunu gördüğünde kaşları havalandı. Daha önce hiç dikkat etmemişti, gamzesi varmış. Karahan'ın gözleri bu kez Nazlı'nın yanında ki adamı buldu. Kimdi bu adam?
Nazlı onun koluna kafasını kaymış kameraya gülümsemişti.
"Yiğit o," dedi Gurur Karahan'a. Gurur alttan alta gülse de Karahan açık açık yaptığı imayı anlamıştı. Gözlerini devirdi arkadaşına ve fotoğrafı kasanın üzerine bıraktı. "Nazlı'nın arkadaşı," dedi Gurur sonunu getirerek. Karahan derin bir nefes aldı. "Gurur, sikerim belanı!"
"Ne yaptınız?" diyerek Pusat girdi kapıdan içeriye. Gözlerini etrafta dolaştırdı. "Toplamışsınız."
"Ne buldun?" Dedi Karahan Pusat'a doğru ilerleyerek. "Tekin Sungur, firma sahibi görünümlü bahis mafyası. Yasa dışı yollarda adı çok geçiyor. Adı bile olmayan yerlerde adam dövüştürüp üstlerinden para kazanıyor. Birde amcası Fikret. Güvenlik sözde ama dövüşçüleri mekânlara o getirip götürüyor. Mekânı dağıttıktan sonra ortadan kaybolmuşlar. Bu Tekin'in ortağına ait bir ev var Ankara dışında. Bir senedir kimse kalmıyormuş evde ama her ihtimale karşı çocukları oraya gönderdim hareketlilik varmış evde. "
"İşimiz bitti burada," diyen Karahan sandalyenin üzerine bıraktığı deri ceketi üzerine geçirdi." Eray'a söyle Ankara'ya gidiyoruz bu gece ki sevkiyatın başında o olacak. "
***
Altı saat süren yolculuktan sonra Pusat'ın bahsettiği eve gelmişlerdi. Güneşin batışından sonra gecenin karanlığı hüküm sürüyordu gökyüzünün kollarında.
Karahan ormanlık alanda gözlerini gezdirdi. "Çocuklar geliyor mu?"
"Hemen arkadalar haber bekliyorlar," dedi Pusat elinde ki tespihi son kez çevirip cebine sıkıştırarak. "Evin önünde adamlar var, burada demek ki," Diyen Gurur'du. "Giriyoruz, çocuklara haber verin." Karahan eve doğru adımlarken deri ceketinin ucunu kaldırdı ve belinde ki silahı çekip aldı. O sırada kapıda duran adamlar da silahlarını ellerine alırken Karahan'ın arkasından adamlar da aynı şekilde silahlarını doğrulttular adamlara.
Karahan'a gerek kalmadan Pusat, Gurur ve diğerleri önlerine çıkan adamları indirirken Karahan direk merdivenlere ilerledi ve kapıya attı tekme ile kapı savrularak duvara çarptı. İçeriye adımlayan Karahan boşluktan başka bir şey görmeyince adımlarını yukarıda ki kata çıkan merdivenlere doğru attı.
O merdivenler de bir kaç adımda bitince hızla etrafına baktı. Odalara girip teker teker bakarken son odanın kapısını açmaya çalıştı fakat kilitliydi. Karahan ağzının içinde küfür mırıldandı ve ardından bir kaç adım geri gidip kapıya tekme attı ve aynı saniye açılan kapı ile Karahan camdan kaçmaya çalışan adam ile göz göze geldi.
"Tekinsiz tekin sen misin?" Dedi Karahan o olduğunu bildiği halde. Adama doğru ilerlerken adam kendini aşağı saldı ama Karahan çokta umursamadan odadan çıktı ve bahçeye ilerledi.
Arka bahçe de dikilen Pusat ve Gurur'a baktı. Tekin'i yere oturtmuşlar kafasına da bir silah dayamışlardı. "Bizim mahallemize gelip mekân dağıtmak ne demekmiş az sonra hep birlikte göreceğiz!" Karahan keyifli bir ses tonu ile Tekin'e ilerlerken Tekin yutkundu. "Sadece uyarı içindi," dedi Tekin kendini kurtarmak için. "Zarar vermedim Nazlı'ya."
"Senin uyarını sikerim!" diye bağıran Karahan elinde ki silahı yere attı ve Tekin'i kısa saçlarından tutup kafasını geriye yatırdı. "Adam mısın lan sen savunmasız bir kızı alıkoymaya çalışıyorsun it!" Karahan Tekin'in kafasını bıraktı ve aynı saniye gerinip yüzüne tekme attı. "Bir daha," dedi Karahan cebinden özel yapım Muşta'yı çıkarıp eline takarak. "Bir daha seni ne o kızın etrafında göreceğim ne de dilinde duyacağım duydun mu? Değil o kızın adını anmak Aysar'ın ismini bile unutacaksın," Diyen Karahan muşta olan elini yumruk yaptı ve yerde acıdan inleyen Tekin'e yumruk attı.
Tekin'in yüzünde "Ç" harfi yer edinirken burnundan kan gelmeye başlamıştı. "Bu yaptıklarım senin adını bir daha duyduğum takdirde yapacaklarımın yanında çok az kalır. Nazlı, bundan sonra olur ya der bana Tekin'i gördüm, duydum o zaman seni burada kanında değil mezarında kefen içinde yatırırım!" Karahan Çakır'ın Ç'sini üzerinde taşıyan muşta ile bir kez daha Tekin'e vurunca Tekin bayılmış sesi çıkmıyordu yerde.
Karahan kanlar içinde yatan adamın boynunu muşta olan eliyle tuttu ve kendine doğru çekti. Tekin zorlukla gözlerini aralarken Karahan son kez uyarısını yaptı. "O amcası olacak şerefsize söyle sakın İstanbul'a ayak basmasın ayaklarını kırar götüne sokarım! Ha olur ya bir deli cesareti gelir İstanbul'a ayak basarsınız ondan önce Çakır kimmiş diye bir araştırın öyle yapın olur mu?" Karahan alayla güldü ve Tekin'i yere itti." Adam ol lan it!" Dedi tükürürcesine ve her iki yanında olan Pusat ve Gurur ile arabalara doğru ilerledi.
"Bu tanımadığın bir kız için fazla değil miydi?" diye mırıldandı Gurur yarım ağız.
"Bu benim insanlığım içindi zaten," dedi Karahan elinde ki muştayı çıkarıp cebine koyarken.
"Öyle olsun..." Gurur Karahan'ın diğer tarafında olan Pusat ile göz göze geldi. Pusat, daha ilk başından Gurur'un yapmak istediği şeyi biliyordu, onaylıyor muydu? Hayır.
İki insan birbirinin kaderinde varsa olurdu zaten zorlamayla olacak iş değildi ama görüyordu ki Pusat, Karahan'ın daha yaşayacak sevdası vardı.
***
Karahan altı saati bulan bir yolculuğun ardından eve vardığında gün aymış ve annesi ile kız kardeşi çoktan kahvaltıyı hazırlamışlardı.
Karahan onlara görünmeden odasına çıkıp duş aldı ve üzerini değiştirip kahvaltı için salona girdi. Annesi çayları dolduruyor kız kardeşi ise masada oturmuş elinde ki dosyada göz gezdiriyordu.
"Günaydın," dedi Karahan masanın başında yerini alarak. "Günaydın oğluşum benim," dedi Dilek Karahan'ın önüne çayını koyarak. "Kızım bırak artık şunu kahvaltını et," dedi Dilek Kardelen'e hitaben. "Tamam anne, bugün bir sunumum var son kez göz gezdiriyorum," dedi Kardelen.
"Okul nasıl gidiyor ufaklık?" Dedi Karahan kardeşine bakarak. "Her şey yolunda mı?"
"İyi gidiyor, en azından senemi yakmadan mezun olmaya çalışıyorum." Kardelen sıkıntı ile dosyayı kenara koydu. "Yoksa senden büyük fırça yerim."
"Ezberlemişsin aferin," dedi Karahan kardeşi ile dalga geçerek. "Ben gittim." Kardelen oturduğu yerden kalktı ve abisine ilerleyip yanaklarına öpücük kondurdu. "İyi işler abicim." Karahan kız kardeşinin yanağından makas aldı. "İyi dersler ufaklık oyalanmadan git öğretmenini dinle, " Dedi Karahan Kardelen'i sinir etmek için. "Nazar boncuğu da tak istersen," dedi Kardelen göz devirerek. İlkokul çocuğunu okula gönderiyordu abisi sanki. "Gözlerin nazar boncuğu senin." Karahan birilerine nadir iltifat ederdi ve Kardelen bu zamana kadar bir mezuniyet balosunda giyeceği elbise ile abisini görmeye cezaevine gitmişti ve orada abisinden iltifat almıştı birde şimdi. Şaşırsa da mutlulukla gülümsedi mavi gözleriyle. "Kalbimden vurdun." Kardelen eliyle kalbini gösterirken Karahan güldü ona. "Şımarma zevzek seni." Kardelen bir kez daha abisini öpüp evden çıkarken Karahan çayını eline aldı.
"Oğlum," dedi Dilek nereden başlayacağını bilmeyerek. "İçeriden çıktın, düzenini oturttun sayılır," dedi Dilek iç çekerek. "İşin gücünde var annem yani evlensen mi artık?" Kadın oğlunun kızacağını bile bile söyledi bunu. Oğlunun evlendiğini görmek ve torun sevmek istiyordu. Oğlu bir kız için gençliğini heba etmesin istiyordu. "Torun sevmek istiyorum, seni mutlu görmek istiyorum annem. Bak eğer kabul edersen aklımda birileri var en azından bir görüş."
Karahan'ın yüzü kaskatı kesilirken annesini kırmamak için derin bir nefes aldı. "Anne, bir kez söylüyorum bir daha söylemeyeceğim. Ben evlenmeyeceğim ve sende sağ sola ümit verme! Çok torun sevmek istersen zamanı geldiğinde Kardelen'in çocuğunu seversin ama ne ben baba olacağım, ne de senin hayallerin gerçek olacak!" Karahan son noktayı koyarken oturduğu yerden kalktı. "Bu konuyu bir daha açma, saçma sapan ümitler de verme insanlara."
***
Kardelen otobüse binmek için durağa ilerlerken alelacele koşturdu. Geç kalmıştı iyice sunuma yetişemeyecekti.
Kardelen otobüsün gelmiş olduğunu ve durağın önünde durduğunu gördü. Yetişmek adına karşı kaldırımdan koşarak indiğinde kendisine doğru gelen arabayı görmedi ve aynı saniye aldığı darbe ile yolun diğer tarafına savruldu.
İnsanlar çığlık çığlığa kızın etrafına toplanırken ona vuran arabadan genç bir adam indi ve kalabalığın arasına daldı.
Kardelen zorlukla gözlerini aralarken bulanık görüşüne endişe ile bakan bir yüz girdi. "İyi misiniz?" adam ona seslenirken o acıyan kaburgaları yüzünden konuşamıyordu. "Berzan kapıyı aç," dedi adam ve aynı saniye Kardelen vücudunun havalandığını hissetti.
"Efkan Bey ambulans mı çağırsaydık?"
"Ambulans gelene kadar kız ölür..."