Günlerdir uyuyamıyorum. Göz kapaklarım ağır, kalbim daha da ağır. Ama o sabah yine kendimi Akbey Konağı’nın sokağında buldum. Ayaklarım beni oraya götürürken ne düşüneceğimi bilmiyordum. Belki onunla yüzleşmek, belki sadece bir kez daha gözlerine bakmak… bilmiyorum. Kapının önünde beklemeye başladım. Elleri cebinde biri yaklaşıyordu. Onun yürüyüşü. O omuzlar… Aslan. Kalbim hızlandı, içimdeki her şey kıpırdadı. Ama göz göze geldiğimiz anda soğuk bir rüzgar gibi baktı bana. Yüzünde ne bir özlem, ne bir pişmanlık. Sadece buz gibi bir öfke. “Aslan… konuşmamız lazım,” dedim. “Ne konuşacağız Alev? Daha ne istiyorsun?” diye yanıtladı sertçe. “Sadece anlatmak istiyorum. O geceyi. Beni.” Bir adım yaklaştı, sesi yükseldi: “Yeter! Bırak yakamı artık! Seninle ilgili hiçbir his taşımıyorum! Hiçb

