Bölüm 9: Tartışma ve Kin

1582 Words
Adamın mızrağı sırtındaki yerindeydi ve sanki neler yapabileceğini kestirmeye çalışıyormuş gibi gözlerini Masamune üzerinde gezdiriyordu. Masamune kendini izleyen adamın yüzüne bakarak ''Ne oldu?'' diye sordu. ''Az önce yaptıkların biraz... Gücünü mü gizliyorsun?'' Gücünü gizlemek... Masamune bunu duyunca ifadesi değişti ve yüksek sesle ''Aciz yaratıkları gebertmek için daha fazla güce ihtiyacım olduğunu mu düşünüyorsun?'' dedi. Bu sözlerinden sonra kendisi bile bir süre durdu. Yoksa bu cümlesinde hissettiği şey... Bu kibir miydi? Elini başına koydu ve birkaç kez sağa sola salladı. Ona ne oluyordu? Resmen yaratıkları küçümseyerek konuşmuştu. Birini küçümsemek ve kendini ondan büyük görmek. Bu kibir değil miydi? ''Sakin ol. Senin gücündeki birinin o kadar lanetlinin arasına atlamasına ne denir biliyor musun? Delilik! Resmen delilik! Peki ya onları öldürebilmene ne demeli? Gücünü gizlediğini düşünmekte haklıyım dostum.'' ''Beni iyi dinle sert adam. Öncelikle elini indir.'' diyen Masamune, adamın omzuna koymuş olduğu eli tutarak indirdi. Ardından ''Fark ettin mi bilmiyorum ama lanetliler Kudret Alemi gücüne sahipti. Ben de Kudret Alemi'nde olduğuma göre onları neden öldüremeyeyim? Benim tekniklerim var. Onların ise sadece pençeleri ve ağızları.'' diyerek devam etti. ''Tekniklerin çok sağlam olmalı. Nagtuuz'a mı tapıyorsun?'' ''Ne?'' ''Orada oldukça öfkeli görünüyordun ve gücün açıkça Kudret Alemi'ndekilerin yapamayacağı şeyleri yapabileceğin kadar arttı. Öfke Tanrısı Nagtuuz'a mı tapıyorsun?'' ''Şimdiye kadar hiçbir tanrıya tapmadım. Her neyse bu konuşma çok uzadı.'' Masamune arkasını dönüp ilerlemeye başladığı zaman adam arkasından ''Hey hey bekle bir saniye! Sana bir teklif yapmak için geldim!'' diye bağırdı. ''Bir teklif mi?'' diyen Masamune arkasını dönerek adamın teklifini duymak istedi. ''Bugün burada yaptıkların seviye gücünün çok üzerinde bir savaş gücüne sahip olduğunu herkese gösterdi. Yakın zamanda gerçekleşecek olan avdan haberin vardır. Bu avda her loncaya senin gibi adamlar lazım oluyor. Ben Gök Rüzgarı Loncası'ndan Doss, seni av için loncamızın hazırladığı birliğe katılman için davet etmeye geldim.'' ''Gök Rüzgarı Loncası'ndan Doss... Mızrak kullanıyor ve teknikleri lanetliler üzerinde oldukça etkili. Silahını kullanmaya alışmış bu nedenle bir ev gibi dar alanlarda bile mızrak kullanmakta sıkıntı yaşamıyor. Gücü İrade Alemi'nde ama savaş gücünün Yükseliş Alemi'ne yakın olduğunu söylemek yalan olmaz.'' düşünceleri Masamune'nin zihninden geçti. Sonuç olarak kendini gizlemesi gerektiğinden dolayı iletişimde olabileceği kişileri olabildiğince tanımalıydı. Ardından da ''Bir loncaya katılmak istediğimi sanmıyorum. Orduya katılma planlarım var. Ayrıca ava kendi başıma da gidebilirim.'' diye cevap verdi. ''Lanetli Dağ'ın orta kesimlerine tek başına, daha Kudret Alemi'ndeyken mi gitmeyi planlıyorsun? Yeterince gezemediğin anlaşılıyor gezgin. Yoksa Lanetli Dağ ile ilgili söylentileri, Kudret Alemi'ndeki yaratıkların sadece başlangıç olduğunu ve bitkilerin daha derinliklerde yetiştiğini bilirdin. Senin yeteneklerinle bir bitki alıp kaçmaya çalışsan bile lanetliler tarafından parçalanırsın. Öte yandan yanında arkanı kollayacak birkaç kişi olursa hem yaşarsın hem de bitkilerle döndüğün için ceplerin altınla dolar.'' Masamune bir an düşündü. Lanetli Dağ'ın zirvesindeki odasında bulunan boyutsal yüzüklerden belki de yüz binlerce altın çıkabilirdi. Ama bu şehirde de tanınmak istiyordu. Böylelikle yükselmesi kolaylaşacaktı. Orduya katılmadan önce bu loncaya mı katılmalıydı? ''İyi düşün dostum. Ordu sana terfi almadığın sürece Kudret Alemi'ni geçme izni bile vermeyecek. Öte taraftan lonca üyelerinin Yükseliş Alemi'nin zirvesine kadar gelebilme izinleri vardır. Sendeki potansiyel büyük ve kısa sürede gelişeceğine inanıyorum. Kendini sınırlayacak mısın yoksa güçlenmek mi istiyorsun?'' Masamune, Doss'un gözlerine bakarken kararını vermişti ve ''Pekala, loncanızla birlikte ava gideceğim.'' diyerek bunu ona da söyledi. ''Harika dostum. Bu arada ismin nedir?'' ''Masamune.'' ''Masamune... Bu ismi şimdiye kadar duyduğumu sanmıyorum. Bir yer hariç...'' Masamune, Doss'a soran gözlerle baktığı zaman ''Bin iki yüz yıl öncesinden kalma bir hikaye. Lanetli Kral'ın adının da Masamune olduğu söylenir.'' cevabını aldı. ''Lanetli Kral mı?'' Lanetli Kral lafını duymak Masamune'yi heyecanlandırmıştı. Ayrıca altınları karşılaştırdıktan sonra bir kez daha bin iki yüz yıldır mühürlü olduğunu kanıtlamış olmuştu. Bin iki yüz yıl... Dünyanın bu kadar değişebilmesine şaşmamalıydı. Aradan asırlar geçmişti. Asırlar... Dile kolay. İnsanlar onunla ilgili ne diyorlardı acaba? ''Ben öyle hikayeler duymadım? Ne diyorlar?'' ''Duymaman normal, pek bilinen bir şey değil. Söylentilere göre Lanetli Kral lanetlilerin dünyaya hakim oldukları devirde yaşayan bir kara büyücüymüş. Bazı hikayeler kara büyücülerin lideri olduğunu da söyler. Şey, aslında birçok farklı hikaye var. Neye inanacağımıza karar vermek zor.'' Onlar konuşmalarının ortasındayken geniş bir kılıcı sırtına takmış, ağır zırhlı bir erkek onlara doğru geldi. Bir yandan da ''Sonunda seni buldum!'' diye bağırmıştı. Masamune gelen adama bakarken o iyice yaklaştı ve ''Sana bir teklifle geldim genç gezgin.'' diyerek söze başladı. ''Geç kaldın Cagier. Masamune bizim loncamıza katıldı.'' Cagier isimli savaşçı yüzüne sinirli bir ifade takınarak ''Bir fırsatçı gibi hiçbir fırsatı kaçırmıyorsun Doss.'' dedi. ''Bu yüzden bizim loncamız sizinkinden hızlı yükseliyor.'' Cagier sinirli bir şekilde arkasına dönerek geldiği zamanki halinin tam tersi bir şekilde oradan ayrıldı. Doss, Masamune'ye doğru döndü ve ''Kimse senin gibi bir savaşçıyı kaçırmak istemez. Az bulunan türden bir insansın.'' diyerek onu övdü. ''Bana övgü cümleleri söylemeyin. Tek şartım bu.'' Doss, Masamune'nin övülmek istemediğini görünce onun hem yetenekli hem de mütevazi olduğunu düşündü. Masamune'nin övgü sözleri istememesinin gerçek nedeni ise bir anda farkında olmadan kendini büyük görüyormuş gibi konuştuğundan dolayı tekrar buna neden olabilecek şeyleri ortadan kaldırmakistiemesiydi. ''Pekala, anladım. Öyleyse temizlik devam ederken seni loncaya götürmeme müsaade et.'' ''Gidelim.'' Şehrin iç kesimlerine doğru dönen Masamune ve Doss ilerlemeye başladılar. Doss önde, Masamune ise hemen arkasındaydı. İçten içe neden yürüdüklerini ve geçit açmadıklarını merak etse de sormaktan çekiniyordu. Sonuç olarak geçit büyüleri onun zamanında bile pek yaygın değildi. Hele ki her şeye sınır koyan bu düzende geçit büyüleri yasaklanmış olabilirdi. Yürüyüş uzun sürmüştü ve hala loncaya varamamışlardı. Bunun üzerine Masamune ''Daha ne kadar var?'' diye sordu. Doss ileriye bakmaya devam ederken ''Lonca binası batı tarafında olmasına rağmen duvarlara biraz uzak. Bu yüzden o kadar geç gelebildik.'' diye cevap verdi. Masamune cevap vermedi ve ilerlemeye devam ettiler. Geldikleri yol kadar daha yürüdükleri zaman sonunda durdular Yürüyüş yaklaşık üç saat sürmüştü. Büyük bir bina karşılarında duruyordu. Binanın duvarları mavi renge, tahta pencereler ve kapı ise koyu kahverengine boyanmıştı. Kapısı iki iri adamın aynı anda geçebileceği kadar genişti. İkili içeri girdikleri zaman savaştan onlardan daha önce ayrılan kişiler koltuklarda oturuyor ve dinleniyorlardı. Onlar da Masamune kadar çok olmasa da oldukça fazla lanetli öldürmüşlerdi ve haliyle yorgunlardı. İçlerinden birisi Masamune'yi görünce ''Hey! Sen şu deli gibi, lanetlilerin arasına atlayan adamsın!'' dedi ve kahkaha attı. Hemen ardından ise ''Oldukça yetenekliydin dostum.'' diye ekledi. Diğerleri de Masamune'ye bakmaya başlamıştı. ''Doss seni bizim loncamıza getirdiği için şanslıyız. Senin gibi bir yeteneğin başka bir loncada ziyan olması hiç hoş olmazdı.'' Adam oturduğu yerden kalktı ve ''Ona bir içki koyun!'' diye bağırdı. O an Masamune bu binanın içinin bir handan neredeyse farksız olduğunu fark etti. Tezgahından masa sandalyelerine kadar her şey vardı. Tezgahın arkasındaki adam eline bir şişe içki aldığı zaman ''Ben içmem.'' diyen Masamune onu durdurmuştu. ''İçmez misin?'' diyen adam biraz doğrulduktan sonra anlatmaya başladı. ''Orada olan savaş basit bir şey değildi dostum. O lanet yaratıkların iki bin kişilik askeri birliği parçaladığını gördüm. Oraya çok yakın olduğum için hemen savaşmaya gitmiştim. Lanet mahlukatlar bir anda parlamaya başladı ve birliğin içinden geçtiler. Hayatımı bir şekilde beni kurtaran şu adama borçluyum.'' Masamune işaret edilen kişiye baktığı zaman turuncu renkte gür saçları ve sakalı olan, iri yarı bir adam gördü. Öyleydi ki bu adam sıradan bir insandan hiç değilse üç karış daha uzundu. Bir insan gücüne bakmadan önce bedenini gördüğü zaman ondan çekinirdi. ''İşte kıçımı o herif kurtardı dostum. Bugün hayattayız ve bu kutlamaya değer. O yüzden bir şeyler iç.'' ''Bu loncada içkiden başka bir şey yok mu?'' ''Tabii ki var. Adama biraz meyve suyu getirin!'' Tezgahın arkasındaki adam elindeki içki şişesini bıraktı ve başka bir cam şişe çıkardı. Bu cam şişenin içi aynı o adamın saçları gibi turuncu bir suyla doluydu. ''Genelde çocuklara verilir ama sanırım onu istiyorsun.'' Adamın imalı konuştuğunu fark eden Masamune gözlerini yavaşça ona doğru çevirdi ve ''İğrenç bir şey içmek isteseydim zaten içki isterdim.'' dedi. ''Görüyorum ki lafın altında kalmıyorsun. Cesareti severim, aşırıya kaçmadığı sürece.'' ''Beni tehdit etmek akıllıca bir davranış değil.'' Adam biraz sinirleniyor gibiydi ve yavaşça ayağa kalkarak cüssesini ortaya koyduktan sonra ''Beni dinle genç adam. Senin gibi yetenekli birisi loncamıza geldiği için kutlama anlamında sana içki vermek istedim ama içtiğimiz şeylere iğrenç demen yetmiyormuş gibi bir de beni tehdit ediyorsun.'' ''Masamune sakin ol. O loncanın ikinci lideri. Onu sinirlendirme, yetişimini sakatlamaktan çekinmez.'' Doss hemen Masamune'nin kulağına eğilerek onu uyardı. O ise Doss'a ters ters baktıktan sonra tekrar adama doğru döndü ve ''Lanet loncanıza katılmaktan vazgeçtim. Yerinizde olsam Lanetli Dağ'dan uzak dururdum.'' dedikten sonra lonca binasının kapısına yöneldi. İkinci Lider öfkeli bir şekilde ''Bu binadan çıkmadan önce kıçını indireceğim şerefsiz herif!'' diye haykırdı. Oturan diğer kişiler İkinci Lideri sakinleştirmek için ayağa kalktılar ve bir yandan onu tutarken bir yandan da konuşarak sakinleştirmeye çalıştılar. İkinci Lider hepsini bir kenara savurdu ve Yükseliş Alemi'ndeki aurasını saldı. Bu gücün Masamune'yi yerine sabitleyeceğini düşünüyordu. O ise aurayı hissedince durdu. ''Yapmayın efendim. Güçlü kişilerin Lord Alshien için değerini biliyorsunuz. Lord Yardımcısı Dvithram onu gördü.'' Dvithram'ın adının geçmesiyle birlikte İkinci Lider'in aurası geri çekildi. Dişlerini sıkarak ''Atın şunu binadan!'' dedi. İki kişi Masamune'ye doğru ilerlerken olanlardan sonra iyice öfkelenen Masamune kendisine doğru yaklaşan kişilere baktı. Onun bakışları iki kişinin de durmasına neden oldu. Diğerleri anlayamasa da sanki bir adım daha atarlarsa hayata veda edeceklermiş gibi hissettiler. Onların durduğunu gören Masamune binadan çıkmadan önce ''Umarım buradaki cesaretin gibi, dağa gidecek cesaretin de vardır İkinci Lider bozuntusu.'' dedi. Binanın kapısı kapandığı anda İkinci Lider'i kimse tutamadı ve hızlıca lonca binasından çıkarak Masamune'yi bulmak için etrafına bakındı. Masamune ise çoktan oradan uzaklaşmıştı. Bir evin çatısına çıkmış ve yumruklarını tüm gücüyle sıkarak ''Kendimi gizlemek zorunda olduğum için bildiğin tüm yüce şeylere dua et! Bölgeme giren Gök Rüzgarı Loncası üyelerinden birisi bile çıkamayacak. Senin için ise çok farklı planlarım var pislik!'' dedi. Kendini gizlemek zorunda olduğundan karşılık verememişti ama Lanetli Dağ, kendini tutmadan istediğini yapabileceği yegane yerdi. Oradayken kimse onun öfkesinden kurtulamazdı. Hiç kimse! Mor gözleri yeniden parlıyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD