İlk Gün

1027 Words
Gece sürekli uyanıp durdum. Meğer ne çok heyecan yapmışım. İlk dersim 11’de. Ama ben 8’de uyandım ve geri uyuyamıyorum. Bari kalkıp bir şeyler yiyeyim dedim kapı çaldı. Gamze’ydi. “Günaydııınnn. Bugün okulun ilk günü. Geçen yıl ilk gün hep beraber okulda kahvaltı yapalım diye sözleşmiştik. Hadi hazırlan yarım saate çıkıyoruz.” “Günaydın” dedim ama Gamze çoktan eve geri girmişti. Hazırlanalım bakalım ilk günümüze. Lila çiçekli ince askılı elbisemi giydim. Saçlarımı dalgalı yapıp yarım topuz yaptım. Bu saç modelini kendime çok yakıştırıyorum. Makyajımı da lila tonlarında yaptım. Hazırım. Kızlarla kapıda karşılaştık. Ayarlasak bu kadar denk gelmezdi. Kızlar önde ben arkada gidiyoruz. “Neyle gideceğiz okula?” “Otobüsle” “Otobüsle uğraşmayalım. Şurdan bi taksiye atlayalım.” dedim. “İlk günün şerefine olabilir.” dediler. Şansımıza hemen de taksi geldi. Bindik ve 15 dakika da okuldayız. Okulun önündeki kafelerden birine oturduk. Teker teker herkes gelmeye başladı. Önce Alperen’le Ece sonra sırasıyla İrem, Çağla, Can ve Barış. Can gelince Selin’e baktım. Allığı biraz fazlamı kaçırmış yoksa kızardımı anlamadım. Barış herkesle tek tek selamlaştı. Bana gelince normal bi selam verdi. Profesyonelliğine şaşırdım doğrusu. Hiç çaktırmadı. Ama gelip yanıma oturdu. Bi ara kulağıma numaranı hala vermedin diye fısıldadı. Sonra diye kaş göz yaptım. Kahvaltımızın siparişini verdik. Her şey çok güzeldi. Sonra bi araba motoru sesi duyuldu. Bu sesi tanıyorum. En sevdiğim araba olan BMW 520’nin sesiydi bu. İyi ama bu arabayı kullanan biri neden burada okusun ki? Yüzüm yola dönük bi şekilde oturuyordum. Arabayı kullanan kişi direkt karşıma park etti. Arabadan inerken “Who Gon Stop Me” şarkısının çaldığına ve slow motion olarak indiğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam. Sarışın, 1.90 boyunda, kasları tişörtten kurtulmaya çalışırcasına belli olan bir afet indi. Gözünde güneş gözlüğü vardı. Gözlüğü çıkarıp bana baktı. Ben de ona bakıyordum. O göz kontağını kesmeyince ben keseyim bari dedim ve kafamı çevirip Barış’a baktım. Sinirden bacağını sallıyordu. Sırayla herkese baktım. Herkes ona bakıyordu. Tekrar ona baktım. O da hala bana bakıyordu. E tamam yeter napmaya çalışıyor bu. E gel bi de selam ver bari. Siktirrr!! Buraya geliyo. Kafamı eğip telefona bakmaya başladım. Yanımızdan geçip arka masamıza oturdu. Bana bakmıyomuş arkamızdaki arkadaşlarına bakıyomuş. İnanamıyorum en sevdiğim erkek parfümünü kullanıyo. İstemeden derin bi nefes alıp kokuyu içime çektim. Evet bu YSL Y’di. Bu hareketimden sonra Barış’la göz göze geldik. Alnında ki damar mı çıkmış onun? Kıskanıyo olamaz değil mi? Kafamı Nee dercesine salladım. Sonra Gamze’ye döndüm. “Kimdi o?” “Okan. Nam-ı diğer Prens işte” Neden Prens dediklerini anladım. İngiliz Kraliyet ailesinden fırlamış gibiydi. Aslında Yunan heykeli de olabilirmiş ama bu fikrimi kendime sakladım. Sonra saate baktım 10:45ti. “Ooo saate bakın. Hadi kalkalım. İlk dersten geç kalmayalım.” dedim. Herkes beni onaylayıp kalktılar. Hesabı ödeyip okula geçtik. Hepimiz aynı sınıfa girdik Barış hariç. Çünkü farklı bölümde okuyodu. Dersten sonra görüşürüz diyip kendi sınıfına doğru gitti. Az önceki hareketinin sebebini ona daha sonra soracaktım ama şimdi ders zamanı. Ben dersi derste dinleyenlerdenim. Sonrasında bir kere notları okumam yeterli olur. O yüzden durumu arkadaşlarıma açıklayarak en arkada tek başıma oturdum. İlk dersimiz Teoriler. Şansımıza da dersi bölüm başkanı olan Profesör veriyor. Biraz zorlayacağı kesin. İlk ders olmasına rağmen anlattı da anlattı. Birazdan başka hocanın dersi başlayacak ve biz hala burdayız diye düşünürken bugünlük bu kadar yeter dedi. Valla mecbur yetcek hoca. Herkes bi anda kalkıp kapıya yöneldi. Eşyalarımı toplarken kalemim yere düştü. Gamze’ye bakıp “Siz gidin. Yetişirim ben” dedim. Eğilip kalemimi aldım. Öyle bir yere gitti ki ben alana kadar bütün sınıf boşaldı. Sıradaki dersin öğrencileri girmeye başlamıştı bile. Acele acele sınıftan çıkarken bir yandan da çantamda telefonumu arıyordum. Tam kapıdan çıkarken bi şeye çarptım. Lan buraya direk mi konur diye düşünürken kafamı kaldırdım ve onu gördüm. Okan. Yunan heykeli karşımda duruyodu. Gülümsedi. İnci gibi dişleri ortaya çıktı. Gözleri elaymış yakından görünce anladım. Biraz yeşile dönük bi ela hatta. Karizmatik ses tonuyla “Merhaba. Ben Okan” dedi. Eğer ortalığı sikip atan biri olduğunu bilmeseydim karşısında erirdim heralde. Yapma Jane. Dik dur. Evet çok kaslı ama bu adamla şu an başa çıkamazsın. Gözlerimi devirip yanından geçip yoluma devam ettim. Arkamdan “Memnun oldum Ice Queen” diye bağırdı. Oha Maga’yı mı takip ediyomuş. Takip etmeyi geçtim beni görüp bi de aklında tutmuş. Yok bu kesin beni sikicek diye düşünürken biri gerçek adımı seslendi. Dönüp baktığımda Barış’ı gördüm. Salak bi de tam Okan’ın yanından geçerken seslendi. O da hala arkamdan bakıyomuş Barış’a bakmak için dönünce gördüm. Sessizce adımı tekrar etti. Dudaklarını okudum. Evet dudakta okuyabiliyorum. Barış yanıma gelince yürümeye devam ettik. “Sana bi şey mi dedi o it?” “Pardon? Sen bana hesap mı soruyosun? Ne sıfatla?” çok sinirlendim. Kendini ne sanıyo bu. “Sana özel bi durum değil. Senin yerinde kim olsa aynı tepkiyi veririm. Ayarım o herife. Yoksa seninle yaşadıklarımızın bi alakası yok. Kıskançlık yapmıyorum merak etme.” “Şşş sus biri duyacak” “Tamam tamam. Ee soruma cevap vermedin?” “Hayır sadece sınıftan çıkarken çarpıştık o kadar. Bi şey demesine fırsat vermeden devam ettim zaten. Öyle bi anlattınız ki bende gıcık oluyorum ona” “Olmalısın da. Kesin senin peşine düşücek şimdi. O adam hasta. Bütün kızlar onun olsun istiyor. Hatta evinde listesi varmış. Yattığı kızların listesini tutuyomuş hasta pislik.” “Eğer o kadar kızla yattıysa gerçekten hasta olabilir. Sen de dikkat et onun yattığı kızlarla yatma bari” deyip güldüm. O da güldü. Bizimkilerin yanına doğru yürüdük. Sonra hep beraber eve geçtik. Herkes kendi evine gitti. O gece rüyamda Okan’ı gördüm. Lanet olsun çıplak daha da seksiydi. Tam bir sütun sütun. Kolları öyle bir kaslı ki beni tek eliyle havaya kaldırmıştı. Kulağıma Seni Seviyorum diye fısıldadı. Sonra sahne değişti. Londradaydım. Ağlıyordum. Ama öyle bi ağlamak ki ciğerim ağzımdan çıkacaktı. Uyandım. Rüya o kadar gerçekçiydi ki gözlerim gerçekten ıslanmıştı. Gerçekten ağlamıştım sanki. Heralde bugün kafama güneş geçti diye düşündüm. Saate baktım daha 3tü. Geri yattım. Sıcaktan uyuyamadım. Salona geçtim klimayı açtım. Birazda burda uyumayı denedim. Gözümü her kapattığımda rüyayı tekrar görüyordum. Bi sağa dön bi sola dön derken uyuyakalmışım. Sabah alarmla uyandım. Hala rüyanın etkisindeydim. Daha önce hiç böyle bir şey başıma gelmemişti. Haberci bir rüya olabilir mi? Yok canım saçmalama. Ne alaka. Okan ve ben. Ama çok gerçekti her şey. Kalbimin üzerinde bir ağırlık olacak kadar gerçek.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD