Bölüm 1: Ökse Otu - I

2016 Words
Genç kadın hızlıca üzerine geçirdiği pelerini ile merdivenlerden inmeye başladı. Ayakkabılarının topukları ahşap merdivenlerde tok sesler çıkararak boş salonda yankılanmasına neden oluyordu. Ellili yaşları geçkin görünen esmer adam hızla hanımının yanına ulaştı. “ Hanım efendi, kahvaltı sofrasını hazırlatmıştım. Yemeyecek misiniz?" Kadının önünde hızlıca bir reverans yaparak peşine takıldı. “Bugün olmaz Saçin! Zaten geç kaldım. Hanımı olmadan Vahja, günü mü kutlayacakmış. Hah! Mümkünatı yok! Katiyen!" derken deri eldivenlerini eline geçiriyordu. "Tüm bunları onlara ellerimle veremem. Bunlar benim!” Kadın büyük kapıya ulaşmadan arkasına döndü ve yardımcısına baktı. Bakışları ikisinin de bildiği bir bilgiyi açık ediyordu. Saçin irkilerek gözlerini hemen aşağıya indirdi. “Demek istediğimi anlıyorsun değil mi?” kadın fısıltıyla sordu lakin adam kendisini çok net duymuştu. Genç kadını onaylayarak usulca başını salladı. Kadın yardımcısına gözünün ucuyla bir bakış atarak yoluna devam etti. İnci sarayının beyaz çerçeveli turkuaz kapılar iki yana açıldı ve genç kadın duruşunu düzeltti. Kapının önünde onu bekleyen genç adama doğru adımladı. Delikanlı dizlerine ulaşan kadife kaftanı ve beyaz, ipek gömleği ile göz alıcı görünüyordu. Sağ kulağının üzerinden alnına ulaşan ökse otu dalına uzanıp yapraklarını okşadı. Yakışıklı yüzü ile Akademide gördüğü tanrı büstlerine benziyordu. Genç kadın sakin bir sesle sordu “Büyük gün için hazır mısın Adrién ?” ama Adrién genç kadını çok iyi tanıyordu ve sesindeki bir fırtınayı andıran tınıyı biliyordu. Bunu daha önce de duymuştu... Adrién kendisini zarif bir baş selamı ile karşıladı. “Benden çok sizin hazır olmanız gerek sanırım.” Diyerek onu biraz daha kışkırttı. Genç kadın nazik bir gülümseme ile at arabasına binerken kardeşi de Parzaki hanımının araca binmesini bekleyen seyise işaret vererek yola koyuldular. Genç kadının gözleri Adrién’ın üzerinde geziniyordu, kendisini incelemekten çok ruh halini tartar bir hali vardı. Esasen söyleyeceklerinin onu öfkelendirmesinden endişeliydi. “Kulağıma bazı dedikodular geldi.” diyerek kardeşinin bakışlarını üzerine çekti. “Ne gibi şeyler?” derken pot kırmamaya çalışıyordu. Genç adam kendisine saygı duyuyor olabilirdi ama bunun ne kadarının makamıyla ne kadarınınsa kendiyle alakalı olduğunu bilmiyordu. “Hadi ama Adrién, daha ne zamana kadar kartlarını saklayacaksın?” diyerek onu konuşmaya teşvik etti. “Senin yanında benim kartlarımın ne önemi var ki hanımım.” Derken yüzü hoş bir gülümseme ile aydınlandı ama genç kadın bu söylediğine homurdandı. “Söyleme şunu. Kendimi yaşlı hissediyorum.” Gülerek arkasına yaslandı ama gözleri endişesini saklayamıyordu. “Boş ver.” dedi derin bir nefes aldı alarak. Söyleyeceklerinin Adrién’i mutlu etmeyeceğini biliyordu bilmediği şey Adrién'i kendinden ne kadar uzaklaştıracağıydı. “Juliet’e odaklan.” derken Adrién'ın bakışları ani bir hızla gözlerine ulaştı. Tahmin ettiği gibi Adrién bu durumdan hiç ama hiç hoşlanmamıştı. Genç kadın yüzü ifadesini sabit tutmaya çalışarak daha ılımlı bir ses tonuyla konuşmasına devam etti. “Senin için iyi olanı yapmaya çalışıyorum. Bunu biliyorsun.” Çenesini dikleştirerek bunun bir ricadan çok temenni olduğunu anlamasını umdu. “Uzaktan seni koruyamam bu-” lafı ağzına tıkıldı. “Beni koruyamazsın evet! " diyerek sözünü kestiğinde Adrién'in gözlerinde gördüklerinden hiç hoşlanmamıştı. İnanç ve korkunç bir acı görüyordu genç adamın gözlerinde. Asla inanmaması gereken bir hataya, aşka inanıyordu... Bu ifadeyi çok daha önce görmüştü. Genç adam perdeyi çekti ve bulutlu Vahja manzarasına karşı iç çekti. “Biliyorum.” dedi sessizce genç kadından saklayamayacağı gerçeklerin altında ezilirken. Biliyordu! Onun için bu topraklarda değerinin olmadığını bildiği gibi, iyi biliyordu... Genç kadın dört bir yanı çiçeklerle donanmış mavi beyaz yer mozaiği kaplı avludan geçerken askerlerin selamlarını göz ardı ederek üç basamaklı mermer merdivene ilk adımını attı. Birkaç saniye içinde yükselerek Vahja'nın her yerinden görünebilen iki katlı tek bir mermer kayasından oyularak inşa olan Kuğu sarayına ulaştı. Mana işleyiciliğin madenler üzerindeki etkisi inanılmazdı. Hamli'nin karşı yakasından bunu gören herkes küçük dilini yutuyor böyle bir büyüyü hiç görmediklerini söylüyorlardı. Oysa bu iddia edildiği gibi bir büyü değil, bir ilimdi. İki büyük sütunun arasından geçerek dört ana girişin olduğu iç avludan ortak salona doğru ilerledi. Sekizgen şeklindeki havuzun içinden göğe yükselen bir Sakura ağacının etrafında toplanmış insanlara göz gezdirirken pelerinini çıkartıp görevliye uzattı. General Petra, kendisini karşılamak için dönüp, kılıcı olan elini arkasına saklayarak hafif bir baş selamı verdi. Kendisini meclise takdim etmek için bir adım geriye çıktı “Parzaki İda’sı Baal Lasa, Réene İdil Swarovski!” Kendisine dönenen bakışlar eşliğinde otuzlarından daha büyük göstermeyen generale teşekkür ederek. Topluluğa doğru ilerlerken kendisini teni en az bir mermer kadar soluk olan Loanna karşıladı. “Olien adına! Réene her seferinde nasıl geç kalmayı başarıyorsun?” sarışın kadına gülümseyerek elini sağ elini uzattı. “İnan bana çok üstün bir maharet.” derken Loanna parmak uçlarını Réene'nin parmak uçlarına sabah meltemi yumuşaklığında bir dokunuşla selamını aldı. Kaşlarını çakarak “Anlamadım” derken Petra gür sesiyle yeni gelmiş olan kavruk tenli kıvırcık saçlı kadını topluluğa takdim etti. "Sappho İda’sı Baal, Veronika Heilm" kadın bir omuzundan sarkan mürdüm rengi altın işlemeli etekleri yeri süpürerek yanlarına ulaştı. "Veronika! Gelemeyeceğini sanıyordum." Loanna bütün yüzüne yayılan gülümseme ile kadına döndü. “Sappho'ya yağmur yağdı. Doğa yanınızda olsun!” sağ elini uzattığında Réene tıpkı Loanna gibi nazikçe selamladı, "Bazılarımızın işi hiç bitmiyor." diyerek Loanna’ya gülümsedi ve eline bir kadeh alarak Veronika ve Loanna ile masaya doğru yaklaştı. “Kamala hanım bugün teşrif etmeyecekler mi?” sorusuna masada oturan kızıl saçlı kadın cevap verdi “Bunu sen mi soruyorsun?” Réene dişlerini gösteren bir gülümseme ile masaya oturdu ve kadını yanıtladı. “Hadi ama Vivi Kamala’yı severim.” derken kristal kadehi masaya bıraktı. Kadın kendisini görmezden gelerek General Petra’ya seslendi. “Toplantıyı başlatabiliriz. Lütfen senatörleri içeri alın.” Petra senatörleri karşılamaya giderken Loanna Réene'ye doğru eğilerek "Toprak şahit, değil Kamala Herhangi bir Charoite'nin birkaç yıl senin karşına çıkabileceğini sanmıyorum" derken bıyık altından gülüyordu ama Réene duyduklarıyla oturduğu yerde dikleşti. Bu Réene için uzun, çok uzun bir hikayeydi... Petra sırasıyla senatörleri içeri alırken kadehinden bir yudum alarak arkasına yaslandı. “Minahtor İda’sı senatörü Andre Toilken.” esmer ve neredeyse iki metre boyunda bir adam öne çıkarak sol avucunu savurarak odada bulunan tüm Vas Rosa erkanını selamladı. Ardından altın saçları omuzlarına dökülen mavi gözlü yirmilerinin başında görünen bir delikanlı girdi.“ Newa adası İda’sı senatörü Baal, Felix Mjolnir. ” senatör Felix tıpkı Andre gibi selamını sunduğunda Veronika'nın Loanna'ya sessiz bir kahkahayla "Felix büyümüş" dediğini işitti. “Han ida’sı senatörü Teo Erroll Kekes.” kırlaşmış saçları ve gür sakalı olan Erroll Kekes içeri girdiğinde salon yeniden sessizleşti. Kırklı yaşlara yaklaşmış olan adam selamını sunduktan sonra içeriye tüm salonun sabırsızlıkla beklediği kişi girdi. "Blaton İda’sı senatörü Baal, Adrién Swarovski” Adrién’nin salona girişiyle birlikte fısıltılar eşliğinde bakışlar Réene ve Adrién arasında gidip gelmeye başladı. Vivien'in neşeli sesi Réene'nin huzurunu bozmaya yetmişti"Demek biricik Adrién'i kurtlar sofrasına atmaya hazırsın. Ne dersin Réene?" O an Réene işlerin ters gitmeye başlayacağının haberini almıştı... Réene uykusuzluk, baş ağrısı ve salonda kontrolsüzce dolanan mana yüzünden enerjisini kontrol etmekte zorlandığını hisediyordu ve toplantının erken bitmesi için kavga bile çıkarabilirdi. Yirmilerin ortasında görünen ve saçları iki uzun örgü ile toplanmış senatör, fısıltı gibi çıkan sesiyle konuşmaya devam etti “Jeanne İda’sı önümüzdeki ay mirasçısını Vas Rosa'ya takdim edecekler. Hanımım Lydia, davette hepinizi görmeyi umduğunu iletmemi rica etti.” senatör Derek’in sesi Réene’nin kulağına vızıltılar şeklinde ulaşıyordu. “Hangi mirasçısını? “ diye sordu Athiambo, yüzünün yarısını kaplayan büyük aksesuarları sallandırarak. “İkinci kızı Olivia Autena, hanımım.” Senatör Athiambo’yu cevapladıktan sonra kaldığı yerden sözüne devam etti. “Burada yanınızda olamamaktan çok üzgün olduğunu bildirmemi-“ Veronika hızla araya girdi. “kendisi neden gelmedi?” Senatör, sözü kesildiği için kıpkırmızı kesilmişti. Kimseyle doğrudan göz göze gelmemeye çalışarak yok olan sesiyle soruyu cevapladı. “hanımımız bir bebek bekliyorlar-“ daha cümlesini bitirememişti ki bütün salondan sesler yükselmeye başladı. “hanımının bu kaçıncı gebeliği?” diye sordu Vivien. Sesi bir çığlık gibi yükseldi salonu dolduran uğultunun içinden. “ yedi değil mi?” diye bir ses tekrar sordu. Senatör onu başıyla onaylarken, sorular arttı. “ tekrar mı evlenmiş?” diye bir başkası sordu. Onu zayıf sarışın bir kadın cevapladı “hayır, bir aşk çocuğu!” bu cevapla salonda ki tüm bakışlar senatör Derek’in üzerinde toplandı. Zavallı senatörün tek yapabildiği başını olabildiğince aşağıya eğerek yok olmayı dilemek olmuştu. Hanımı bilhassa kimsenin öğrenmemesini istiyordu. Bu nedenle doğumdan sonra herkese görünüp kızı Olivia’yı kendi makamına atayacak ve sessizce inzivaya çekilerek küçük sevgilisinin armağanı olan aşk çocuğunu büyütecekti. Oldukça güzel ve akıllıca bir plan, tabi eğer yeterince akıllı bir kadın topluluğuyla karşı karşıya değilseniz. Bu tür olaylar Vas Rosa’da çok sıradan haberlerdi, hemen herkes İdalığını kızına benzer şekilde devrediyordu. Bazı olağandışı istisnalar hariç… Vas Rosa ileri gelenlerden oluşuyordu. Güç, ilim ve soy! Tamamı Vas Rosa için çocuk oyuncağıydı. Onları bir Vissa Costa bile tek başına durduramazdı. Gürültü çoğalınca “Tamam çıkabilirsin” diyerek onu kurtaran Loanna olmuştu. Derek’in de çıkmasıyla Réene sağ bacağını sol bacağının üstüne atarak bir kadeh daha istedi. Dolunay ellerini masaya vurarak “Tekrar mı hamile! Üstelik bir aşk çocuğu. Olien adına senin bu kardeşinin amacı tüm Vas’ı ortadan kaldırmak mı?” Diyerek hiddetle Edina’ya bağırdığında, Réene yeni boş kadehini masaya bırakıyordu. “Haberim yoktu!” diye aynı şiddetle karşılık verdi Edina. “Haberin olsaydı da pek bir şeyi değiştiremezdin Edina.” diyerek ortalığı sakinleştirmeye çalıştı Réene. Edina ise elindeki kadehin içinden bir üzüm tanesini ağzına attı. “Eğer haberim olsaydı öyle bir çocuk olmazdı.” diyerek durumdan hiç memnun olmadığını göstermiş oldu. “Ne demek çocuk olmazdı?” diye anlamamazlıkla sordu ona Veronika. Edina sert bakışları ile sorusunu yanıtsız bırakınca Loanna ayağa fırladı. “Delirdin mi sen! Bir kadına bahşedilen bir çocuğu mu öldürecektin. Birinden annelik hakkını alamazsın!” derken kendisine hak vermeleri için çevresindekilere bakınıyordu. “Bu Doğa’nın Kaidelerine aykırı! Üstelik mana bunu asla karşılıksız bırakmaz bunu biliyorsun.” Dedi dehşete düşmüş bir ifadeyle. Ama Edina yavaşça doğruldu “Ben senin dengin değilim aşk çocuğu” derken salon buz kesti. Réene ayaklarını yere vurarak ayağa kalkıp Loanna’nın önünde duran kadehi eline aldı. “bence bütün önemli meseleler bitti. Dedikodunuzu akşama saklayın.” Derken kapının önünde pelerinini bekliyordu. “Doğa bize acısın! O verdiklerini alır Edina, bilmiyormuşsun gibi konuşma.” Dedi Veronika. Edina da ayaklanarak pelerinini istedi. “Bunu en iyi ben bilirim Veronika.” diyerek son sözünü söyleyip arkasına bakmadan doğu kapısından çıktı. Réene ellerini iki kez birbirine çarparak halen orada bulunanların dikkatlerini üzerine topladı. “Akşam için hazırlanın bir tane bile Lavoiser ile yüz göz olmak istemezsiniz” diyerek geldiği kapıdan çıktı. Büyük bahçenin çiçekli taş yolundan geçerken tanıdık sesle arkasına döndü. “törenden sonra hemen gidecek misin ?” diye sordu Vivien. Parlak gün ışığını altında daha göz alıcı görünüyordu. Kızıl saçları kalın bukleler halinde omuzlarından dökülüyor, derin dekolteli elbisesinin içinde dolgun vücut hatları kendini belli ediyordu. Réene kendisin başını iki yana sallayarak cevapladı. “Mümkün değil! Akademiye gitmeliyim.” derken bulutları dağılan gökyüzünde görünen Venüs’e bakıyordu. O sırada Dolunay göğüs kemerini sıkıştırarak yanlarından geçti. Kuğu sarayına neden göğüs kemeriyle geldiğini anlamayan Réene kaşlarını çatarak sordu. “Bir sorun mu var ?” Vivien, Dolunay’ın arkasından bakarken “Sanmıyorum.” diyerek yanıtladı onu. Réene cevaptan pek memnun olmasa da konuyu kapattı. Vivien yüzünde kendisinin pek haz etmediği büyüleyici bir gülümsemeyle dilindekini söyleyiverdi. “Orrel’le görüşecek misin?” Orell’in ismini duymak Réene’ye tokat gibi çarptı. Ani bir tepki vermemek için kendini o kadar çok tutuyordu ki nefes almadığını fark etti. Derin bir nefes alarak arkasını dönüp yoluna devam etti. Mermer merdiven gökten süzülerek aşağıya inerken Vahja’nın devasa ağaçların gölgesinde kalan kum taşından oyma yapıları, bin pınarlı Kenan dağının eteğine kurulan ahşap evleri ile doğanın nefes alır gibi duran renkleriyle bir ustanın elinden çıkmış gibi duran vitrayı andıran ihtişamlı manzarasına bakıyordu. Mermer basamaklar avlunun mozaiğine tüy hafifliğinde konarken ılık esen bir rüzgar koyu renk saçlarını savurdu. Basamakları indi ve doğrudan onu bekleyen at arabasına bindi. Bir an önce saraya ulaşmak istiyordu. Gün beklediğinden de korkunç geçmişti. Olabilecekleri tahmin edebiliyordu ama bugün kesinlikle beklentisinin çok ötesindeydi. Tüm toplantı boyunca renk vermemeye ve bir buz dağı gibi sabit durmaya çalıştı aksi taktirde akşamki Hypatia’nın Kızları törenine katılmadan Vahja’yı terk edebilirdi. Hypatia'nın Kızları... O bu makamdan çoktan vazgeçmişti artık onun için koca Vahja'da kurumuş bir dal parçası dahi yoktu. Varı yoğu her şeyi İnci sarayının göz bebeği annesinin son mirası Adrién'i artık Cevher'in tekinsiz gözlerin nazarına bırakmıştı. Şimdi onu alıp gitse, onu pençelerini geçirmek için hazır bekleyen karadullardan saklayabilir miydi? Sevgili Adrién’in inci gibi güzel yüzünü okşayan ökse otu dalına bakarken aklından bunlar geçiyordu. Ah Adrién… Yüzü her bakıştan daha güzel! Soyumun acı mirası, anemon çiçeği zavallı Adrién…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD