9.bölüm

2125 Words
Korku yavaş yavaş bedenini ele geçiriyordu. Hikâyenin seyrini değiştirmek isterken ana karakterle düşman olmayı planlamıyordu genç kadın! O adamdan ister istemez korkuyordu. Sonuçta herif onu hikâyenin sonunda öldürüyordu! Beklenen düşmanıydı! Ne diye onun nefretini kazanıyordu! Lanet olsun! Ne ara adamın nefretini kazanmıştı ki! Anlayamıyordu! Bunu hak edecek ne yaptı ki o… Dur bir dakika… Az önce o adam sarhoşken mi dedi? Dilara başını iki yandan tuttu. Parmaklarını saç diplerine daldırmıştı. Gözlerini sıkıca kapattı. Dün geceyi hatırlamaya çalıştı. Yok! Kahretsin! Yok! Hiç bir hatırası yoktu dün geceye dair! Bir saniye bile hatırlamıyordu! “Lanet olsun ben dün gece ne yaptım!” Hala salonda genç kadını biraz şaşkınlıkla izlemekte olan Redcliff varlığını hatırlatmak için boğazını temizledi. Leydi bakışlarını ona çevirdiğinde yüzündeki gergin ifadeyi hemen fark etmişti. “İyi misiniz leydim?” diye sordu biraz endişelenerek. “İyiyim desem yalan olur,” tekrar koltuğuna atmıştı kendisini genç kadın “Siz erkeklerin sorunu ne gerçekten anlamıyorum!” Marki “Benim sorunum ne bence biliyorsunuz,” diye neredeyse fısıldayarak konuştuğunda genç kadın öfkeyle bakmıştı genç adama. “Kusuruma bakmayın. Canınızı sıkmak istememiştim.” “Canımı sıkan siz değilsiniz,” iç geçirmişti kadın “Sadece… Ah aklım almıyor! O adamın sorunu ne! Sırf nişanı ben bozdum diye egosu mu incindi! Zaten beni sevmiyor! İşte sonunda kurtuldu benden. Kutlama yapması gerekirken gelmiş benden hesap soruyor!” “Sahip oldukları şeyin ne kadar değerli olduğunu genellikle kaybettiklerinde anlar çoğu erkek,” Josef genç kadına doğru birkaç adım attı “Az önce düke nişanlınız olduğumu söylediniz. Bunu teklifimi kabul ettiğiniz yönde anlayabilirim değil mi?” Leydi Valeria oval oval ona bakmaya başlayınca marki gülümsemişti. Biraz eğilerek bir tutam saçını kulağının arkasına attı genç adam. “Bana öyle bakmayın leydim,” dedi yavaşça “Sizi öpmek isteyebilirim.” Genç kadının yanakları kızarmaya başlamıştı. “Sizin teklifinizi kabul edeceğim,” dedi gözlerini kaçırarak “Ama bir şartım var.” “Sizce de şart koymak için biraz geç kalmadınız mı? Az önce ülkenin en güçlü adamlarından birinin önünde nişanımızı doğruladınız!” “Şartımı dinliyor musunuz, dinlemiyor musunuz? Dinlemeyecekseniz kapı orada Lord Clark!” Leydi Valeria’nın asabi tavırları Josef’in nedense çok hoşuna gitmeye başlamıştı. Bu kadın her hırçınlaştığında ceza diye onu öpebilirdi. “Sizi dinliyorum leydim,” dedi tatlı bir gülümsemeyle. “Bana yardım edeceksiniz.” Genç kadın oldukça ciddi bir tonda konuşmuştu. “Bazen sizden sizin için anlamsız gelebilecek tuhaf yardımlar isteyebilirim. Nedenini sormayacaksınız. Asla soru olmayacak. Ama yine de koşulsuz bana yardım edeceksiniz.” Josef’in içinde nedense tuhaf bir tedirginlik belirdi. Bu kadının aklından neler geçiyordu bir Tanrı bilirdi doğrusu. Korkutucu bir yanı vardı bunu kabul ediyordu. “Siz nasıl istersiniz,” diye her ne kadar tedirgin olsa da kabul etmişti bu durumu adam “Sonuçta ben bir centilmenim. Yardım isteyen leydiyi geri çeviremem.” Leydi Valeria kollarını göğsünde birleştirerek “Başka leydileri geri çevirmek zorundasınız ama Lord Clark,” dediğinde genç adam afallamıştı. “Nasıl?” diye sorduğunu o bile fark etmemişti. Leydi yavaşça ayağa kalktı. Genç adamın yakasını düzelterek “Bu günden itibaren nişanlımsınız,” dedi neredeyse emir veren tonda “Ben diğer kadınlara benzemem General Lord Clark. Bana ait olan her daim bana ait olur. O yüzden uslu bir çocuk olun.” Ve gülümsemişti. Josef ilk defa böyle bir kadınla karşılaşmıştı. Vahşi kadın dedikleri bu olsa gerek. Bu fazlasıyla hoşuna gitmişti hem de fazlasıyla! Bu kadın onun sahibi olabilirdi! “Siz nasıl emrederseniz,” diye yavaşça kadının elini avuçlayarak narince öptü “Ben sizi yalnız bırakayım o zaman leydim. Yarın görüşmek üzere.” Leydi cevap olarak sadece gülümsemişti ancak markiye bu bile yetmişti. ♣♣♣ Akşam yemeğinde Herold ailesi toplanmıştı. Dilara Lord Thomas’ın sol tarafında oturmuştu. Tam karşısında hikâyenin esas yan karakterlerden biri olan aynı zamanda Valeria Herold’un abisi olan Benedict Arthur Herold oturuyordu. Oldukça uzun boylu, iri yapılı, kahverengi saçları olan yakışıklı bir adamdı. Kadınların ona neden deli olduğunu şimdi daha iyi anlamıştı Dilara. Benedict’in kendine âşık eden o sarıgözleri vahşi bir Jaguarın gözlerine hitap ediyordu. Genç kadın nedense kendisiyle gurur duydu. Bu yakışıklı adamları özenle yazan oydu sonuçta! Kalemine sağlık doğrusu! “Güzel kardeşimizin sergilediği şov tüm şehirde en çok konuşulan olay!” dedi yanındaki diğer adam “Güzel kardeşim her zamanki gibi gündemsin.” “Gündem olmak suç mu sevgili kardeşim?” “Katiyen değil! Senin için gündem olmamak suç olurdu bence!” John gülerek kadehini kız kardeşine kaldırmıştı. Genç kadın ise sadece gülümsemekle yetindi. Valeria’ın ikinci abisi John diğer abisine kıyasla daha neşeli ve daha pervasızdı. Olaylara ciddi açıdan bakmamayı tercih ediyordu. Oyunbaz ve kurnaz bir adam olduğu her halinden belliydi. Herold ailesine mahsus olan koyu çikolata rengi saçlara sahipti o da. Mavi gözleri Valeria’nın gözlerine nazaran daha açık bir tondu. Ve oldukça yakışıklı bir adamdı. Üzerindeki asker formasıyla genç kızların kalbini kolaylıkla hoplatabilirdi. Dilara içinden bu ailede güzellik genetik galiba diye düşündü. Ellisinin sonlarında olan Lord Thomas bile oldukça çekici bir adamdı. Koyu kestane rengi saçların kimden geldiği de belliydi. “Valeria’nın böyle aklına estikçe davranmasına nasıl izin verebilirsiniz,” Benedict derin bir nefes alarak babasına bakmıştı. Ondan cevap beklediği her halinden belliydi “Hasting’le nasıl bağlarımızın olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz!” “Ben burada yokmuşum gibi konuşmayın!” Dilara hemen araya girmişti “Hasting’le olan ittifaklarınız benim hayatımdan önemli olamaz!” “Senin hayatın mı?” dedi Benedict oldukça öfkeli bir tonda “Daha düne kadar Hasting düküne sahip olmazsan kendini öldürmekle bizi tehdit eden ben miydim?” “Bu baya ağır oldu,” dedi John biraz gülerek. Bir fincan çayını yudumlayarak olan biteni izlemeye karar vermişti. “Hata yaptım!” Dilara başka ne diyeceğini bilemiyordu doğrusu. Tamam, adam aşırı haklıydı! Ama şimdi durumlar değişmişti. “Ben… Biliyorum hatalıyım. Bunu reddetmiyorum. Ancak şimdi yaptığım hatayı anladım. Bu yüzden düzeltmeye çalışıyorum işte. Dükün beni sevmediğini herkes biliyor!” “Sende bu yüzden tüm sosyetenin önünde onu ve ailemizi rezil ederek tiyatro mu sergilemeye karar verdin!” Bu Benedict fazla ciddiydi. Dilara için bu baya sorun olacak gibiydi. Babası onu kızmıyorken sert bir abisinin olması işleri oldukça zorlaştıracaktı. Bu yüzden elindeki son kozu kullanmaya karar verdi. Ağlamak! Hiç bir baba ağlayan küçük kızına kıyamazdı. Bu sert abiyi de durdururdu. “Ah sakın sevgili kardeşim! Sakın timsah gözyaşlarını kullanmaya kalkma bu kez kanmam!” dedi Benedict. “Yaptığın 130 şey… Tanrı aşkına Valeria sen çocuk değilsin! Aklından neler geçiyor böyle?” Gözyaşı işe yaramamıştı. Dilara endişeyle diğer abisine baktığında John hiç bana bakma hareketi yapıyordu. Kaşlarını çattı öfkeyle. Bu kez babasına baktı. Belki o yardım edebilirdi. “Sana bir şey sordum Valeria! Bana cevap ver!” “Bu kadar yeter Benedict,” Lord Thomas sakince peçetesiyle ağzını sildi. Sonunda araya girmeye karar vermişti. Kızına bakarak “Aldığın kararlara karışmıyorum Valeria. Ve umarım karışmadığım için sonradan beni pişman etmezsin.” Babasının sesindeki ikazı anlamıştı Dilara. Bu yüzden başını üzgünce sallayarak “Pişman olmayacağım baba,” dedi “Sizi de pişman etmeyeceğim.” Yaşlı dük başkada bir şey demeden masadan kalkmıştı. Onun masaya terk etmesiyle Dilara rahat bir nefes alabilmişti. Kaçamak bakışlarla abisine baktığında Benedict’in sinirle elindeki kaşığı sıkmakta olduğunu fark etti. “Babama inanamıyorum!” dedi öfkeyle. “Hadi ama Benedict! Bu kadar ciddi olmasan!” dedi John bir elini sallayarak “Tamam bende Valeria’nın yaptıklarını tamamen onaylamıyorum ama yine de olaylara dıştan bakınca… Bence iyi bile yaptı.” Benedict kardeşine sen canına mı susadın bakışlarını atınca John ister istemez gergince gülümsedi “Hey sakin ol tamam mı?” dedi iki elini havada sallayarak “O dük bozuntusunun kardeşimizi sevdiği yok bunu sende biliyorsun. Herif onu mutlu edemezdi!” Dilara John’u alkışlamak istedi içinden. Herif alaycı falandı ama özünde iyi bir kardeşti. “Bunu yedi yıl içerisinde fak edememişte bu gün mü fark etmiş güzel kardeşimiz!” Benedict’in keskin sarıgözlerinde kıvılcımlar çakıyordu. Hasting dük ile güçlü ittifak bağları vardı. Bir sürü ticaret alanını birlikte yönetiyordular. Ülkenin kuzey bölümünde bir sürü yerler iki dükalığa, yani Hasting ve Wyndham dükalığına