4 gün sonra..
Son kez aynada kendime bakıp gülümsedim, işte şimdi hazırdım, kabanımı giyip büyük el çantamı aldım ve saate baktım, epey gecikmiştim. Hastaneden geç çıkmak zorunda kalmıştım, askeriyeye gittiğimde iki araba beni bekliyordu. Bora arabaya yaslanmış kollarını göğsünde birleştirerek bana bakıyordu, sinirli olduğu çatık kaşlarından belli oluyordu. O günden sonra onu hiç görmemiştim, hoş pekte umurumda olmamıştı ama.
“Tamı tamına 15 dakika 23 saniyedir burada seni bekliyoruz.” Bu hareketi babamı getirmişti aklıma, süre tutmayı çok severdi. Çantamı Barış’a uzatıp Bora’ya baktım kaşlarımı çatarak.
“Hastamın mr sonucunu bekledim, acil müdahale gerekebilirdi.” Bora sürücü koltuğuna geçerken bende Barış’ın benim için açtığı kapıdan bindim. Yanımda Gökçe oturuyordu, arkadaki arabada ise Oğuz Baybars Ömer ve hasan abi vardı. Gökçe ile kısa bir selamlaşmadan sonra dikiz aynasından Bora’ya baktım, o da aynı şekilde bana bakıyordu. İkimizde birbirimizden fazlasıyla nefret ediyorduk, bu bakışmayı bölen benim telefon sesim olmuştu. Arayan kişiye baktığımda boğazımı temizleyip diğerlerine döndüm. “Noah arıyor, Barış müziğin sesini kısar mısın?” Barış anında dediğimi yaparken Bora’nın gözleri hala benim üzerimdeydi.
“Telefonu hoparlöre ver, dediğini yapıp koltuğun ortasına doğru ilerledim beni daha iyi duymaları için.” Telefonu açıp konuşmaya başladım.
“Dinliyorum.” Dedim soğuk bir sesle, Noah’ın sesi kötü geliyordu.
“Uçağın ne zaman iniyor, seni almaya geleceğim.” Sıkıntılı bir nefes verip alnımı ovdum, bugün epey yoğundum ve başım ağrıyordu. Birde bununla uğraşıyordum.
“İstemiyorum Noah, kendim giderim.” Sanırım dışarıdaydı, etraftan sesler geliyordu.
“Adel yapma güzelim, özür dilerim sana öyle çıkıştığım için. Son kez konuşmak istiyorum seninle.” Gerçekten çok sıkılmıştım bu konuşmalardan, bir bahane bulmalıydım.
“Kapatmam gerek, hastalarım bekliyor.” Umutsuzca kapattı telefonu, derin bir nefes verip bana doğru uzatılan ilaca baktım. Bora torpidodan çıkardığı ağrı kesiciyi bana uzatmıştı, elindeki ilacı alıp kenardaki suyla içtim. Biraz olsun rahatlamıştım, yol boyu hepimiz sessizce oturmuştuk. Bizi bekleyen uçağa bindik hep birlikte. Ara ara Gökçe’yle sohbet ediyorduk, yorgunluğun verdiği hisle çok geçmeden uyuyakalmıştım.
“Adel, iniş yapıyoruz.” Gökçe’nin sesiyle aralanan gözlerimle etrafımda göz gezdirdim, tam karşımda oturan Bora dikkatle beni izliyordu. Uçak iniş yaptıktan sonra piste park etti, tam ayaklanıcakken Bora konuştu.
“İzleniyor olabiliriz, Gökçe Baybars ve Doktor birlikte inecekler. Otele vardıklarında bizde buradan çıkış yapacağız, Barış Ömer ve Hasan abi kızları minibüsle takip edicekler. Hasan abi davetin yapılacağı mekanın karşısındaki otelde konumlanıcak ve kızları izleyecek. Oğuz ve ben bir süre etrafta gezinip akşama doğru gece kulübüne geçeceğiz. Kızlarda daha sonra oraya gelicek ve geceyi aynı odalarda geçireceğiz. İşte bu kısmı çok sevmemiştim, Bora’yla değil aynı odada aynı ortamda bulunmak bile beni sinirlendirmeye yetiyordu. Hepimiz onu onaylarken Baybar Gökçe ve ben uçaktan iniş yaptık, hepimizin kulağında görünmeyen bir telsiz vardı. Çıkışa doğru ilerlerken hepimiz çaktırmadan etrafı kontrol ediyorduk.
“Temiz görünüyor.” dedi Baybars ilk kontrolleri gerçekleştirdikten sonra. Boğazımı temizleyerek Gökçe’ye baktım ve komik bir şey söylüyormuş gibi konuşmaya başladım.
“Saat 10 yönündeki araç, iki araba toplamda 4 kişi. Noah arabada.” Gökçe’de bana aynı şekilde gülerek koluma girdi ve Baybars bizim için ayarlanan arabanın kapısını açtı.
“Dikkatli ol Baybars, kızlar sana emanet.” Dedi Hasan abi telsizden konuşarak, Baybars sürücü koltuğuna geçip konuştu.
“Merak etme abi, canım pahasına koruyacağım.” Kısa bir yolculuğun ardından otele gelmiştik, arabalar hala bizi takip ediyordu. “Araçlar 82 metre uzağımıza park etti. İniş yapıyoruz.” Baybars arabadan inip kapımızı açarken Bora’nın sesini duydum.
“Bizde çıkış yapıyoruz.” Otel odamıza doğru ilerlerken Baybars valizlerimizi taşıyordu. Chloe arkadaşımında benimle olduğunu öğrenince onuda davet etmişti, defile bir buçuk saat sonraydı bu yüzden hazırlanıp tekrar arabaya bindik. Defile alanına giriş yaparken Baybars bizi kapıda bekliyordu.
“Çaylak Barış ne durumdasınız?” Oğuz’un sesiydi bu, onun sesini duymaya pek alışık olmadığım için içten içe şaşırmıştım. Pek konuşan birisi değildi.
“Hazırız abi, kızlar görüş alanımızda.” Ardından Hasan abi konuştu.
“Bende hazırım deli dumrul.” Hasan abi Oğuz’a deli dumrul diyordu, Oğuz boğazını temizleyerek konuştu.
“Gökçe, siz ne durumdasınız.” Gökçe’ye baktım göz ucuyla, dudağını dişleyip görmeyeceğini bilerek kafasıyla onayladı. Bana bakarak konuştu.
“Yerimizdeyiz, Tom ve yanında birkaç adamıda burada.” Etrafa şöyle bir göz gezdirdim, bir saniye bu kadını tanıyordum. Gökçe’ye döndüm tekrar.
“Tom’un sevgiliside burada.” Saatlerdir sesini duymadığım Bora konuştu.
“Bir şekilde sohbet etmeye çalışın, işinizi kolaylaştırır.” Eğer onunla sohbet edip samimiyet kurarsak bizi sevgilisinin arkadaşlarıyla tanıştırabilirdi. Gökçe’nin kaşları çatılırken arkamdaki bir noktaya odaklanıp konuştu.
“Komutanım, Noah bize doğru geliyor.” Gözlerimi yumup derin bir nefes almaya çalıştım. Onunla uğraşmak istemiyordum.
“Bir şekilde gönder onu doktor.” Bora cümlesini bitirir bitirmez omzuma dokunan elle irkilmiş gibi yaptım. Noah gülümseyerek önce Gökçe’ye selam verdi, daha sonra bana bakıp gülümsedi.
“Hoşgeldin, defile başlamadan biraz konuşalım mı?” Kaşlarım çatılırken Gökçe’ye döndüm ve gülümsedim.
“Birazdan geliyorum canım.” Gökçe beni onaylarken Noah’ın önünden yürüyerek üst kata doğru ilerlemeye başladım, arkamdan geliyordu. Terasa çıkıp korkuluklara yaslandım.
“Sungur tetikte ol, gözünü doktordan ayırma.” Sungur Hasan abiydi sanırım, Bora’yı onayladıktan sonra herkes bizi dinlemeye başladı.
“Nasılsın?” Sinirle baktım yüzüne, hala neden zorluyordu asla anlamıyordum.
“Aman tanrım sesi bile yakışıklı herifin, bir an kalbim duracak sandım.” Gökçe Noah ile ilgili kendi kendine yorum yapıyordu. Kulağımda Oğuz’un sert sesini işittim.
“Kulaklığın açık Gökçe! Getirtme beni oraya.” Gökçe’den cevap gelmedi, daha sonra ben konuştum.
“Noah gerçekten çok sıkıldım, aramızdaki ilişkiyi bitirdim ama sen hala zorlamaya devam ediyorsun. Arkadaşlığımıza saygı duyuyorsan lütfen uzatma artık.” Sinirle baktı bana, üzerime doğru bir adım attı. Hasan abinin birkaç küfür mırıldandığını duyabiliyordum.
“Liam aşağıda diye böyle yapıyorsun değil mi!? Çünkü sen hala o herife aşıksın, hiçbir zaman sevmedin beni! Sırf onun buraya geleceğini bildiğin için koşa koşa geldin buraya. Yıllarca bekledim seni ama sen o heriften başkasını almadın kalbine.” Kaşlarım çatılırken ondan uzaklaştım bir adım. Liam’ın burada olduğunu bile ondan öğreniyordum.
“Saçmalamayı kes Noah! Sende o da umrumda değilsiniz!” Tekrar bana bir adım atarken bu sefer Hasan abinin küfürünü daha net duyuyordum.
“Sen onun kusuruna bakma Adel, adam öldürmeden birkaç dakika önce küfür etmeye başlar. Ön hazırlık gibi düşün ama çok vaktin kalmadı gibi.” Barış’ın dedikleriyle gerildiğimi hissettim.
“Kanıtla o halde bunu, o herif birazdan yanına gelip konuşmaya çalışacak seninle. Eğer ondan uzak durabilirsen söz bende senden uzak duracağım.” Başımla onayladım onu ve işaret parmağımı yüzüne doğrulttum.
“Sakın bir daha karşıma çıkma, bu sefer kalbini gerçekten kırarım.” Arkamı dönüp giderken kulağımdaki kahkaha sesleri Ömer ve Barış’dan geliyordu.
“Saniyeler kalmıştı.” Dedi Ömer gülerken, kafamı iki yana sallayıp Gökçe’nin yanına geri döndüm. Gözlerim etrafta gezindi, tam çarprazımda dikkatle beni izleyen Liam’a baktım. Yine her zamanki gibi harika görünüyordu, aptal herif. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes almaya çalıştım, ona karşı bir şey hissetmiyordum ama içimde yarım kalmışlık duygusu beni ele geçiriyordu.
“İyi misin?” Yanıbaşımdan gelen sesle onayladım onu, Gökçe baktığım tarafa baktı ve güldü. “İkisi arasında bir tercih yapacak olsam kesinlikle bu derdim.” Söylediği şeyle gülerken Liam’a baktım son kez, bana göz kırparken bakışlarımı hızla çektim üzerinden. “Aranızda ne vardı?” Kafamı iki yana sallayıp burukça güldüm. Kulaklığı kısa bir süre kapattım, bizi duymuyorlardı.
“Çocuklukta kalan saçma bir şeydi, babasının limanları var ve uyuşturucu silah ticareti yapıyorlar.” Gökçe yüzünü buruşturarak omzuma dokundu.
“İnan bana bizim timdeki goriller bile bundan daha yakışıklı.” Kahkaha atarken kulağımızda Bora’nın sesi yankılandı.
“Kulaklığınızı açın!” Dediğini yaptıktan kısa bir süre sonra defile başlamıştı, defile boyunca Noah ve Liam’ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Defile sonrası herkes aşağıdaki salonda toplandı, Chloe ve annesini tebrik ettikten sonra Tom’un sevgilisinin olduğu tarafa ilerledik. Tam yanına gidecekken Liam’ın önüme geçmesiyle duraksadım. Gökçe’ye selam verdikten sonra bana döndü ve gülümsedi.
“Ben buralardayım.” Gökçe kadınla konuşmak için giderken Liam’a baktım, onu göndermem gerekiyordu.
“Nasılsın?” Hızlı olmalıydım, onu göndermem gerekiyordu.
“Liam, sonra konuşsak.” Gözlerime baktı burukça, koluma dokundu.
“Seni özledim Adel, izin ver biraz seninle kalayım.” Kaşlarım çatılırken uzaktan bizi izleyen Noah’a baktım.
“İnan şuan hiç yeri ve zamanı değil, gerçekten gitmem gerek.” Sıkıntılı bir nefes verip o da benim gibi Noah’a baktı kısaca.
“Peki, tek bir şey soracağım sonrada seni yalnız bırakacağım.” Devam etmesi için bekledim. “Ayrıldığınız doğru mu?” Hala benden bir umut bekliyordu, o benim düşmanımın oğluydu. Birlikte olmamız imkansızdı.
“Evet, doğru. Şimdi gerçekten gitmem gerek.” Liam büyük bir heyecanla bana bakarken gülümseyerek veda etti bana, bende Gökçe’nin yanına gittim hızlıca. Çoktan kadınla sohbet etmeye başlamıştı bile, beni görünce kadınla tanıştırdı hemen. Tom yanımıza doğru gelirken kadının gülümsemesi genişledi ve kısa bir an Emma’yı ve Chloe’yi kontrol edip sevgilisinin yanağını öptü.
“Sevgilim, hadi biraz yalnız kalalım. Seni çok özledim.” Tom kadını kendinden uzaklaştırmaya çalışırken kadının sarhoş olduğu belli oluyordu. Bir anda sarhoş olması çok tuhaftı.
“Üzgünüm Emily, herkes burada.” Yanımıza iki adam geldi, orta yaşlardaydı ikisi. Bunlar o adamlardı, çaktırmadan Gökçe’ye işaret verdim “Beyler kusura bakmayın, Emily biraz sarhoş.” Emily adamlara el sallayıp benim ve adamın elinden tutup arka odalara doğru çekiştirmeye başladı.
“Hadi biraz yaramazlık yapalım.” Adamların hoşuna gitmiş olucakki ikisinin bakışlarıda Gökçe ve bendeydi, odaya girdiğimizde adamlar bizim için içecek bir şeyler getiriyordu. İçecekleri masanın üzerine koyarken genç olan bana doğru yaklaştı, elini yanağıma götüreceği sırada aşağıda büyük bir gürültü koptu. Arabalar kaza yapmıştı sanırım.
“Doktor, cama çık.” Bora’nın dediğiyle cama doğru ilerledim, diğerleride peşimden gelirken Gökçe’ye baktım göz ucuyla. İçeceklere bir şey döküyordu. Aşağıda kavga çıkmıştı, genç olan bana dönüp elimden tuttu ve tekrardan masaya döndü.
“Boşverelim şimdi bunları, sohbet edelim biraz. Hem..” içeceğimi bana uzatıp kadehlerimizi tokuşturdu. “.. içkilerimizi içip rahatlayalım.” İçkimden bir yudum alıyormuş gibi yaparken yanımdaki adam tek dikişte bitirmişti içkisini. Diğerleride ona katılırken hepsi sarhoş olmaya başlamıştı bile, ceplerindeki telefonları alıp çaktırmadan cihazları yerleştirip bekledik.
“Barış, sendeyiz.” Barış bizi onarlarken adamlar bizimle dans etmeye çalışıyordu. Kapı çaldı birden, panikle Gökçe’ye baktım. Sorun yok der gibi kapıya doğru ilerledi ve kapıyı aralayıp gelen kişiye baktı.
“Üzgünüm arkadaşım içeride kusuyor, pek müsait değiliz.” Kapıdakileri gönderdikten sonra Barış konuştu.
“Tamamdır kızlar, çıkabilirsiniz.” Cihazları alıp odadan çıktık hızla, kapıda bizi bekleyen Baybars kapıyı açtı ve ikimiz birden kendimizi arabanın içine bıraktık. Gerçekten yorulmuştum, bir an önce gece olmasını istiyordum.
“Komutanım, araçlar takibe devam ediyor.” Noah ne olursa olsun vazgeçmiyordu beni izlemekten, sıkıntılı bir nefes verip saate baktım. Neredeyse 11 olmak üzereydi, Baybars gece kulübünün önünde dururken derin bir nefes alıp indim araçtan. İçerisi epey kalabalık görünüyordu, Gökçe yanımızdan geçen garsondan bizim için iki içki aldı ve birini ban uzattı.
“Hala izleniyoruz, dikkat çekmemek için iç.” İyi ama.. ben daha önce hiç içmemiştim ki? Çarpar mıydı acaba? İlk denemeden bir şey olmazdı sanırım. İçkiyi tek içişte bitirip Gökçe’ye baktım sırıtarak, şaşkınca bana bakıyordu. “Sakın bana ilk deneyimim deme?” Omuz silkip yan tarafımdaki garsondan yenisini alıp içtim, boğazımı yakıyordu ama sonrasında bıraktığı his muhteşemdi. “Komutanım.. bir sıkıntımız var.” Bora üsteğmen devam etmesi için bekledi. “Adel hayatında ilk kez içki içiyor ve çarpılmak üzere.” Bora’nın küfürlerini duyabiliyordum ama aldırış etmiyordum.
“Geliyoruz bekle.” Onun sesini en son duyduğumdan beri yalnızca 5 dakika geçmişti, kapıda belirirken Gökçe’yi dürttüm alttan alttan. Baktığım tarafa baktığında sırıttı.
“Anlaşılan bu gece fazla eğleneceğiz.” Yan tarafımızdaki masaya otururken gözlerimi onlardan çekmiyordum, Bora’ya ve Oğuz’a el sallayıp elimdeki içkimle birlikte yanlarına gittim. Belkide sarhoş olmam işimize gelmişti, Gökçe’de peşimden gelip selam verdi ve yanımıza oturdu. Bora vücudunu bana çevirerek gülümsedi, kahretsin.. onu ilk defa bu kadar yakından gülerken görüyordum. Bu biraz hoşuma gitmişti, yanağında beliren gamzesine işaret parmağımı dokundurup güldüm.
“Siz böyle gülmeyi bilir miydiniz yaaa?” Dedim gözlerimi gülüşünden çekmeden, gülüşü solarken dudağımı büzerek baktım ona. Sertçe yutkunarak boğazını temizledi ve içkisinden bir yudum aldı. Bende içkimden bir yudum alıcakken elime dokundu ve bardağımı elimden aldı.
“Çok hızlı gidiyorsun.” Kaşlarım çatılırken bardağımı elinden geri almaya çalıştım ama izin vermiyordu. Sinirle koluna vurduğum anda içki ikimizinde üzerine dökülmüştü, dudaklarımı dişleyerek gözlerine baktım. Kesin öldürecekti beni.
“Senin yüzünden üzerimiz mahvoldu. Neden izin vermiyorsun içmeme?” Gözlerim dolarken kollarımı göğsümde birleştirdim, bu halime afallayarak bakıyordu. Önündeki içkisini bana uzatıp kafamı ona çevirmem için çeneme dokundu.
“Bak tamam karışmıyorum, iç istediğini ağlama.” gülerek elindeki içkiyi alıp yanağına minik bir öpücük kondurdum, bu hallerime şaşırsada belli etmiyordu. İçkimi yudumlarken kafasını iki yana sallayıp beni izledi bir süre daha. Heyecanla pistte dans edenlere bakıyordum, ayaklanıp gideceğim sırada kolumdan yakalayarak beni geri çekti ama bu dengemi kaybedip kucağına düşmeme neden olmuştu. Şaşkınca bana bakarken kıkırdamaya başladım.
“Üsteğmenim.. ben galiba kusacağım.” Sinirle bana bakarken beni kucağına alıp mekanın çıkışına doğru ilerlemeye başladı.
“Çıkış yapıyoruz Oğuz, bizim otele geçiyorum.” Oğuz’un ne dediğini pek duyamamıştım, çünkü şuan onun kolları arasında uçuyor gibiydim. Kollarımı boynuna dolayıp gülmeye devam ettim, bana baktı ters ters. “Barış taksi nerede kaldı?” Dedi sinirle, bir yandan beni izliyor bir yandan da konuşuyordu.
“Bu his.. çok güzel..” anlamayarak bana baktı. “O kadar uzunsun ki uçuyormuşum gibi hissediyorum.” Gülümsemem genişlerken beni izledi uzun uzun ve tam anlayamadığım bir şekilde küfürler etti. Taksi tam önümüzde dururken kapıyı açıp birlikte oturduk, taksiciye baktım şaşkınca. “Üsteğmenim.. ben bu adamı tanıyorum.” belli belirsiz gülerek baktı bana.
“Kimmiş?” Heyecanla şoför koltuğundaki adama el salladım.
“Asteğmen Barış Aksu.” Barış sırıtarak selam verdi bana. Gülerek Bora’nın kucağından inip camımı açtım ve kafamı camdan sarkıtıp rüzgarın yüzümü yalayıp geçmesine izin verdim. Bora beni geri çekip camımı kapatmaya çalıştı ama mızmızlanıyordum.
“Birde hasta olmanla uğraşamam doktor.” Dudaklarımı büzerek baktım yine yüzüne.
“Ben doktorum, bana bir şey olmaz.” Ama izin vermedi, bende daha fazla direnmedim. Taksi durduğunda Bora inmem için elini uzattı ama tutmadan inmeye çalıştım, tabi başım döndüğü için yere düşmeden önce ayaklarım yerden kesildi yine. Yine uçuyordum, gülümsemem genişlerken Bora’nın boynuna doladım yine kollarımı. Yaklaşık 5 dakikalık yolculuğun ardından Bora beni yavaşça yatağa yatırdı.
“Sungur durum ne?” Kulağımın içinde yankılanan sesle yüzümü buruşturdum.
“Karşı binadan sizi izliyor komutanım.” Tam kulağımın içindeki sesli şeyi çıkaracağım sırada Bora ellerimden tuttu ve beni yatağa yatırıp sabitledi, şaşkınca ona bakarken kulağıma doğru eğildi, aramızdaki mesafe neredeyse minimumdu.
“Uslu bir kız ol doktor, görevi mahvetmene izin veremem.” Yavaşça kulağımdaki cihazı çıkarıp bana baktı, görev.. tabi ya. Elimi yanağına götürüp okşadım sakalları yeni yeni çıkmaya başlamıştı. Üzerindeki gömleğin düğmelerini tek tek açmaya başladım, o da belimden kavrayıp beni yatakta biraz daha yukarı çıkardı. Üzerime biraz daha eğilip dudaklarıma kısa bir bakış attı, sertçe yutkunup aramızdaki mesafeyi kapatırken kulağında bir ses yankılandı.
“Binadan çıkış yaptı komutanım, etraf temiz.” Gözlerimi sıkıca yumup derin bir nefes aldım. Bora hızla üzerimden çekilirken perdeyi çekip kapattı. Doğrulup nefes alış verişimi kontrol etmeye çalıştım, bu yakınlaşma beni epey germişti. Bora’ya baktım göz ucuyla, beni izliyordu üzerindeki gömleği çıkarıp kenara attı ve dolaptan temiz bir tişört çıkarıp üzerine geçirdi. Bir tanede bana uzatmıştı, üzerimdeki elbiseye içki dökülmüştü. Üzerimdeki elbiseyi çıkarıp verdiği tişörtü üzerime geçirdim, aynı onun gibi koluyordu. Uzun ve yapılı olması epey işime gelmişti, tişörtü birazda olsa elbise
gibi olmuştu. Elinde küçük bir fincanla girdi içeri, kahveyi bana uzatıp ağrı kesicide verdi. Getirdiklerini içip saate baktım, biraz daha kendime gelebilmiştim.
“İyi misin?” Kafamla onu onaylarken yüzüne baktım, ilk defa benimle doğru düzgün bir şekilde konuşmuştu. Kaşlarımı çatıp yaptığım şeyleri hatırladım, elimi alnıma götürüp sıkıntılı bir nefes verdim.
“Özür dilerim.. ben dikkatli olmalıydım. İlk defa içtiğim için bünyem kaldırmadı.” Gözlerini çekmedi üzerimden, kenardaki koltuğa oturdu.
“İlk deneyimine göre gayet başarılıydın, kendini kontrol edebildin.” Şaşkınca baktım yüzüne, bu gerçekten üsteğmen miydi?
“Bir dakika.. Bora sarsılmaz beni mi övdü az önce? Sanırım gerçekten sarhoşum.” Dudakları hafifçe kıvrıldı ama hemen eski haline dönmüştü.
“Çok alışma derim, yarın sabah otelden birlikte ayrılacağız. Oğuz ve Gökçeyle kahvaltı yapıp havalimanında ayrılacağız.” Kısa bir kafa hareketiyle onu onaylarken ayaklanıp yan taraftaki odaya doğru ilerledi. “İyi geceler doktor.” O görmesede gülümsedim.
“İyi geceler üsteğmenim.”