Günümüz
Kafeteryadaki çalışanın uzattığı karton bardaktaki şekersiz kahveyi sol elimle aldım, sağ elimdeyse küçük kol çantam ve kitabım vardı. Derse son 15 dakika kaldığını bildiğim için oturacak yer aramadım, sınıfa çıkıp kahvemi orada içecektim. Kimseye çarpmamak ve kahvemi dökmemek için hızlı ama dikkatli adımlarla sınıfa ilerlemeye başladım. Sınıfa geldiğimde adını bilmediğim bir çocuğun kapının önünde durduğunu gördüm ve ondan benim için kapıyı açmasını rica ettim. Bir şey demeden kapıyı açıp tuttu, ben de aralıktan geçtim ve teşekkür ettim. Sınıfta boş yer aradım ve bulduğum sıraya doğru ilerledim. Sınıf dediğim yer aslında bir fizik tedavi labaratuvarıydı ve ben içeride kahve içmenin yasak olduğunu biliyordum. O yüzden hızlıca yerime oturdum ve yerleşmeden önce kahvemden büyük bir yudum aldım. Hala sıcak olan kahve ağzımı ve boğazımı yakarken yüzümü buruşturdum. Üzerimdeki ince hırkayı çıkardım ve oturduğum sandalyenin yaslanma kısmına astım. Kitaplarımı da masanın üzerine kodum ve tekrar kahvemden bir yudum aldım. Hoca sınıfa gelmeden önce kahvemi bitirmeli ve çöpünden de kurtulmalıydım. Sınıftaki birkaç kişi de benimle aynı telaş içerisindeydi. Herkes yediği veya içtiği şeyleri hızlıca tüketiyor, hocanın gazabından korkuyorlardı. Sınıftakileri izleyerek kahvemi hızlıca bitirdim ve biraz daha ayıldığımı hissettim. Dün hastaneden geç çıkmıştım ve yetiştirmem gereken bir ödev olduğu için gece geç yatmış ve ders olduğu için de sabah erken kalkmıştım. O yüzden çok yorgun ve bakımsız göründüğüme emindim.
Üniversitede son sınıfın son iki haftasındaydım ve her şey üst üste gelmişti resmen. Staj yaptığım hastanede staj saatleri karışmıştı ve çoğu zaman geç çıkıyordum bu yüzden. Buna ek olarak bitirmek üzere olduğum tez üzerinde çalışıyorduk grup arkadaşlarımla. Bunların dışında finallere çalışıyordum, diğer derslerdeki ödevlerimle ilgileniyordum ve kendime hiç bakamıyorum bu süreçte. Yaşadığım evi bile doğru düzgün temizleyemiyordum ve bu yüzden arkadaşlarımı çağıramıyordum. Çok arkadaşım yoktu ama yine de sahip olduğum bir kaç dost bana yetiyordu.
Okuduğum bölüm fizyoterapi ve rehabilitasyondu, çok zor bir bölümdü ama ben bölümümü sevdiğim için bu zorluklarla başa çıkabilecek gücü kendimde buluyordum. Son 2 haftam kalmıştı dönemi bitirmeme, daha sonra final sınavlarımı da verecektim ve mezun olacaktım. Finallerde bir sıkıntı yaşamayacağımı biliyordum çünkü her zaman düzenli ve disiplinli bir insan olduğum için derslerime de yeteri kadar çalışıp karşılığını fazlasıyla alıyordum.
Bu bölümü seçmemin nedeni küçüklüğümden beri insanlara masaj yaptığımda gerçekten bu masajın onlara çok iyi geldiğini söylemeleri ve bu işi yapmam gerektiği konusunda ısrar etmeleriydi. Mesleğe başlamadan önce ben de fizyoterapiyi buna bağlı bir meslek olarak görüyordum fakat daha ilk senemde yanıldığımı anlamıştım, bunun çok ilerisinde ve her şeyi kapsayan bir meslekti ancak hiçbir zaman bu bölümü seçtiğime pişman olmamıştım.
Hocanın gelmesine birkaç dakika kaldığını görünce hemen kahve bardağını çöpe atıp yerine geçtim. Ders için hazırlanırken sınıftan arka arkaya Esin ve Buğrahan hoca girdiler. Esin hemen yanımdaki boş sıraya oturdu ve soluklandı. Hocadan önce girmek için koşmuştu büyük ihtimalle çünkü Buğrahan hoca çok tatlı bir insan olmasına rağmen derse geç gelinmesinden hiç hoşlanmıyor ve geçerli bir sebebi yoksa geç kalanları derse almıyordu. Onun dersine hiç geç kalmamıştım çünkü en temel dersi bize veriyordu ve bir dersi kaçırınca diğerlerini de anlamıyorduk. Bunları boşverip yanımda ceketini çıkaran Esin'e döndüm ve gülerken sordum.
"Bugün neden geç kaldınız acaba Esin hanım?"
Esin ceketini çıkarıp benim gibi astıktan sonra bileğindeki tokayla uzun saçlarını hızlıca ensesinde bir topuz yaptı ve o sırada bana cevap verdi.
"Yalnız geç kalmadım ben Alina hanım, geç kalayazdım sadece. Hem benim bu sefer hiç suçum yoktu valla otobüs birden arızalandı biz de inip diğerini beklemek zorunda kaldık. Yoksa ben tam vaktinde burda olurdum ki zaten oldum."
Onun bir solukta cümlelerini sıralamasını dinlerken tekrar güldüm, her zaman her şeye yeterli bir cevabı vardı bu kızın.
"Tamam Esin tamam, yine sen haklısın. Hem bak Allah'tan geç kalmadın çünkü bu Buğrahan hocayla son dersimiz bu biliyorsun. Adam hiçbir dersi boş geçirmiyor resmen, birini kaçırınca ipin ucu da kaçıyor yani."
"Aynen, o yüzden acele ettim ben de. Valla koşarken birkaç kişiye çarpıp sabah sabah küfür bile yedim kızım bu derse geç kalmamak için. Son 2 hafta kalmışken hocanın beni sınıfta azarlamasını istemezdim zaten."
Dediği şeylerle tekrar güldüm ve başımı aşağı yukarı salladım ona hak verdiğini göstermek için. Buğrahan hoca boğazını temzileyip derse başlayacağını belli ettiğinde ikimizde ciddileşerek önümüze döndük ve slaytın açılmasıyla dersi dineleme başladık.
Uzun ve yorucu geçen dersin sonunda hoca dersi bitirdiğini söylediğinde derin bir nefes verdim ve kafamı sıraya yasladım. Blok yaptığımız ders gerçekten çok zorlamıştı beni, kafamı kaldıramıyordım resmen başıma giren ağrıdan dolayı. Esin'in de benden farkı yoktu, o da sıraya koyduğu kollarının üzerine başını yaslamıştı. Herkes toparlanıp sınıftan çıkarken biz öylece durmuştuk.
Daha sonra Esin kafasını kaldırdı ve toparlanmaya başladı. Benim kafam hala sıradayken ona döndüm ve hareketlerini izlemeye başladım. Sandalyeden ceketini aldı ve üzerine geçirdi, daha sonra çantasını ve kitaplarını da toplayıp bana baktı 'gelmiyor musun' dercesine.
"Sen git, ben birkaç dakika sonra çıkacağım. Hem otobüsümün gelmesine daha yirmi dakikadan fazla var boşuna dışarıda beklemeyeyim. Zaten burda da ders yok. Dururum işte sınıfta." dedim beni beklememesi için. O da kafasını salladı ve bana kısaca sarıldıktan sonra sınıftan çıktı. Ben de kollarımı sıraya yasladım ve kafamı kollarıma gömüp gözlerimi kapattım. Sınıfta benden başka kimse kalmamıştı. Öylece dışarıdan gelen insanların ve araçların sesleri dinliyordum ve eve gidince uyumayı hayal ediyordum. Düzenli bir şekilde nefes alıp verirken şu an bu anın beni ne kadar dinlendirdiğini fark ettim. Dışarıdan gelen boğuk gelen sesler iyice uykumu getirmişti ve hiç kalkmak istemiyordum bu sıradan. Yatağımdan daha rahat gibiydi hatta şu an. Tüm bu düşüncelerle gözlerim iyice kapanırken birden tuhaf bir şey oldu ve tüm sesler kesildi. Yanlış mı duyuyorum diye iyice dikkat kesildim ama hayır, gerçekten de hiç ses gelmiyordu. Bu tuhafıma giderken kafamı kaldırdım ve gerindim. Ortam o kadar sessizdiki kendi nefes seslerim ve yutkunuşum kulaklarımda büyümüştü resmen. Buna bir anlam veremedim pencereye doğru baktım. Oturduğum yerden hiçbir şey anlamazken ayağa kalktım ve pencereye doğru yürüdüm. Ayakkabının çıkardığı tıkırtılar sınıfta büyüyüp yankılandığında her şey daha da tuhaflaştı. Pencerenin önüne geldiğimde dışarıya göz gezdirdim. Birkaç kez gözlerimi kapatıp açtım fakat yine görüntü değişmemişti. Resmen her şey ve herkes donmuş gibiydi, hiçbir şey kıpırdamıyordu. Gökte uçan kuşlar dahi oldukları yerde durmuşlardı ve kanat bile çırpmıyorlardı. Ne olduğuna anlam veremedim ve bunun zihninin bana bir oyunu olduğunu düşündüm. O sırada içinde bulunduğum sınıfın kapısı açıldı birden ve ben arkamı döndüm. Kapının önünde bir adam gördüm ve istemsizce süzmeye başladım. Sitah bir tişört ve siyah kot pantolon giymişti. Tişörtü kaslı ve geniş göğsünü iyice sarmıştı. Pantolonu da uzun bacaklarına tam oturmuştu. Yüzüne baktığımda siyah ve buradan yumuşacık görünen saçları anlına dağınık bir şekilde dökülmüştü. Keskin ve kemikli çenesi, bir erkeğe göre gayet güzel olan burnu ve dolgun dudakları vardı. Bana dakikalar sürmüş gibi gelen şu birkaç saniyede adamı bildiğiniz süzmüştüm. Bakışlarım en son mavinin koyu tonu olduğunu gördüğüm gözlerine değdi ve birkaç saniye öylece durdum. O da aynı şekilde beni süzüyordu fakat kaşlarını çatmıştı. Gözlerine daha dikkatli bakarken birden başıma giren ağrıyla sendeledim ve gözlerimi kapattım. Çok keskin bir ağrıydı bu ve gözlerimi kapatınca sanki daha çok artmıştı. Ağrı başımdan sol göğsüme doğru hareket etmeye başladı birden ve ben aynı anda sesli bir şekilde acıyla inledim. Bu da neyin nesiydi, ne olmuştu birden bire.
Ortamda hala hiç ses yoktu ve ben gözlerimi açmaya çalıştım, başım ve göğsümdeki acıyla nefes almak bile zor geldi birden. Gözlerimi açınca onun da ellerinin saçlarının arasında olduğunu ve gözlerini kapattığını gördüm. Ona doğru bir adım atmaya çalıştım fakat bu hareketim ağrının artmasına sebep olunca tekrar inledim. Neler olduğunu anlayamıyordum, sanki zaman birden bire donmuştu da ben ve bu yabancı kalmıştık sadece donmayan. Ne kadar saçma görünse de ben şu an bu anı yaşıyordım, kabullenmek istemesem de bu acı o kadar gerçekçiydi ki kabullenmek zorundaydım resmen. Onun gözlerine birkaç saniye baktığımda ortaya çıkan bu acı belki de onun bana yaptığı bir şeydi. Belki de acımı o dindirirdi. Bana ne yaptığını ona sormalıydım belki de.
"Sen, bana ne yaptın?" diye bağırdım acı yüklü sesimle. Sanki sesim onda deprem etkisi yaratmış gibi sendeledi birden ve gözlerini daha sıkı kapattı. Yüzünü buruşturdu. Birkaç saniye nefes almadığını fark ettim. Bağırışımla birlikte daha çok acı çekiyor gibi göründü gözüme.
"Sus, bağırma sakın." diye o da bağırdı fakat sesini duyduğumda nedense kafamın içinde yankılandığını hissettim. Bu ağrımı arttırdı ve acıyla ufak bir çığlık attım. Ellerimi kulaklarımın üzerine kapadım hemen. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı usulca. Neler oluyordu anlamıyordum, tüm bunlar bana aklımın oyunu muydu onu da bilmiyordum. Sanki benimle beynimin içinden konuşuyordu. Sesiyle acım ikiye katlanmıştı resmen. O sırada ikimizin de aynı şeyi yaşadığımızı fark ettim. Ben nasıl acı çekiyorsam o da aynısını çekiyordu.
Göğsümdeki ve başımdaki acı dayanılmaz bir raddeye geldiğinde gerçekten de nefes alamamaya başladım. Son gücümle sıraya tutunarak yere çöktüm ve yalvarırcasına fısıldadım.
"Bana yardım et."
Sesimi duyduğunda ifadesini düzeltti ve gözlerini açtı. Yaslandığı duvardan doğruldu ve toparlanmaya çalıştı. Bana doğru yürümeye başladı zorlanarak, tam önümde durduğundaysa benimle aynı hizaya gelmek için çömeldi. Kafamı kaldırıp tekrar gözlerine baktığımda acım arttı. Aynısı onun da yaşadığını anladım fakat ifadesini bozmamaya çalışarak bakmaya devam etti. Gözleri gözlerimdeyken sol elini yavaşça kaldırıp sağ yanağıma dokundu. Daha sonra sağ elini de aynı şekilde kaldırıp kalbimin hizasına getirdi ve oraya dokundu. Birden hissettiğim tüm acı durdu ve gözlerinden kopamadan derin bir nefes aldım. Kalbimin sesi kulaklarımda yankılanıyordu az önce yaşadığım şeyden dolayı. Tam konuşmak ve ona neler olduğunu sormak için dudaklarımı aralayacaktım ki sanki bu acının dinmesini bekliyormuşçasına gözlerim birden kapandı ve bilincim kayboldu. Onun kollarına doğru düştüğümü hissettiğimde çoktan her şey belirsizleşmişti fakat yine de onun son söylediğini duymuştum.
"Sana yardım edemem, ama sen bana edeceksin."