Sabah gözlerimi açtığımda hava daha yeni yeni aydınlanıyordu, banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım ve ardından balkona çıkıp derin bir nefes çektim. Hava soğuktu, yolda birkaç araba ilerliyordu. Üzerimde sadece Bora’nın tişörtü vardı. Birden omuzlarımda hissettiğim sıcaklıkla arkama baktım kısaca, Bora hırkasını üzerime örtmüştü. Kollarını belime sarıp saçlarımı öptü ve çenesini kafama yasladı.
“Günaydın.” dedi düz bir sesle, şuan ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Gülümseyerek belimdeki kollarına koydum ellerimi.
“Günaydın, sorun ne?” Gözlerimi kapatıp huzurlu bir poz vermeye çalıştım.
“Gece geri geldi, bizi izliyor. Bugün içerisinde konuşmak için yanına gelicektir.” Ona dönüp kollarımı boynuna doladım, mutlu bir poz vermemiz gerekiyordu.
“Ne zaman dönüyoruz?” Onu sinirli ve çatık kaşlı görmeye o kadar çok alışmıştım ki, şuan ki hali bana çok tuhaf geliyordu.
“Birkaç saate döneriz, Bali uçağına bineceğiz. Herkes bizi tatile gitti sanıcak.” Elimi yanağına götürüp okşadım, ona dokunmak.. tuhaftı.
“Noah’ın yurtdışına çıkış yasağı var, buraya özel izinle geldi. Peşimizden geliceğini sanmıyorum.” Yüzümün önüne düşen bir tutam perçemi kulağımın arkasına sıkıştırdı.
“Adamlarını gönderebilir, bugün onunla sert bir konuşma yapıcaksın. Sonra devreye ben gireceğim.” Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.
“Saçmalama, adam boksör. Kavga etmenizi istemiyorum.” Alayla gülerek bana baktı, gözlerindeki küçümser bakış beni bile korkutmuştu.
“Boksör olması beni korkutmalı mı?” Benden ayrıldı ve elimden tutarak içeri soktu. İçeri girer girmez elimi bırakmıştı, bu duruma alışmamalıydım. “Yaklaşık 2 saat sonra çıkarız, hazırlan. Koltuğun üzerinde senin için kıyafet var.” Kıyafetlerimi ve dolaptan aldığım havluyla banyoya doğru ilerledim. Güzel bir duşun ardından üzerimi değiştirip çantamdaki malzemelerle hafif bir makyaj yaptım. Saçlarımıda kurutup şekillendirdim. Kıyafetleri kim almıştı bilmiyorum ama tam benim bedenime göreydi. Siyah mini bir etek, üzerine siyah kazağım ve siyah topuklu çizmem. Banyodan çıktığımda Bora’da hazır görünüyordu, gözleri bir süre üzerimde oyalandıktan sonra ayaklandı. Kenardan kabanımı ve çantamı alarak birlikte çıktık odadan, asansörden inmeden önce elini tutmam için uzatmıştı. Elini tutup iyice yanına sokuldum, odadan çıkmadan kulaklığımı takmıştım. Otelin kapısında bizi bekleyen taksiye bindik, bu seferki Barış değildi. Kısa bir yolculuğun ardından ünlü bir restoranın önüne gelmiştik.
“Gökçe ve Oğuz nerede?” dedim etrafıma bakınarak,çok geçmeden Gökçe ve Oğuz’un sesini kulağımda işitmiştim.
“Buradayız” dedi ikisi aynı anda konuşarak, bu hareketleri gülmeme neden olmuştu. Bora elini belime koyarak beni yönlendirdi, Oğuz ve Gökçe görüş alanıma girdiklerinde ikiside birbirine ölümcül bakışlar atıyordu.
“Günaydın” dedim neşeli sesimle ama bu kötü bir fikirdi sanırım, ikisinin bakışları bize dönmüştü. Bora oturmam için sandalyemi çekerken ona bakıp teşekkür anlamında tebessüm ettim. Yanıma oturup beni iyice kendisine yaklaştırdı.
“Derdiniz ne?” dedi Bora sert sesiyle, ikisi anında süt dökmüş kedi gibi olurken Oğuz’da aynı şekilde Gökçe’nin sandalyesini kendisine çekti.
“Sorun yok komutanım, her zamanki gibi tartışıyoruz.” dedi Gökçe gülümseyerek, Oğuz’un elini tuttu ve acıtırcasına sıktı. Oğuz’da aynı şekilde bakıyordu ona. Bora sinirle kafasını iki yana sallarken tekrar konuştu.
“Sungur durum bildir.” Hasan abinin sesini dünden beri duymamıştım, Barış Ömer ve Baybars’da aynı şekilde.
“Restorana giriş yapıyor komutanım, üst kattaki masaya oturacak.” Hasan abiden sonra Baybars konuştu.
“Bende yoldayım komutanım.” Gökçe’ye baktım gülerek, bir şeyler konuşmamız gerekiyordu.
“Nasıldı geceniz?” Gökçe gözlerini devirerek Oğuz’a kısa bir bakış attı.
“Harikulade, az kalsın birbirimizi öldürüyorduk. Sizden sonra bir süre daha gece kulübünde kaldık, lavaboya gidip geldim birde ne göreyim Oğuz bey yanındaki kızla sarmaş dolaş.” Şaşkınca Oğuz’a baktım, bu görevi riske atardı. Oğuz sinirle yanındaki kadına baktı.
“Saçmalama kızım, kadın sarhoştu birden yapıştı kollarıma. Onu göndermeye çalışırken sen geldin yanlış anladın.” İkisinin arasında bir şeyler mi vardı acaba? Bakışlarının altındaki tuhaf bir duygu vardı sanki.. kıskançlık. Bora sertçe boğazını temizlerken ikisi yine süt dökmüş kedi gibi bakmıştı komutanlarına. Bu halleri gülmeme neden olmuştu, kahvaltımız servis edildikten sonra hep birlikte yemeye başladık. Bir yandan da sohbet ediyorduk. Kahvaltının sonuna doğru Bora’nın kulağına uzanarak konuştum.
“Üst kattaki tuvalete gidiyorum.” Bana bakıp kafasını salladı.
“Dikkatli ol birazdan yanında olurum.” Gözlerimle onu onaylarken ayağa kalkıp merdivenlere doğru ilerledim. Hasan abi konuştu.
“Noah ayaklandı, yanına gelecek Adel dikkat et.” Merdivenleri bitirdikten sonra Noah karşıma çıktı. Sinirle yanından geçip gidecekken kolumdan tuttu. Kolumu çekmeye çalıştım ama bırakmıyordu.
“Bırak Noah, sözünün arkasında dur ve uzak dur benden.” Ağlamıştı, gözlerinin etrafı kıpkırmızıydı. Kafasını iki yana salladı.
“Dün gece o herifle birlikte oldun mu gerçekten?” Kaşlarım iyice çatılırken ondan bir iki adım uzaklaştım.
“Seni ilgilendirmiyor, Liam’da sende umurumda değilsiniz. Uzak dur artık benden!” Kolumdan tutarak sarstı beni.
“Bir yıldır birlikteydik ve sen sana dokunmamdan bile rahatsız oluyordun. Sırf seni kaybetmemek için her şeye razıydım ben, dokunmadım öpmedim bile seni ama sen dün gece kulübünde tanıştığın adamla birlikte oldun!” Yüzüne sert bir tokat attım, onu sevmediğini hiçbir zaman anlamamıştı. Bu gürültülü sese Bora hızlı adımlarla gelmişti yanımıza, beni kendisine çekip yüzümü avuçlarının arasına aldı.
“İyi misin?” Kafamla onu onaylarken Bora Noah’a döndü. “Kimsin lan sen!?” Noah sinirle Bora’ya doğru bir adım attı.
“Sanane lan piç kuru..” Noah sözümü tamamlayamadan Bora suratına sert bir yumruk geçirmişti bile, Noah tek yumrukla yere serilirken Gökçe ve Oğuz’da gelmişti yanımıza. Mekanın güvenlikleri koşarak onları ayırmak için gelmişti ama Noah yerden kalkamamıştı bile. Bora elimden tutarak aşağı indirdi beni ve hep birlikte Baybars’ın beklediği arabaya bindik.
“Komutanım bundan sonra tek idolüm sizsiniz, herifi tek yumrukla bayılttınız neredeyse.” Gökçe heyecanla Bora’ya bakıyordu, Oğuz ise ölümcül bakışlarını çekmiyordu Gökçe’den. Bora onları umursamadan konuştu.
“Barış hallettin mi kameraları?” Barış konuştu daha sonra, sesi yorgun geliyordu.
“Hallettim komutanım, Ömercik’de eşyaları toplamaya gitti. İşimizi halledip çıkıyoruz yola.” Bora onları onaylarken havalimanının kapısına gelmiştik bile çoktan, gerekli kontrollerden geçtikten sonra uçağa binmiştik.
“Sungur gelen var mı?” Diğerlerini bekliyorduk.
“Temiz komutanım, diğerlerini alıp geliyorum 5 dakikaya.” Hasan abi hepsinden büyüktü, diğerleri ona saygı gösteriyordu. Bu iki günde şunu çok iyi anlamıştım, timdekiler arkadaş gibi değil birer aile gibilerdi. Herkes birbirini düşünüyor koruyup kolluyordu. Uçak kalkmadan önce babam arıyordu, kahretsin.. dün aramayı unutmuştum, telefonu açar açmaz bağırmaya başlamıştı.
“Sen benim kalbime mi indirmek istiyorsun Laçin, saatlerdir senden haber bekliyorum!” Yüzüm buruşurken Bora’nın bakışlarını üzerimde hissediyordum.
“Ben özür dilerim, dün çok yoğundum arayamadım. İyi misin?” dedim gönlünü almak için ama yemiyordu tabi bu numaraları.
“Laçin dua et görevdeyim kızım, yoksa oraya gelip seni ayaklarından tavana asmasını çok iyi bilirdim ben. Hamdi olmasa durumunu öğrenemeyecektim.” Güldüm, onun bu hayattaki en değerlisiydim ben. Merak etmekte sonuna kadar haklıydı.
“Seve seve bekliyorum, şimdi kapatmam gerek uçak havalanıcak. Seni çok seviyorum indiğimde arayacağım mutlaka.” Babam sıkıntılı bir nefes verdi.
“Bende seni seviyorum yavru kurt, en kısa zamanda ziyaretine geleceğim. Dikkatli ol.” Telefonu kapattıktan sonra Bora’ya baktım, ölümcül bakışları benim üzerimdeydi. Uçak havalandıktan 3 saat sonra iniş yapmıştık, gerçekten fazlasıyla yorgundum bu yüzden eve gidip direk uyumak istiyordum.
“Adel, yarın işin yoksa bana kahvaltıya gelsene.” Gökçe’ye baktım şaşkınca, aslında bu iyi bir fikir olarbilirdi. Timden birileriyle yakın olmak işime gelirdi, gülümseyerek onayladım onu ve çıkışa doğru ilerledim. Taksiyle eve geçip direk kendimi yatağa bıraktım.