bağlıydı. Kraliyetin güçlü ve büyük toprak sahibi olan düklere karşı ne kadar zalim olabileceğini gayet iyi biliyordu Benedict. Sonuçta düklerde kraliyet soyundan geliyordu. Tahta uzaktan da olsa kan bağıyla bağlı olduğundan bu her zaman gelecekteki taht varislerini endişelendirmişti. Sonuçta halk çoğu zaman kralı desteklemiyordu. Yönetimi iyi olan saygıdeğer dükler kraldan bile büyük sevgi ve saygı toplamıştı. Sırf bu yüzdendi Benedict’in çabaları. Ailesini ve topraklarını korumak için ona yardım edebilecek her ittifaka mecburdu. Kraliyetin neler yapabileceği hiçbir zaman belli değildi. O Hasting dükü kardeşini sevmiyor bile olsa birkaç sene sürecek olan bir aşk için bir sürü insanın canını tehlikeye atamazdı. Dükalığa hizmet eden yüzlerce çalışan, hizmetçi vardı. Kralın bir emriyle hepsi başından olabilirdi. Hepsi ailelerinden olabilirdi. “Size afiyet olsun!” dedi aniden Benedict “Benim iştahım kaçtı.” Giden abisinin arkasından bakıyordu Dilara. Onun böyle bir tepki vereceğini sanmıyordu. Bu işler fazlasıyla karmakarışık bir hal almıştı. “Ona aldırış etme,” dedi John. Bakışlarını ona çevirince “İki gün sonra kuzeye sefere gidiyor. Muhtemelen onu düşünüyor olmalı. Bu yüzden gerin,” diye açıklamada bulundu. “Kuzeye mi?” diye sordu genç kadın. “Kuzey bölgede kuraklık son hatta. Soğuk yüzünden yerel halk sefil bir durumda. Soğuk ve açlık yan yana gelince de,” John’un gözlerinde keder belirmişti “İnsanların kurtuluşu ölüm oluyor.” Dilara nedense üzülmüştü. Bu dünyanın kendi yazmış olduğu kitap olduğunu anladığında hayatı ciddiye almayı bırakmıştı. Ancak şimdi John’un söylediklerini duyunca Benedict’in endişelerini anlamıştı. Burası gerçek bir hayattı. Bu dünya gerçekti. Ve burada da acı çeken insanlar vardı. “Oraya neden gidiyor peki? Yerel halka yardım için mi?” “Evet, duyduğuma göre orduda bir problem yüze çıkmış. Bu bilgiyi diğer bölgelerden saklıyorlar. Benedict’te bu yüzden oraya gidiyor. Bizzat her şeyi teyit etmek için.” John’un bakışlarından bir şey sakladığını anlamıştı genç kadın. Kardeşinin kolundan tutarak “Tam olarak ne olduğunu biliyorsun değil mi?” diye sordu yavaşça. “Lütfen söyle John. Bunu saklaman gerçeği değiştirmez.” John başta ikilemde kalmıştı. “Benedict bunu söylediğimi duyarsa beni öldürür,” dedi iç çekerek “Kuzey bölgede ulu kurt izlerine rastlamışlar. Gece nöbete gönderilen on beş asker kayıplara karışmış. Birkaç gün sonra bir dere kenarında birinin kopartılmış kafası bulundu o kadar.” “Aman Tanrım!” Dilara korkuyla açılan ağzını kapatmıştı “Benedict oraya gidemez! Ya onun başına da kötü bir şey gelirse! Onu gönderemezsin John!” “Bunu bende kaç kere söyledim!” John sıkıntıyla kalkmıştı masadan “Dinlemiyor. Kimseyi dinlemiyor. Lütfen sende bu söylediğimi gizli tut Valeria. Ben elimden geldiğince o ahmağı korumaya çalışacağım. İçin rahat olsun.” Dilara akşam yemeğinde olan gergin konuşmadan sonra karanlık odasında yatağında uzanmış tavanı izliyordu. Onu neler bekliyordu hiç bir fikri yoktu! Dün gece yaşananlar (artık her ne bok olduysa hiç hatırlamıyordu) sabah yaşanan olaylar ve akşamki son olay! Olay üstüne olay yaşıyordu. Birde yarın tekrar Josef gelecekti. Sevgili babacığını yeni nişanlısıyla tanıştırmalıydı. “Offf! Ben bu durumun içerisinden nasıl çıkacağım!” Gözlerini kapatmıştı genç kadın. “Ölümden kaçtıkça sanki kendi ölüm fermanımı hazırlıyorum...!” Josef’le nişanlanmasının iki nedeni vardı. Birincisi Redcliff markisi düke karşı koyabilecek kadar nüfuza sahipti. Dükten korunmak istiyorsa ona âşık gözü kara bir adamın olması az çok işine yarayabilirdi. Bu acizliği anlamına gelmiyordu tabii ki de! Sadece yedekte B planı olacaktı Josef. Gerçi adamın duygularıyla oynuyormuş gibi oldu ama şu an vicdan yapacak durumda değildi. İşin ucunda kendi canı söz konusuydu. İkinci nedense Josef’in yardımıyla döngünün tekrarlanmasını sağlayacaktı. Onun sayesinde hikâye seyrini değiştirebilirse çabucak bu saçmalıktan kurtulabilirdi. Şimdi hikâyenin gidişatı gereği Philip ve Cassandra’nın arası açılıyordu. Bu olaydan sonra Cassandra şehri terk ediyor ve teyzesinin yanına gidiyordu. Tabii onu bu tehlikeli yolculuğa tek başına göndermek istemeyen asil dükümüzde en yakın arkadaşı aynı zamanda şövalye olan Sör Albert’ten ona eşlik etmesini istiyor. Ve yeni olaylar orada başlar. “Tabi ya! Bunu nasıl unuturum! Cassandra ve Albert yolda kurtların saldırısına uğramıştı!” Dilara hatırladığı sahneyle hemen yataktan kalktı “Bunu yaptığıma inanamıyorum! O ulu kurt denen canavarları ben yaratmıştım! Neredeyse bir insanın iki katı olan efsanevi yaratıklar! Lanet olsun! Lanet olsun!” Genç kadın odasının balkonuna çıktı. Buz gibi hava onun üşümesine neden olsa da gökteki aya baktı. “Sırf eğlence olsun, biraz aksiyon olsun diye yaratmış olduğum şeylerin insanları öldürdüğünü nerden bilebilirdim…” soğuk rüzgâr uğuldayarak yüzüne çarpmıştı. Sanki bu evrenin sen suçlusun deme şekliydi. Bedeni titredi. Şimdi abisi Benedict’te oraya gidiyordu. Ve hikâyenin diğer iki üyesi de. Neler olacağını bilmiyordu. Artık tahmin bile edemiyordu! Hikâye seyri bir anda o kadar değişti ki… Değişkenler çok fazlaydı. Öncelikle nişanı vaktinden önce bozmayı başarmıştı. Bu yetmezmiş gibi ikinci esas karakterin ilgisini çekmişti. Ve esas ana karakterin şimdiden nefretini kazanmıştı. Fazla değişken varken plan yapamıyordu. Lanet olası döngü ne zaman tekrar başlar onu bile bilmiyordu! Bir anda gece yarısı olduğunu işaret eden saatinin çan sesini duymuştu Dilara. Sesle birlikte irkilmişti. Köşkün birinci katında büyük bir saat vardı. Ondan geliyordu bu ses. “Gece yarısı oldu,” diye fısıldadı kollarını kendine dolarken “Döngü tekrarlanmadı…” Yeni bir umut belirmişti içinde ancak nedense bu umuda korkuda eşlik ediyordu. Umarım korkusu yersizdi ve umut ışığını karartmazdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD