3. Bölüm – “Görünmezdim Ama Sevdim”

895 Words
ELİF: Seher’in düştüğü o anı, beynimin içinden silmek isterdim. Çığlığı değil… çünkü çığlık atmadı. Ama o ani boşluğu… Ayağının altındaki toprağın nasıl kaydığını gördüğümde, kalbimin de onunla beraber aşağıya düştüğünü hissetmiştim. Can’ın bağırışı hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Ben ise sadece nefes almaya çalışıyordum. Sanki ciğerlerimin tamamı karla dolmuş gibiydi. Seher oradaydı. Ben burada. Ama çaresizlik her yerdeydi. ** Askerler geldiğinde ilk onlara değil, Tanrı’ya teşekkür ettim. İçimden bir dua fısıldadım. Öylece durmuş, maskelerin ardındaki yüzlere bakıyordum. Hangisiydi? Kimdi?Nereden gelmişlerdi? Sonra biri çukura indi. Kaskı, gözleri..Bir anlığına bir kıpırtı hissettim içimde. Ama bastım. Çünkü kendime söz vermiştim: Yıllar önce bıraktığın yerden kimseyi çağırmayacaksın. ** Seher yukarı çıktığında Can ona sarıldı. Ben de ardından hemen kollarımı açtım. Ama ellerim titriyordu. Korkudan mı, yalnızlıktan mı yoksa onu aşağıda bıraktığım için duyduğum suçlulukla mı bilmiyorum. “Pıtırcığım…” dedi Can, bana dönerken. Seher’in saçlarını okşuyordu. “O buradaysa, biz tamamız.” Başımı eğdim. Can bazen bir ana kucak gibi gelirdi. Ben o kucağa hep biraz kenardan yaslanırdım. Alışkınım. Gölge olmaya. ** Sonra… Sonra bir göz teması. Kaskını çıkaran asker içimde bir şey yerinden oynadı. Tuğrul. Yıllardır adını bile anmadığım, sesini rüyamda bile duyamadığım adam. Beni tanımadı. Elbette tanımadı. Çünkü ben hiçbir zaman tanınacak kadar parlamadım. Onun için ben, üniversite kantininde sırasını uzaktan izleyen, sorular sormaya çekinen, her zaman en önde oturup notlarını paylaşan sıradan bir kızdım. Benim içinse o gür sesiyle dersi dağıtan, çabasızca dikkat çeken, asla ulaşamayacağım kadar kendinden emin bir adamdı. O zaman da gülümsemedi bana. Şimdi de. Ama şimdi bir fark vardı. Ben değişmiştim. Bedenim, duruşum, sesim. Ama kalbim içimdeki o küçük kız hâlâ Tuğrul’a aynı yerden bakıyordu. ** Karakolda onunla aynı havayı solumak… Beni tuhaf bir yerlere savurdu. Ne yapacağımı, nereye bakacağımı bilemedim. Sanki odada biri beni görecek de “Bu kız yıllardır susup sevmiş” diyecek sandım. Ama kimse bir şey demedi. Çünkü ben hep görünmezdim. Ve görünmeyenlerin aşkı da sessiz yaşanırdı. Tuğrul, Seher’e yardım ederken sesindeki şefkati fark ettim. Seher’in yüzü yumuşamıştı. Sevindim mi? Kıskandım mı? İtiraf edemem. Bazen bir duygunun içinden geçerken ne hissettiğini bile anlayamazsın. Sadece içinin bir yerleri acır. ** Arabaya bindiğimizde Can yine şakalaşmaya başladı. Ben başımı cama dayamış, dışarıya bakıyordum. Ama gözlerim karla kaplı dağları değil, içimde biriken sessizliği izliyordu. Tuğrul Beni tanımamıştı. Ve bu iyi bir şeydi. Çünkü tanımış olsaydı, geçmişimi önüme koyabilirdi. Ben oraya dönmek istemiyordum. Ama kalbim hâlâ oradaydı. ** O gece odama çekildiğimde, yorganımın altına girip ışığı söndürdüm. Ağlamadım. Kendime izin vermedim. Ama içimden geçen cümleler boğazıma dizildi. “Ben sana bir kere bile ‘seviyorum’ diyemedim Tuğrul… Ama senin yüzünü hep ezberden çizdim. Gülüşünü hiç unutmadım. Beni hiç hatırlamadığın halde…” ** Sabaha karşı uyanıp su içmeye çıktığımda Seher hâlâ uyanıktı. Mutfakta oturuyordu. Gözleri camdaydı. “Uyuyamadın mı?” diye sordum. Başını çevirdi. Gülümsedi. Ama gülümsemesinde bir yalnızlık vardı. Ben yanına oturdum. İkimiz de bir şey demeden bir süre sadece sustuk. Sonra usulca fısıldadım: “Hiç görmediği biri için kalbinde bir yer ayırmak nasıl bir şey biliyor musun?” Seher gözlerini bana çevirdi. Sanki o da aynı dili konuşuyordu. “Biliyorum,” dedi. “Beni de hiç duymamış birinin kelimesizliğine tutuldum ben.” İkimiz de aynı acıya farklı kalıplarda sahiptik. Ama o gece görünmeyen iki kadın, ilk defa birbirine aynadan bakar gibi baktı. Ve o an anladım: Bazı aşklar hiç yaşanmaz, sadece içimizde büyür. Sessizce. Kimseye çarpmadan. Ama yine de gerçektir. Tuğrul. (Sessiz Aşkın Gölgesinde) : Üniversite kampüsünde her zaman biraz görünmezdi. Gözlerden uzak, kalabalığın içinde kendi dünyasında dolaşırdı. Ama onun orada olduğunu biliyordum; Elif O, sessizliğiyle, kimseye açmadığı dünyasıyla beni her zaman büyülemişti. Uzaklardan izlerdim onu, adımlarındaki kararlılığı, gözlerindeki o gizemli ışığı. Ama hiçbir zaman cesaret edip yanına gidemedim. Sevmek benim için hep korkutucuydu. Çünkü çocukluğumun yaraları hâlâ kanıyordu. Annemle babamın kırık evliliği, sert tartışmaları, ardından gelen ayrılık… Bunlar kalbimde bir duvar örmüştü. Sevgiye aç ama ona dokunmaktan korkan bir duvar. Bu yüzden kimseye açmadım içimdeki duyguları. Ne aileme , ne arkadaşlarıma, hatta Savaş’a bile söylemedim. Çünkü sevmenin zayıflık olduğunu düşündüm. Ama Elif… O benim için farklıydı. Sessiz ama güçlü, geri planda ama varlığıyla beni etkileyen bir ışık. Onun yanında kendimi eksik hissederdim, çünkü kelimelerim yetmezdi onu anlatmaya. Üniversite yıllarında, onunla aynı dersleri aldığımızda, göz göze geldiğimizde kalbim yerinden fırlayacakmış gibi olurdu. Ama o da beni görmezden gelirdi. Geri planda kalırdı, sanki benimle aynı dünyada yaşamıyormuş gibi. Yıllar geçti. Şimdi, burada, dağların arasında, Elif’i tekrar gördüğümde kalbim hâlâ aynı yerdeydi. Değişmişti, güzelleşmişti, ama gözlerindeki o kırılganlık hâlâ oradaydı. Görev sırasında, Seher’i kurtardıktan sonra yanlarına geldiğimde, o an göz göze geldik. Zaman durdu. Ben onu tanıdım, ama o beni tanımadı. Belki tanımak istemedi. O an içimde bir fırtına koptu. O gözlerde yaşanmamış anılar, söylenmemiş sözler vardı. Ama korkularım beni susturdu. Can’ın Elif ve Seher’e o yakınlığı beni rahatsız etti. Ama asıl savaşım, Elif’e karşı duyduğum hislerdi. Sessiz, görünmez ama derin. Ailemden öğrendiğim en büyük ders, duyguları göstermemekti. Ben de öyle yapıyordum. Ama kalbim sustuğunda, bedenim yalan söylemiyordu. Elif’le olan bu sessiz hikâye, yıllarca içimde biriktirdiğim tek gerçekti. Şimdi, onunla tekrar göz göze geldiğimde, her şey yeniden başlamış gibiydi. Gece karargahta , yorgunluğun ve sessizliğin içinde, düşüncelerim beni benden aldı. O, yanımda olsaydı, belki de korkularımı yenerdim. Ama o, yine yanımda değildi. Sessizce kendi içimde ona seslendim: “Elif ne olurdu eğer?” Ama hiçbir cevap gelmedi. Sadece karanlık ve soğuk vardı. Kendime söz verdim; bir gün o korkuları aşacağım. Bir gün ona açılacağım. Ama o gün bugün değildi. Şimdi sadece izliyorum. Uzaktan. Ve bekliyorum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD