"Kırıklarımdan öpsene beni, sanki iyileşme ihtimalim varmış gibi."
***
Hafifçe saçlarıma değen bir el hisseder gibi olduğumda irkilerek gözlerimi araladım. Gözüme gelen ışıktan dolayı birkaç saniye tam olarak kendime gelemedim ve nerede olduğumu anlayamadım. Bir sıranın üstünde başımı kollarıma yaslayarak uyuyakaldığımı fark ettiğimde sınıfta olduğumu da idrak ettim ve birden doğrulmaya çalıştım. Bu ani hareketim karşısında boynuma ve kollarıma bir ağrı girince her yerimin tutulduğunu anlamam çok sürmedi. Ağzımdan kaçan inlemeyle birlikte boynumu ovmaya başladım. Neler olduğunu hatırlamazken pencereden dışarı baktığımda havanın karardığını gördüm. Okuldaki tüm sesler kesilmişti, yalnızca dışarıdan gelen korna sesleri duyuluyordu. Aceleyle sırada duran telefonumu aldım ve saate baktım. Neredeyse sekiz olmak üzereydi ve ben hala okuldaydım. Kafamı sıraya koyduğumda uyuyakalmış olmalıydım. Hemen çantamı topladım ve sandalyeye yaslı olan ceketimi giydim. Telefonumu da ceketimin cebine koyduğumda sınıftan çıkmaya yeltendim. O sırada aklıma birkaç tuhaf anı geldi. Sanki ben tam uyuyakalacakken zaman birden durmuş ve bir yabancı sınıfa girmişti. Koyu mavi gözlerine baktığımda hissettiğim acı aklıma geldi, çok gerçekçiydi sanki. Sınıfta uyuyakaldığım yetmezmiş gibi bir de saçma sapan bir rüya görmüştüm. Çok gerçekçi hissettiren bir rüyaydı ama bir o kadar da korkutucuydu.
Tüm bunları bir kenara bırakarak sınıftan çıktım. Koridorda çıkmaya hazırlanan temizlik görevlileri ve birkaç tane öğretim görevlisi vardı. Normalde hiçbir öğrenci bu saate kadar kalmadığı için beni gördüklerinde hepsi şaşırdı. Onların önünden geçerken kafamı eğdim ve iyi geceler diledim. Utanmıştım nedense.
Okuldan çıkınca soğuk hava birden tenime nüfuz etti. Üzerimdeki ince ceket akşam giymek için hiç uygun değildi o yüzden üşümüştüm. Bir an önce eve varmak için otobüs durağına gittim ve otobüsümü bekledim. On dakika kadar bekledikten sonra benim bineceğim otobüs gelmişti, inecek olanların çıkmasını bekledikten sonra bindim ve kartımı okuttum. Akşam olduğu için çok dolu değildi, bundan faydalanarak ben de cam kenarında bir yere geçip oturdum. Neredeyse yarım saat süren bir yolculuktan sonra evimin olduğu durağa geldim ve indim. Hızlı adımlarla birkaç dakika yürüdükten sonra kaldığım apartmana geldim ve çantamdan çıkardığım anahtarla kapıyı açtım. Apartmanın içi de en az dışarısı kadar soğuk olduğu için hızlı hareketlerle asansöre ilerledim, şansıma asansör boştu ve zemin kattaydı. Hemen bindim ve 5. Kata bastım. Bir dakika dolmadan asansör durduğunda hemen çıktım ve kendi daireme ilerledim. Anahtarı titreyen ellerimle yuvaya koymakta zorlansam da kapıyı açtım ve kendimi içeri attım. Soğuk tenime işlemişti resmen, içeri girdiğimde karşılaştığım sıcak hava bile titrememi geçirmemişti. Kapıyı ardımdan kapatıp kilitledikten sonra hemen çantamı ve ceketimi girişteki portmantoya bıraktım. Anahtarı da aynı şekilde anahtarlığından astım ve ayakkabılarımı çıkarıp içeri geçtim. Titremem durmak bir yana daha çok artınca üzerimi çıkarmaya başladım. Sıcak bir duş almadan geçmeyecekti üşümem belli ki.
Üzerimi çıkardıktan sonra hızlıca duşa girdim ve titremem durana kadar öylece sıcak suyun altında durdum. Titremem geçtikçe ve ben gevşedikçe aklıma bugün olanlar takılıyordu. Normalde gördüğüm rüyaların neredeyse hiçbirini hatırlamazdım ama bu rüya tüm ayrıntılarıyla aklımdaydı nedense. Ayrıca o saate kadar okulda olmam da çok yanlıştı, herkes gitseydi ve ben uyanmasaydım ne olurdu düşünmek bile istemiyordum. Sabaha kadar okulda donmaktan ölürdüm herhalde. Tam uyanmadan önce saçlarımda bir elin gezdiğini hatırlayınca ürperdim. Uyandığımda yanımda kimse yoktu halbuki ama o da çok gerçekçi gelmişti nedense.
Kafamı iki yana sallayarak bu düşüncelerden uzaklaştım ve üzerimden akıp giden sıcak suya odaklandım.
Kısa bir duşun ardından üzerime bornozumu geçirdim, saçlarımı da bir havluyla sardım ve salona geçtim. Sabah çıkarken kombiyi kapatmamıştım bu yüzden ev sıcaktı ve ben böyle rahat gezebiliyordum. Hala ağrıyan boynum ve kolumu ovarak kendimi L koltuğa attım. Kafamı koltuğun yaslanma yerine koyarken gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Üzerime bir yorgunluk çökmüştü ve sıcak duş beni iyice mayıştırmıştı. Yarın dersim öğleden sonraydı ve stajımda yoktu o yüzden rahatça ve uzun bir uyku çekebilirdim. O kadar uykum gelmişti ki guruldayan karnımı bile görmezden geliyordum bu yüzden. Derse girmeden önce içtiğim kahveden başka bir şey girmemişti mideme fakat bir şey hazırlayacak ya da yiyecek mecalim yoktu. O yüzden odama gidip üzerime rahat bir şeyler geçirdim ve yatağıma yattım. Saçlarımı bile kurutmamıştım. Gözlerim kapandı kapanacakken üzerime yorganı çektim ve bacaklarımı da kendime çekerek gözlerimi yumdum. Çok geçmeden uykuya dalmıştı zaten.
Gözlerime düşen güneş ışınları uykumu açarken uyumadan önce perdeyi tam kapatmadığım için kendime söverek gözlerimi açtım. İlk açtığımda ışığa alışamayan gözlerimi birkaç kez kırpmam gerekti. Tekrar uykuya dalamayacağımı anladığımda yatakta doğruldum ve birkaç dakika öylece yatakta oturur pozisyonda durdum. Bilincim tam anlamıyla açıldığında yataktan kalktım ve odadan çıkarak banyoya gittim. Yüzümü soğuk suyla yıkadım ve kenardaki havluyla kuruladım. Karnım dün neredeyse hiçbir şey yemediğimi hatırlatmak istercesine yüksek sesle guruldadı. Ben de bu çağrıya kulak vererek mutfağa gittim ve kendime hızlıca bir kahvaltı hazırladım. Su ısıtarak sallama çayla bir kupada çayımı da demledim. Masaya oturup kahvaltı yapmaya başladığımda tam anlamıyla ne kadar acıktığımı fark ettim. Gerçekten de resmen midem sırtıma yapışmıştı ve ben dün yorgunluktan hiçbir şey yemeden uyumuştum.
Kahvaltımı yaptıktan sonra okula gitmeden önce baya bir zamanımın olduğunu gördüm çünkü bugün saat sekiz olmadan dinç bir şekilde uyanmıştım. Masayı toparladıktan sonra evi de temizlemeye karar verdim. Baya bir kirlenmişti. Staj, okul ve ödevler derken gerçekten evi otel gibi kullanmaya başlamıştım ve daha yeni boş zamanım oluyordu.
Çok büyük olmayan evimde temizliğe yatak odamla başladım. Tek kişilik yatağımın nevresimlerini çıkardım ve yenisiyle değiştirdim. Diğerlerini kirli sepetine attıktan sonra kenarda katlanmayı ve ütülenmeyi bekleyen çamaşırları hallettim. Dolabım ve kitaplığım düzgün olduğu için oralara hiç dokunmadım. Hızlıca bir toz alıp odayı havalandırdıktan sonra salona geçtim. Hemen koltuğu ve yastıkları düzelttim ve üzerindeki pikeyi güzelce katlayarak üzerine serdim. Sehapyı sildim ve üzerindeki bibloları da güzelce koydum. Televizyonun da tozunu aldıktan sonra Amerikan mutfağı tarzında olan mutfağıma geçtim. Mutfağın da tezgahını sildim, dolapları zaten birkaç hafta önce boşaltıp temizlemiştim ve bu birkaç hafta içinde mutfağa doğru dürüst girmediğim için henüz kirlenmemişlerdi. Daha sonra salonun girişindeki küçük koridora gittim ve portmantoyu düzelttim ve aynı şekilde onun da tozunu aldım. Toz alma ve düzenleme işi bittikten sonra elektrikli süpürgeyle bütün evi süpürdüm. Camları da açıp evi havalandırdıktan sonra tam anlamıyla rahatlamıştım. Böyle temizlik yapmak beni gerçekten de rahatlatıyordu. Saate baktığımda çok fazla zamanımın kalmadığını gördüm, temizlik yapmak birkaç saatimi almıştı çünkü. Dün duş almama rağmen kirli hissettiğim için kısa bir duş aldım. Bornozum ve kafamda havluyla duştan çıktıktan sonra saçlarımı kuruttum ve okulda giyeceklerimi ayarladıktan sonra kurulanarak onları da giydim. Saçlarımı taradıktan sonra kabarıklığını alsın diye saç spreyimden sıktım. Saate baktığımda çıkmak için yarım saatten fazla zamanım olduğunu gördüm ve kendime bir kahve hazırladım. Bir şekilde oyalanarak yarım saati geçirdim ve evden çıktım. Apartmandan çıkarken üşümemek için çantamı omzuma astım ve kollarımı ceketimin cebine koydum. Hava çok soğuk değildi fakat akşama kalacağım için düne göre daha kalın giyinmiştim. Durağa doğru yürürken birden tuhaf bir şekilde izlenildiğimi hissettim ve aniden arkama dönüp kimse var mı diye kontrol ettim. Boş sokağa bakarken kimsenin olmaması içimi rahatlatmıştı ama birden neden böyle hissettiğimi de anlamamıştım. Adımlarımı hızlandırarak otobüs durağına geldim ve çok bekletmeden gelen otobüse binerek okula gittim.
***
Hocanın dersi bitirmesi üzerine sanki herkes bunu bekliyormuş gibi birden ayaklandı. Bu herkesin içinde ben ve Esin de vardık. Resmen üzerimizden tır geçmişti sanki. Hoca dersi blok yapmıştı ve 4 ders boyunca resmen aralıksız konuşmuştu. Bu kadar enerji nerden geliyor anlamasam da gerçekten hiç susmamıştı yahu adam.
Sınıftan çıkmak için kalabalığın bitmesini bekliyorduk Esin'le, o sırada da dersin analizini kısa bir şekilde yapıyorduk. Gözlerim kapıdayken Esin'in sızlanmalarını dinliyordum fakat bir an duraksadım. Kapının orada durmuş ve gözlerini bana dikmiş birini görmüştüm çünkü. Kapıdan uzak olmama rağmen bu kişinin dün rüyamda gördüğüm adam olduğunu anlamıştım. Ne yaptığımı bilmez bir şejilde Esin'i arkamda bırakarak kapıya doğru yürümeye başladım, tam o sırada fark etmeden önümden geçen çocuğa çarptım. Gözlerim kapının ordan ayrılırken çarptığım çocuğa döndüm, bu bana dün kapıyı açan kişiydi. Hızlıca özür dileyip tekrar kapının oraya baktım fakat gözlerim aradığını bulamadı. Bu kadar kısa sürede nereye kaybolduğunu anlayamadım, belki de onu gördüğümü sanmıştım bilmiyorum. Çünkü benden başka kimse görmemiş gibiydi. Fakat varlığı o kadar gerçek gelmişti ki ne yapacağımı ve ne diyeceğimi bilmeden onun yanına gitmek istemiştim bir an.
Arkamdan ne olduğunu anlamadan gelen Esin de durmamla birlikte durmuştu. Özür dilediğim çocuğu arkamızda bırakarak Esin'le yürümeye başladığımızda bana neden birden öylece gittiğimi sormuştu fakat bunun cevabını ben bile bilmezken ona ne diyeceğimi bilmiyordum. O yüzden ben de derin bir nefes aldım ve sessiz kalarak herhangi bir cevap vermedim.
***
O tuhaf rüyayı görmenin üzerinden neredeyse 2 hafta geçmişti ve ben hayatıma normal bir şekilde devam etmiştim. Aslında çok normal sayılmazdı çünkü nedensiz bir şekilde bazen, özellikle de yalnızken izlendiğimi hissediyordum ve bazen de sanki rüyamdaki o koyu mavi gözleri olan adamı saniyelik görüyor gibi oluyordum. Neden böyle kafaya taktığını bilmiyordum ve bu beni rahatsız ediyordu. Esin'e rüyamdaki adamın dış görünüşünden bahsettiğimde okulda böyle birini hiç görmediğini, belki de başka fakültede okuyan biri olduğunu söylemişti. Bende üstelemesine izin vermeden konuyu kapatmıştım.
Saat gece ona gelirken hala hastanedeydim. Bugün hem stajımın hem de okulumun son günüydü. Normalde de çıkmam gerektiğinden geç çıkıyordum fakat bugün son günüm olduğu için stajda benden sorumlu olan fizyoterapist Gökhan Bey beni gerçekten de baya bir zorlamıştı. Kendisi de benimle bu saate kadar durmuştu, birkaç stajyer daha kalmıştı bu saate fakat nedense Gökhan Bey'in onlarla ilgilenmediği hissetmiştim. Sanki adam özellikle bana işkence etmeye çalışıyor gibi gelmişti. Bu saçma düşünceye kendimi kaptırmamak için kafamı iki yana salladım ve eşyalarımı aldıktan sonra diğer stajyerlerle kısaca vedalaşarak hastaneden çıktım. Hava o kadar soğumuştu ki birden üzerindeki kıyafetler sanki yokmuşçasına soğuk tenime işliyordu resmen.
Hem yorgun hem de sinirliydim, bunun üzerine bir de kıyafetlerimi delerek tenime ulaşan soğuk eklenince iyice kendimi kaybedecek raddeye gelmiştim. Titremeye başladıktan kısa süre sonra da soğuktan dişlerim birbirine vurmaya başlamıştı. Diğer hastanelerdeki stajyerler en geç altı olduğunda çıkıyorken ben her gün neredeyse saat sekize kadar çalışıyordum, bunun sebebi hastenenin gece de randevu alıyor olmasıydı fakat bugün gerçekten çok aşırı olmuştu. Sabah sekizde de geldiğim hastaneden saat onda çıkmak hem ruhuma hem de bedenime hiç iyi gelmemişti, üstelik Gökhan Bey'in bana iş dışında verdiği görevleri de yapmak zorunda kalmıştım. Adam üzerimde gereksiz bir baskı uyguluyordu sanki. Neyse ki bu son günümdü ve Gökhan bey sağolsun ben bir daha bu hastaneye gelmeyi hiç düşünmüyordum, hasta olarak bile!
Hastanenin olduğu yer ıssız olduğu için olabildiğince hızlı adımlar atıyordum. Saat geç olduğu için burada kimse yoktu ve durak 10 dakika yürüme mesafesindeydi. Bazen buradaki ıssız sokaklarda alkol ve uyuşturucu kullanan gençler olurdu ve kafaları asla yerinde olmazdı, onlardan biriyle uğraşmadan hemen durağa gitmeliydim.
Tam bunları düşünürken arkamdan adım sesleri duydum. Düzensiz ve hızlı atıldığı belli olan adımlar bir kişiye ait değildi. Her ne kadar arkama bakmak istesemde bunu yapmadım ve adımlarımı hızlandırdım. Şüphelenmek istemesem de içimdeki korkuya engel olamıyordum. Benim hızlanan adımlarımla birlikte hızlanan adımları duyduğumda kalbim korkuyla hızlanmaya başladı. Kendime sakin olmamı söylemek istiyordum ama içimde büyüyen korkuya engel olamıyordum. Gözlerimi kapatıp açtıktan sonra daha çok hızlanmak istedim fakat tam o sırada arkamdakilerden biri yüksek sesle konuştu.
"Hey güzelim, sakin ol sana bir zarar vermeyeceğim."
Ağzını yayarak konuşmasından sarhoş olduğunu anladım ve bir anlık bir dürtüyle arkama bakmama engel olamadım. Aynı zamanda hızla yürüdüğüm için adımlarım birbirine karıştı ve birden yere kapaklandım. Ellerime ve dizlerime batan taşların acısıyla kısıkça inledim ve kafamı kaldırıp gelenlere baktım. Arkamda iki tane sarhoş olduğu belli olan adam vardı ve tam anlamıyla hızlı adımlarıyla bana doğru yürüyorlardı. Ellerindeki bira şişelerini de gördükten sonra sarhoşluklarından emin oldum ve hızlıca kalkmaya çalıştım. Şimdi kaçıp gitmezsem bu adamların bana yapacaklarını düşünmek bile istemiyordum.
Ellerimle yerden destek aldıktan sonra kendimi hızla yukarı ittim ve kalktım. Arkamı dönüp koşarak durağa gitmeye başladım fakat biliyordum ki durağın olduğu yer de şu an çok ıssızdı.
"Kaçma güzelim, korkma. Eğer uslu durursan canını yakmayacağız."
Adamlardan diğeri de ağzını yayarak ve bazı kelimeleri yutarak konuştuğunda iyice korkmuş ve hızlanmıştım. Aynı şekilde onların da koşmaya başladıklarını yakınlaşan adım seslerinden ve hızlanan nefeslerinden anlamıştım. Hızlanan kalbim, sıklaşan nefesim, soğuk ve bugünkü yorgunluğum yüzünden yeterince hızlı koşamıyordum. Bana oldukça yaklaşmışlardı. Bunu hissetmemle gözlerim doldu ve gözyaşlarım yanaklarıma döküldü. Ne yapacağımı bilemez şekilde ara sokaklardan birine girdim ve daha da hızlanmaya çalıştım. Fakat ayaklarım birbirine dolanınca tekrar yüzüstü yere düştüm. Dizlerim ve ellerim bu sefer daha çok acımıştı. Arkamı dönüp kalkmadan adamlardan biri yanıma geldi baş ucumda durdu. Diğer arkadaşı da ona yetişince ben ancak kalkmayı becermiştim. Adamlardan biri kaçmama için kolumu tuttu ve beni iterek bir duvarın köşesine sıkıştırmaya çalıştı.bunun üzerinde olanca gücümle çığlık atmaya çalıştım. Fakat diğeri hemen ağzımı avucuyla kapatarak çıkan sesi engelledi. O sırada bana yaklaştığı için dizimi kaldırdım ve erkekliğine bir tekme geçirdim. O, acıyla iki büklüm olup avucunu ağzımdan çekince daha yüksek sesle bağırmaya başladım. O sırada diğer adam ellerini saçlarıma atıp sertçe çekti ve bağırmaya başladı.
"Sana uslu durmanı söyledim sürtük, bağırmayı kes!"
İğrenç kokan nefesini yüzüme üfleye üfleye konuşması gözyaşlarını arttırsa da çığlıklarımı dindiremiyordu. Bu adam arkamda kaldığı için saldıramıyordum bile ve elleri saçlarımı sıkıca tuttuğu için canım çok yanıyordu.
Susmadığımı görünce beni sert bir şekilde yere itti ve ben tekrar yüzüstü yere düştüm. Artık ellerim ve dizlerimin çok fena kanadığını hissediyordum ve bu benim son derdim bile değildi.
Ben tekrar kalkıp kaçmaya yeltendiğimde ikisi birden üzerime sinirle gelmeye başladılar. Korkudan tökezleyip daha kalkamadan tekrar yere düşünce hırçkırarak ağlamaya başladım. Kurtulamayacağımı anlamış gibi kalkmaya çalışmadım, sadece bağırarak yardım dileniyordum ve hıçkırarak ağlıyordum.
Onlar daha çok üzerime gelirken sokağa biri girdi. Yere sağlam basan adımlarıyla ayakkabısından tok sesler çıkıyordu. Ve sadece benim hıçkırık seslerimin duyulduğu sokakta yankılanmıştı bu ses. Bunun üzerine yanı başımda bana saldıran iki adam da oldukları yerde durup birbirlerine baktı. Daha sonra arkalarını dönerek sokağın başına baktılar. Onların biraz geri çekilmesiyle oluşan boşluktan sokağa girenin kim olduğunu görmek için baktım. Sokak lambasının altında duran kişiye baktığımda küçük dilimi yutacaktım. Eğer yanlış görmüyorsam sokağa giren kişi aynı zamanda benim rüyamda gördüğüm adamdı. Siyah dağınık saçlarının arasından parmaklarını geçirdi ve dudaklarını yaladı hızlıca. Sakin ve umursamaz görünse de sert bir duruşu vardı ve önümdeki iki adam birden durdukları yerde titrediler. Korktuklarını anladığımda hem rahatlamış hem de daha çok korkmuştum.
Ben şaşkınlıkla ve ağlayarak ona bakarken o kalın ve biçimli dudaklarını araladı, ardından sesi kulaklarıma ulaştı. Söylediklerini yapacağına emin olduğum şekilde güçlü ve kararlı çıkan sesi yalnızca benim değil, bana saldıran iki adamın da korkuyla yutkunmasına sebep olmuştu.
"Kızı rahat bırakmak için sadece 5 saniyeniz var, aksi takdirde yaşayacak 5 dakikanız bile olmayacak."