3."Çakır"

1530 Words
"Yengeye de aşk olsun. Karahan'ı çağırıyor bizi çağırmıyor." Eray ayıplarcasına karşısında ki taburede oturan Gurur'a baktı. Gurur'a yaklaşık iki saattir trip atıyordu kendince. Dördü de tamirhanede oturmuş Karahan ve Gurur yemeğe geçmeden önce çay içmişlerdi. "Oğlum kız usandı artık senden. Kız o kadar çok seni evinde görüyor ki kumam diyor sana," dedi Pusat dalga geçerek. Karahan'ın kaşları havalanmış yüzünde de eğlenir gibi bir ifade vardı. "Kumam? O kadar mı yapıştın lan evli çifte utanmadan." Karahan, Eray ile dalga geçerken Eray bozuldu istemeden. "Alakası bile yok," dedi yiğitliğe bok sürdürmeden. Gurur'un kaşları havalandı 'alakası bile yok' dediği şeyin doğrusunu bildiği için. Yapışmıştı onlara adam. "Sana bir şey demiyorum Eray," dedi Gurur alayla. "Hadi kardeşim gidelim artık," diyen adam ayağa kalktı. Karahan'a söylemişti bunu. Eray yavru köpek bakışları atarken üç adam da onun bu haline gülmemek için kendini sıktı. "Gidelim bakalım yavru kartalımızla tanışalım," dedi Karahan da ayağa kalkarak. Gurur'un oğlu Arat'a yavru kartal diyordu. Karahan ve Pusat fanatik bir Beşiktaşlı Gurur ve Eray ise Galatasaraylıydı. Çok kez kavga yapmışlardı sırf bu yüzden. "Lan deme öyle deme!" dedi Gurur yüzünü buruşturarak. "Benim oğlum bir aslan lan sarı kırmızı!" Gurur sitemle konuşurken Eray da onu onaylayan sesler çıkardı. "Bu konuyu yemekte konuşalım kardeşim," dedi Karahan sırf Gurur'u sinir etmek için. Masanın üzerine bıraktığı paketi eline alınca Pusat'a göz kırptı. Paketin içinde ne olduğunu bir tek Pusat biliyordu. *** Karahan ve Gurur müstakil evin bahçesinden girince Gurur cebinden anahtarını çıkardı. "Efsun döktürmüştür be," dedi iştah ile. İçinden 'Nazlı da burada ise ziyafet var demektir' diye düşünmeden edemedi. Gurur kapıyı anahtar ile açınca önce Karahan geçsin diye geri çekildi. Karahan içeri girince Efsun'un nasıl bir temizlik hastası olduğunu bildiği için hemen ayakkabılarını çıkardı. "Karın illa beni buraya getirtti helal olsun," diye söylenen Karahan'ın kaşları çatıktı. "Allah'ta sana kolaylık versin." Efsun adamı çiğ çiğ yerdi ikna olmuştu Karahan. "Âmin kardeşim," diyen Gurur Karahan'ın önüne siyah ev terliklerini bıraktı ve salona doğru ilerledi. Karahan da hemen arkasındaydı. İkili içeriye girdiğinde onları paytak adımlarla Arat karşıladı. İki yaşında ki çocuk babasını görme sevinci ile Gurur'a doğru koşarken Karahan'ın yüzünde sıcacık bir gülümseme belirdi. Baba olmak isterdi. Hem de çok isterdi. "Aslanım," diyen Gurur oğlunu kucağına aldığında Karahan'a baktı. "Cimbomdan çok daha büyük bir aşk bu kardeşim," dedi Gurur oğlunun saçlarını öpüp Karahan'a bakarak. "Önceden Cimbomdan büyük aşk yok derdin benim için," diye mırıldandı Karahan be kendisine sevimli sevimli bakan Arat'a kollarını uzattı. "Ama o bir kartal olacak kardeşim gör bak," dedi Karahan emin bir ses ile. Kanı sıcak olan Arat daha önce Karahan'ı görmese de kucağına gitmiş gülükler saçmaya başlamıştı bile. "Çocuğumu bir sal. O babası gibi bir aslan olacak," dedi Gurur söylenerek. "Evlen sen yap bir yavru kartal çok istiyorsan." Gurur manidar bir gülüş sunarken Karahan göz devirmişti arkadaşına. "Ay hoş geldiniz. Salonda duyulan Efsun'un sesi ile ikili ona döndü. Elinde bir salata tabağı vardı ve onu masaya koyuyordu. "Muhabbete dalmışız Nazo ile duymadık bile geldiğinizi," dedi Efsun gülümseyerek. Karahan Nazo kim diye soracağı sırada bu sefer içeriye Nazlı girdi elinde ki ekmek sepeti ile. Efsun film izler gibi heyecan ile ikisin de göz gezdirirken Gurur Efsun'a dön önüne der gibi kaş göz yapıyordu. "Merhaba," dedi Nazlı kucağında Arat ile kendisine bakan adama bakarak. "Hoş geldiniz." Nazlı elinde ki sepeti de masaya koyunca Karahan çatık kaşları ile boğazını temizleyip kucağında ki Arat'ı babasına verdi. Bu ara çok fazla karşılaşmaya başlamışlardı bu kız ile ve Karahan tesadüflere inanan biri değildi. "Üçümüz olacağız sanıyordum," dedi Karahan Nazlı'nın burada olmasını umursamadan. Nazlı, adamın burada olmasından memnun olmadığını anlamıştı ama çokta umursamadan masadaki yerini aldı. Gurur ve Efsun kızın bozulacağını düşünürken gidip masaya oturmasına şaşırmışlardı. "Dördümüz olacakmışız Çakır Bey," dedi Nazlı bardaklara suları dökerek. Karahan bu kısa sinir olmaya başlıyordu. Saysa kızı üç kere görmüştür ama kıza sinir olmaya başlamıştı. Nasıl bir kızdı bu Allah aşkın arsız gibi. "Karahan!" dedi adam isminin üzerine bastırarak. Ortam bir anda gerilmişti ve Gurur ile Efsun yanlış mı yaptık acaba diye düşünmüşlerdi. Sanki Karahan'ın o ağır karakteri Nazlı'nın atılgan karakterine ters düşmüştü. "Adım Karahan! Bana sadece yakınlarım Çakır der," dedi Karahan olabildiğince sert bir mizaç ile. "Mahallede ki herkes diyor," dedi Nazlı anlamaya çalışarak. Mahalledekiler sadece Çakır demiyor Didem ve Karahan'da diyordu. Dilden dile dolaşıyordu onların hikâyesi ve Nazlı da duymuştu birkaç şey. "Onlar işte bu yüzden diyor ama sen diyemezsin!" Karahan'ın sert sesi bir daha yankı yaptığında Gurur şu gerginliği dağıtmak için Karahan'ın omzuna koydu elini. "Hadi kardeşim masaya geçelim," dedi Kaşlarını kaldırarak. Artık sus bakışıydı bu. "Evet, hadi lütfen." Efsun'un ses tonundan ne yapacağını bilemediği belli oluyordu. Panik ile çıkmıştı sesi. Karı-koca ortamda ki gergin havayı dağıtmaya çalışırken Karahan ve Nazlı gözlerini birbirine dikmişti ve ikisinin de kaşları çatıktı. Gurur ve Efsun hata yaptıklarını birbirlerine attıkları bakışlar ile belli ediyorlardı. Karahan daha fazla o arsız kıza bakmadan masaya oturdu. Gurur ve Efsun da derin bir nefes alarak oturduğunda Efsun servislere başladı. Bu gece uzun olacaktı... *** Gece sessiz bir gerginlik ile geçerken Gurur ve Efsun çoktan hata mı yapıyoruz diye düşünmüştü bile. Gurur boğazını temizledi ve Nazlı'ya baktı. "Eee, Nazlı durumlar nasıl?" dedi konuyu dağıtmak için adam. Nazlı tabağında olan gözlerini Gurur'a çevirdi. "İyi," diyen Nazlı gülümsedi. "Her şey yolunda. Bu ara işler açıldı," dedi kız. Masada ki çifti de gerdiklerinin farkındaydı kız. Nedensiz bir şekilde bu Çakır denen adam sevmemişti onu. Gerçekten derdinin çok merak ediyordu Nazlı bu adamın. Gerçi sevmesi de gerekmezdi ama kibarlık diye bir şey vardı. "İşler yoğun demesine bakma onun," dedi Efsun araya girerek. Gözleri Karahan da idi. "Akın ediyorlar dört bir yandan lokantaya." "Abartmayalım." Nazlı mütevazı olmaya çalışırken Karahan alayla güldü. "Bence de abartmayalım. Ben şahsen bir tabak çorba ile tecrübe ettim, abartılacak bir şey yoktu." Karahan'ın önünde ki sarmadan yiyerek bunu söylemesi Nazlı'nın sinirini bozmuştu. Nazlı yine de susmayı seçerken Efsun gerginlikle elini peçeteye sildi. "Karahan, sarmayı da Nazlı yaptı. " Efsun'un belli belirsiz çıkan sesi ile Karahan çatalını tabağına bıraktı ve Nazlı ise keyifle güldü. Seviyordu bu Efsun'u Nazlı. Nazlı eğer normal şartlar altında bu mahalle de olsaydı Efsun ile gerçekten dost olabilirdi. "Ben gitsem iyi olacak," diyen Nazlı oturduğu sandalyeden kalkınca. Efsun da ayaklandı. Bu sırada ise Gurur arkadaşına uyaran bakışlar atıyordu. "Nazlı, lütfen kal," dedi Efsun mahcupça. "Belli ki Karahan sana takılıyor şakasına değil mi Karahan?" dedi Efsun adama bakarak. Karahan ise istifini bozmadan masanın üzerinde ki sigara paketinden bir dal sigara çıkardı ve dudaklarına götürdü. Bu 'Hayır' demekti. Nazlı sabrının sınandığını hissediyordu. "Sonra görüşürüz Efsun," diyen kız Gurur'a da görüşürüz dedikten hemen sonra kapıya ilerledi. Arkasından ise Efsun geliyordu. Kapıya vardıklarında Nazlı askıdan kırmızı renkte ki kabanını aldı ve üzerine giydi. "Nazlı lütfen kusura bakma. Çakır sahiden böyle kaba biri değil. Ne oldu inan bilmiyorum." "Önemli değil Efsun sahiden dert etmiyorum. Görüşürüz sonra." *** Karahan karanlık ve boş sokakta ilerlerken parmaklarının arasında sigarayı dudaklarının arasına götürüp içine çekti dumanı. Dudaklarının arasından çektiği sigaranın ardından dumanı da dışarıya üfledi. Sokağın köşesini döndüğü anda en son beş yıl önce gördüğü o tanıdık yüz ile karşı karşıya kaldı. Karahan'ın aldığı tüm nefesler ciğerlerine bir anda doldu. Beş yıl boyunca hissetmediği her bir nefes aynı anda ciğerlerine hücum etti. Her bir nefes iğne misali battı. Uğruna öldüğü, öldürdüğü... Kadının gözlerinde büyüyen şaşkınlık Karahan'ın yüreğinde ki nefretin artmasına neden oldu. Eskiden kadını şaşırtmayı severdi Karahan. Çünkü şaşırınca masmavi gözleri büyüyor Karahan'a gerçek bir görsel şölen yaratıyordu. Şimdi ise Karahan'ın bu gözlere tahammülü yoktu. • Beş Yıl Önce • "Benim olana! Bir kadına!" Adamın gür sesi kahvehanenin duvarlarına çarpınca dışarıda ki kalabalık git gide büyüyordu ama o kalabalıktan kimse cesaret edipte içeri giremiyordu. Adamın yumruk yaptığı eli, altında yakasını tuttuğu adamın suratına bir kez daha indi. "Geberteceğim! Seni geberteceğim!" Adamın gür sesi ile aynı anda başka bir çığlık yükseldi kahvenin dışından. "Karahan!" diye bağıran Didem'i Eray tutuyordu içeriye girmemesi için. Karahan ise Didem'in sesini duyması ile yumruğu havada kalmıştı. Gözleri kahvehanenin camından görünen kalabalığa değdiğinde altında kanlar içinde kalan adam kendinden ödün vermeyerek güldü zorlukla. Bu gülümseme ağzından daha çok kan gelmesine sebep oldu. "O kadar salaksın ki gözlerinin önünde olanı görmüyorsun. " Ağzı kan içinde olan adamın son cümlesi buydu ve hemen ardından Karahan'ın dağılan dikkatini fırsat bilip belinden çıkardığı çakıyı Karahan'ın karnına sapladı. Karahan'ın acıyla yüzü buruşsa da o acı dudaklarından firar etmedi. Adamın ikinci bıçak darbesi tekrar karnına isabet edecekken Karahan adamın elini yakaladı ve diğer eliyle boğazını sıkıp tuttuğu elini sarsarak bıçağın düşmesini sağladı. Karahan adamın boğazını tek eliyle sıkarken düşen bıçağı yerden aldı ve hızla adamın karnına sapladı. Aynı saniye polis sirenlerinin sesi mahallede yankı yaparken Karahan öfkesinden hiçbir şey görmeden adamın ellerini başının üzerinde birleştirdi ve iki avcunun içine acımadan sapladı. Adamın çığlıklarına Karahan'ın sözleri eşlik etti. "Bir kadına izinsiz dokunmanın cezası yok ama öldürmenin var öyle mi? O zaman müebbet yatarım gerekirse!" Karahan'ın öfke dolu sesi bir kez daha duvarlarda yankı yaparken bıçağı sapladığı ellerden çıkardı ve bu sefer öldürücü darbeyi kalbine vurdu. Adam kalbine giren bıçak ile sesini bile çıkartamadı ve sadece feri giden gözlerini beyaz ama soyulmuş tavana dikip ölmeyi bekledi. Adaleti kendi sağlamaya çalışan insanların en büyük hatası adaletin kendi inandığı şey olduğuna inanmaktı. Adalet olmayan bir Ülkede adaleti sağlamak zordu ama sevdanın olduğu yerde gerçekleri görmek daha zordu. Gerçeklere gözlerini kapayanlar hiçbir zaman gerçek suçlunun kim olduğunu görmezlerdi. Karahan henüz bunu anlamamıştı ve bunu anladığında cezaevinin dört duvarı arasında, bir masada Didem'in ihanetini sindirmeye çalıştığı anda olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD