bc

Aleksander Jones Kanunları

book_age16+
1
FOLLOW
1K
READ
dark
family
dominant
badboy
mafia
heir/heiress
sweet
bxg
serious
city
surrender
like
intro-logo
Blurb

Aleksander Jones Kanunları

Bazı insanlar kanunları yazar. Bazıları ise kanunların ta kendisi olur.

Yeraltı dünyasının en korkulan isimlerinden biri olan Aleksander Jones, yıllar önce kaybettiğini sandığı kadının ardından kalbini tamamen öldürmüştür. Onun dünyasında güven zayıflıktır, merhamet ihanete davetiyedir ve sevgi sadece insanı öldüren bir hatadır.

Ta ki bir gece karşısına Bella çıkana kadar...

Masum görünüşünün ardında çözülemeyen sırlar taşıyan Bella, Aleksander'ın yıllardır inşa ettiği duvarlarda ilk çatlağı oluşturur. Fakat tam birbirlerine yaklaşmaya başladıkları anda kurşunlar konuşur. Bella, Aleksander'ı hedef alan saldırının ortasında kalır ve kendini, çıkışı olmayan karanlık bir dünyanın içinde bulur.

Artık düşmanlar yalnızca sokaklarda değildir. Geçmiş yeniden canlanırken, dost ile hain, gerçek ile yalan birbirine karışır.

Bella, Aleksander'ın en büyük zayıflığı mı olacaktır... yoksa onu yıkacak son hata mı?

İhanetin, kanın ve karanlık sırların arasında tek bir kural vardır:

Aleksander Jones'un kanunları asla çiğnenmez.

Ama aşk, hiçbir kanuna boyun eğmez.

chap-preview
Free preview
Bella
BİRKAÇ SAAT ÖNCE İnce fırça, tuvalin üzerinde yavaşça ilerlerken Bella, o an bambaşka bir aleme yelken açmış gibiydi. Parmaklarının arasına aldığı fırça, sanki onun yerine düşünüyordu. Birkaç dakika önce boş olan beyaz tuval, her fırça darbesiyle yavaş yavaş canlanıyor, renkler birbirine karışarak yeni bir hikaye anlatıyordu. Resim yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordu. Adeta dış dünya sessizce yok oluyor, geriye yalnızca boyaların kokusu ve hayal gücü kalıyordu. Bunun mesleğine olan aşkından kaynaklandığını düşünürdü hep. Çünkü insan sevdiği işi yaparken ya da sevdikleriyle zaman geçirirken böyle olurdu. Atölye olarak kullandığı küçük oda evin en sevdiği köşesiydi. Pencereden içeri süzülen gün batımının turuncu ışıkları duvarlara asılı tabloların üzerine vuruyor, odaya sıcak ve huzurlu bir hava katıyordu. Kimi tamamlanmış, kimi yarım bırakılmış onlarca tablo odanın dört bir yanını süslüyordu. Birinde hırçın dalgaların arasında hayatta kalmaya çalışan bir balıkçı teknesi vardı. Birinde sakince yağan yağmurun altında dans eden bir çift. Birinde ise yüzü görünmeyen insanlar... Bella resimlerinde aşkı ve duyguları anlatmayı seviyordu. Ona göre bir tablo roman kadar hikaye anlatabilirdi. Bu yüzden hikaye yazmayı da seviyordu çizip boyamayı da. Tam fırçasını yeniden boyaya batırmıştı ki kapı zili art arda çalmaya başladı. İlkinde duymadı. İkincisinde tepki olarak konsantrasyonu bozulduğu için kaşlarını çattı. Üçüncüsünde ise kapıyı kıracaklarından şüphe etmeye başladı. Ayağa kalkarken söylenmeden edemedi. "Tamam, tamam! Geliyorum." Fırçayı su dolu bardağın içine bırakıp ellerini aceleyle önlüğüne sildi. Kapıyı açar açmaz karşısında en yakın arkadaşını gördüğüne şaşırmadı. "Sonunda!" diyen genç kadın hiç vakit kaybetmeden içeri daldı. Bella ardından kapıyı kapatırken gülümsüyordu. "Lara, kapıyı biraz daha ısrarla çalmaya devam etseydin inan bana komşular polisi arayacaktı." "Bence polisi şu an aramaları gerekiyor." Lara elindeki çantayı koltuğa bırakıp arkadaşının meraklı bakışlarına aldırmadan doğruca mutfağa yürüdü. Dolaptan meyve suyunu çıkarıp iki bardağa doldurdu. "Çünkü bu akşam seni kaçırıyorum." Bella anında gözlerini devirdi. "Cevabım hayır." "Hayır mı?" Birlikte salona geçip koltuğa gömüldüler. "Teklifini duymadan hayır diyorum." Lara en sevimli haline bürünerek arkadaşına sokuldu. "Ama bu akşam Jones kulübe gidiyoruz. Biliyorsun oraya herkes giremiyor ve bir arkadaşım bize bu akşam için özel yer ayrıttı. Bu fırsatı kaçıramayız tatlım." Bella'nın yüzündeki ifade bir anda değişti. "Gece kulübüne mi?" "Evet. Üstelik şehrin bir numaralı yeri." "Kesinlikle gelmiyorum." "Ama neden?" "Neden mi?" Bella ellerini iki yana açtı. "Çünkü ben öyle yerlere gitmiyorum." Lara salondaki tablolara göz gezdirirken bakışları tekrar arkadaşını buldu. "Tam olarak sorun da bu zaten." "Ne demek istiyorsun?" "Son iki aydır ya resim yapıyorsun ya da yazıyorsun. Evden dışarı çıktığın yok." Bella omuz silkti ardından meyve suyundan bir yudum içti. "Bunda yanlış olan ne?" "Yanlış olan şu..." dedi Lara ona yaklaşarak. "Yirmi iki yaşındasın ama seksen yaşındaki teyzelerden daha sakin bir hayat yaşıyorsun. Bu çok sıkıcı." Bella istemsizce güldü. "Abartıyorsun." "hayır abartmıyorum." Lara elini Bella'nın omzuna koydu. "Bir kez olsun kendini hayatın akışına bırak. İnan bana altmış yaşına geldiğinde keşke hayatımı daha eğlenceli bir şekilde yaşasaydım dememek için bunu yapmalısın." "Kalabalık yerleri sevmiyorum." "Ben yanındayım. Güvende olacaksın." "Yüksek sesi de sevmiyorum." "Hiç problem değil on dakika sonra alışıyorsun." "Dans etmeyi bilmiyorum." "Kimse senden profesyonel dansçı olmanı beklemiyor." Bella çaresizce iç çekti. "Lara... Beni zorluyorsun." "Üzgünüm canım, bu kez benden kaçışın yok. İki biletim var ve gitmek istediğim kişi sensin. Lütfen bunu bana çok görme." Arkadaşı çocuk gibi dudaklarını büzerek ona bakarken kafası oldukça karışmıştı. "Lütfen…" Bella onu yıllardır tanıyordu. Bu bakışı attığında kolay kolay vazgeçmez istediğini mutlaka alırdı. Yaklaşık on dakika boyunca süren ısrarın ardından sonunda pes eden Bella oldu. "Tamam..." dedi istemsizce gülümseyerek. "Ama sadece iki saat." Lara sevinç çığlığı atarken arkadaşını öpücüklere boğmayı ihmal etmedi. "İşte benim cesur kızım!" * Yaklaşık bir saat sonra sarı bir taksi, şehrin en gözde gece kulübünün önünde durdu. Bella araçtan iner inmez başını kaldırıp gece kulübüne baktı. Devasa bina bütün ihtişamıyla karşısında yükseliyordu. Binanın dış cephesi ışıklarla süslenmiş, giriş kapısının önünde lüks otomobiller peş peşe sıralanmıştı. Şık giyimli insanlar kırmızı halıdan yürüyerek içeri giriyor, güvenlik görevlileri gelenleri dikkatle kontrol ediyordu. Kapının üzerindeki altın renkli tabela fazlasıyla göz kamaştırıyordu. JONES CLUB Bella istemsizce hayranlıkla etrafına bakınmadan edemedi. "Vay canına..." Lara gülümseyerek koluna girdi. "Söylediğim kadar varmış değil mi?” Bella gözlerini binadan ayırıp arkadaşına bakarken gözleri ışıl ışıl parlıyordu. "Burası..." Kelimeleri seçmeye çalıştı. "...muhteşem." Lara gülümseyerek onu içeri doğru çekti. "Daha hiçbir şey görmedin." Bella derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti. Çünkü hayatında ilk kez bir gece kulübüne giriyordu. "Eğlenceye hsazır mısın?" Bella son kez binaya baktı. "Sanırım evet..." Ve ikisi birlikte döner kapıdan içeri adım attılar. Genç kız birkaç saat sonra hayatının tümüyle değişeceğinden henüz haberi yoktu. Aleksander Jones O akşam gece kulübü her zamankinden çok daha kalabalıktı. Bas sesleri binanın duvarlarını titretiyor rengarenk ışıklar dans pistindeki kalabalığın üzerine dalgalar halinde yayılıyordu. Pahalı parfümlerin keskin kokusu alkol ve sigara dumanına karışmış, içeride insanı sarhoş eden ağır bir atmosfer oluşturmuştu. Kahkahalar, çarpışan kadehlerin sesi ve yükselen müzik birbirine harmanlanırken herkes gecenin büyüsüne kendini kaptırmış görünüyordu. Üst kattaki camla çevrili özel ofisten bakıldığında ise aşağıdaki kalabalık tek bir bütün gibi hareket ediyor, yüzlerce insan adeta görünmez iplerle birbirine bağlanmış oynatılan kuklaları andırıyordu. Camın önünde dimdik duran ve dans eden insanları izleyen Aleksander Jones tamda bunu düşünüyordu yüzünde ise tek bir duygu bile okunmuyordu. Uzun yıllardır hissettiklerini yüzüne yansıtmamayı öğrenmişti. Dış dünya ile arasına öyle yüksek duvarlar örmüştü ki onları yıkmaya cesaret edecek tek bir insan bile kalmamıştı. Soğukkanlılığı artık bir karakter özelliği olmaktan çıkmış, üzerine yapışan ikinci bir kimliğe dönüşmüştü. Onu tanıyan herkes aynı şeyi söylerdi, her an tetikte yaşayan ve ne yapacağı kestirilemeyen bir adam... Aleksander uyurken bile tehlikeli görünürdü. Sanki gözlerini açtığı anda ilk işi silahına davranmak olacakmış hissi uyandırıyordu. Çimen yeşili gözleri aşağıdaki kalabalığın üzerinde ağır ağır dolaşıyor, hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyordu. Yanıp sönen neon ışıkları ilk zamanlarda dikkatini dağıtsa da artık buna alışmıştı. Gözleri, bir şahini bile kıskandıracak kadar keskinleşmişti. İnsanların yüz ifadelerini, beden dillerini, birbirlerine attıkları bakışları metrelerce uzaktan seçebiliyordu. Bir mafya lideri için dikkatsizlik ölümle eş anlamlıydı ve Aleksander bunu herkesten iyi biliyordu. "Bu gece çok kalabalık." Dedi Amcası Bay Valentine onun dikkatini çekmek için. Yaşlı adam birkaç dakikadır sessizce yeğenini izliyordu. Aleksander'ın dakikalardır tek kelime etmeden aynı noktaya bakması içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk uyandırmıştı. Onu çocukluğundan beri tanıyordu. Ne zaman bu kadar sessizleşse ardından mutlaka beklenmedik bir şey olurdu. Aleksander gözlerini camdan ayırmadan başını hafifçe salladı. Bulundukları odada üç kişiydiler. Amcası Valentine... Sağ kolu Paul... Paul, kapısının hemen yanında, her zamanki yerinde duruyordu. Dışarıdan bakan biri onu yalnızca iri yapılı bir koruma sanabilirdi. Oysa Paul'un işi kapıda dikilmekten çok daha fazlasıydı. Gözleri bir an bile durmaksızın salondaki her hareketi takip ediyor, içeri giren çıkan her yüzü hafızasına kazıyor, sessizce zihninin bir köşesine not ediyordu. Kalabalığın uğultusu, yüksek müzik ve alkolün verdiği rehavet çevresindeki herkesi gevşetirken, Paul tek bir an bile gardını indirmiyordu. Henüz yirmi altı yaşındaydı. Buna rağmen taşıdığı sert ifade ve yaşından büyük gösteren duruşu, onu ilk görenlerde istemsiz bir çekingenlik oluşturuyordu. Yaklaşık iki metreye yaklaşan boyu, geniş omuzları ve yılların disiplinli antrenmanıyla şekillenmiş kaslı vücudu, dar siyah takım elbisenin içinde bile dikkat çekiyordu. Kısa kesilmiş koyu renk saçları, keskin çene hattı ve neredeyse hiç gülmeyen yüzü ona ciddi bir hava katıyordu. Kalabalığın içinde fark edilmek istemese bile buna engel olamıyordu. Çünkü Paul'un varlığı bile bulunduğu yere sessiz bir korku yayıyordu. Altı yıldır Aleksander Jones'un gölgesi olmuştu. Sabah attığı ilk adımdan gece yatağına yattığı ana kadar patronundan birkaç metreden fazla uzaklaşmazdı. Aleksander'ın nerede duracağını, hangi kapıdan çıkacağını, en ufak kaş hareketinin ne anlama geldiğini bile ezbere biliyordu. Bu artık bir meslek olmaktan çıkmış, içgüdüye dönüşmüştü. Onun gözünde Aleksander yalnızca maaşını aldığı patronu değildi. Bir zamanlar hayatını kurtaran, ona ikinci bir şans veren adamdı. Paul, sahip olduğu her şeyi Aleksander'a borçlu olduğuna inanıyordu. Bu yüzden bağlılığı sorgulanamazdı. Bir gün kurşunlardan biri Aleksander'a doğru gelirse hiç düşünmeden önüne atlayacağını biliyordu. Bunu kahramanlık olarak da görmüyordu, ona göre olması gereken buydu. Bu yüzden kapıda öylece dikiliyor gibi görünse de aslında hiç durmayan zihni sürekli hesap yapıyordu. Kimin yürüyüşü değişmişti, kim gereğinden uzun süre etrafı izliyordu, kimin ceketi silah taşımaya uygun şekildeydi, kim tuhaf davranışlar sergiliyordu... Paul'un gözünden hiçbir ayrıntı kaçmazdı. Çünkü onun yaptığı iş korumalık değil, Aleksander Jones'un hayatta kalmasını sağlamaktı. O sırada Aleksander'ın bakışları kalabalığın üzerinde dolaşırken yeniden tek bir noktada durdu. Öyle dikkatliydi ki göz kapakları bile kıpırdamadı. Sanki bütün gece kulübü bir anda sessizliğe gömülmüş, içerideki herkes donup kalmıştı. Valentine bu değişimi fark edince oturduğu yerden kalktı. Ağır adımlarla yeğeninin yanına geldi. "Nereye bakıyorsun?" Aleksander cevap vermedi. Yaşlı adam camdan aşağı bakıp onun dikkatini çeken şeyi bulmaya çalıştı ama dans eden kalabalığın içinde olağan dışı görünen hiçbir şey yoktu. Yine de Aleksander'ın yüzündeki küçücük değişim gözünden kaçmamıştı. Yıllardır ilk defa... Gözleri parlamıştı. Bu küçücük ayrıntı bile Valentine'ın şaşırmasına yetmişti. İki yıl önce Diana öldüğünden beri yeğeninin yüzünde böyle bir ifade görmemişti. O günden sonra Aleksander yalnızca yaşamaya devam ediyor gibi hareket ediyordu nefes alıyor ama gerçekten yaşamıyordu. "Dalgın görünüyorsun." dedi yumuşak bir sesle. "Ne düşündüğünü merak etmiyor değilim." Yine cevap alamadı. Aleksander'ın bütün dikkati aşağıdaydı. "Toplantı odasına geçelim mi? Bay Harris birazdan burada olur." Bu kez genç adam yavaşça başını çevirdi. Bakışlarında hâlâ anlaşılmaz bir dalgınlık hali vardı. "Benim bir şeye bakmam gerekiyor." dedi sakin ama kararlı bir sesle. "Siz geçin amca. Birkaç dakikaya geliyorum." Valentine kaşlarını çattı. "Ama oğlum, bu adam özellikle seninle görüşmek istedi. Haftalardır bu toplantıyı bekliyor." Aleksander omuz silkti. "O zaman biraz daha beklesin." "Ya beklemek istemezse?" Genç adamın dudaklarının kenarı küçümseyen bir ifadeyle kıvrıldı. "O zaman da siktirip gitsin." Cümlesini bitirir bitirmez kapıya yöneldi. Hiç duraksamadan odadan çıktı. Kapı kapanır kapanmaz Valentine ile Paul şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Bu davranış Aleksander'a hiç benzemiyordu. Hayatı boyunca disiplinli olmuştu. Bir toplantıyı kişisel sebepler yüzünden yarıda bırakacak son insandı. Verdiği sözden dönmez, planlarını değiştirmez, duygularının kararlarını etkilemesine asla izin vermezdi. Bugün ise bütün kurallarını tek cümlede çiğnemişti. Valentine'ın yüzündeki endişe daha da belirginleşti. "Bir terslik var, Paul." Genç adam da zaten aynı şeyi düşünüyordu. "Hemen peşinden git." dedi Valentine. "Ne olduğunu öğren. Gözünü bir an bile üzerinden ayırma." Paul başını salladı. "Merak etmeyin." Hiç vakit kaybetmeden kapıya yöneldiğinde içinde açıklayamadığı kötü bir his vardı. Aleksander Jones'u altı yıldır tanıyordu. Bu süre boyunca Aleksander'ın öfkesine, acımasızlığına, soğukkanlılığına ve en umutsuz anlarda bile sarsılmayan iradesine defalarca şahit olmuştu. Fakat onu ilk kez böyle garip görüyordu. Belki kalabalığın arasında tanıdığı bir düşmanı fark etmişti. Belki yaklaşan bir saldırıyı sezmişti. Belki de gece kulübünün güvenliğini tehdit eden olağan dışı bir durum vardı. Aleksander'ın dünyasında her ihtimal ölümle sonuçlanabilirdi. Paul refleks olarak ceketinin altındaki silahını yokladı. Parmak uçları soğuk kabzaya değince bir nebze rahatladı. Gözleri hiç durmadan kalabalığı tarıyordu. Dans eden insanlar, kahkahalar atan kadınlar, ellerinde kadehlerle sohbet eden adamlar... Dışarıdan bakıldığında sıradan bir geceydi. Ama Aleksander hiçbir zaman sebepsiz yere bu şekilde davranmazdı. Bu yüzden Paul'un bütün duyuları alarma geçmişti. Patronunun aniden durduğunu görünce o da adımlarını yavaşlattı. Aleksander'ın hemen arkasında, onu koruyabilecek en uygun noktada yerini aldı. Yıllar önce ona tek bir söz vermişti. "Seni ve aileni canım pahasına koruyacağım." O günden beri bu sözünü bir an bile unutmamıştı. Aleksander'ın güvenini kazanmak elbette kolay olmamıştı. Defalarca ölümün kıyısından dönmüş, sadakatini sayısız kez kanıtlamak zorunda kalmıştı. Bugün yanında durabiliyorsa bunu yalnızca cesaretine değil, sadakatine borçluydu. Ve nihayet bakışları patronunun baktığı yöne kaydı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
765.2K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.9M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
993.2K
bc

A Warrior's Second Chance

read
367.7K
bc

Not just, the Beta

read
352.7K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook